MAKEDONYA GEZİ NOTLARI



Geçen yaz yapmayı planladığımız ama gerçekleştiremediğimiz gezimizi bu yıl yapmaya karar verdik. Balkan turu yapmaktı niyetimiz ama eşimin işlerinden dolayı ancak 4 günlük bir zamanımız vardı. Hem tarihi mekanları gezelim; hem de yüzüp eğleneceğimiz bir yer seçelim dedik ve Makedonya’yı seçtik. Çokta iyi etmişiz.

Hemen tarih belirledik. Booking.com’ dan kalacağımız yerleri ayarladık. Bir sıkıntı yaşamamak ve valizlerle yer arayıp zaman kaybetmek istemedik. Fiyatlar oldukça makul geldi bize. Fiyatlar Türkiye’ deki turistik mekanlardaki otel ve pansiyonların yarısından az. İki gün Ohrid’ de, bir gün de Üsküp’ te kalmak üzere ayırttık yerimizi.

Büyük bir heyecanla valizimizi hazırladık. İstanbul’ dan bir süre uzaklaşmak, kafa dinlemek çok iyi gelecekti bize. Pasaportlarımızı ve fotoğraf makinamızı da hazırladık.

23.07.2013- 24.07.2013 OHRID

Sabah erkenden kalktık. Sabiha Gökçen Havalimanı’na gittik.  Pegasus’ tan aldık biletimizi. Check-in için hiç sıra beklemeden geçmek çok hoşumuza gitti. Yurtdışı harç pulu aldık. Kişi başı 15 lira verdik. 100 Euro yaptırdık. Pasaport kontrol noktasından geçtik. Sıkıntı çıkmasın diye dönüş biletimizi de uzattık görevli kişiye. Çıkış damgası basıldı pasaportlarımıza,ohhh deyip geçtik freeshop mekanına. Parfümlere baktım. Fiyatlar pahalı geldi. İçki fiyatları dışarıya göre makuldü. Dönüşte almaya karar verdik.

Uçuşumuz bir saat on dakika kadar sürdü. Üsküp Büyük İskender Havalimanı, küçük sevimliydi. Pasaport kontrolünden sonra çıkış kapısına yöneldik.

Gezi planı yaparken paylaşılan çoğu notları okudum. ‘Vardar Express ‘ çıkarken gözüme çarptı. Çıkış kapısının hemen solunda Halkbank, yanında döviz bürosu ,onun yanında Vardar Express var. Üsküp’e ne zaman servis olduğunu sorduk. 15 dakika sonra deyince 2 bilet aldık Üsküp Otogarına. İkimiz için 5 Euro ( 500 Denar ) ödedik. Taksi fiyatları 20- 35 Euro arasında değişiyor.

Türk Lirasını Havalimanı’nda Denar’ a çeviririz diye düşünmüştük. Döviz Bürosundaki kadın Türk parası almıyoruz dedi. Şaşırdık kaldık. Halkbank’ ta hesabım olmasına hiç bu kadar sevinmemiştim. 9500 denar çektim hemen. Dönüşte havalimanı’nda başka bir döviz bürosu bulduk. Çıkış kapısının karşısında. Euro yaptırdık freeshop için. 150 Türk Lirasına karşılık 50 Euro aldık. Zarar ettik anlayacağınız. Siz Türkiye ‘ de yaptırın Euro ve Denar’ ı. Paranız biterse falan diye ayrıntılı anlatıyorum.

Çıkışta Vardar Express minübüsümüzün beklediğini gördük. 3-5 Türk vardı. Sohbet ettik biraz. Pazarlık yapın,taksimetre açtırın, menüyü isteyip fiyatlara bakın gibi önerilerde bulundular sağolsunlar. Hava oldukça sıcaktı. Bindik minübüse. Türk bir gencin valizi gelmemiş. Kaybolmuş. Geçmiş olsun dedik. Orda öğrenciymiş. Yolda gözde mekanları söyledi bize, otogarda vedalaştık. İşin komik tarafı 2 gün sonra Üsküp’ te gezerken karşılaştık. Gülüşüp sohbet ettik ayak üstü.

