Makedonya’nın Hüznü

Makedonya’nın Hüznü…


Makedonya Cumhuriyeti’nin Üsküp Büyük İskender Havaalanı’na soğuk bir kış günü iniyoruz. Makedonya bölgesinde, yerleşimin kökleri dokuz bin yıl öncesine dayanıyor. Milattan önce dört yüz yılından itibaren Büyük Makedonya Krallığı’na ev sahipliği yapan bu bölge, bugün, harita üzerinde beş Balkan ülkesi arasında paylaşılmış durumda. Yurtlarını, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk ve Sırbistan’la paylaşmak zorunda olan Makedonların yürekleri ise sanki bin bir parçaya bölünmüş gibi…  Bu bölgeyi, yeniden tek bir vatan haline getirmek için giriştikleri uzun ve acılı mücadeleyi şimdilik kaybetmiş olmanın hüznü,  tüm hücrelerine işlemiş sanki… Öyle ki, Makedonya bölgesinin, Selanik ve güneyindeki Halkidikya yarımadası dahil büyük bir bölümüne sahip olan Yunanistan, bugün Makedonların, “Makedonya” adını tek başına kullanmalarına bile izin vermiyor, bu nedenle dünya onları “Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya” olarak çağırıyor.



Gönüllerdeki Makedonya


Kim bilir belki de bu yüzden, Üsküp’te hissettiğimiz ilk duygu hüzün… Yoksunluk mu desem, mahzunluk mu? Boynu büyük bu insanların, bu dünyaya kırgın gibiler.


Üsküp, Vardar nehrinin iki kıyısına kurulmuş, küçük, mütevazi bir şehir. Osmanlı’nın etkileri hemen göze çarpıyor. Başınızı çevirdiğiniz her yerde, hanlar, minareler, kubbeler sizi selamlıyor ve bir de inşaatlar… Bugünlerde, Üsküp’te hummalı bir inşaat faaliyeti var. Makedonya 2014 projesi, ülkeyi yönetenlerin deyişiyle, gri ve kasveti Üsküp’e daha anıtsal bir görünüm kazandırmak amacıyla hayata geçiriliyor. Şehre, bir biri üstüne heykeller, görkemli devlet binaları, müzeler, konser salonları inşa ediliyor. Vardar’ ın kıyısında, bilgelik ve güzellik sütunları, kubbeler, anıtlar yükseliyor. Fransa’daki  Zafer Takının benzeri bir tak bile var. Bu sayede, Makedonya’da eksik olan ulusal gurur ve coşkunun güçleneceği var sayılıyormuş. Yaratılan bu yapay tiyatro sahnesinin bunu nasıl başaracağını benim aklım pek almadı ama, bu işten para kazananların epeyce gurur ve coşku yaşayacakları kesin.


 


 


      Üsküp inşaatlarla dolu


Bu proje kapsamında, geçen sene Makedonya Meydanı’nın tam ortasına yerleştirilen 22 metre yüksekliğindeki Büyük İskender heykeli, Makedonya Krallığının mirasını paylaşamayan Yunanistan’la Makedonya arasında büyük gerginlik yaşanmasına neden olmuş. Büyük İskender hayatında Üsküp’e hiç gelmiş miydi bilmiyorum ama Makedonya 2014 projesi sayesinde bugün atının üzerinde muzaffer bir edayla şehri seyrediyor.

                 
    Makedonya Meydanı                           Taş Köprü


Vardar nehri, Üsküp’teki Müslümanlarla Hıristiyanları birbirinden ayırıyor. Üsküp’ün simgesi olan ve 1469 yılından bu yana Vardar’ın iki kıyısını birbirine bağlayan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü (bugün ona Taş Köprü diyorlar) bile, insanları birbirine bağlamaya yetmiyor. 


             
       

Vardar’ın İki Yanı


Köprünün bir yakasında, modern Makedonya Meydanı, diğer yakasında eski ve harap Müslüman mahallesi… Bambaşka iki şehir, bambaşka iki kültür gibi… Modern şehir, ışıklandırılmış yollar, ışıl ışıl vitrinlerle dolu. Mağazalarda Türk markaları, yollarda Türk bankaları cirit atıyor. Eski mahallede ise, yorgancılar, yıkık dökük kahvehaneler, küçücük dükkânlar, yıkılmak üzere olan evler var. Sanki yüz yıldır tek bir çivi bile çakılmamış buraya. Makedonya 2014 projesinin görkemli binalarının çoğu, Müslüman mahallesinin önüne yapılıyor, sanki bu geçmişte kalmış mahallenin uygar Makedonya ile bağını kesip onu gettosuna hapsetmek ister gibi. 


