Londra – 1. Gün

Londra / İngiltere – 1

 Her köşesini bıkmadan,
usanmadan, yorulmadan karış karış gezdiğimiz, senelerce yaşadığımız bu şehri
nasıl anlatsam, nereden başlasam diye kara kara düşünürken, kuzenim Nazlı’nın
arkadaşları Gökçe ve İra’yla gelişi ve onlar sayesinde kısıtlı zamana
sığdırılmış Londra gezisi bu yazıma ışık oldu.

Öncelikle söyleyeyim Londra
öyle 1-2 günde gezilip bitirilecek bir şehir değil. En az 4 gün kalmanız lazım
burda, eğer layığıyla gezdim diyebilmek istiyorsanız. Yılın her ayında (yaz
ayları dahil) yağmurlu olabilen İngiltere’ye bence gelinebilecek en iyi aylar
Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül. Yağmur yağmayacağı garanti olmasa da en
azından yağma olasılığı düşük ve hava sıcaklığı 20 derecenin üstünde olur. Her
ihtimale karşı http://www.bbc.co.uk/weather/
adresinden hava durumunu kontrol edip, yanınızda şemsiye bulundurmanızı tavsiye
ederim.

Gelelim gezerken bize lazım
olacaklara: öncelikle turist ofisinden bir harita, metro durağından bir metro
haritası ve şehir içi ulaşım için Oyster Card (https://oyster.tfl.gov.uk/oyster
ya da tüm ulaşım araçlarını sınırsız kullanabileceğiniz day travelcard (birçok
gazete bayisinde ya da metro istasyonlarında bulabilirsiniz) edinin. Oyster
Card, içine istediğiniz miktarda para yükleyip tüm ulaşım araçlarında
kullanabileceğiniz bir kart. Ekonomik yanı ise hem tek tek alınan bilete göre
çok uygun (örneğin otobüs bileti £2.30 fakat oyster card kullanırsanız £1.35
ödersiniz) ve gün içinde travel card ücreti kadar kullanım yaparsanız ekstra
kullanımlarınız için para ödemezsiniz.

Şimdi gelelim gezilecek
yerlere…

Metro haritası

Şehir merkezi haritası

 Haritaları bilgisayarınıza indirip kaydederseniz
daha rahat görebilirsiniz.

 

 1. Gün

Öncelikle yürüyüş alanının
uzun olacağını bildirir, rahat ayakkabılar giymenizi tavsiye ederim.

Sabah erkenden kalkıp
kendimizi Londra sokaklarına attık malum vakit sınırlı şehirde yapılacak çok şey
var. Önce Hampstead’e(metro haritasında görebilirsiniz)  gidip Maison Blanc’da
güzel bir kahvaltı yaptık. Her şeyi muhteşem olan pastanenin özellikle bademli
kruvasanını (almond croissant) yemenizi şiddetle öneririm. Hampstead şehir
merkezinin biraz dışında küçük, elit bir yer. Yarım saatte dar sokakları
dolaşabilir ve güzel butiklerde alışveriş yapabilirsiniz.

İşte karlar altında Hampstead
manzaraları…

Maison BlancIMG_0773IMG_0774

IMG_0791IMG_0793IMG_0766IMG_0779IMG_0778IMG_0767

Kahvaltımızı yatık artık uzun
ve yorucu güne hazırız. Metro binip yaklaşık 15-20 dk’lık yolculuktan sonra
Green Park metro durağında iniyoruz. Metrodan çıkınca hemen karşınızda Green
Park, eğer yaz ayındaysanız tüm yeşilliği ile karşınızda duruyor olacak. Parkın
içinden geçip Kreliçe’nin yaşadığı Buckingham sarayına (Buckingham Palace)
geliyoruz. Sarayın içini gezmek isterseniz yazın belli dönemlerde Londra’da
olmalısınız. Ayrıca yazın hergün, kışın ise havanın izin verdiği belirli
günlerde saat sabah 11.30’da askerlerin nöbet değişim törenini izleyebilirsiniz.
Detaylı bilgi www.royalcollection.org.uk ‘da.
Bazı günler Kreliçe sarayın balkonuna çıkıp halkı selamlıyor, eğer şanslı
gününüzdeyseniz Kraliçe’yi görebilirsiniz. Smile

IMG_0916IMG_0922IMG_0931

 

Saray fotolarının ardından
kendimizi St James’s Park’ta (sarayın hemen karşısındaki park) kuğularla,
kuşlarla, sincaplarla haşır neşir olmuşken buluyoruz. Parka gitmeden ince fıstık
alınki sincaplar elinizden gelip fıstıkları kaparken fotoğraflar çekinebilin.

