Macaristan ( 1 )-Budapeşte ( Ağustos 2015)

Eşime doğum günü sürprizi yapmak adına daha kıştan Budapeşte biletlerini aldım. Macaristan'ı çok görmek istiyordu. Ben daha önce gitmiştim ama bu kez daha detaylı gezeriz dedim. 4 Ağustos yaşgününü orada kutlamak onun için inanılmaz bir sevinç oldu.

İzmir'den sabah erken İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına uçtuk. Pegasus havayolları artık hiç bir ikramda bulunmuyor.Bilet fiyatlarını ucuzlattıkları için olsa gerek her şey para ile alınabiliyor.Tabi bu olay uzun uçuşlarda hiçte iyi olmuyor. Pilot uçuş süresini 2 saat 45 dakika veriyor. Saat farkı da işin içine giriyor. Macaristan yeşil pasaporta vize almayan ülkelerden.Yerel saat ile 11.45'te Budapeşte'nin Liszt Ferenc Havaalanına iniyoruz.

 

Macarlar da Polonyalılar gibi ünlü piyanislerinin adını havalimanına vermişler.Pasaport kontrolünün önünde uzun bir kuyruk var ama korktuğum gibi olmadı sıra çabuk ilerliyor. Türkiye'den birçok tur bu mevsim Macaristan'a turist götürüyor.Turlarda gençler var Bir an düşünüyorum bu genç insanlar neden kendi başlarına seyahat etmiyorlar diye…

Macar polisi efendi bir tavır ile pasaportu damgalıyor. Macarlar Avrupa Birliğinde olmalarına karşın hala çoğu yerde kendi para birimlerini kullanıyorlar. Forint.(Ft) Az da olsa para bozdurduk.Günlerden cumartesi olduğu için döviz bürosunu açık bulamayabiliriz diye düşündük ama yanılmışız.Her yerde döviz bürosu var ve geç vakitlere kadar açık. 100€ 224 Ft verdiler .Ama şehirde 302 Ft kadar bozdurduk. Her döviz bürosunda değişik bir kur. Kimi komisyon alıyor kimi almıyor.

Havaalanından çıkınca iki çeşit taksi var. Birine bilet alıyorsunuz diğerine biletsiz biniyorsunuz. Havalimanı ile merkez arası bayağı uzak. Daha önceden ayırttığımız 7 Seasons Apartments'a geliyoruz Daha sonradan anlıyoruz ki tuttuğumuz daire tam merkezde . Buradan her yere ulaşmak çok kolay.

Köpeğiyle oynayan kız             

“Király utca” Utca Macarcada sokak demek. Király ise kral demekmiş. Ben daha çok kiraza benzetmiştim ama… Macarcada Fransızca gibi harflerin üzerinde işaretler var. Ayrıca "ö" ve "ü" harfleri kelimelerin çoğunda kullanılıyor. Bazı harfler yazılıyor ve okunmuyor. Eğer uzaktan bir yerden Macarca konuşmalar kulağımıza gelirse bir an için Türkçe konuşuluyor sanıyorsunuz.

Taksiye 27 € ödedik. Aslında dönüşte metro ve otobüs kullanarak havaalanına gelmek 800 Ft verdik.İnsan tam yeri bilmeyince acemi oluyor.Apartmanın altında pazar var. Daha sonra inip bakarız dedik. Giriş kapısını bulmakta zorlanıyorduk ki bir görevli gelip kapıyı açtı. Daire çok güzel. Mutfağında gereken her şey var. Ayrıca resepsiyondakiler de güler yüzlü ve bize çok yardımcı oldular.

Sabah çok erken saatte kalktığımız için biraz yorulduk ama kendimizi dışarı atarak bir an önce şehri yaşamak istedik.Cadde boyunca ilerleyip önce Deak Meydanına geldik.Burada gerçekten ilginç bir yapı olan Anker Sarayı ya da Anker Evi .Bina 1910 yılında yapılmış.Eskiden çok sayıda insan bu binada otururmuş ama şimdilerde daha çok restoran ,mağazalar varmış. Hatta tam altında bizim alışveriş ettiğimiz büyük bir market var.

Meydanda  Hip Hop tur elemanları etrafınızı çevirip tur satmak istiyorlar. Daha sonra diyoruz. Fazla yürümeden Tuna ( Duna) Nehri gözüküyor. Tam nehir kıyısında ilerleyen sarı bir tranway dikkatimizi çekiyor. Ayrıca bronzdan güzel heykeller.

Köşede Dunacorso Restorana oturuyoruz. Hem nehri seyredip hem de Macarların meşhur Gulaş'ından yiyoruz.Yemekler çok leziz. Biraları da harika. Soproni marka bira içiyoruz. Burada en pahalı şey su. En fazla parayı su içmek için ödedik. Aslında çeşmeden akan suyun içilebildiğini söylüyorlar ama pek güvenemedik açıkçası. Kıyı boyunca ilerliyoruz. Bronz heykeller ve  özellikle banklar dikkatimi çekiyor.Kol koyacak yerlerinin olması ve birbirinden bağımsız oturma yerleri.

