Lars Von Trier’in Memleketi

                                  


Danimarka, Danca’da “ticaret limanı” anlamına gelen başkenti Kopenhag’ın sarayları, kuleleri, masalcı Andersen’in doğum yeri olan Odense ve Aarhus’un iyi korunmuş kiliseleri, yeniden inşa edilmiş Dan köyü “Den Gamle By” ile gezmek için mükemmel bir adres. Büyük şehirlerin dışına çıkıldığında karşılaşılan ıssız ve sessiz düzlükler ise ülkenin ruhunu en iyi şekilde hissetmenizi sağlıyor.


 


Aslında, Kopenhag dışında, “ortalama” turistlerin gezi rotasında pek de yer almayan bir ülke Danimarka. Oysa gelişmiş bisiklet yolları ile iki teker üzerinde bir iki büyük şehirden fazlasını dolaşmak isteyenler için uygun şartlar sunuyor. (Detaylı bilgi almak ve bir başlangıç noktası belirlemek için http://www.dcf.dk/touring/cycho-gb.htm adresini kullanabilirsiniz) Ayrıca 420 adası ile denizcileri de tatmin edebilecek bir potansiyele sahip ülke.   


 


Danimarka’ya gitmeden önce Lar Von Trier’in filmografisini, Yeni Başlayanlar için İtalyanca’yı ya da -biraz daha eskilere dair- Barbette’s Feast ve Pele the Conqueror gibi filmleri izlemek ülke halkı hakkında ufak ipuçları verebilir. Danimarkalılar, ilk peşin fazla kuralcı görünmekle birlikte, içlerindeki insani sıcaklığı keşfetmek uzun sürmüyor. Tabii Hans Christian Andersen’in masalları ve Isak Dineson/Karen Blixen, Herman Bang ve Peter Hoeg gibi yazarların kitapları da iyi birer kılavuz.


 


Yapılabilecekler


 


Den Lille Havfrue / Küçük Deniz Kızı Heykeli


 


Kopenhag limanındaki anıt/heykel Danimarka’nın en turistik noktası. Hans Christian Andersen’in bir masal karakterinden esinlenilerek 1912‘de yapılan heykel posta kartlarında ya da ülke tanıtım broşürlerinde göründüğünden daha ufak olduğunda “büyük” ümitlere kapılmamak gerekiyor. Hele etrafı bir grup meraklı turistle çevrili iken bu “küçük” deniz kızının fotoğrafını çekmek neredeyse imkansız.


 


Nyhavn


 


Kopenhag’daki Nyhavn, yemek yemek, eğlenmek ya da insanları seyretmek gibi pek çok amaca hizmet edebilen bir bölge. Aynı zamanda İskandinavya’nın en büyük barı olarak anılıyor. 24 saat açık bar ve restoranları oldukça pahalı!    


 


17. yüzyılda “yeni liman” olarak kullanılan bölge halen bu isimle anılıyor. Tabii tüm bu bar ve restoranlar inşa edilmende önce bölgenin fuhuş yapılan bir yer olduğu da tarihsel bir anekdot.


  


Aarhus


 


Danimarka’nın bu ikinci büyük şehri Jutland’ın doğusunda. Yüzyıllar boyu ticari açıdan önemini korumuş Aarhus. Turistler için St. Clement Katedrali, Vor Frue Kirke kilisesi ve Den Gamle By açık hava müzesi gibi  pek çok bölgeye feribot seferleri var.


 


Den Gamle By


 


Den Gamle By, “eski şehir” demek. Adından da anlaşılacağı gibi eski çiftlik evleri, rüzgar ve su değirmenlerinden oluşan bir açık hava müzesi bu. İnsanın kendisini zamanda geriye gitmiş yahut tarihi bir film setine girmiş gibi hissetmesi için her şey yapılmış. İçinden küçük bir akarsu geçen bu müzenin sokaklarında, sudan çıkmış, şehri gezen kazlar ya da ördeklerle karşılaşabilirsiniz. 


 


Tüm müze çalışanları da yaratılan bu havanın bozulmaması adına geleneksel kıyafetlerle karşılıyorlar ziyaretçileri. Araba kornaları, egzoz dumanları, renkli trafik ışıkları birkaç yüz metre ötedeyken, insanın kendisini huzur içinde hissedebileceği bir alan… Dış etkenleri, yani “gerçek yaşamı” olabildiğince az hissettirmek adına duvar, ağaç ve sarmaşıklarla çevrelenmiş “Den Gamle By”da yürürken gerçeklikten yavaş yavaş kopacaksınız.


 


Hans Christian Andersen Müzesi


 


Odense’de Danimarka’nın en ünlü şairinin izlerini sürebilirsiniz. Hans Christian Andersen’in müze olarak düzenlenmiş küçücük, iki göz evinde yazarın hayatı boyunca ne denli yokluk çektiğini, o birbirinden güzel şiir ve masalların hangi şartlara rağmen yazılmış olduğunu daha iyi anlıyor insan. Hayal kırıklığına uğramamak adına, sadece yazarın kitaplarını okumayı seçebilirsiniz


 


Egeskov Kalesi  


 


Egeskov su-kalesi Fyn adasını gezenler için görülmesi gereken bir yer. (Aman, Aarhus’un güneyindeki aynı adlı yerle karıştırmayın) Odense’nin 40 kilometre güneyinde yer alan kale halen Kont Michael Ahlefeldt-Laurig-Bille ve ailesine ev sahipliği yapıyor. Kalenin geniş bahçesi ziyarete açık. Ancak girişte 60 kron vermeniz gerekiyor. Geyik parkı, dev ağaç evi ve barok bahçe labirentini görmekle yetinmeyip kalenin içini de görmekte diretenler ise 55 kron daha vermek zorunda.


 


Minik Notlar


 


*Amalienborg Kalesi önündeki askerlerin nöbet değişimini izlemek ilginç olabilir. Her gün öğle saatlerinde gerçekleşen bu merasim Bukingham Sarayı önündeki kadar şatafatlı olmasa da ilgiye değer.


*Yaz aylarında, kraliçe Margarethe II yazlık ikametgahındayken Danimarka’ya giderseniz kraliyet yatı Dannebrog’u görebilirsiniz. Genellikle Aarhus Limanı’nda demirli duran yat, 1931 yılından beri kraliyet ailesinin hizmetinde.


*Smørrebrød özel bir Danimarka sandviçi. Esmer buğday ekmeği üzerine konulmuş balık, et ya da sebzelerden oluşan bu sandviçi pek çok fırın ya da restoranda bulabilirsiniz.


*Ribe ya da benzeri eski köylerde gezerken kapıların rengarenkliğine dikkat edin. Sanki en renkli kapı kimin olacak yarışmasına katılacakmış gibi boyanmış kapılar.


 


 


 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*