Otogardan Ohrid’ e gidiş- dönüş biletimizi aldık. 1460 Denar tuttu 2 kişi. Ohrid’ e tek yön bilet almak daha pahalı, gidiş- dönüş almak  mantıklı. Dönüş için aldığınız bilet, açık bilet oluyor. ‘Classic Company’ bilet dönüş zamanını yazdıracağınız yerin adı.Ohrid’ de sahildeki Ramstore dan karşıya geçip yürüyerek ulaşabilirsiniz. 1 km kadar mesafe var,otobüs durağı var 10 metre ilerisinde. Merkezden taksiyle giderseniz 100 Denar.

Ohrid’ e otobüsle gideceğiz sanıyorduk. Sakın öyle lüks bir hevese kapılmayın. Külüstür bir minübüs geldi durdu 8. Peronda. İnanamadık. Gittik sorduk adama. Evet dedi,Ohrid arabası bu. Güler misin, ağlar mısın. 3 saatlik yol, haydi hayırlısı deyip geçtik oturduk. Klima yok. Gelen şaşırıyor, bu araba mı diyor. 8-10 turist varız minübüste.

Otogarda bakımsız. Çalı süpürgesi satan bir adam gördük. Hala var mıymış bu süpürgeler deyip gülüştük.

Yolculuğumuz yeniden başladı. Klimanın olmaması,güneşin tepede oluşu ve gidiş-dönüşlü tek şeritli bir yoldaki sürekli virajlar baya yordu bizi. 1.5 saat sonra mola verdik. Ohrid’ de son durakta indik. Hemen 3- 5 kişi gelip kalacak yer ayarladınız mı diye sordular. Ayarladık deyip taksiye yöneldik.

Ohrid merkeze Old City deniliyor. Tarihi mekanlar o kısımda. Bizde yerimizi o taraftan ayırttık. Taksiciye kalacağımız ‘OrhideaApartments’ın haritasını gösterdik. Numarasını verdik, arayıp sormasını rica ettik. Sağolsun hemen aradı ve anlaştı. Taksimetre açık mı diye sorduk. Bizde herşey usulüne uygun dedi. 1 km 50 denar. Meydandan kalacağımız yerin kızını aldık. Türkçe biliyormuş. Adı Yuhanna. 110 Denar tuttu taksi. Otelin otantik bir girişi vardı. 2. Kattaki odamıza gidiyoruz. Göle sıfır odamız. Mis gibi maviliği görünce güzümüz güldü. Kız bize gezilecek yerleri tavsiye etti. Teşekkür ettik. Oteli geceliği 30 Euroya tuttuk. Daha sonra balkonlu odalarınında olduğunu gördük. Gidecek olursanız balkonlu oda istersiniz booking.com’ da istek bölümüne. Oda ferah,çarşaflar ve banyo temiz. Ama yatak o kadar rahat değil.

Yerleşip üstümüzü değiştirdik.Attık kendimizi dışarıya. Havlusunu omzuna atan göle yüzmeye gidiyordu. Gölü solumuza alıp devam ettik. Hemen 3 dakika ilerde suya girilen bir yer var. Emekli yeri gibiydi biraz görüntü. İlerleyelim biraz daha dedik. İyide yapmışız. Hemen ilerde iskele gibi biyerden yürüyüp başka bir plaja çıktık. Büfe ve restoranlar da vardı. Büfeden tane Skopsko markalı bira aldık. Öyle turistik bir mekanda tanesine 100 denar verdik. Keyfimiz daha da yerine geldi. Su serindi. Yüzdük biraz, güneşlendik. Yorgunluğumuz uçtu gitti.