 

      Küçük Cin Heykeli         

Heykeller o kadar güzel yapılmış ki insan hayran oluyor.Tekrar bir meydana geliyoruz. Burada Baron Eötvös Jozsef'in heykeli yükseliyor.Macar yazar ve politikacı.İntercontinental Hotelin önünde pek heybetli.

 

 

Hedef Zincirli Köprüden geçmek olunca yürümeye devam ediyoruz. Yemyeşil bir meydana varıyoruz.Burası Szechenyi Istvan Meydanı. Ferenc Deak'ın heykeli oldukça ihtişamlı. Macar avukat ,noter ve politikacı.Metro istasyonuna adı verilmiş.

 

 

 

Çimlerin üzerinde yerden çıkan bir dev heykel çalışması modern sanatı yansıtıyor.Sanatçı Ervin Herve-Loranth tarafından yapılmış bu modern çalışma çok ilginç.Bir türlü buradan ayrılamıyorum.Bu kadar güzel bir çalışma. Sanatın sonu yok.Arka planda yer alan bina bugün Four Seasons Oteli olarak kullanılan Gresham Sarayı.1906 Yılında yeni sanat mimarisine uygun biçimde yapılmış .

Artık zincirli köprü çok yakın. Nerdeyse Parlemento Binası kadar ünlü. Budapeşte'de Tuna nehrinin iki yakası Buda ve Peşte'yi birbirine bağlayan 10 köprü var..Bunlardan ikisi yeni. Eski köprülerin hepsi II. Dünya savaşı sırasında yıkılmış.Bunlar savaştan sonra restore edilmiş.Sadece Marguerite Köprüsü tamamen yeni olarak yapılmış.Elisabeth Köprüsü bombalandığında üzerindeki insanları tümü ölmüş. Bir hayli kişiymişler.
Zincirli Köprü 1839 yılında Kont Istvan Szechenyi'nin projesiymiş.İngiliz Adam Clark tarafından yapılmış.Köprüye girişte sağda ve solda aslan heykelleri var. Bir efsaneye göre heykeltraş heykelleri çok mükemmel yaptığını eğer bir hata bile bulunsa intihar edeceğini söylemiş. Herkes aslanlara bayılmış ama bir çocuk "Neden bu aslanların dili yok? " diye sorunca bakmışlar ki gerçekten yok.Onun üzerine heykeltraş kendini köprüden atarak intihar etmiş.Ne onur…

 

 

Köprünün zincirleri İngiltere'den getirtilmiş.Herhalde o zamanlar Macaristan bunları imal edecek güçte değilmiş.Karşıya geçtiğinizde sizi yine bir meydan karşılıyor.Ve meydanda ünlü Gellert Füniküleri. Daha sonra çıkmayı düşündüğümüz için Tuna nehrinin ikinci parelelinden ilerliyoruz. Artık şehrin Buda kısmındayız. Budapeşte İzmir gibi iki yakadan oluşuyor.

Jégverem caddesinde sağlı sollu ilginç yapılar var. Benim dikkatimi çeken devasa apartmanlarda sadece bir ya da iki balkonun olması.Belki de sonradan ilave edilmişlerdir.Bir otelin camlarını temizleyen kişilerin iş güvenliği ilgimi çekiyor.Memleketimi düşünüyorum.

 

Oldukça eski ve orijinal binalar arasında ilerliyoruz.Her tarafta bir yol çalışması ya da restorasyon var. Bir bakıyorsunuz yolu kapamışlar bir bakıyorsunuz açmışlar.Nehir kıyısından Parlemento Binası gözüküyor.

 

Protestan Kilisesi mimar Samu Pecz tarafından 1896'da yapılmış ,yüksek ve güzel bir yapı.Aynı mimar şehirdeki Merkez Pazarı da yapmış.Daha birçok eseri var. Bahçede ise bir heykeli.İçeriye girmek istedik ama ülkede rastladığımız çok az sayıda suratsız insanlardan olan bir din görevlisi içerde etkinlik var diyerek bizi almadı. Bu olayın bir turist için ne kadar önemli olduğunu düşünürsek bu sektörü hareketli yapan güler yüzlü insanlar demek uygun olur.

 

Şehirde adım başı bir çeşme var. Civarlarında da yerlerde yatan evsiz barksızlar. Dilenci yok ama bu da üzücü.

 

Budai Vigado.Bina 1898 ile 1900 yılları arasında inşa edilmiş.İlk yapıldığındasilah deposu olarak kullanılıyormuş ama şimdi Kültür Merkezi.300 kişiden fazla seyirci alabilen bir tiyatro salonu var.Ayrıca içinde ve dışarda halkın oturabileceği kafeterya ve restoranlar güzel bir bahçe insanı ferahlatıyor.Devlet sanatçılarının folklör gösterileri burada yapılıyor .Bahçede Louis Corvin tarafından yapılmış bir çeşme var. Çeşmede bir eski Macar giysileriyle bir avcı ve köpeğinin heykeli yükseliyor.Lajos Kutja ,Çeşmesi.