İşte St James’s Park’ın
müthiş fotoğrafları…

IMG_0891IMG_0899IMG_0903IMG_0914IMG_0871DSC00768DSC00785IMG_0835IMG_0884

St James’s Park’taki doğal
yaşamı bırakıp, Londra’nın ünlü simgelerini görmek için tekrar yürüyüşe
başlyoruz. Parkın sağ köşesinden Great George Street boyunca yürüyüp Parliament
Square’e ulaşıyoruz. Burası protestocuların çadırlar kurup haberlere konu
oldukları meşhur meydan. Meydanın etrafında Palace of Westminster (Westminster
Sarayı) diğer bir adıyla Houses of Parliament (Parlemento binası), Big Ben
(Büyük Benjamin) saat kulesi, Westminster Abbey (Westminster Manastırı) ve St
Margaret Church (Aziz Margaret Kilisesi) bulunmakta.

Parlemento binası adından da
anlaşılacağı gibi İngiliz parlementosunun toplanıp görüşmelerini yaptığı ve
kararlar aldığı saraydır.

Ünlü Big Ben saat kulesi
Westminster Sarayı’nın bir parçasını oluşturur. Victoria Gotik stilinde ve 96.3 metre yüksekliğindeki bu
kule d
ünyanın en büyük
ikinci dört taraflı
saatidir. 
“Big Ben” aslında saat kulesinin çanının adıdır, ancak halk tarafından tüm yapıyı belirtmek için
kullanılır olmuştur.

Westminster Abbey, İngiltere
tarihi açısından önemli bir yerdir. 1066’dan bu yana tüm İngiliz kral ve
kraliçeleri burada taç giymiştir. Kilise aynı zamanda pek çok önemli kraliyet
ailesi üyesinin ve pek çok bilimadamının de mezarıdır.
Isaac Newton ve Charles Darwin‘in de mezarları bu kilisede yer alır. Westminster Abbey,
pek çok kraliyet düğüne de ev sahipliği yapmıştır.

Westminster AbbeyWestminster AbbeyBig Ben & Westminster Palace

 

Big Ben’in hemen yanından
yürüyüşümüze devam edip Thames Nehri’nin üzerinde bulunan Westminster Bridge’den
(Westminster Köprüsü) London Eye’ı(büyük dönme dolap) ve güzel manzarayı
fotoğraflayıp, Londra’yı bir de tepeden görmek için bir turu yaklaşık yarım
saatte tamamlayan London Eye’a biniyoruz. Havanın güzel olduğu günlerde London
Eye’ın hemen altındaki küçük parkta çimlere uzanıp dinlenebilir ve sokok
sanatçılarının yaptıkları kısa şovların tadını çıkarabilirsiniz. Eğer ilginizi
çekiyorsa London Akvaryumu da gezebilirsiniz. Not: London Eye, akvaryum vb
yerler için biletlerin internetten önceden almak çok uygun oluyor. www.londonpass.com , www.londoneye.com

İşte fotoğraflar…

IMG_1348IMG_1349IMG_1354IMG_1372DSC00751

 

Şimdi istikamet Londra’nın
önemli meydanlarından biri olan Trafalgar Square. (Eğer çok youlduysanız
Westminster durağından metroya binip Charing Cross durağında inebilirsiniz.
Sadece bir durak yürüyüş mesafesi 10-15dk. ) Bu
meydan yılbaşında Londra’da bulunanların toplanıp
havai fişek gösterilerini izledikleri yerlerden biri. Meydana geldiğinizde
National Portrait Gallery’i göreceksiniz, biz pek müze gezme taraftarı
olmadığımızdan pek ilgimizi çekmedi doğrusu.

Şimdi biraz atışırma zamanı,
Pret a Manger benim Londra’da tanıştığım çok lezzetli sandvçler yapan bir kafe.
İngilizler kısaca Pret diyorlar.
Hemen hemen her yerde karşınıza çıkar zaten. Bizde
Trafalgar Square’deki Pret’te lezzetli sandviçler ile karnımızı doyurup, Covent
Garden’e giden ara sokaklara attık kendimizi. Bu sokaklarda küçük pastaneler,
kafeler, butikler, restoranlar, publar hemen hemen herşeyi bulmak mümkün.
Gezmesi de pek bir zevkli. Zaten Covent Garden daha çok alışveriş yapmak için
ideal. Londra ile ilgili çok değişik hediyelikler bulabileceğiniz bir yer.