Otelime dönüp, akşam yemeği için hazırlandık. Yemekten önce şöyle küçük bir ohrid keşfi yapalım dedik. Merkezde çarşıdan geze geze ilerledik. Yol boyunca takıcılar var. 3 kız yılanları almışlar boyunlarında sandalyede oturuyolardı. İsteyen kişiler poz veriyorlardı kızlarla ve yılanlarla. Fotoğraf çekilmek 50 Denar. İlerde şirin bir amca kocaman pembe gözlüğüyle akardeon çalıyordu. Bir grup genç violensel ve gitar çalıyordu. Eğlenceli bir çarşısı var. Biraz daha ilerleyip Çınar Meydanı’na çıktık. Gözlük satılan yerden girince pazar kurulmuş orayı dolaştık. Salı akşamı kuruluyormuş o Pazar. Ama aynı yere yakın başka bir semt pazarı ver. Hergünaçık.Sebze- meyve satılıyor. Dönüp dolaştık ve göl kenarında ‘Momir Taverna’ da karar kıldık. Şık ve otantik bir restoran. Göle bakan bir masaya oturduk. Menüyü getirdi garson. Steak ve bira sipariş ettik. Canlı müzik eşliğinde yemeğimizin gelmesini bekledik. 4 kişilik bir gurup çeşitli çalgılarla Türk ve Makedon Şarkılarını hem çalıp hemde söylüyorlardı. 2 masa Türk vardı. Kalkıp oynadılar. Bilindik müzikleri orda duymak neşelendirdi bizi. Yemeğimiz oldukça lezzetliydi. Ete bayıldık. Sarımsaklı bir sos getiriyorlar et için, doyamıyorsunuz yemeye. 2200 Denar tuttu hesap. Mekan,yemek ve canlı müzik düşünülürse çok uygun bir fiyat.

Yemekten sonra çarşıya tekrar döndük. Sahildeki meydanda çiçekli bir restoran var. Ordan dondurma aldık. Çeşit çeşit dondurmalar var. Topu 25 Denar. 2 top yetiyor. Benim favorilerim kivili,yoğurtlu ve snickerslı olanlarıydı. İlerde çerezci gördük. Fındık, fıstık ve siyah ay çekirdeği aldık. Yorgunluğumuzu farkettik ve otele dönmeye karar verdik.

Otelin hemen altında karaoke disko var. Biz yorumlarda okumuştuk gürültülü olduğunu. Saat 12 de yattık ama ses gümbür gümbürdü. Arada tekno müzik kafamızın içindeydi sanki. Sese karşı hassas olanlara ve bebeklilere önermiyorum bu oteli.Yorgun olmasaydık uyuyamazdık herhalde.

Sabaha karşı 5 gibi uyandık. Fotoğraf makinasını aldık, çıktık ohrid sokaklarına. Hava yeni yeni aydınlanıyordu. Göle doğru yürüdük. 3-5 genç bağıra bağıra konuşup içki içiyorlardı. St. Sofia Kilisesinin fotoğraflarını çektik. Üsküpte 365 tane kilise varmış. Önceki gün yüzdüğümüz mekana gittik. 5-6 genç üstlerindekilerle yüzüp dönüyorlardı. Hava baya serindi. Donuyorlardır diye düşündük. Ordada birkaç poz çekip meydana gittik. 2 kız battaniyeye sarınmış uyuyorlardı bankta. Anlaşılan geceyi orda geçirmişler. Geceleri çok hareketli olduğu için güvenlik sorunu olmayan biryerOhrid. İşçiler yerleri süpürüyorlardı. Şehir uyuyordu ve çok güzel görünüyordu. Çınara doğru çıktık. Elimizde Yuhanna’nın verdiği harita vardı. Çınarın hemen sol tarafından içeri girdik. Orda bir patiseri var. Eşim peynirli börek aldı. Koca bir dilim 50 Denar. Hemen yanından içeri girip yukarı doğru saptık. SteviKliment kilisesini gördük. Yukarı doğru devam ettik. Ağaçlık bir yola girdik. Surlar çıktı karşmıza. Tarihi şehir girişinden içeri girdik. Müstakil evler vardı sağlı sollu. Çiçeklerle bezenmiş, kapılarının hemen önünde Yugo marka arabaları. Bu arabaları Ohrid’ in hemen her yerinde görebilirsiniz. Yugo, Zastavitarfından üretilmiş olan bir otomobilmiş.Yugoslavya’ da üretilmiştir.1999’ da Nato tarafından fabrika bombalanmıştır. Girişe 50 metre kadar içerde Roman Antik Tiyatrosu var. Bu tiyatronun 5000 kişilik olduğu söyleniyor. Ancak 1500 kişilik kısmı henüz bulunamamış. Akşamları gösteriler oluyormuş. Sadece tiyatroya bakaraktan bile Ohrid’ in geçmişten günümüze sanata düşkünlüğünü gösteriyor. Kendimizi yıllar öncesinde orda yaşıyor olarak düşündük. Ek- biç,göle git yüz. Akşama hazırlanıp tiyatro seyretmeye git. Süper. Bu hayaller hoşumuza gitti. Stres, geçim derdi, yarış olmadan yaşamak… Ne hoş.

