Malmö / Sıcakkanlı İskandinavyalı

Kopenhag’taki ilk sabahımıza uyanıyoruz . Bu şehirde ne yazık ki ikinci bir sabahımız olmayacak . Çünkü akşam 17.00 feribotu ile Oslo’ya geçeceğiz . Dün akşam biraz şehri gezdik , Tivoli Bahçelerine girip akşam yemeği yedik . Bunları daha sonra konuşuruz .

Bu sabah ki amacımız ülke değiştirmek . Evet yanlış duymadınız -okumadınız dersek daha iyi olurdu sanırım- Saat 15.00 deki otelden topluca ayrılış saatimize kadar olan sürede ülke değiştirmeyi ; Danimarka’dan İsveç’e , Malmö’ye gitmeyi ve bu şehirin bir tozunu alıp geri dönmeyi düşünüyoruz .,

Otelimizden Kopenhag Merkez İstasyonu’na kadar olan mesafeyi yürüyerek 20 dakikada alıyoruz ( Tivoli Bahçeleri de istasyonun hemen karşısında ) Bu şehirde taksiler çok pahalı . Bu yüzden yürüyebileceğimiz her yere yürümeyi tercih ediyoruz .

Dün akşam yemekten sonra tren ile gitmeyi planladığımız Malmö yolculuğumuz için otomatik makinalardan bilet almaya çalışmış ama başarılı olamamıştık . Bu sabah tekrar deneyeceğiz . O de ne , makinaların başında bir kalabalık , herkes birbirine danışarak biletlerin nasıl alınacağını anlamaya çalışıyor . Eski usul takılıp saat 10’da açılacak , karşımızda bir muhatap bulabileceğimiz gişelerin kuyruğuna giriyoruz . Birazdan makinalardan bıkanlar da kuyruğa girecekler . Kapılar tam saatinde açılıyor ve 5 dakika içinde yanlış hatırlamıyorsam 270 Danimarka Kronu’na 2 adet gidiş-dönüş Malmö biletine sahip oluyoruz  ve 10.12 de trendeyiz .



Biletlerimizi veren hanım kızımız dönüşü 24 saat içinde yapmamız gerektiğini hatırlatıyor . Ne gam , biz birkaç saat sonra dönmüş olacağız .

Son derece sessiz , sanki rayların üzerinden kayarak giden bir trendeyiz . Adamlara bu sessizlik yetmemiş bir de ”sessiz vagon” hazırlamışlar . Gürültü yapmanın , telefon ile konuşmanın , hatta fısıltı haricinde -bunu ben ekliyorum , herhalde fısıltıya bir şey demezler diye , çünkü konuşmanın yasak olduğunu gösteren bir işaret de vardı – konuşmanın bile yasak olduğu bir vagon . Dönüşte bu vagonda döndük . Endişe etmeyin , birbirimize küsmemiştik , sadece denemek için oturduk . Vagonda çıt çıkmıyordu .


Arka planda Oresund Köprüsü görülüyor

Tren yolculuğu 25-30 dakika kadar sürüyor ve en güzel yanı Oresund Köprüsü ile Drogden Tüneli . Köprünün yapımına 1995 yılında başlanmış ve 2000 yılında açılmış . Avrupa’da hem karayolu hem de demiryolu taşımacılığının yapıldığı en uzun köprüymüş : 7845 metre . Üst bölümü karayolu , alt bölümü demiryolu . İsveç tarafından başlayan köprü denizin ortasında bitiyor – burada küçük bir ada varmış – ve suyun altından Danimarka tarafından gelen tünel ile birleşiyor . Uzunluğu 4050 metre olan tünelin 3150 metresi denizin altından gidiyormuş .


Malmö Merkez Tren İstasyonu

Trenden indiğimizde Malmö Merkez Tren İstasyonu’nun yanındaki turizm ofisinden bir harita ve bir Malmö kitapçığı alıyorum . Bir dediğime bakmayın , gitmek isteyenlere çizip vermek için hep birkaç tane alırım ama bir adet temizinden geri getirmesini de isterim .



