Lübnan seyahatnoktasi.com

Seyahat noktalarıma, Türkiye’ye yakınlığından dolayı kısa bir sürede ulaşabileceğim rotalardan biri olan Lübnan’ı eklemeye karar verdim. Cuma akşamı 20:30 da kalkan Pegasus uçağı ile saat 22:00 gibi Beyrut havalimanına varmış olmam, gün kaybı olmadan gezime başlamak adına beni oldukça memnun etti. Bunun yanında Lüban’ın Türk vatandaşlarına Vize uygulamaması da süper. Daha önce otel rezervasyonumuzu yaptırdığımız 35 Room isimli temiz ve merkeze yakın bir otele gittik. Otelimize gitmek için bindiğimiz taksi şoförünün Türk olduğunuzu öğrenmesi akabinde, yol boyunca konuşulacak olan konu doğal olarak Türk dizileri oldu. Türk televizyonundaki dizileri merakla takip ediyorlarmış. Lübnan fotoğraflarıma http://seyahatnoktasi.com/wp/lubnan-seyahati-fotograf-galerisi/ adresinden ulaşabilirsiniz.

İlk gece Gezimizin ilk keşfine, ayağımızın tozu ile arkadaşlarımız tarafından rezervasyon yaptırılan Mandaloun isimli gece kulübü ile başladık. Beyrut’un gece hayatı istanbul’u aratmıyor. Aynı Türkler gibi eğlenmeyi çok seviyorlar ve tarz olarak bizleri aratmadığını söyleyebilirim. Mandaloun’da sahneye farklı sanatçıların çıktığı ve ardı ardına gösterilerin yapıldığı keyifli bir müzik ve show şöleni ile karşılaştık. Bu arada gece çıkacaksanız şık kıyafetler götürmeyi sakın unutmayın. Program geç saatlerde başlayıp sabaha karşı bitiyor. Çalan müzikler karşısında dans etmemeniz mümkün değil. Yemeğe gidecekeseniz rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Bu arada Mandaloun ismi, Beyrut’un eski binalarında yan yana yer alan yay şeklindeki 3’lü cam konseptine verilen isimden geliyormuş.
 
1.gün Jeita Sabah kahvaltı sonrası, taksi şoförü ile yapılan pazarlık sonrası 20 USD’ye Beyrut’a yaklaşık yarım saatlik mesafede olan ve Grotto ismi ile anılan mağaraların olduğu bölgeye gitmek üzere yola koyulduk. Upper Grotto ve Lower Grotto olmak üzere iki farklı bölümden oluşuyor. Lower Grotto’yu tekne ile Upper Grotto ‘yu da sarkıtların arasında yürüyerek dolaşıyorsun. Gezmek için 3 saat yeterli bir zaman. Byblos Byblos’un dünyanın en eski şehirlerinden biri olduğuna inanılıyormuş. Byblos küçük şirin bir balıkçı kasabası. Kendine has mimarisi ile görülmeye değer bir şehir. Taş evlerin ve restaurantların arasında yaptığımız 1 saatlik tur sonrası, sahilde şık bir balıkçı restaurantına gittik. Mezeler ve balık ürünleri çok lezzetli idi. Mezelerden humus ve maydanoz ile yapılan Tabouli’yi muhakkak deneyin. Bu arada söylemeden geçmeyeyim. Lübnan bize göre çok küçük bir ülke. Bir şehirden bir şehire gitmek en fazla 2 saat alıyor. Byblos’dan çıkıp sahil yolundan Beyrut’a dönüş yapmanızı tavsiye ederim. Yol üzerinde güzel taş binalar var. Akşam Hamra bölgesinini gezip cafelere takıldık.