Haritamıza baktık ve kaleye doğru ilerledik. Kale girişinde bir kafede mola verdik. Manzarası oldukça güzeldi. Bir Adam işletiyor. Yalnızca içecek varmış. 2 neskafe istedik. ‘ Neskafe kolt?‘diye sordu. Bende marka olarak gold demek istedi sandım. Evet dedik, sade. Gele gele soğuk neskafe geldi. Tabi güldük sonrasında. Anlaşmak zor olabiliyor. Şeker istedik. Manzaramızı seyrettik. Kaleye kişi başı 60 Denar vererek giriş yaptık. İçerisi biraz bakımlı olsa daha albenili bir yer olur ama yinede güzel bir kale. Seyir kuleleri var. Şehir ayağınızın altında. Kaleye çıkmadan dönmeyin derim. O manzara kaçmaz.

Kaleden inip SteviKlement i Pantelejmon Kilisesini görmeye gittik. Kişi başı 100 denar verip geçtik bahçesine. Kilise oldukça görkemli. İnşaat aanları var sağında solunda. İçeri girip baktık. Fotoğraf çekmek istedik. Kızın biri gelip ‘ No photo’ dedi.

Kilisenin bahçesinde olan Sinan Çelebi’nin türbesini fotoğrafladık.

Kiliseden çıkıp ilerledik ve surlardan çıktık. Hemen karşıda aşağı inen merdivenler var. Diğer tarafta yol var. Ellerinde Pazar çantasıyla çıkan teyzeleri görünce, merdivenden inelim dedik. Çarşıya kestirme yol herhalde diye düşündük. Doğru da çıktı. Bol çiçekli evlerin arasından ilerledik. Evler çiçekçi gibiydi, insanın içini açıyordu.

Restoran, kafe ve çay ocaklarının olduğu bir sokağa çıktık. Anadoludaki bir sokaktan farksızdı. Arnavutların mekanlarıymış meğer oralar. Sahildeki meydandan buraya gelmek için, önce çınara geliyorsunuz. Çınardan direk karşı sola geçip ilerleyince göreceksiniz bu mekanları. Çınarın karşı sağında gözlük satan biryer var, ordan girmeyin karıştırırsınız.

Kahvaltıdan,köfteye,çorbaya,balığa kadar herşey var. ‘Neim‘ adında bir kafe restorana oturduk. Ben kahvaltı tabağı istedim, eşim köfte. Şopska salatası ve 2 de çay istedik. Domates,salatalık,ince doğranmış biber üstüne rendelenmiş peynir. Güzeldi. Kahvaltı tabağı isterken yumurtayı az yağlı isteyin. Benim yediğim çok yağlıydı. Tabak doyurucuydu. Yediğiniz peynirin,domates ve biberin tadını alıyorsunuz. Herşey doğaldı. Köftede çok lezzetliydi. Çayı yan tarafta İstanbul Çaycı yazan yerden sipariş etti. Çok hoşumuza gitti çayı. Türkçe konuşmaları, bizi anlamaları ayrıca güzeldi. Ohrid’de iyi İngilizce konuşan az. Ama herkes yardımsever. 500 Denar verip çıktık. Sora sora‘ Classic Company’ i bulup ertesi gün 9.30 da gideceğiz diye yazdırdık biletimize. Ordaki genç Türkçe biliyordu. Sıkıntı olursa 11.45 minübüsüyle gidebilir miyiz diye sordum. Ordaki genç ne olabilir ki dedi.Bende insanlık hali işte dedim. Sıkıntı olursa 11.45 te gidebilirsiniz dedi. Ertesi gün biz 11.45 minübüsüyle gittik. İlerde anlatacağım.

