LONDRA’DA HAYAT VAR

LONDRA’DA HAYAT VAR


        Yıl 1982. Üniversite bitti. Şimdi ingilizceyi pekiştirme zamanı. Birkaç yazışma sonunda kendimi Londra’da bir yurtta buldum. Oda arkadaşlarım bir Arjantinli ve ACDC’nin bodyguard’ı bir İngiliz. Akşam, bana “hoşgeldin faslı” için hep birlikte bara gittik. Garson geldi. Tabi misafir olduğumdan oda arkadaşlarım ilk sipariş için garsona beni işaret ettiler. Ağzımdan tek kelime çıktı. “Beer”. Garson “Okey” dedikten sonra hala bana bakmaya devam etti. Anlamadı herhalde… Bu sefer ağzımı yamultarak filmlerde duyduğum amerikan aksanı ile biramı istedim… İstedim ama adam hala tepemde. Bana bakmaya da devam ediyor… Yahu peçeteye yazsam da mı versem? Bi birayı anlatamadık… diye düşünürken Arjantinli arkadaşım imdada yetişti. What kind of beer? (ne çeşit bira istiyorsun) Ya versin işte fıçıdan draft beer dediklerinden. Which one? (e peki hangisinden?) Eeeeeee sıktı artık. Alt tarafı bi bira içeceğiz yahu. Sanki 1.şubede sorgudayız. Baba, sen bana bi cola cola ver. Klasik, düz, sade. Off be. Derdimi az da olsa anlayan Arjantinli arkadaşım bana barın bira menüsünü getirdi. Aman yarabbim. Liste aşağıdaki ana başlıklar ve onların onlarca türevi olarak sayfa sayfa devam ediyor. Menü değil “katalog”


Siyah bira: Kaynatılırken, içine ayrıca kahve gibi kavrulmuş siyah malt konularak, elde edilen bir bira türüdür.
Ale birası: : İngiliz birası. Orta alkollü. Lagerden daha koyu renkli. Arpa yüksek sıcaklıkta kavruluyor ve mayalandırılıyor. Şerbetçiotu geç ekleniyor.
Belçika biraları: Çimlenmiş buğday, yulaf ve kara buğdaydan yapılır. Çok eksi, sert ve acımsı bir tadı vardır.
Bock: Lagerden daha yüksek alkollü olan alman birası. biraz daha koyu renkli. Geuze: Belçika birası. En aromatik biralardan. İçindeki meyankökü rengi koyulaştırıyor ve hafif kola tadı veriyor.
Stout: İrlanda/İskoç/İngiliz birası. Rengi siyaha yakın, orta/yüksek alkollü bira. İçimi çok kolay değil. Ağızda hafif bir tütsü veya kızarmış ekmek tadı bırakıyor.
Pilsener: Çekoslovakya’nın (ismi kaldı yadigar :o) Pilsen kentinden alıyor ismini. Aslında Lagere çok benziyor ancak rengi biraz daha koyu ve alkol oranı daha yüksek. Türkiyede üretilen biraların hemen hepsi pilsener sınıfına giriyor. (Carlsberg lager)
Lager: Alman birası. Az alkollü ve içimi kolay. Açık sarı renkli. En çok içilen bira lagerdir. Bir Bavyeralı ortalama senede 240 litre lager tüketiyor! Almanlar birayı sadece su, arpa, maya ve şerbetçiotundan üretiyorlar. Bunun dışında aromatik otlar veya başka bir madde katmıyorlar.
Berlin birası: Arpa ve buğday maltlarından hazırlanır. Tadı ekşimsi olur.

Peki; Londra’da ne yenir, ne içilir, nerelere gidilir? bir bakalım;

British Museum (İngiliz Müzesi)
– dünyadaki en ünlü müzelerden biridir, British Museum tarih öncesi çağlardan modern çağlara kadar birçok sergiye ev sahipliği yapmaktadır.
Buckingham Palace: Buckingham Sarayı kraliçe ile Edinburgh Dükünün Londrada’ki evi olup 1837 yılından beri kraliyetin Londrada’ki resmi olarak kaldıkları yerdir
Natural History Museum (Doğal Tarih Müzesi) – Big Bang’den bugün devam etmekte olan kuvvetlere kadar dünya tarihinin öyküsü. Harika dinozor iskeletleri de var!
Trafalgar Square: Buluşma noktası, kutlama merkezi. İstanbul’un Taksim’i
Hyde Park: 350 dönümlük alana kurulu Londra’nın merkezindeki en büyük parktır. Speakers köşesi düşünce özgürlüğü ve açık tartışma için bir buluşma yeridir
Science Museum (Bilim Müzesi) – buharla çalışan motorlar ve Apollo’nun Komut Modülü de dahil olmak üzere 18. yüzyıldan günümüze kadar bilimsel konuları içeren gerçek bir müze.
National Maritime Museum (Milli Denizcilik Müzesi) – deniz altı hazinelerinin ve insan eliyle yapılan materyallerin bulunduğu bu müze Greenwich’de olup deniz muharebeleri ve Amiral Nelson dahil ünlü denizcilerin ve gezginlerin öyküleri ile birlikte İngiltere’nin denizcilik tarihini betimlemektedir.
National Gallery (Milli Galeri) – 1230’dan 1900 yılına kadar 2.300’ün üstündeki resim ile National Gallery Avrupa’daki tüm önemli resim okulunun çalışmalarını kapsamaktadır ve birçok sanatçının başyapıtına ev sahipliği yapmaktadır.
Tate Modern – Thames kıyılarındaki kullanılmayan trafoda bulunan bu muhteşem galeri 1900’den günümüze kadar olan modern sanatı kutlamaktadır ve Dali, Matisse ile Picasso’nun çalışmaları bulunmaktadır.
Madame Tussaud’s Museum Marie Tussaud tarafindan kurulmustur. Bir cok unlu kisinin bal mumundan heykelleri bulunmaktadir.
Londra Kulesini, Big Ben, St Paul’s Katedralini ve Nelson sütunu‘nu ziyaret etmeyi unutmayın – hepsi de birbirlerine yakın yerlerdedir.


Erkekseniz ve birazcık heyecan istiyorsanız SOHO’yu tavsiye ederim. Cebinizde az nakit bulundurun. Kolye v.s. otelde kalsın. Ne mi var Soho’da?… Yazsam bile patronum Abdulkadir Yücelman’ın makasına takılır.

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*