Macaristan- Budapeşte ( 7 ) – Viségrad

Keleti Tren İstasyonuna gitmeye alıştık.Viségrad Budapeşte'den 40 km uzaklıkta küçük bir köy.Aslında daha önce aldığımız bilgilere göre Budapeşte'den otobüs ile Visegrad'a gidebilirdik ama tren daha cazip geldi. Bu bir bakıma iyi bir bakıma kötü oldu.Biletimizi aldıktan sonra trenimizi aramaya başladık.Saat yaklaşıyor ama biz treni bir türlü bulamıyoruz. Kimse dil bilmiyor. Bize yardımcı olamıyorlar.Koşuşturmaktan yorulduk. Kendimizi Berlin'e giden bir trene attık. Zira herkes ısrarla bu tren diyor. Meğerse Visegrad, arada bir durak olduğundan oradan geçen her trene biniliyormuş.Bir kompartımana yerleştik. Hala huzursuzluk var ama bilet kontrole gelen memur da doğru tren olduğunu onaylayınca rahat bir nefes aldık. 

 ​ 

Trende yanımıza Suudi bir genç oturdu. Yarım yamalak İngilizcesiyle ülkesinden çıktığını ve sığınmacı olarak bir yere yerleşmek istediğini Berlin'de oturan teyze oğluna gittiğini anlattı."Her tarafta savaş var,uçaklar ülkemin üzerinden vızır vızır geçiyor." dedi. Bu insanların durumu ne olacak? Zengin ,fakir yollara düşmüş güvenli bir ülke arıyor.Bize  kolanya ikram etti. Ne fena insan artık herşeyden tedirgin oluyor.Çok uzun sürmeyen bir yolculuktan sonra Visegrad tren istasyonunda indik.Küçücük bir yer. Kimsecikler yok. Sonradan anladık ki kimse buraya tren ile gelmiyor.Zaten bu da banliyö treni değil.Oldukça fazla  ücret ödemişiz.Otobüs çok ucuz.Köyde nehir kenarına nasıl gideriz diye sorduk. Bize tarif ettiler. Anlaşılan burası güzel bir sayfiye yeri. Bahçe içindeki evlerin hepsi birbirinden güzel. Tuna kıyısı plaj olmuş. Nehre girenler, kayıklarını gezi için hazırlayanlar. Kıyıda küçük kafeler,restoranlar….Buranın adı Nagymaros'muş. Sonradan anladık ki eğer trenle gelmeseymişiz buradan karşı tarafa gemi ile geçme şansını yakalayamayacakmışız.Şansımız varmış diyorum çünkü bu gemi gerçekten orijinal.

  

Genelde Macarlar ve buraya dağ sporları yapmak için gelen çocuklu İtalyan ,Alman ve Fransız turistleri görüyorsunuz.. Etraf son derece yeşil. Tuna bir deniz havasında. Karşıki dağın tepesinde kale gözüküyor. Buraya nasıl gideriz deyince gemi bileti alın diyorlar. Gemi yolcudan başka araba, bisiklet alıyor. Buna gemi demek çok doğru olmaz daha ziyade sal diyebiliriz. Zira bu sal ona yanaşan başka bir klavuz geminin yönlendirmesiyle hareket ediyor.

  

Tuna manzarası şahane. İlginç bir yolculuk.Karşı tarafa geçince oradaki bir restoranda bilet satan bayana bir taksi istediğimizi söylüyoruz. Keşke dağa tırmanabilsek ama bu oldukça zor. Bayan 20 dakika beklememizi söylüyor ama biz bir buçuk saat bekliyoruz. Bu arada kıyıda bir restoranda birşeyler içiyoruz.Herkes karşı tarafa geçmek için salı bekliyor. Ama biz buradan Budapeşte'ye otobüs ile dönmeye karar verdik.Çevreyi dolaşmak için ilginç arabalar yapmışlar.Biz binmedik ama herhalde zevkli olurdu.

  

Sal yanaşınca kalabalık oraya doğru yürüyor. Bize de dolmuş tipli bir araba geliyor. Şoför geç kadığı için defalarca özür diliyor.Çok güler yüzlü bir adam.10-15 dakikada dağa tırmanıyoruz. Orman manzaraları o kadar güzel ki…Yolda sohbet ediyoruz. Dönüşte bizi alacağı saati kararlaştırıp ayrılıyoruz. Kalenin girişi aşağıda .Merdivenle yukarı tırmanılıyor.Girişte Ortaçağ giysileriyle ok attıran animatörler var. Bu gösteri hemen hemen tüm Ortaçağ kaleleri ve şatolarında oluyor.Devamlı tırmanıyorsunuz. Tuna'nın en yüksekten görüldüğü yer. Visegrad  ,Tuna Nehrinin delta yaptığı bir alana kurulmuş. Hep kralların yazlık mekanı olarak kullanılmış.