Otelimize öğleyin 1 gibi döndük, dinlenip 4 gibi sandal tekne turu  yapıp sonrasında yüzmek için dışarı çıktık. Tekne, sandal tur fiyatları değişiyor. Hemen karar vermeyin. Limana doğru baktığınızda sol tarafınızdaki yerlerdeki kaptanlar daha ucuza gezdiriyor. Biz 2 kişi yarım saatini 800 Denara anlaştık. Teknede sadece eşim ve ben vardık. Ohrid’ i gölden seyretmek ayrı bir keyifti. Bol bol fotoğraf çektik. St. John Kaneo kilisesi bütün ihtişamıyla görünüyordu. O kiliseye çıkıp gezemedik. Bu kilise Ohrid’ in simgesi haline gelmiş. Kaptanımız bize Makedon rakısı( mastika) ikram etti. Bana çok sert geldi tadı. Eşim boğma rakıya benzediğini söyledi.

Tekneden inince meydandaki çiçekli restoranda bira içip yüzmeye gittik. Akşam üzeriydi ve su baya serinlemişti. Biraz şezlong keyfi yapıp otele döndük.

Akşam yemeği için Çınar’ınordaki Arnavut lokantalarını denemeye karar verdik. Sabah kahvaltı yaptığımız ‘Neim Restoran’ın karşı solundaki lokantaya geçtik. Balık yemeye karar verdik. Arnavut genç güzel Türkçe konuşuyordu. 2 tür balık varmış, sazan ve alabalık. Aslında ben Ohrid’ e özgü bir balık varmış, ondan yemek istiyordum. Ama av yasağı varmış. Alabalığı tercih ettim. Eşim sazan istedi. Karışık salata söyledik. Salatayı söğüş doğrayıp karıştırmadan getiriyorlar. Biz kendi istediğimiz gibi tarif ettik. Küçük küçük doğrayıp bir tane daha getirmelerini rica ettik. Kendi salatanı kendin tarif et modeli yaptık. Salatalarında beyaz lahanayı ince ince doğrayıp getiriyorlar. Lahana sevmeyenlere duyurulur. Sazan balığının tadı güzel değildi. Damak tadımıza uymadı. Alabalık güzeldi. Eğer balık yiyecekseniz shil tarafında daha güzel yerler var. Bizde keşke o tarafta yeseydik dedik yemekten sonra. İçecek olarak kola söyledik. 1200 Denar ödeyip çıktık.

Biraz çarşıda dolaştık. Hava serin geldi. Üstümüze bir hırka falan alalım dedik. Saat 11 olmuştu. Birde baktıkki bütün mağazalar kapanıyor. 11’ den sonra açık yer bulamadık. Siz gelemeden yanınıza bir hırka alın en azından akşam gezmesi için. Gündüz hava zaten sıcak.

 Kıyıya geldik ve yönümüz limana dönük diye düşünürsek sol tarafı gezelim birazda dedik. O taraf daha sakin. Ara ara canlı müzikler ve 1-2 tane gözde mekan var, ama oturacak yer yok. Kıyıda banklar var. Oturup dinlenebilir, gölün tadını çıkarabilirsiniz. Yer yerohrid incisi satan yerler var. İnci fiyatları değişiyor. Bileziğiyle birlikte satılıyor genelde. 13-20 Euro arasında fiyatlar.

Otelimize doğru ilerledik. Önceki günden bizi uyutmayan karaoke bara gidelim dedik. İçerisi hınca hınç doluydu. Biraz orada takılıp odamıza çıktık. Niyetimiz biraz dinlenip tekrar dışarı çıkmaktı ama öylece sabaha kadar uyumuşuz.

Sabah kalktık. Son hazırlıkları yaptık. Otelin parasını ödedik. Ramstore’ın yanındaki patiseriden süper börekler aldık. Peynirli ve Ispanaklı kol böreklerini tavsiye ederim. 50 Denar tanesi. Baktık daha zamanımız bol. Çınar’ınordaki Arnavutların olduğu yerdeki çay ocağına gidelim dedik. Mis gibi çayımızı içtik. Sallana sallana‘Classic Company’ e gittik. Telefondaki saat 9.45’ ti. Biz saf saf Makedonya bizden 1 saat geri olduğu için saat 8.45 diyoruz, hep bir saat geriden takip ediyoruz. Halbuki internete bağlantık kafelerden, otomatik olarak telefon uyum sağlar. Ama aklımıza bu durum gelmediği için minübüsü kaçırmış olduk. Sabah serinliğiyle gidelim derken kaldık 11.45 minübüsüne. Sağolsunlar sıkıntı çıkarmadan yazdılar 11.45 diye bilete. Atladık taksiye meydana geldik. Çiçekli kafeye oturduk, dondurma yedik. Kahve içtik. Kendimizle dalga geçtik. Tekrardan taksiye atlayıp Classic Company’ye geldik. Üsküp’ e gidecek olan minübüsümüz geldi. Geldiğimiz minübüsten bir tık daha iyiydi. Klimasının olduğunu duyunca çocuklar gibi sevindik. 8 kişiydik toplamda. Yayıla yayıla gittik Üsküp’ e. Bir yanımız Ohrid’ de kaldı. En azından 4-5 gün kalınacak biyer olduğunu anladık. Doyamadık. Bir dahaki sefere daha uzun kalırız dedik.

