Londra’da Yok Yok


                                       

Büyük Britanya ya da Birleşik Krallık, İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşmakta… Türkçede İngiltere derken aslında çoğunlukla Büyük Britanya kastedilir. Hâlbuki İngiltere, Büyük Britanya’nın sadece bir bölgesidir.


 


Büyük Britanya birbirinden renkli yerel ve göçmen kültürleriyle, köklü tarihi ve çağdaş yaşam kültürüyle bir kırkyamadır adeta. Geçmişte olduğu kadar günümüzde de dünyaya yön vermeye devam eden bu ada ülkesi, her yıl milyonlarca turisti ağırlamaktadır.


 


Görülebilecek ve Yapılabilecekler


 


Londra


 


İngiltere’nin başkenti olan bu şehir aynı zamanda Batı Avrupa’nın en büyük şehridir. Thames Nehri üzerinde yer alan şehir oldukça köklü bir tarihe sahip. Yüzyıllardır dünyanın politik, kültürel ve finansal başkenti olagelmiştir.


 


Londra her turisti mutlu edebilecek bir şehir. Görülebilecek birçok önemli ve tarihi yapı yer alıyor bu şehirde. Ayrıca şehir dünyaca ünlü galeri ve müzeleri ile dikkat çeker. Londra aynı zamanda bir alışveriş cennetidir. Bu şehirde arayıp da bulamayacağınız hiçbir şey yoktur.


 


Şehrin en ünlü yapısı muhtemelen Buckingham Sarayı… Şehri ziyaret eden her turist mutlaka bu sarayı görüyor. Günümüzde saray Kraliçe Elizabeth’in ve ailesinin ikamet adresi. Kraliyet ailesi yaz aylarında İskoçya’ya gittiklerinde sarayın bir bölümü ziyarete açılıyor. Eğer yolunuz Londra’ya yazın düşerse bu fırsatı kaçırmayın.


 


Londra’daki bir diğer önemli yapı ise Londra Kulesi’dir. Bu kulenin kimi yerleri yaklaşık 900 yıllıktır. Kule aslında tek bir yapıdan değil, birkaç yapıdan oluşan bir komplekstir. Kule ilk önce kale olarak yapılmış. Ama kraliyet sarayı ve zindan olarak da kullanılmış. Kule bunların yanı sıra, idam ve işkence merkezi, cephanelik, devlet hazinesi, hayvanat bahçesi, darphane ve gözlemevi olarak da hizmet vermiştir.


 


Londra’yla özdeşlenen bir yapı varsa o da hiç kuşkusuz ki Westminister Sarayı’dır. Bu saray günümüzde Birleşik Krallık’ın parlamentosudur. Tabii hemen yanında yer alan Big Ben Saat Kulesi tipik bir kartpostal görüntüsü… Thames Nehri’nin kıyısında yer alan bu güzel yapı, özellikle geceleyin ışıklandırıldığında gören herkesi büyülüyor. Bu etkileyici gotik yapı, 1840 ile 1888 tarihleri arasında Charles Barry tarafından yaptırılmış.


 


British Museum ise barındırdığı birbirinden değerli eserlerden ötürü Londra’daki görülmesi gereken yerlerin başında gelir. Yaklaşık 250 yıllık bu dünyaca ünlü müze, dünyanın dört bir yanından toplanmış oldukça zengin bir koleksiyona sahip. Zaman zaman çeşitli sergilerin de düzenlendiği oluyor. Ayrıca müzeye giriş bedava!  


 


Kule Köprüsü ya da İngilizcedeki ismiyle Tower Bridge ise Londra’nın en ünlü köprüsü. Köprüde yer alan kulelere £ 5.50’ye girebiliyorsunuz. Kulelerin tepesine asansörle çıkabiliyorsunuz. Ayrıca girişte alacağınız bilet ile köprünün kaldırılmasının yönetildiği makine odasını da ziyaret edebiliyorsunuz. Kulelerin tepesinde göreceğiniz manzara nefesinizi kesecek.


