Londra no:1

Dünkü yazımda Queensway metro istasyonundan çıkıp Hyde Park’a girmiştim.


Metroda sol yanımda arkadaşını dizlerinin üstüne oturtmuş bir genç kız,



Sağ tarafımda da güleç başka bir genç kız vardı. Resimlerini çekmeme müsaade etmişlerdi.




Karşıda da oturan(!) arkadaşım Sedat




Bugün Knightsbridge’e doğru yürüyüp önce meşhur Harrods mağazasında biraz alışveriş yapmak niyetindeyim. Sonra sırası ile Westminster’a gidip  Londra’nın sembollerinden biri olan Big Ben’in fotoğraflarını çekip biraz oralarda dolaşacağım. Sonra Trafalgar Square’e doğru yürümek niyetindeyim. Herkesin hem fikir olduğu gibi şehrin tadına varmak için yürümek en doğrusu görüşüne bende katılıyorum. Ömrümün 2 yılını (18-20 yaş arası) geçirdiğim bu şehirde tekrar yolları arşınlamaktan çok mutlu olacağım.


Bayswater’da yol kenarında tamirat vardı, bizdeki tahta perde gibi onlarda inşaat alanını bölmüşlerdi, nasıl mı?







Nasıl güzel değil mi?


 


Fakat yeri gelmişken isterseniz Oxford Street’e bir uzanalım oradan sizleri Harrods’a götürürüm.





Bulunduğum bu noktadan ( Marble Arch) 90 derecelik açıyla sağa dönerseniz Park Lane üzerinden Londra’nın en sosyetik semti olan May Fair’i geçip Gren Park ve Buckingham Saray’ına doğru gidebilirsiniz. Eğer düz giderseniz resimde görülen Oxford St.’e girersiniz. Yolda meşhur markaların bulunduğu sokak olan Bond St’e gelirsiniz. Biraz ilerisinde Oxford Circus meydanından yine sağa dönerseniz, Regent St’e gelip doğruca aşağıya inerseniz, Sağ tarafınızda National Geographic mağazasını geçersiniz ve Piccadilly Circus’ta kendinizi bulursunuz. Şimdi izin verirseniz şimdiye kadar bahsettiğim yerlere ait bazı fotoğrafları göstereyim.





Oxford St.’te çek çekler, bu bölgedeki çek çekçilerin hepsi Türk gençleri, çoğu üniversitede okuyor. Daha sonra Covent Garden civarında gördüklerimin çoğu da Kolombiyalıydılar.





New Bond St. J




Bu resim;


Regent St., Piccadilly Circus tarafından çekilmiş bir foto. Bu cadde üstünde de çok meşhur markaların mağazaları var. Resme göre biraz ileride soldan içeriye girerseniz, şu sıralarda gençlerin çok tuttuğu marka olan “Abercrombie & Fitch” in mağazasını bulursunuz. Mağaza üstünde markanın ismi yazmıyor, dışarıdaki kalabalık, anne baba günü. Birini gözüme kestirip sordum, ne oluyor içerde diye? Bu şekilde öğrendim de içeri daldım hemen. Bu mağazayı biraz size anlatmam lazım. Kapının girişinde müthiş yakışıklı bir zenci çocuk genç kızlarla beraber resim çektiriyor. Daha doğrusu, kızlar bu delikanlı ile resim çektirmek için sıraya girmişler. Geçen sene küçük kızım New York’taki mağazasında bu çocuğa benzer biri ile resim çektiremediğine çok üzülmüştü, o aklıma gelince ben çektireyim bari kızıma veririm diye aklımdan geçti. Ama sadece aklımdan geçti. Neyse biraz daha ilerlediğimde içerisi neredeyse zifiri karanlık raflardaki ürünleri görmek için birer el feneri lazım. Her rafın kenarında ince cılız bir ampul, ürünün renk ve etiketini görebilmek için buraya yaklaştırarak bir fikir edinebiliyorsunuz. Allahtan yakın göz<lüklerim yanımdaydı J. Bayağı büyük bir mağazaydı, yanılmıyorsam 2 katlıydı, fakat labirent gibi olduğundan nereden giriyor, nereden çıkıyorsunuz pek belli olmuyordu. Çalışan elemanların hepsi çok genç ve ellerinde markanın parfümleri devamlı ürünlerin üstüne parfüm püskürtüp duruyorlardı. Gözlerim karanlığa alışınca kızlarıma ve tabii kendime birkaç parça bir şey aldıktan sonra kendimi dışarı attım. Çok daralmıştım. Hemen bir pub arandım, bulmak biliyorsunuz hiç zor değil İngiltere’de. Buz gibi Pint of Guinness’ım beni çok mutlu etti.