 

25.07.2013_ 26.07.2013 ÜSKÜP, MATKA KANYONU

Üsküp e öğleden sonra 3 gibi vardık. Ohrid’ den sonra orası bize çok sıcak ve bunaltıcı geldi. Keşke hemen Vardar Express e falan bakıp ertesi gün havaalanı için bilet baksaydık ama doğrudan çıktık. Hemen bir taksici geldi. Çat pat İngilizcesiyle oteliniz var mı, gideceğiniz yere götüreyim sizi falan dedi.5 Euroya götürürüm sizi dedi. Tabi biz artık fiyatları öğrendiğimizden. Oooo çok pahalı dedik. 2 Euro ya anlaştık. Arnavut çıktı adam. Türkçesi çok çok azdı. Eşim LuxurySkopjeApartments’ in haritadaki yerini gösterdi. Burayı biliyor musun dedi. Bizim Arnavut kendinden oldukça emin bir şekilde ‘Ok, ok’ dedi. Biz güvensiz bir şekilde bakınca ‘ Gelin, gelin’ dedi. Çaresiz bindik. Taş köprünün ayağına götürüp, burdan sonrasına taksi gidemiyor, yürümeniz gerekiyor dedi. Bizde nasıl olur hani oteli biliyordun falan dedik. Kendi duraklarıda orasıymış zaten. Eşim dediki sen bize oteli biliyorum dedin. Ara sor yerini ve götür bizi. Bende kandırdın bizi falan dedim. Damarına bastık adamın. Diğer taksiciler falanda geldi yanımıza. Biri iyi Türkçe konuşuyordu. Oteli aradılar. Eleman göndermişler otelden. Siz bekleyin,gelip alacaklar sizi dedi. Biz bırakır mıyız adamı. Böyle iş mi olur falan dedik. Tamam dedi. Oteldeki adamı takip edeceğim ve sizi ben bırakacağım dedi. Aynen de öyle yaptık. Otelin adresi karışıkmış ama. Sonradan okuyunca çoğu kişinin aynı sıkıntıyı yaşadığını anladık.

Taksiciye Matka Kanyonu’na gideceğimizi söyledik. 1000 Denara götürür bekler geri getiririm dedi. Bizde bakarız, sen numaranı verde dedik.

Otel görevlisi Goran aldı bizi bir apartmana götürdü. Gayet temiz ve hoş biyerdi. Merkeze 700 metre yazıyordu ama bizi 2.2 km uzaklıkta başka bir apartmana götürdüler. Meğer 4 apartmanları varmış. 1+1 daire, klimalı, LCD televizyonlu ve balkonluydu. Goran arasaydık onları, otogardan ücretsiz servis yaptıklarını söyledi. Tabi biz bu ayrıntıyı bilmiyorduk. Ellerinde tur rehberleri olduğunu söyledi. Bizde Matka’ ya ne kadara götürür dedik. Aradı 30 Euro dedi. Oldu dedik, biz hallederiz.

Yerleşip üstümüzü değiştirdik ve merkeze doğru yürüyüp geldik Ramstore mağazasına. İçeri girdik ve döviz bürosuna yöneldik. Girişteki Exchange ( döviz) ofisine gittik. 1Türk lirasına karşılık 21 Denar veriyoruz dedi. Bizde vazgeçtik ve çıktık.

