Melekler Sehri Bangkok

Erkan is seyahati sebebiyle Eylul’de
Bangkok’a gidecegini soyledigi zaman bana gun dogdu:)

Hemen on arastirmalari yaptim, ise
oncelikle tecrube edinenlerin bloglarini okuyarak basladim ki gercekten faydali
oldu. Nairobi-Istanbul-Bangkok-Istanbul-Nairobi ucusumu hemen
ayarladim.(Oglumuzu anneannesine birakmaya karar verince bu sekilde bir rota
cizdim).

Ben Istanbul’dan
Erkan da direkt Nairobi’den geldi, 9 saatlik ucusun sonunda esimle Bangkok
havalimaninda bulustuk, pek romantikti:) Alandan taksiye mi, shuttle’a mi vs.
diye dusunurken yogun nem ve sicak altinda erimeden kendimizi shuttle’a attik
ohhh klima son ayarda sehrin yolunu tuttuk. Merkeze geldik ve durduk ama
Allah’im ne trafik Istanbul trafiginden beter, tek fark kimse sizlanmiyor, kuzu
kuzu bekliyor. Kotu olan yogun egzos kokusu… Etrafa bakinirken
motosikletlilerin hatta bazi yayalarin bundan kacinmak icin maske taktiklari
gozume carpiyor.
 
Inisimizden 2 saat sonra Sukhumvit
bolgesinde kalacagimiz otelimize yerlestik. Kaldigimiz otelin kapisindan cikinca
hemen skytrain ve metroya 5 dakikada yuruyerek ulasabiliyorduk ki vakit
nakittir, cok avantajini gorduk.

Bangkok’ta nehrin kiyisi, Sukhumvit ve
daha birkac bolgede kalinabilecek cok sayida otel var. Biz otelimizi
internetten yorumlara bakarak sectik, hayal kirikligina ugramadik.

4 saatlik saat farki ve uykusuz gecen 9
saatlik ucusun sersemligini uzerimizden atmak icin hemen dus alip kendimizi
disari attik. Yol kenarlari minik el arabalarinda yiyecek satan Taylandlilar’la
dolu… Yerel halkin cogu bu tezgahlardan paket yaptirip ellerinde plastik
torbalarla evlerinin yolunu tutuyorlar. Aciz, birkacina yanasip su nedir icinde
ne var vs. diye soruyoruz ama Ingilizce onumuzde kocaman bir duvar… Ilk gunun
verdigi acemilikle yol kenarinda yemege cesaret edemiyoruz, yol ustundeki bir
kafeye girip sandvic atistiriyoruz, ohhh dunya varmis kendimize geliyoruz, ehhh
biraz da agirlik cokuyor kendimizi bir masaj salonuna atiyoruz. 

Masaj salonu dedigin o kadar cok ki
secmek zor. Tayland’da masaj yaptirmayani dovuyorlar:) Temiz gorunen(!) bir
tanesine giriyoruz, ben ayak-omuz-bas Erkan da Thai masaji yaptiriyor. 1 saatlik
masajin bedeli 200 BHT(30 BHT=1 $), ben uykuya dalip ustune ustluk ruya bile
goruyorum.

Masaj sonunda her ne kadar vucutlarimiz
haydi yataga dese de kendimizi meshur barlar sokagi Soi Cowboy’da buluyoruz.
Sokakta sagli sollu ici striptiz bar seklinde dekore edilmis kulupler var, birer
kadeh birsey icip pek te keyif almayarak ayriliyoruz. Aaaa yine acikmisiz ama ne
yesek diye dolasacak halimiz olmadigindan bir kere daha Bangkok’a gitsek asla
yapmayacagimiz seyi yapiyor ve McDonalds’a gidiyoruz, gunun sonu
tisss…

2.gun planimiz sabah erkenden kalkip
Floating marketlerden birisine gitmekti. Marketler sabah cok erken acilip oglen
olmadan kapaniyor. Saat kurmamiza ragmen uyanamadik. Bu marketlerden belki de en
turistik olanlari Bond filmlerinden sonra unlenen Damnoen Saduak’in yani sira
Taling Chan, Bang Khu Wiang, Tha Kha. Damnoen Saduak ve Tha Kha sehrin 80-90 km
uzaginda. Hepsine de degisik ulasim olanaklari mevcut.