Sağa sola bakınınca Kopenhag gibi bir bisiklet şehrinde olduğumuzu farkediyorum . Her köşede yüzlerce bisiklet park etmiş , duruyor . Bisiklete binmede o kadar ustalaşmışlar ki her işlerini bisiklet sürerken yapabiliyorlar . Birbirleri ile sohbet ediyorlar , telefonda konuşuyorlar , kahve içiyorlar , inanmayacaksınız ama yün bile örüyorlar .



Küçük bir kanalın üzerinden geçerek eski şehire doğru ilerliyoruz . Günlerden pazar , sabah erken saatler . Sokaklarda turistler dışında fazla insana rastlamıyoruz . Eski şehire girerken fotoğrafını çektiğim tuğlalı kilisenin , daha sonra St. Petri Kilisesi olduğunu ve İsveç Gotik mimarisinin en önemli örneklerinden birisi sayıldığını öğreniyorum . 14. yüzyıldan kalan kilise Malmö’nün en eski yapısıymış ve kulesi 105 metre yüksekliğindeymiş .


St. Petri Kilisesi

Malmö 13. yüzyılda kurulmuş , nispeten yeni bir şehir . O zamanki adı kum yığını anlamına gelen Malmhaug imiş. 15. yüzyılda Hansa Birliği şehirlerinden biri olmuş ve özellikle ringa balığı ticareti için şehire yerleşen alman tüccarlar ( Lübeck’li) sayesinde gelişmiş . Alman tüccarlar , şehire kıyının biçiminden esinlenerek dirsek anlamına gelen Elbogen diyorlarmış .


Stortorget

Malmö İsveç’e geçtikten sonra önemini kaybetmiş . 1730 yılında şehirde sadece 282 kişi yaşıyormuş . Şehir , 19. yüzyıl ortalarından itibaren sanayi ve taşımacılık merkezi olarak tekrar gelişmiş . Bugün 300 bin kişilik nüfusu ile İsveç’in 3. büyük şehri ve Antalya’nın da kardeş şehirlerindenmiş . Kopenhag’a göre daha ucuz olduğu için birçok Danimarkalı , Malmö’de yaşar sabahları işi için Kopenhag’a gidip akşamları geri gelirmiş .


Belediye Binası / Stortorget

Stortorget dedikleri eski şehir meydanında , büyük meydandayız . Etrafı çok şık binalar ile süslü tipik bir eski şehir meydanı . İlk göze çarpan gösterişli ön cephesi ile heybetli belediye binası .


Belediye Binası (detay) / Stortorget

Belediye binasının hemen önünde güzel bir havuz bulunuyor . Ve meydanın ortasında da çoğunun adı Karl olan İsveç krallarından bilmem kaçıncı Karl’ın heykeli – hadi haksızlık etmeyelim , X. Karl olduğunu söyleyelim –





Aslında meydanın ”süper starı” Södergatan denilen sokağın başladığı köşedeki Lejonet Eczanesi . Küçük bir araştırma yaptım . Eczacılık faaliyetleri Malmö’de çok eskilere dayanıyormuş . Eczaneler 1500 lü yıllardan beri kendi şifalı sularını üretiyorlarmış .


Lejonet Eczanesi

1571 yılında kurulmuş olan , Malmö’nün en eski eczanesinin sahibi John Tesch isimli bir kişi eczanesini hem ev , hem işyeri olarak kullanıyormuş . Bu bina 1898 yılında Alman Neo-Rönesansı tarzında yapılmış . Dış cephesi tuğla örülü , kestane rengi , 6 katlı ve 7000 metrekare kullanım alanı olan bina sahibinden dolayı Teschka Sarayı ismiyle de biliniyormuş .