Ramstore’ un hemen önündeki taksicilerden birine gidip Matka’ ya ne kadara götürdüğünü sorduk. Taksimetre açarım, 500 Deanara yakın olur dedi. Atladık taksiye. Matka merkeze 20 km uzaklıkta biryer. Giderken adama oradan dönüş için taksi bulabilir miyiz diye sorduk. Bende size nasıl dönmeyi düşünüyor sunuz diye soracaktım dedi. Meğer yokmuş taksi falan. Haydiii, noolcak dedik. Ben sizi 1 saat bekler götürürüm dedi. Bir saat yetmez dedik. Aklımıza otobüsler geldi. 60 Numaralı otobüsler varmış dedik. Durağına götürdü. Durakta 2 polis vardı. Sorduk anlaşamadık. Taksici çıktı sordu. Yaşlı bir amca kağıda saatlerini yazmış otbüsün. Hemen fotoğrafını çektik.

Gittiğimizde saat 6 idi. Akşam 9’ da otobüsün olduğunu duyunca sevindik. Başladık yürümeye. 1 km kadar yürüdük. Manzara harikaydı. Su şırıl şırıl akıyordu. Restoran ve kafe vardı ilerde. 13-14. Yy’ dan kalma St. Nikola Şişevski kilisesini gezdik. Kano keyfi yapan bir çift gördük. Saldal keyfi yapanlarda vardı. Bizde gezelim sandalla dedik ve hemen sandalcıya yöneldik. Aile işletmesi yapıyorlardı. Baba olanı bizimle sohbet etti. Arnavutlarmış. Ne kadar dedik. 2 Kişi özel gezecekseniz kişi başı 800 olur dedi. Tamam dedik. O arada sandalda bir çift vardı. Bu çiftle beraber gezerseniz kişi başı 600 Denar olur dedi. O da olur dedik ve atladık sandala. Matka kanyonuna gidipte sandal turu yapmadan dönmeyin derim.

20 dakika kadar sonra kenara yanaşıp merdivenlerden çıkıyoruz. ‘VreloMağarasına  giriyoruz. İçerden yarasa sesleri geliyor. Enteresan Bir yer. Mersin’ deki Astım Mağarası’nı andırıyor birazcık. Mağarada 2 tane küçük göl var. Biri 8, diğeri 35 metre derinlikte. Arnavut gencin söylediğine göre İtalyan ve Belçikalı dalgıçlar araştırma dalışı yapmış, basınçtan dolayı birkaç kişi ölmüş orda.

Tekrardan sandala döndük. Bol bol artistik fototaflar çekiyoruz. Sandalı kullanan gencin adı Ahmetmiş. Akrabalarının ürkiye’ de Antalya’ da yaşadığını söylüyor. İngilizce iletişiyoruz. İstanbul’ dan geldiğimizi duyunca nüfusunu soruyor.14 milyon deyince, 7 tane üsküp diyor, şaşırıyor. Havadan sudan sohbet ediyoruz ve yaklaşık 1 saat süren sandal keyfimiz sona eriyor. Vedalaşıyoruz.

Kanyonda çok şirin bir otel var. ‘CanyonMatka’. Fiyatını sorduk. 2 kişilik bir oda toplamda 30-35 Euro,kahvaltı dahil dediler. Üsküp’ te otelimiz olmasaydı orda kalmayı isterdik. Kafa dinlemek için mükemmel bir yer.

Bir saat kadar daha zamanımız olduğunu görünce otobüs durağına yakın bir kafeye oturup kanyon manzarasına karşı, soğuk biralarımızı içiyoruz.

Saat 9’ da otobüse biniyoruz. Kişi başı 35 Denar ödüyoruz şoföre. Tam olarak nerede ineceğimizi bilmediğimizden otobüsteki gençlere soruyoruz. Yardımcı oluyorlar, sağolsunlar. İniyoruz ve karşıya geçince Üsküp Kalesi ışıl ışıl parlıyor karşımızda.