2.gun planimiza Grand Palace, Wat Arun
ve Wat Pho’yu sigdirdik. Wat, Thai dilinde tapinak anlamina geliyor.
Otelden cikip sky train’e
bindik.Sky train’den nehire yakin inip, Chao Phraya nehri boyunca toplu tasimayi
saglayan botlara bindik. Bot duraklarindaki giselerden gunluk bilet aldik kisi
basi 150 BHT verip, halbuki botun icinde alirsaniz kisi basi 10-15 BHT arasi bir
rakam oduyorsunuz. Ehhh acemilik kulagimiza kupe oldu.

Yol boyunca halkin icinde yasadigi
nehir kenarindaki evleri,yuksek gokdelenleri izledik. Botlarda Budist rahiplere
ozel yerlerin ayrilmis olmasi dikkatimizi cekiyor.


Ilk duragimiz Grand
Palace.

Grand
Palace 1782 yilinda yapilmis 100’den fazla ayri binadan olusan, hem kraliyet
sarayi ayni zamanda da icinde idari binalarin bulundugu oldukca gorkemli genis
bahceleri olan bir yapi. Kral yilda 5 kere saraya gelip torenlere katiliyormus,
gelis sebeplerinin 3’u mevsimsel olarak (Tayland’da 3 mevsim var kis, sonbahar,
yaz.) Buddha’nin altindan yapilmis kiyafetini degistirmek.


Binalarin dikkat cekici ozelliklerinden
birisi cati kenarlarinin yukariya kalkik olmasi. Cati kenarlarinda asili olan ve
ruzgarla ses cikaran zilli susler kuslarin catiya tunemesini ve etrafini
pisletmesini engellemek icin yapilmis.

Yeri gelmisken 83 yasindaki Tayland
Krali Bhumibol Adulyadej 2010 yilinda Independent dergisinin dunyanin en
zenginler listesinde 23 milyar avro servetiyle dunyanin en uzun sure gorev yapan
devlet baskani unvaniyla ilk sirada yer aliyor. Bangkok’ta bircok yerde kralin
poster seklindeki fotograflarini gormek mumkun ancak hepsi nedense genclik
fotograflari… Kral Bhumibol, siyasi bir rolü olmayan anayasal bir monark
olmasına rağmen, geniş halk yığınları tarafından seviliyor ve ülkenin yegane
birleştirici sembolü olarak görülüyor.

Saraya giris icin kiyafet zorunlulugu
var. Sort, kolsuz penye, cok acik ayakkabi giyemiyorsunuz. Kiyafetiniz uygun
degilse size uygun bluz ve salvarimsi pantalonlar veriyorlar, kabinlerde
uzerinizi degistirip saraya giris yapabiliyorsunuz. Ben onceden okumustum, ona
gore giyinip gittim, yanima da cikista degistirmek icin yedek kiyafet
aldim.



Bilet alirken verilen brosure ilaveten
350 BHT’a bir rehberle anlasip tura basliyoruz. Mutlaka ingilizcesi anlasilir
birisini secmelisiniz yoksa anlamaniz mumkun degil.

Sarayin icindeki irili ufakli ibadet
yerlerini gezip bol bol Buddha goruyoruz. Saray bahcesindeki bonzailere hayran
kalmamak mumkun degil…


Saraydan cikinca yolun hemen
karsisindaki “Au Beau Pain”de birseyler atistiriyoruz ve yagmur basliyor.
Yurumektense 2.duragimiz olan Wat Pho icin tuk tuk’a biniyoruz, sonrasinda
pisman olacagimizi az cok tahmin ederekten. Seyahat oncesi bloglardan okudugum
tipik bir Tayland’li sofore denk geliyoruz. Ingilizcesi anlasilmayan, bizi
soyledigimiz yerden baska yerlere goturmek icin israr eden… Biz Wat Pho
dedikce o Big Buddha, Thai Center deyip duruyor. Elindeki indirim kartlarini
gosterip Thai Center’i anlatiyor yarim yamalak anlasilmaz ingilizcesiyle.
Istedigini yapiyor ve bizi Big Buddha’ya goturuyor. Big Buddha ayakta duran
devasa bir Buddha gercekten… Cikista hala Thai Center konusunda israr etmeye
devam edince ben sinirleniyorum, sofor de sinirleniyor ve fiyati arttiriyor.
Sonucta yagmur sebebiyle bindigimiz, saraya yuruyus mesafesindeki Wat Pho’nun
kapisinda inip bir daha da seyahatimiz boyunca tuk tuk’a
binmiyoruz.