         



  


           
Makedonya Ulusal Müzesi


Müzeler bile farklı. Eski mahallenin tepelerinde bir yerde, dışarıdan bakıldığında terk edilmiş  devlet dairesine benzeyen bir binada, Makedonya Ulusal Müzesi var. Özellikle aramıyorsanız, önünden geçip gitmek işten bile değil. Makedonya’nın çeşitli bölgelerindeki kazılarda gün yüzüne çıkarılan arkeolojik eserler bu müzede sergileniyor, ama ne yazık ki modern müzecilik anlayışından oldukça uzak bir biçimde. Vitrinler, dip dibe, gelişigüzel yerleştirilmiş sikkeler, heykeller, el aletleri ve takılarla dolu. Etnografya bölümü daha güzel; yöresel giysiler, ev ve şehir yaşamına, el sanatlarına yönelik canlandırmalar hoş. Bu bölüm, bize hiç de yabancı gelmiyor. Anadolu’da bir şehir müzesi geziyor gibiyiz. Dile kolay,  dört yüz elli yıldan fazla kalmış burada Osmanlı, tabi ki benzeyecek kültürler, gelenekler, giysiler… Makedonya tarihinin anlatıldığı bölüm ise bilgi dolu ama ne yazık ki hepsi Makedon dilinde ve biz bu harflerden hiçbir şey anlamadığımız için vitrinlere boş gözlerle bakıyoruz.



Makedonya Tarihi Müzesi


Yeni yapılan müze binasındaki Makedonya Tarihi müzesi ise bambaşka. Burası, çoğunlukla Rus ressamlara, ısmarlama usulü yaptırılmış dev yağlıboya tablolar ve yüzlerce ünlü kişinin balmumu heykelleri ile bezeli bir resmigeçit gibi. Yalnız başımıza gezmemize izin vermiyorlar. Fotoğraf çekmek de yasak. Gayet iyi İngilizce konuşan bir rehber eşliğinde, Makedonya’nın yakın tarihinde, 1800’lerden 1950’lere uzanan bir yolculuk yapıyoruz. Ve işte o zaman anlıyoruz, neden bu ülkenin böyle boynu bükük olduğunu. Önce Osmanlı’ya karşı girişilen uzun ve bol kayıplı bağımsızlık mücadelesi, sonra Balkan savaşları sırasındaki hüsranlar, Makedonya topraklarının parça parça olması, Tito döneminde, düzene karşı çıktıkları için, topraklarını geri istedikleri için hapislerde çürüyen Makedon aydınları, özgürlükçüleri…  Anlı şanlı anlatılacak hiçbir başarı öyküsü yok bu tarihte… Yüzyıllar süren, ölümüne bir mücadele ve sonunda gelen bir geri çekilme ve kabullenme var. 1991 yılında ilan edilen bağımsızlığın mutluluğu bile biraz buruk, biraz eksik gibi…


Bugün Makedonya’da Makedonlar, Arnavutlar ve Türkler bir arada yaşıyor. Herkes az da olsa Türkçe biliyor. Zaten Makedon dilinde 500’den fazla Türkçe sözcük var. Kiril alfabesi ile yazılıyor olsa bile…  Akşamları sokakta seyyar satıcılık yaparak harçlığını çıkaran 5.sınıf öğrencisi Arnavut Tesmir,  Doğu Akdeniz Üniversite’sinde devlet bursu ile Uluslararası İlişkiler okuyup, sonra Üsküp’te araç kiralama şirketi açan Türk Akın ve devlet tarafından GATA’ya tıp okumaya gönderilip bitirmeden geri çağırıldıktan sonra garsonluk yaparak hayatını kazanan tıp öğrencisi Makedon Igor… Üçü de bu ülkenin çocuğu, üçü de bu tarihin izlerini taşıyor, üçü de mahzun, omuzları düşük…


      
Yollar Büyüleyici

Makedonya’da doğa sizi kendine hayran bırakıyor. Küçücük yüzölçümüne iki bin metrenin üzerinde on altı dağ ve elliden fazla göl sığdırabilmiş bu dağlık ülkede, insanlar doğa ile uyum içinde yaşıyorlar. Üsküp Ohri yolunda gördüğümüz kış manzaraları gerçekten büyüleyici. Baharda bir başka güzel olacağına eminim.