Bir yuvarlak çizip
Trafalgar’dan Leicester Square’e geliyoruz. Burası Londra’nın tiyatro ve sinama
bölgesi olarak da anılıyor. Meydan ki büyük cinemalarda film galaları
yapıldığından  bir galaya denk gelirseniz kırmızı halıda yürüyen ünlüleri de
görebilirsiniz. Meydandaki küçük  parkta William Shakespeare adına yapılmış bir
çeşme bulunmakta ve çeşmenin hemen önünde Tom Cruise Arnold Schwarzenegger,
Sylvester Stallone gibi aktörlerin el izleri var. Şans oyunlarının da oynandığı
meydan, mini bir Las Vegas görünümündedir. Yani casinolar burada. Ayrıca
meydandaki karikatür sanatçılarına komik karikatürlerinizi de
yaptırabilirsiniz.  Meydandaki M&M’s World küçük büyük çikolata şeker seven
herkesin bayılacağı bir yer sanırım. Nazlı ve Gökçe çocuklar gibi şendiler
içeride. İşte fotoğraflar.

IMG_0719IMG_0720IMG_0721IMG_0723IMG_0726IMG_0733IMG_0739IMG_0748IMG_0752IMG_0736

Leicester Square’i geride
birakıp kısa bir yürüyüşle Piccadilly  Circus’a geliyoruz. L
ondra’da 5 işlek caddenin keşiştiği
noktada bulunan meydandaki büyük renkli reklam panoları filmlerde sıkılıka
görülür. Eğer Türk kahvesini de özlediyseniz meydanda bir de kahve dünyası
bulunmakta. Türkçe tabelasıyla hemn ilginizi çekeceğini düşünüyorum.

Artık çok yorulsakta yürümeye
devam Piccadily’nin arka sokakları Soho’yu oluşturuyor. Soho daha çok gay ve
lezbiyenlerin mekanı olsa da, sok
ak ortasında öpüşen erkekleri, marjinal clubları, sex
shopları, striptiz clublarıyla turistlerin uğrak yeri.

Soho da bir tur attıktan
sonra hemen arka sokaklarında bulunan ChinaTown’a geliyoruz yani çin mahallesi.
Burayı aramak için çok çaba harcamanıza gerek yok zaten dekorasyonuyla kendini
hemen gösteriyor. Çok fazla anlatmaya gerek yok çin restoranlarının çoklukla
bulunduğu bir yer.

Biz turumuzu tamamladığımızda
zaten akşam olmuştu. Biraz dinlendik ve akşam yemeği için Nandos’tayız. Nandos
menusunda sadece tavuk olan bir Portekiz restoranı. Tavuk işte ne kadar değişik
olabilir demeyin. Çok fazla anlatmaya gerek yok gidin ve yeyin. Anlatılmaz
tadılır. Londra’nın bir çok yerinde hatta İngiltere’nin bir çok yerinde bu
restoranı bulmak mümkün. Biz Trafalgar Square’den Covent Garden’a giden ara
sokaktaki Nandos’a gittik. www.nandos.co.uk ‘den diğer restoranlara
bakabilirsiniz.

IMG_0707

Nandos çıkışı planda gözümüze
hoş gelen bir pubda birar bira içmek vardı teşebbüste bulunsakta yorgunluk bizi
yendi ve yarınki dolu programımızı düşünerek, gidip yatmaya karar verdik.

Londra 2 yazısıyla görüşmek
üzere.

Bu sefer 4  gezginiz 🙂

Yelda & Nazlı & Gökçe
& İra

Diğer gezi yazılarım ve resimler için http://ikigezgin.blogspot.com/ ‘u ziyaret edebilirsiniz.

3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Yazılanlar,anlatılanlar şahane de biz neden fotoları göremiyoruz ?Siz 4 gün dediniz ama bana göre Londra nın hakkı bir haftadır,diğer bütün büyük şehirler gibi…Etrafta çok güzel kasabalar var,oralara da gidilecek tabii.. Teşekkürler..

  • yelda1907 dedi ki:

    Yaziya resimleri eklemeyi defalarca denedim ama hep bu sekilde cikiyor. Blogumda da ayni yazi mevcut oradan resimlere bakabilirsiniz.
    Sadece Londra icin 4 gun yeterli bence. Cevre sehirleri de katarsaniz degil 1 hafta 10 gunden fazla kalmaniz gerekebilir.

  • enisnuhoglu dedi ki:

    fotografları mozilla dan direk yüklemeyi denermisiniz.birde fotografların boyutunu kucultun .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*