Wat Pho Bangkok’taki en eski ve en
büyük tapınak. Ayrıca, 46 m. uzunlukta ve 15 m. yüksekliğindeki “Reclining
Buddha” heykeli Buddha’nin nirvanaya ulasmasini tasvir ediyor. Heykelin
ayaklarının tabanındaki sedef taslar ise Buddha’nın 108 kutlu alametini tasvir
ediyor. Bu heykel Tayland’da yatay konumdaki en büyük ve en güzel Buddha
heykeli.  Wat Pho, aynı zamanda Tayland masajı da dahil olmak üzere geleneksel
Thai tıp tekniklerinin öğretildiği bir merkez niteliğinde. Wat Pho’nun girisi
kisi basi 50 BHT. Yine irili ufakli tapinaklara girip
cikiyoruz.




Wat Pho’dan cikinca nehrin karsisindaki
Wat Arun’a gitmek icin 3’er Bht verip bota biniyoruz. Wat Arun ayni zamanda
“Safak Tapinagi” olarak ta biliniyor.

Wat Arun’nun en büyük ve göze çarpan
parçası yapının merkezinde bulunan kule  kısmı. 82 metre yükseklikteki kule
gündüz güneş ışınlarını yansıttığı için ışıl ışıl oluyormus. Biz gezerken hava
kapaliydi, isildadigini goremedik. Kule, Çin porseleni ve parıltılı seramik
parçalarıyla süslenmiş. Bu tarz bir süsleme bugünün şartlarında düşünüldüğünde
oldukça masraflı ve zahmetli ama Bangkok’un ilk yıllarında ortam böylesi bir
süsleme için oldukça elverişliymiş. Çünkü Çin’den, Bangkok’a yük almak için boş
gemiler gelirmiş ama gemiler, su üzerinde ağırlık yapmaları için tonlarca kırık
porselen parçacıklarıyla doldurulurmuş. Gemiler yüklerini alınca bu çin
porselenlerini Bangkok’ta bırakırlarmış. İşte bu kullanılmayan porselen
parçacıkları Wat Arun’un etkileyici süslemesinin kaynağını
oluşturmus.

Tapınak, merkez kule dışında 4 adet
küçük kulecikten oluşuyor. Bu dört küçük kule, dört rüzgârı sembolize
ediyor ve tepelerinde rüzgâr tanrısı Pai’nin heykelleri bulunuyor. Merkez
kulenin arkasında pek çok küçük kule daha var.

Bendeniz yukseklik korkumu hice sayip
merkez kuleye hic asagiya bakmadan cikiyorum, kalbim gum gum… Manzara havala
kapali olmasina ragmen cok guzel. Her ne kadar zorlansam da inisimde objektife
gulumsemeyi de ihmal etmiyorum:)


Ehhh epey yorulmusuz, donuste yine
kendimizi masaj salonuna attik. Favorim ayak masaji. Masaj salonlari gece gec
saatlere kadar aciklar (neden acaba?). Aksam yemegimizi yine yol kenarindaki
seyyar yerlerden birinde yiyiyoruz.


Yemek sonrasi Silom’daki Lebua Hotel’in
64.katindaki Skybar’a birseyler icmeye gidiyoruz ve Bangkok’un gece manzarasina
hayran kalarak ickilerimizi yudumluyoruz.


Cikinca saat de henuz erken oldugundan
Patpong’a gidip, “Open Air Market”i geziyoruz. Acik hava pazarinda unlu
markalarin taklitleri pazarlikla cok uygun fiyatlara alinabiliyor, biz sadece
yoresel ufak tefek hediyelikler alip ayrildik. Donuste taksiye binmek istedik.
Bangkok’ta taksiler oldukca ucuz, o tuzden taksimetre acmak istemeyenler
olabiliyor dikkat! Bir de taksiciler sizi alisveris merkezlerine goturmek icin
ayni tuktuk soforleri gibi israrci olabiliyorlar. Birkac tanesiyle konustuktan
sonra taksimetre acmaya razi olan birine binip otelin yolunu
tutuyoruz.