Bir diğer nefes kesici manzaraya ise son dönemlerde yapılan London Eye’da tanık olabilirsiniz. 135 metrelik boyuyla bu dönme dolap, dünyanın en büyüğü olarak sayılıyor. Londra’yı görmenin en iyi yolu bu dönme dolaba binmek. Bir tur yaklaşık 45 dakika sürüyor. Genellikle önünde uzun kuyruklar oluyor ama bu gözünüzü korkutmasın çünkü sıra çabuk geliyor.


 


İskoçya


 


Büyük Britanya’nın kuzeyinde yer alan İskoçya köklü tarihi, zengin kültürü ve büyüleyici coğrafyasıyla dikkat çeker. Tabii ünlü İskoç Viskisi’ni unutmamak gerek. Ülkenin başkenti Edinburgh, diğer önemli şehri ise Glasgow’dur. Bu şehirlerin dışında İngilizce tabiriyle “Highlands and islands!” (Tepeler ve adalar) buralara gelen her turisti etkileyecek güzelliktedir.


 


İskoçya’nın başkenti Edinburgh’ta görülmesi gereken en önemli yapı Edinburgh Kalesi’dir. Şehrin yüksek tepesinde yer alan bu etkileyici yapının muhteşem bir manzarası vardır. Tüm kaleyi gezmek birkaç saatinizi alabilir. Edinburgh Kalesi’ne çıkan sokaklara Royal Mile denmektedir. Bu bölgede yer alan düzinelerce tarihi yapı, bu sokakların turistlerle kaynamasına sebep olmaktadır.


 


Glasgow, İskoçya’nın en kalabalık şehri. Özellikle son dönemlerde şehir Avrupa’nın en popülerleşen şehirlerinden biri olarak kabul ediliyor. 90’lardan itibaren Avrupa Kültür Şehri, Avrupa Mimari ve Tasarım Şehri ya da Spor Başkenti gibi ünvanlara layık görülen bu şehir, özellikle şehir merkezinde yer alan zengin alışveriş imkânları, müzeleri (Birçoğu ücretsiz!) ve parkları ile öne çıkar. Şehir merkezinde yer alan George Meydanı, şehrin önemli mimari eserlerini görebileceğiniz bir mekân. Oldukça eski bir tarihe sahip Glasgow Katedrali özellikle ziyaret edilmesi gereken bir yapı.


 


Oxford


 


İngiltere’nin en eski şehri olarak kabul edilen Oxford, Londra’nın 80 km. batısında yer alır. Şehir özellikle üniversitesi ve kolejleriyle ünlüdür. Ayrıca şehirde görülebilecek onlarca kilise vardır. Birçoğu gotik mimarinin iyi örnekleri arasında sayılır. Ayrıca şehirde oldukça önemli müzeler yer alır. Oxford Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi, değerli fosil koleksiyonuyla bunlar arasında en önemlilerinden biri olarak sayılır.


 


Minik Notlar: 


 



  • Londra’nın oldukça eski ve iyi bir metro ağı var. Günlük bilet alıp şehri bu metroyla tanımayı deneyin.

  • Londra’dayken ata binin. Şehrin birçok parkında atlar için ayrılmış özel yollar bulunuyor.

  • Edinburgh festival döneminde (Ağustos ortası) oldukça pahalı ve kalabalık bir şehir oluyor. Üstelik konaklayacak yer bulmak da imkânsız hale geliyor. O yüzden şehri bu dönemde ziyaret etmeyin.

  • Londra’nın gelişmiş metro ağının istasyon isimleri gerçekten kafa karıştırıcı olabilir. Kimi istasyon isimleri iki farklı yerde ya da birbirine benzer isimlerde olabiliyor. Bu yüzden trene inip bineceğiniz istasyon isimlerine ve hatlara dikkat edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*