Kalenin fotoğrafını çekerken yanımızdan geçen bir kişiye oldtown bölgesine nasıl gidebileceğimizi sorduk. Ben o tarafa gidiyorum. İsterseniz benle gelin dedi. Emekli polismiş. 40 yaşındaymış ama hiç yaşını göstermiyordu. Hoş sohbet adammış. BiziTürk bölgesindeki bir köfteciye kadar götürdü. Yemeğe davet ettik, teşekkür etti ve vedalaştık. Köfteyi tane hesabıyla alabiliyorsunuz. Ben 5, eşim 10 köfte istedi. Patates kızartması ve salatada aldık. Köfteler çok lezzetliydi ama tuzluyduda. Sonrasında saatlerce susuzluğumuz geçmedi. Su demişken, birsürü değişik markalı su var. Her markette farklı bir marka var. Yemeken sonra camiden çıkan insanlarla karşılaştık. Türkiye’ de hissettik kendimizi. OldTown merkezde yoğunlaşmış insanlar. 2- 3 sokak barlar sokağı.

Taş köprüye yürüdük ve Makedon bölgesine geçtik. Köprünün fotoğrafını çektik. Meydanda müzikal bir gösteri vardı. Biraz onu izledik. Büyük İskender heykelini de fotoğraflayıp şehir kapısını temsil eden Gate’ i çektik. Rahibe Teresa ve müzeyi çekip otelimize doğru gitme vakti geldi dedik.

Gece 1’ de otele vardık. Derin bir uyku sonrası 7.30’ da kalktık. Hazırlandık. Bojan geldi, otelin asıl sahibi. Bizi Ramstore’ un oraya kadar bıraktı. Havaalanına 13 Euroya bırakmayı teklif etti. Yok dedik. Vardar Expresle gideceğiz. Bize otobüsün kalkacağı yeri tarif etti ama, unuttuk. Meydanda oturduk biyere, nasıl yapalım dedik. Taksicinin birine kaça götürürsün diye sorduk. 20 Euro dedi. Aklımıza önceki gün Arnavut gencin bizi bırakmak istediği taksi durağı geldi. Hem orda Türkçe konuşan biri de vardı. Gittik, adamı görünce yüzümüz güldü. Sıra onda değilmi ama yardımcı oldu sağolsun. 13 Euroya anlaştık. Atladık gittik havaalanına. Uçuşumuz 11. 55’teydi.

Üsküp havalimanındaki freeshoptan 16 Eroya JagerMeister Likörü adık. 9 Euro ya Alexandre şarabı aldık. Parfümler oradada pahalıydı almadık.

İstanbul’ a döndüğümüzde saat 14.15 idi. Freeshopa gittik hemen. 16 Euroya Absolute votka aldık. Sigara fiyatları Üsküp’ te daha uygun. Marlboro Türkiye’ de 30 Euroydu. Üsküp’ te 24 Euro.

Salıdan cumaya doya doya gezip eğlendik. Döndüğümüz günün ertesinde Ohrid’ de çekilen ‘BeforeTheRain’ filmini izleyelim dedik. Eşim filmi indirdi netten. Bir keyifle oturup izlemeye başladık. Film Hindistan’ da geçiyor. Şimdi Ohrid’ i göstercekler falan diyoz ama yok. Meğer ‘BeforeThe Rains’ adında başka bir film daha varmış. Allahtan izlediğimiz filmde güzeldi. Keşif yapmış olduk. Tavsiye ederim. Çok iyi geldi bu tatil bize. Gidip oraları görmek isteyen arkadaşlara şimdiden bol gezmeler diliyorum.

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Arzu,benim gibi emekli bir meslektaşını düşünerek lütfen harfleri büyütüp ,paragraflara ayırabilirmisin ??Bu güzel yazıyı ancak yarısına kadar okuyabildim…Çok teşekkürler…

  • ArzuT. dedi ki:

    Neşe hocam, selamlar öncelikle. Bu site beni çok uğraştırdı. Fotoğraf bile yükleyemedim . En kısa zamanda yazı fontunu büyütüp güzel fotoğraflar yükleyeceğim. İlginiz ve isteğiniz için teşekkürler.

  • gezmen dedi ki:

    Keşke daha fazla kalsaydınız,kaçırdığınız yerler olmuş. Fiyatlar sanırım artmış biraz. Skopsko benim de favorim. Güzel yazınız ve paylaşımınız için teşekkürler.

  • arkutbay dedi ki:

    Bu güzel paylaşımınız için çok teşekkürler Arzu Hanım . Jagermeister benim de favori likörlerimdendir , özellikle küçük şişeleri uzun otobüs yolculuklarında çok işe yarar , afiyetle ve kararında içiniz 🙂 Saygılar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*