Daha Türkiye de iken mutlaka gideceğim dediğim N. Geographic mağazasını bulup içeri girdim. Aman Allahım, ne kadar güzel di. Devasa bir yer gezdiğim kadar ile 3 katlı, müthişti. İşte fotoğrafları,
























Barbour mağazasına girdiğimizi de böylece anlamış oldunuz.


 


Yukarıdaki resimlerden de anlaşılacağı gibi yok yok. Seyahat ile ilgili ne ararsanız bulmanız mümkün. Çok da güzel bir kafesi var, alt resimde ki masayı çok beğenmiştim fotoğrafını çekmeden edemedim. Yer seramikleride çok hoştu.J







Yolda karşılaştığımız İspanyol gençleri ile yine yol üstünde bizlere ikram edilen yeni ürün bir yeşil çay tadımını beraberce yaptık.



Çok iddialılar sizce hepsini bitirebilirler mi?


 


Ve Eros heykelinin bulunduğu meşhur Piccadilly Circus.







Bu meydan eğer söylemem yerinde olursa, Londra’nın merkezi gibidir. Eros Heykelinin altı genelde insanların buluşma noktasıdır.





Bu resimde arka planda sağda görünen arkadaşımın fotoğrafını çekecektim ama aniden elim kaydı(!) ve bu mutlu çifti resimlemiş oldum. J (not: siyah ve beyaz birlikte bu kadar mı yakışır birbirlerine. Beyaz derken oğlanı kastetmiyorum, kızın üstündeki beyaz elbiseden bahsediyorum)





Lillywhite, buda yine çok meşhur bir spor mağazası, 35 sene önce ilk squba diving malzemelerimi buradan almıştım. Aklınıza gelebilecek tüm sporların malzemelerini bulabileceğiniz bir mağazadır.


Artık Knightsbridge’e doğru gidelim yoksa bu yazı uzadıkça uzayacak. Yol üstünde Hyde Park’ın kapılarından birini geçip ilerlemeye devam ettim.





Londra’da sıkça görmeye alışık olduğunuz telefon kulübeleri, taksileri ve çift katlı otobüsleri hep bana sıcak ve sevimli gelmişlerdir.






Eskiden sadece siyah olan bu “Austin” marka taksiler, globalleşmenin etkisinde kalarak bu kadar konservatif olan İngilizleri bile yoldan çıkarmış anlaşılan.


Yaklaşık 8/10 sene önce  yine Londra’da seyretme fırsatını bulduğum “The Phantom of the Opera” hala sahnelerde gösterimine devam ediyor.



İlerde Harrod’s mağazası görünmeye başladı. Hurra alışverişe!!


 


 


Yiyecek içecek bölümünde, geçen senelerde ilk defa Çeşme pazarında gördüğüm yassı şeftaliyi görünce şaşırmadım desem yalan olur. Fakat daha sonra hatırladığım bir şeyi paylaşayım sizlerle; eğer Harrods mağazasında satın almak istediğiniz bir ürünü bulamazsanız, sizin için o ürün alınıp tarafınıza teslim ediliyormuş. Bu Afrika’dan bir fil bile olabilirmiş, duyurulur!




Mağazaya yiyecek içecek bölümünün olduğu kapıdan girmişim, iyikide oradan girdim en sevdiğim bölüm.


Yassı şeftaliler, kilosu yaklaşık 23 tl. Acaba Çeşmede şimdi ne kadardır?




Yiyecek içecek bölümün tavan aydınlatması da olsa olsa böyle bir şey olurdu Harrods’da, aşağısı kurtarmaz di mi? J


 


Bu yazının çok uzadığına karar verdim, tadında bırakayım. Şimdilik burada kesiyorum, yazının devamı yakında.. J




 





22 yorum

  • MIYU dedi ki:

    derin bir aaaahhhh çektim, sanırım daha önce çok da merak etmediğim Londra’ya gitmem gerekiyor, ama sizin rehberliğinizde olması lazım sevgili maliho! O kadar güzel anlatmışsınız ki, sizinle her yere girdim çıktım sanki :)) ellerinze sağlık!!