 

Manzarayı görebilmek için adımlarımızı hızlandırıyoruz. Ve işte! İnanılmaz güzel. O zaman bu kalenin ( Fellegvar) yerinin ne kadar doğru seçildiği anlaşılıyor.İnsanı hayran bırakıyor. İyiki gelmişiz de bu güzel görüntüyü görmüşüz. Macar arkadaşımın burayı gezmemiz hakkında ısrarı çok doğruymuş.

  

Uzun bir süre doğayı,hoş kıvrımlarla akan Tuna'yı seyrettik. Ne kadar güzel. Daha da yukarıya çıkıp av köşkünü de göreceğiz.İçerde av hayvanlarına ait boynuzlar,doldurulmuş av hayvanları,o zaman giysileri,bayrakları,kısacası Ortaçağ dönemine ait bir çok eşya ve o çağın yaşamını anlatan resim var.

 

Kale oldukça iyi bir restorasyon görmüş.Bir izci grubu da gezenler arasında. Liderleri her resmin önünde açıklamalar yapıyor. Mesleğim nedeniyle bir hayli ilgimi çekti. Bahçede içine eller ve başın geçtiği düzeneğe gezginler başlarını ve kollarını sıkıştırarak poz veriyorlar. Ne tuhaf insanların öldürüldüğü ,işkence gördüğü bu aletler şimdi anı için kullanılıyor. Çağlar boyunca uygulanan şiddetin sonuçta gülüp geçilen birşey olması.Düşündürücü…

  

Her gezgin buradan Tuna'yı seyretmeli. Budapeşte'de şehrin ortasından ve daha birçok yerden geçen Tuna'ya bir de buradan bakmalı.İstemiye istemiye aşağıya iniyoruz.Aşağıda turistik eşya satan dükkanlar insan kaynıyor.Biz de geziyoruz.Macarcada birçok sözcük Türkçeden geçmiş. "Bebek" "Babak" gibi. Bu ülkede dikkatimi çeken bir başka şey de fazla şapka satılmaması.İlk defa burada rastladım desem yalan olmaz.

  

Macar ressam Demjen Attilla (1926-1973) adına bir anma plaketine rastladık. Ressamın soyadı ilgimi çekti. Bizi almaya gelen Macar şoför ile aşağıya indik. Bizi köy meydanına otobüs duraklarına yakın bir yere bıraktı.Yemek yemeği planladığımız restorana yakın bir kilise binası oldukça değişik."Restoran Kovacs-Kert ". Yemekler leziz ve çok uygun fiyatta. Ayrıca servis mükemmel.

  

Otobüs saatleri duraklardaki levhalarda belirtilmiş.Zamanında geliyor.Otobüste Hindistan'daki gibi raylar üzerinde hareket eden perdeler var. Hava o kadar sıcak ki insan nefes almakta zorlanıyor.Yolculuk iki saatten fazla sürüyor. Perişan olduk. Otobüs Szentendre'den de geçiyor. Budapeşte'ye yaklaştıkça trafik sıkışıyor.

  

Bir an önce ,hava kararmadan gitmek istiyoruz. Parlemento Binasını gündüz gözüyle görmeği hedefliyoruz.Otobüsten iner inmez koşuşturuyoruz.İlk önce meşhur  Merkez  Kapalı Çarşıyı( Központi Vasarcsarnok) ziyaret ediyoruz.Fövam Meydanında .Binanın çatısı ve üzeri Zsolnay seramikleri ile kaplı. İçerde Macaristan'ın yöresel ürünleri satılıyor. Özellikle örtüler pek güzel. Birçok satılık eşyanın üzerinde "Bu Çin malı değildir" ibaresini okuyorsunuz.Hoş.Fiyatlar pek ucuz değil.Turistik bir yer. Ama az da olsa pazarlık yapabiliyorsunuz.Böyle tarihi bir binanın içinde demir konstrüksiyon beklenilir bir tarz değil. Güzel bir düşünce.