       
Ohri’ de Zaman


Dillere destan Ohri şehri, Makedonya’nın güney batısında, Arnavutluk sınırında… Şehrin adını aldığı Ohri gölü bir doğa harikası. Karlı dağların ve gökyüzünün göldeki masmavi yansımasından gözlerinizi alamıyorsunuz. Burası yazın Makedonyalıların ve komşu Balkan ülkelerinin tatil mekanı, biz kışın geldiğimiz için Ohrililerle baş başa kalıyoruz.  Bana kalırsa tatil yörelerine kışın gelmek daha iyi, şehir daha sakin, daha yalnız, daha kendisi gibi oluyor. On birinci yüzyılda büyük Sırp Krallığının başkenti olan, bugün ise nüfusu elli altmış bini geçmeyen bu küçük şehir, UNESCO tarafından dünya mirası listesine dahil edildiğinden beri adı daha çok duyuluyor. Şehrin ana dokusu, Osmanlı döneminden kalma eski evler ve mimari yapısı Doğu Roma dönemi yapılarına benzeyen çok sayıda kiliseyle örülü. Pek fazla yerde göremeyeceğiniz müthiş bir bileşim. Düşünsenize, Göynük ya da Mudurnu’nun tarihi evlerinin arasında ikonalarla dolu tarihi kiliseler var burada… Tüm şehir görkemli Ohri Kalesi’nin kanatları altında.


        


Dağın yamaçlarındaki daracık taş sokaklarda, birbirinin üzerine yapılmış gibi görünen şirin Osmanlı evlerinin büyük bir kısmı, gelişen turizm potansiyeli doğrultusunda otel ya da restorana dönüştürülmüş.



                                  
                                          
 Doğal Kağıt Üretimi

Ohri’de gördüğümüz en ilginç şey ise, küçük atölyesinde yüzyıllar öncesinin yöntemleri ile kağıt üretip sonra bunların üzerine eski Gutenberg baskı makinesinde Ohri resimleri basan Ohrili adam oldu. Bu yazıyı yazarken fark ettim, adamın adını bile sormadığımızı. Oysa o, Ohri’de karşılaştığımız belki de en sevecen, en mutlu adamdı.  Makedonya’nın genelinde karşımıza çıkan asık suratlı, çekingen ve iletişimsiz insanların aksine yaşam doluydu.



                          


Akşam yemeği menümüz, sadece Ohri gölünde yaşayan, endemik balık türlerinden oluşuyor: Pastrmka, tatlı su sazanına benzeyen büyükçe bir balık, fazla lezzetli olmadığı için çeşitli soslarla ya da buğulama şeklinde pişiriliyormuş. Belvica ise daha küçük, tam kızartmalık.  Makedonya’da yemek genel olarak ucuz olmakla birlikte, aynı şeyi yemek yediğimiz Dalga Balık Restoranı için söylemek güç, neredeyse İstanbul fiyatları var burada. Balıklar güzel olmasına güzel, -balığın kötüsü olur mu?- yine de ben memleketimin balıklarını daha çok seviyorum! Bu arada, dalga Makedoncaya Türkçeden geçen sözcüklerden biri…


Makedonya’nın dağlık yollarında yaptığımız gezinin bir sonraki durağı Bitola, ya da bizim çok iyi bildiğimiz adıyla Manastır. Baba Dağı’nın eteklerinde, denizden altı yüz metre yüksekte bulunan bu dağ yerleşimi, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nin Üsküp’ten sonra ikinci büyük şehri.


Manastır’a giderken, masmavi gökyüzü ve pırıl pırıl parlayan güneşin altında, olduklarından daha heybetli görünen irili ufaklı dağların, tepelerin arasından kıvrılarak ilerleyen karlı yollardan geçiyoruz. Dağlık bölgelere has o hırçın, ele geçirilememiş güzellik var burada. Korkutucu, ulaşılmaz ama bir o kadar da çekici… Doğa burada teslim olmamış insana, en azından henüz.



Sirok Sokak (Geniş Sokak)


Manastır’ın ünlü Manolya meydanı ve Sirok Sokağı (Geniş Sokak) cıvıl cıvıl bugün. Sıcaklık eksi beş altı derece civarında olmasına rağmen, gökyüzü masmavi, güneş insanın içini ısıtıyor. Yerler kar öbekleriyle dolu. Ocak ayında böyle bir hava görmeye pek alışkın olmayan Manastırlılar çoluk çocuk kendilerini sokağa atmışlar. Eksi on beş yirmi derecelere alışık olunca, bu hava limonata gibi geliyor onlara.


          


Terkedilmiş 6. Kolordu Binası             Manastır Askeri İdadisi

Makedonya’nın genelinde gördüğümüz, Osmanlı döneminden kalma binaların ve camilerin bakımsız ve kaderine terk edilmiş halleri Manastır’da da değişmiyor. Camiler boş, camları kırık, sıvaları dökülmüş. Yalnız ve mahzun görünüyorlar. İçimiz burkuluyor. Camileri çok sevdiğimiz için değil, ama ne olursa olsun beş yüz yıl bu bölgeyi yönetmiş bir imparatorluğun bıraktığı tarihsel mirasın daha fazla saygıyı hak ettiğini düşündüğümüz için.  Aynı bakımsızlık Manastır’daki askeri binalar için de geçerli. Kolordu komutanlığı binası boş, camları kırılmış. Mustafa Kemal’in 1896 – 1899 yılları arasında okuduğu Manastır Askeri İdadisi (Lisesi)ise, bugün müze olarak kullanılıyor olsa da binaya sanki yıllardır tek bir çivi bile çakılmamış, hatta yıllardır kimse kapıdan içeri girmemiş gibi.