Lejonet Eczanesi (detay)



Lejonet Eczanesi (detay)

İnşaatın bitiminden 3 yıl sonra Lejonet Eczanesi açılmış . O yıllarda Malmö’nün nüfusu 60 bin civarındaymış ama şehirde çok sayıda eczane bulunuyormuş . Eczanenin ön yüzünde gördüğüm bir takım figürler uzun süredir dikkatimi çeken , peşinde koştuğum ve incelediğim bir konuyu bana tekrar hatırlattı . Bu konu hakkında yakın zamanda bir yazı yazacağım , şimdilik bir sır . İlginizi çekeceğine eminim .


Lejonet Eczanesi (detay)

Södergatan , yayalara ayrılmış bir cadde . Şık mağazalar var ama bu saatte henüz açılmamışlar . Açık olsalar bile ne bakacak vaktimiz , ne de niyetimiz var .



Södergatan , Gustav Adolfs Meydanında sonlanıyor . Eski şehir meydanından daha geniş , daha canlı , otobüslerin ana duraklarından biri olduğu anlaşılan bir meydan . Bolca da havuz , çeşme var . Çeşmelerin de yeşil başlı güzel sakinleri .


Gustav Adolfs Meydanı



Bizim en çok hoşumuza giden yerler Södergatan’ın sağında , haritaya göre batısında kalan eski şehir sokakları oldu . Burada çok güzel küçük evler , oturup geleni geçeni seyredebileceğiniz kafeler var . Sürprizi ise Lilla Torg denilen küçük meydan .


Lilla Torg

Lilla Torg , Malmö’nün en popüler buluşma mekanlarından birisiymiş . Aslında bir pazaryeri olarak 1592 yılında yapılmış . Meydanda halen o tarihten kalan binalar bulunuyormuş . Lokanta ve kafeleri ile özellikle geceleri büyüleyici olduğu söyleniyor .



Biz ise geceyi bekleyecek durumda değiliz . Kafelerden birine oturup sabah kahvemizi -biraz gecikmiş olsa da- yudumluyoruz . Eminim ki Malmö’de daha gezilecek çok yer vardır . Kitaplar Malmöhus Kalesi , Folkets Park yazıyor ama uygun saatli bir tren ile Kopenhag’a dönmek zorundayız . Biraz da erken dönmek istiyoruz çünkü Kopenhag’ın eski limanını henüz gezemedik .

Yeni açılmaya başlayan mağazalardan birine girip Malmö magnetimizi alıyoruz . Saat bire doğru tekrar trendeyiz . Ver elini Kopenhag . Ertesi sabah ise Oslo . 24 saatte 3 ülke . Ne güzel . Leyleği bu sene tam havada görmüşüz herhalde .

Şimdilik sağlıcakla kalın…













3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,fırından taze çıkan bu güzel yazıya hemen bir yorum yazayım..Benim bu bölgelere gidişim 1990 da kendi arabamız ile olmuştu,dolayısı ile Danimarka dan İsveç e,meşhur köprü yapılmadan önce feribot ile geçmiştik..Son gezimizde de çok sık gördük,tüm Avrupa da en eski binalara,yüzlerce yıllık eczaneler yerleşmiş durumda,acaba bunun özel bir nedeni var mı diye bir araştırmak lazım,neden hep en eski eczaneler en eski ve güzel binalarda,devamlılığı sağlayan nedir ??Yeni ve gizli yazının beni çok ilgilendireceğini şimdiden biliyorum,yoksa cephelerdeki “Atlas ” figürleri mi ? Sevgiler..

  • mosq dedi ki:

    Önce güzel yazınız için çok teşekkürler.Ayrica gizli yazınızı merakla bekliyoruz:) Oralara kadar gitmişken Malmö yü de görmek gerekti. Ama gezilebilecek çoğu yeri görmüşsünüz zaten. Biz 2 gün kaldık oldukça fazla gelmişti.

  • arkutbay dedi ki:

    Ser veririm , sır vermem . Yazı mutfakta kısık ateşte pişiyor . Biraz baharat eklemem gerekiyor . Sonra biraz da dinlenecek :))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*