  

Parlemento binasına gitmek için Tuna kıyısı boyunca gidip,gelen sarı tranwaya biniyoruz. Bina Pest tarafında bulunuyor. Budapeşte'nin sembolü. Gece ışıl ışıl görmüştük.Şimdi gündüz göreceğiz.Macar Mimar İmre Steindi tarafından 1885-1904 yılları arasında tamamlanmış. Anlatılanlara göre yapının bitirilmesinin ardından geçen bir iki hafta içinde mimar vefat etmiş. Steindi binanın yapılmasında tüm çalışanların Macar olmasını istediğinden inşaatta Macaristan'ın her yerinden gelenler çalışmış .

 

 

        Parlemento Binası                                       Prens II. Ferenc Rakoczi'nin atlı heykeli

Yapı Londra'daki Parlemento binasına benziyor.Birçok kulesi ve 691 salonu,13 asansörü var. İç süslemeleri için 40 ton altın kullanılmış.Bizim girdiğimiz bahçe tarafında II.Dünya savaşına ait bir yeraltı sergisi vardı. Artık bu konuda çok fazla bir şey görmek istemiyorum, beni fazlasıyla üzüyor. 

  

Hava o kadar sıcak ki Budapeşte Belediyesi,Parlemento'nun önünde, bunalan insanları ferahlatmak amacıyla akıllıca bir çözüm bulmuş. Zaman zaman yerdeki düzeneklerden su fışkırtılıyor.Bir güzel serinliyorsunuz.

 

1848 Macar Devriminin Kahramanı Lagos Kossuth'un Heykeli     Macaristan'ın ilk Başbakanı Tisza Istvan'ı anmak

                                                                                                     üzere yapılmış anıt.

Parlemento Binası dev heykellerle çevrili. Bu da yapıyı daha da  güzelleştirmiş.Tuna kıyısına indik. Akşam oluyor ve Tuna yine o güzel renklerine kavuşuyor. Buraya yakın görülmesi gereken bir yer daha var. Savaş anılarını ne kadar görmek istemesem de Avrupa'da bundan kurtulamıyorsunuz.

 

Heykeltraş Gyula Pauer ve bir Türk anne babanın çocuğu olan Can Togay tarafından tasarlanmış."Cipök un Dunaparton" "Tuna Kıyısı Ayakkabıları" adlı bir anma eseri . 1944'te Hitler'in Gestapoları tarafından çoluk çocuk buraya getirilen Yahudi ailelerden ayakkabılarını çıkararak  Tuna'ya atlamaları istenmiş ve hayatlarına son verilmiş. Bu acı olayın anısına metalden,bronzdan yapılan kadın çocuk erkek ayakkabıları tam kıyıda duruyor.İnsan çok duygulanıyor. Bir an için hissettiklerini düşünüyorsunuz…

  

Artık akşam oldu ve bizim güzel Macaristan gezimizin sonu. Yarın Türkiye'ye dönüyoruz.Çok güzel bir ülke, güzel insanlar…. Gezginlerin uğrak yeri.

   

4 yorum

  • gezmen dedi ki:

    Beste Hanım,içinde tren olan yolculuklar her zaman özel olmuştur benim için. Gemiyi bilsem bile,ben yine de treni tercih ederdim 🙂 Güzel fotoğraflarınız, harika yazınızı tamamlamış.Macaristan 2016 planlarımız arasında, umarım gerçekleştirme fırsatımız olur. Paylaşım için teşekkürler.

  • besteerbak dedi ki:

    Merhaba,Avrupa ülkeleri içinde Polonya ve Macaristan çok farklı.Gerek halkları gerek yaşamları.Macaristan gençliği Türk gençliği gibi saygılı düzgün tavırlı.Halk fazla dil bilmemesine karşın güler yüzlü ve yardım sever.Turistik mekanların dışında her şeyi ucuz alabilme fırsatınız var.Size de güzel bir gezi diliyorum. Teşekkürler.Sevgiler.

  • NEŞE dedi ki:

    Siz Keleti den tren e binince biraz şaşırdım doğrusu,çünkü Visegrad nehrin karşısında kalacak diye düşündüm ama “sal” ile çare bulundu…Kale içinde Osmanlı nın bir camii yaptığı da biliniyor,ben izlerini göremedim..Gerçekten Polonya ile Macaristan ı ayrı bir köşeye koymak lazım,çok haklısınız…Teşekkürler Beste..

  • besteerbak dedi ki:

    Evet Neşe biz ters taraftan gitmişiz.Ama iyi oldu.Sizin Macaristan yazılarınızı zevkle okudum. Bize yol gösterdi.Birçok yerde yararlandım.Umarım benim yazım da sizinkiler gibi gezginlere ışık tutar.Sevgiler . Teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*