2.gün Sabah erkenden Lübnan’lı arkadaşlarımız ile trekking yapmak üzere yola koyulduk. Maalesef yolda başlayan ve bardaktan boşalırcasına yağan yağmur yüzünden rotamızı değiştirmek zorunda kalarak Deir el Kamar isimli bölgeye gitmeye karar verdik. Daha doğrusu verdiler. Yol üzerinde sabah kahvaltı yapmak için bir fırında durduk. Çanta şeklindeki ekmekler ilgimi çekti. Sıcacık çıkan sepet eklerimizin arasına zahter (bir çeşit baharat) serpip, domates ve yeşillikler ile ayak üstü kahvaltımızı yaptık. Deir El Kamar ( Deir El-Qamar) Beyrut’un güneyinde bulunan Lübnan’ın eski başkenti Deir El-Qamar’da Marie Baz müzesine gittik. Osmanlı mimarisinde olan müze için de Yavuz Selim’ın balmumundan yapılmış heykeli dikkatimi çekti. Sorduğumda bu bölgenin Osmanlı zamanında iyi vergi ödediği için ele geçirilmediğini ve o dönemde tek başına dağ üzerinde konumlanan bir yerleşim yeri olduğunu öğrendim. Müzeden çıkıp araba ile biraz daha yukarı doğru çıkıp Beit Eddine bölgesine vardık. Yine Osmanlılardan kalma küçük bir sarayın içinde dolaştık. Bu bölgede yazın bir aya yakın süren müzik festivalleri yapılıyormuş. Phil Collins, Elton John, B40 ve Ricky Martin gibi bir sürü tanınmış sanatçıyı ağırlamışlar. Muhakkak bu dönede gelmemiz gerektiğini söylediler. Gezi sonrası yine Osmanlı mimarisinde şık bir restaurantta hep birlikte yemeğimizi yiyip, Lübnan rakısını tattık.

3.gün Beyrut En sonunda Beyrut’u dolaşmak üzere kahvaltı sonrası yola çıktık. Hamra yani kaldığımız otelin önünden Amerikan ünversitesi yönüne doğru yürüyüp, sahile paralel olacak şekilde Downtown’a indik. Downtown yeni inşaatların yapıldığı bir bölge. Beirut Souks isimli alışveriş merkezi içinde ve çevresinde lüks markaların mağzaları, cafeler ve restaurantlar yer alıyor. Mağzaların ve cafelerin birleştiği alanın ortasında ise saat kulesi var. Saat külesinin arakasındaki Al-Omari camii görülmeye değer. Al-Omari camii tam merkezde olduğundan gidilen her rotada yol ortasında karşına en az bir kere çıkıyor. Öğlen vakti daha önce giden bir arkadaşımın tavsiyesi ile Gemmayzeh bölgesindeki “Le Chef” isimli esnaf lokantasına gittik. O gün menüde ne varsa şansınız onu yiyorsunuz. Gemmayzeh bölgesi daha çok barların olduğu bir bölge. Tüm gün yürüyerek bölgeyi dolaştık. Akşamüstü ise denizin orasındaki kayalıkları görmek ve gün batımını seyretmek üzere Korniş(Corniche) isimli bölgeye gittik. Beyrut’un kordon boyu, yol boyunca koşan, yürüyen, hava almaya çıkanlarla dolu. Oldukça uzun bir kıyı sahili var. Yaklaşık 90 dakikalık yürüyüş sonunda “Pigeon Rocks” isimli deniz kenarına yakın su içinde olan iki kaya parçasının olduğu yere geldik. Tam önündeki kafede oturup taze sıkılımış kocaman karışık meyva suyu eşliğinde gün batımını seyrettik.

4.gün Sidon (Saida) Sabah yaklaşık 1,5 saatlik yolculuk sonrası Beyrut’tan Sidon’a vardık. Sidon deniz kenarında Biblos’a nazaran daha mütevazi bir şehir. Deniz kenarındaki kalenin tam karşısında yer alan Pazar alanına girip, dar sokaklar, kemerler altında yer alan küçük dükkanlar ile Osmanlı izlerini taşıyan evler asasında turladık. Yol üzerinde rastladığımız her tatlı dükkanına girdik ve tattığımız her bir tatlı sonunda artık tatlı komasına girmek üzere olduğumuzu hissedip, dönüşte nereden, hangi tatlıyı alacağımız karar verdik. Ara sokaklarda yer alan müze haline getirilmiş sabun fabrikasını dolaştık. Akşamüstü Beyrut’a dönüp bu sefer Gemmayzeh bölgesindeki MYU bara oradan da başka birkaç mekana uğradık. Sabah’ın 6:30’un da kalkan uçağımız ile dönüş ve sabah 8:00’de İstanbul’a vardık.
 
Bu kadar keyifli bir tatil sonrası direk işe gitmek açıkçası zor gelse de, bu kısa tatil beni pek memnun etti. Bakalım bir sonraki rota beni nerelere götürecek.

1 Yorum

Zeynep için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*