  • mugeyidogan dedi ki:

    sanal da olsa harika bir şehir turu attık sayenizde 🙂

  • poetrey dedi ki:

    Tam bir “reklam kokan hareketler bunlar”lı bir alışveriş yazısı olmuş:)
    Hani kadınları imrendiren cinsten…
    Çapkınlık da gözden kaçmadı bilesin:)))
    Siyah ve beyaz hmmm :))))

  • Zeynep dedi ki:

    yazınızı okurken sanki sizden dinliyormuşum gibi hissettim çok keyifli ve güzel bir yazı olmuş çektiğiniz fotoğraflara bir şey diyemiyecem zaten hepsi süperler ama N. Geographic mağazasını bende görmek isterdim.

  • maliho dedi ki:

    teşekkürler arkadaşlar hepiniz çok naziksiniz. 🙂

  • cise dedi ki:

    işte budur denicek bir yazı olmuş

  • pamukprens dedi ki:

    gezip görmenin yanı sıra alışveriş zevkimi kamçıladınzı gerçekten. İnşaatı örtmek için kullandıkları bariyerlere bayıldım. Bütün fotoğraflarınız çok güzel. Teşekkür ederim.

  • Kedim dedi ki:

    Kalemler* Eros(Neptün)– Ve hepsi ….yaşam sevinçli…

  • aysek dedi ki:

    Londra’ya 9 yıl önce gitmiştim. Bi daha da gitmem diyordum ama, yazı ve fotoğraflarınız öyle imrendirici ki, kararımı gözden geçiricem sanırım. Ellerinize sağlık.

  • rome_o dedi ki:

    ohh gez bakalım mojoliho 🙂 ekimde hindistanda kasımda cubada walla işin zor 🙂

  • kaktus dedi ki:

    şahane, bayıldım! Fotoğraflarınız çok güzel. Anlatımınızla Londra seyeahti için imrendirdiniz beni

  • ozumk dedi ki:

    çok şeker bir yazı olmuş … keyifle okudum 🙂 çok teşekkürler..

  • eceak dedi ki:

    Londra’yı sayenizde tekrar dolaştım. Keyifli bir yazı olmuş:)

  • dilek12 dedi ki:

    LONDRA YI COK GORMEK ISTERDIM.BİRAZ İNGİLİZCEM GELİŞİRSE İLK İŞİM ORAYA GİTMEK OLİCAK GALİBA HELE BU YAZIYI OKUDUKTAN SONRA 🙂

  • msami dedi ki:

    ben brighton a yeni geldim. Londraya daha gitmedim ama gittiğimde bu bilgiler güzel rehber olacaktır.teşekkürler. bu arada mizah anlayışın süper LIKE ME:)

  • desree dedi ki:

    Öyle keyifli anlatmışsınız ki orada olmak istedim.. hemen… şimdi…:)

  • desree dedi ki:

    orada olmayı ve de hemen şimdi olmayı istedim yazınızı okuyunca.. çok keyifliydi 🙂

  • nky dedi ki:

    yaklasik 9 yil once gittigim londra sokaklarinda yaziniz sayesinde yeniden gezdim, elinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş…

  • NEŞE dedi ki:

    Ne güzel anlattınız,teşekkürler.Ben,OXFORD STR.ile İSTİKLAL CAD. hep benzetmişimdir..Kaderleri de aynı aslında bir zamanların lüks ve gözde caddeleri şimdilerde çin malları ile dolu sıradan yerler oldular ama o şahane mimarilerden her ikisinde de silinmeyen izler var.

  • Suzandan dedi ki:

    sevdiğim ne varsa bu şehir hakkında dile getirmişsiniz. harrods daki o muhteşem tatlılarında resimlerini çekseydiniz keşke 🙂

  • limonludondurma dedi ki:

    Su ingiltere’ye bir türlü yolumu düsüremedim, önceleri pek de merak etmiyordum ama böyle yazılar görünce ilgimi cekmeye basladı. Hemen notumu alıyorum : Uygun zaman da Londra’yı gör ! 🙂

  • Suzandan dedi ki:

    oylesine gezirken 2.defa okudum yazınızı .. sizin icin regent st de caffe concerto’da bir cay iceyim bari :)) nisbet ettim oh

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*