 

 Kafelerdeki yazılar dikkatimi çekiyor.Dil ne garip birşey.Caddenin bitimine yakın Café Lanchid Sörözö'de oturuyoruz. Dışarıya masalar koymuşlar ama esas içerisi orijinal.Film afişleriyle süslü.Hava çok sıcak olduğu için dışarıda oturmak iyi geliyor. Tekrar yola koyuluyoruz. Zincirli Köprüden geçmek yerine düz devam ediyoruz

 

Buradan Varbazar'a geliyoruz. Burası 2014 yılında restore edilmiş.Restorasyon yapılırken de eskiye uygun bazı ilaveler yapılmış Burada konserler ve çeşitli gösteriler yapılıyor Aynı zamanda da şehrin panoramik manzarası da pek güzel. Gelinler mutlu anlarını burada fotoğraflıyorlar. Asıl bina ünlü mimar Miklos Ybl tarafından yapılmış.1875 ve 1883 yılları arasında tamamlanmış.

 

Yürümeye devam edince  Tuna nehri kıyısında Varkert Palota karşınıza çıkıyor. Burası 1875-1883 yılları arasında Miklos Ybl tarafından Buda kalesinin bir bölümü olarak yapılmış.1992 yılında restore edilmiş. Kasino olarak kullanılmış.Şimdilerde çeşitli aktivitelerin yer aldığı bir yapı olarak kullanılıyormuş.Küçük bir saray gibi.

 

Tam karşısında (1914-1918) I.Dünya savaşını ifade eden devasa heykeller karşımıza çıkıyor.Asker heykelleri o kadar büyük ki insan ürküyor.

 

Yürümeye devam ediyoruz. Anlaşılan bir günde yürüye yürüye Budapeşte'yi gezmeyi hedefliyoruz. Ama pek küçük bir şehir değil. Evet bence en iyi gezgin en çok yürüyen. Başka türlü tüm güzel detayları kaçırıyorsunuz. Ve yine bence zaman kısıtlaması olmadan biraz da yol bizi nereye götürürse diye gezmek.Sanırım seyahatin en can alıcı noktası da bu.

 

Elisabeth Köprüsü gözüküyor.Bembeyaz bir köprü . Buradan karşıya geçeceğiz.Tam tepede Gellert Tepesinde Hürriyet heykeli gözüküyor.Epeyce dolaşarak köprüye çıkıyoruz.

 

Köprüden geçerken polis motosikletleri trafiği durduruyor. Ben acaba önemli biri mi geçecek derken bir de bakıyoruz motosikletler geçiyor. Çok değişik çok çeşitli motorlar.

 

Karşıya geçildiğinde bir katolik kilisesi  (Nagyboldogasszony Főplébánia)görünüyor. Türkler burada iken cami olarak kullanılmış.1723 yangınından sonra epey hasar alan kilise çok iyi restore edilmiş.Yolun sağ tarafında Matyas City Hotel'in binası oldukça değişik. Eminim manzarası da güzeldir.

Buradan ünlü cadde Vaci Utca 'ya giriyoruz. Burası trafiğe kapalı ve lüks mağazaların bulunduğu bir yer. Tam köşede Boudda- Bar-Hotel var. Bina 1899'da yapılmış. Oldukça güzel.

 

Sokağın bitimine doğru iki yer çok ilgimi çekiyor. Bunlardan biri Philanthia diğeri ise Szamos Marcipan Gourmet Haz.Philanthia çiçek ve hediye mağazası.Szamos ise ünlü kafe. Bu kafe özellikle çikulatalarıyla ünlü. Marcipan Macaristan'ın dünyaca tanınmış badem ezmesi çikulata ile karışık. Szentendre gezimizde ilk yapıldığı yere gittik. Macarlar tatlı özellikle de çikulatalı tatlı konusunda muhteşemler.Yolunuz buralara düşerse bir kafede bu lezzetlerden tatmanızı öneririm.

 

Buradan geniş bir meydana çıkıyorsunuz.Vörösmarty Meydanı. Sizi bir heykeller topluluğu karşılıyor. Bu Macaristan'ın ünlü şairi Mihaly Vörösmarty'nin heykeli.(1800-1885)

Meydanda soluklanmak için Gerbeaud kafeye oturuyoruz.Muhteşem bir yer. Yediğim tatlının tadını unutmak mümkün değil. Hava çok sıcak olduğu için dışarıda masalar var. Ama ben içeriyi 

 

görmek istedim. Saray gibi. 1858 yılından beri hizmet veriyor.Adını Emile Gerbeaud'dan almış.İsviçreli bir pastacı.İçtiğim kahvenin üzerindeki resim de çok güzeldi.

 

2 yorum

enisnuhoglu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*