3. gun biz tembel gezginler yine
uyanamayip yuzen markete gidemiyoruz. Aslinda biz tembel degiliz hava kapali
perdeler bizi yaniltiyor:)) Gezimizin tek icimde kalan kismi bu oluyor, neyse
artik bir dahaki sefere:)

O gun pazar oldugundan Chatuchak’a
gitmeye karar veriyoruz. Chatuchak ucu bucagi olmayan, her turlu kiyafet,
ayakkabi, bitki, antika vb. seyleri bulabileceginiz bir pazar. Pazar dediysem
kucuk dukkanlardan olusan labirent gibi bir yer. Elimizde bir kroki olmasina
ragmen basimiz donuyor. Kiyafet anlaminda cok guzel seyler buluyorum ehhh cok
kilolu da sayilmam ama Tayland bedeni yine de bana zor oluyor. Taylandlilarin
cogu oldukca kisa ve zayif. Gerci yeni nesil fast food’la tanistigindan beri
kilolu Taylandlilar’in sayisinda epey artis goruluyor. Oyle boyle kendime birkac
penye vs. aliyorum gururlanarak:)

Chatuchak sadece Cumartesi ve Pazar
gunu acik. Denk gelen bir gunde Bangkok’taysaniz mutlaka ziyaret edin ve Pat
Pong’daki pazarla zaman kaybetmeyin.

Chatuchak’ta 4 saat gecirip (yine de
hepsini gezemeden) yorgun dusuyoruz. Cikista yol kenarindaki tezgahlardan taze
meyvalarla agzimizi tatlandiriyoruz.


Otele aldiklarimizi birakip aksam
yemegi icin yine yol kenarindaki seyyar restoranlardan birinde midemize Thai
lezzetlerini doldurduktan sonra sokak barlarindan birisinde birseyler icip
otelimize donuyoruz. Yorgunuz yarin son gun…

4. gun planimiz Ulusal Muze’yi gezmek.
Bugun biraz da tembeliz genis genis geziyoruz. Bangkok devaminda Phuket’te bol
bol dinlenecegiz ama olsun. Son gunumuzde kosturmak istemiyoruz. Tekrar nehir
boyunca yolculugumuzu yapip uzerine de yuruyerek muzeye variyoruz. Yolda bir
suru tezgah goruyoruz. Tezgahlara bakinarak yuruyoruz. Tezgahlarin hepsinde
irili ufakli Buddha heykelleri, resimler, minik minik taslar vs var. Budist
rahipler tezgahlarin en meraklilari…

Ulusal Müze, Güneydoğu Asya’nın en
büyük ve en kapsamlı müzesi olma özelliğine sahip. Müzenin binası 1782’de Prens
Wang Na’nın sarayı olarak inşa edilmiş ve 1884 yılında müzeye çevrilmiş.

Müzede Tayland ve komşu ülkelerin
kültür miraslarına ait kronolojik olarak düzenlenmiş pek çok eser sergilenmekte.
Müzede özellikle görülmesi gerekenler arasında; Thai dilinin en eski kayıtı olan
Kral Ramakamhaeng’in taş sütunu, Kral Taksin’in tacı ve V. Rama bölümü
bulunmakta.

Ana sergi salonunda Tayland’ın
geleneksel müzik aletleri, seramikler, kıyafetler, ahşap oymalar ve Çin
sanatından örnekler sergileniyor.
Muzenin icinde fotograf cekimi yasak.
Muzenin bahcesinde
sansimiza o gun ogrencilerin yaptigi atolye calismasi var… Cocuklar mutlu,
yerlere yayilmis faaliyetteler.



Muze cikisinda aklimizda olan ufak
tefek birkac alisveris icin Sukhumvit civarinda birkac yere ugrayip ve tabii ki
masajimizi yaptirip
otelimize donuyoruz. Sabah Phuket ucusumuz icin erken kalkacagiz. Yatagima
Bangkok’a
bir daha
gelebilme hayaliyle kivrilip uyuyorum.

ลาก่อน(Bye) Bangkok

2 yorum

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Yuppiiiii blogunda oldugu gibi burada da ilk yorumun bana kismet oldu.
    Gezgin Konak’cim Binrota’ya hosgeldin!
    Cok keyif alarak okudum yazini. Bir hesap yaptim Bangkok’a gideli tam 17 sene olmus. Eh, bu arada bir çok bilgi silinmis gitmiz dagarcigimdan. Sayende bilgilerimi tazelemekle kalmadim, hatta yeni yeni bilgiler de kattim bir öncekilerin yanina. Merakla Phuket serüveninizi bekliyorum. Sevgiler…

  • NEŞE dedi ki:

    Anıları tazeledik,yeni bilgilerde kattık depomuza….Masaj salonlarında bize verilen özel giysilerde ben çok zorlanmıştım doğrusu,nasıl sığacağız bu 36 beden kıyafetlere diye düşündük durduk…Şimdi herhalde beden seçeneği vardır diye düşünüyorum,aradan geçen 12 yıl sonra..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*