Müzenin bir bölümünde bölgeye ait arkeolojik bulgular sergileniyor, diğer bölüm ise Atatürk’e ayrılmış. Yazılar, İngilizce, Türkçe ve Makedon dillerinde. Sergilenen öğeler arasında benim en çok aklımda kalan, Mustafa Kemal’in o yıllara ait bir karnesi oldu. Bir de geniş taş merdivenlerden inerken, on sekiz yaşındaki Mustafa Kemal’le aynı mekânda olmanın verdiği heyecan duygusu… Yaşam böyle bir şey işte… İnsanlar geliyorlar, izler bırakıyorlar ve gidiyorlar. Bıraktıkları izler ise, mekânlarda yaşıyor. Havada asılı kalıyor, duvarlara siniyor, yerlerden yükseliyor. Hele hele bu kişi, Türk toplumu için yeri doldurulamaz izler bırakmış bir büyük insansa, onunla aynı mekanda bulunmak çok büyük bir gurur veriyor. Mekanda zaman boyutu yok sanki, işte genç Mustafa Kemal’le yan yana iniyoruz merdivenleri. Kapıdan çıktığımızda ise ayrılacağız, biz Üsküp’e doğru yola çıkacağız, o ise sonsuz yaşamına geri dönecek.


Makedonya, kendi halinde, alçak gönüllü, içine kapanık bir ülke… Dünya devlerinin yoğun ilgisine mazhar olmamış henüz. Şimdilerde Avrupa Birliği tarafından finanse ediliyor. Arabayı kiraladığımız şirketin sahibi Akın’a, Peki, aldığınız kredileri nasıl ödeyeceksiniz?” diye sorduğumuzda, “Ödemeyeceğiz ki,” diyor, “bulunur bir çaresi…”


Sibel Börekçi,
İstanbul, Ocak 2012

6 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Çok güzel bir gezi ve çok güzel bir yazı olmuş . Ellerinize sağlık .

  • Corto_Turco dedi ki:

    Makedonya’ya zor bir mevsimde gitmişsiniz ama iyi gezmişsiniz. Bir daha Ohrid’ye giderseniz çarşı içinde Türk yemekleri de yapan bir aile lokantası var. Güveçte fasulye filan yapıyorlardı sanırım. Dalga’dan çok daha hesaplı ve lezzetli. Tavsiye ederim. Bu güzel yazı için teşekkürler, elinize sağlık.

  • Corto_Turco dedi ki:

    O lokantanın ismini hatırlamak için kendi yazıma baktım. Aşağıda yazıdan alıntıyı veriyorum:
    “Akşam yemeği için çarşı içindeki Neim Restoran’a oturduk. Sahipleri Türk olan bu lokanta ağzının tadını bilenler için kesinlikle uğranması gereken bir lezzet durağı. Çok leziz bir tavukla birlikte, yine Makedonya mutfağının spesiyalitelerinden biri olan tavce gravce’yi, yani güveçte kuru fasulyeyi yeme fırsatı buldum. Tıka basa doyduğumuz halde hesap yine 350 dinar gibi cüzi bir rakam geldi. “

  • Vardar, Tuna, Neretva... dedi ki:

    Cok guzel bir yazi olmus ellerinize saglik. Cok yakinda bende gidecegim, onerilerinizi dikkate alirim..

  • NEŞE dedi ki:

    Sibel Hanım,çok teşekkürler,birçok Makedonya yazısı okuduk ,sizinkinde bölgesel ve kişisel yorumlar çok değişik….Üsküp deki inşaatların görkemi dikkatimi çekti,nasıl büyük ve ilginç yapılar bunlar,kimler ,hangi paraile yaptırıyorlar diye düşündüm ama son bölümde cevabı zaten sizin arabayı kiraladığınız Akın verdi :Hiç ödenmeyecek AB kredileri…Makedonya yı Tito devrinden de tanıdığım için bu gün gördüğünüz uygulama hiç yabancı gelmedi:Beğenmedikleri mahalle veya yapıları yabancılara göstermemek için bu binaların , mahalle veya sokakların önünü propaganda afişli dev reklam panoları ile kapatırlardı,şimdi de pek fazla değişiklik yok bu alışkanlıklarında galiba..

  • venividivici dedi ki:

    sizinle beraber geziyormuş hissine kapıldıım doğrusu .ellerinize , ayaklarınıza sağlık ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*