Kuzey Kore


Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin tek havayolu Air Koryo uçağı da sıradan bir havayolu servisine sahip. Menüde meşhur hamburgerleri var ama ben denemedim. Havaalanındaki işlemler de son derece hızlı ve sorunsuz. Sadece cep telefonunuzu veriyorsunuz, kayıt ediyorlar. Zaten sonrasında da çalışmıyor. Bir alman arkadaşın Almanca seyahat kitabına el koydular, gördüğüm kadarıyla sadece. Onu da dönüşte iade ettiler zaten. Kısaca Kuzey Kore diyeceğim (ki bu tabir orada pek hoş karşılanmıyor, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti veya kısaca Kore denmesi tercih ediliyor, hatırlatılıyor) Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne giriş sadece Çin’den ve Rusya-Vladivostok’tan. Hem demiryolu hem de havayolu ile seyahat etme imkanı var. Demiryolu ile bir gün süren ulaşım havayolu ile 3 saat civarında. Havaalanından şehre giderken neredeyse her marka otomobile rastlamak mümkün. Gelirken kafamda canlandırdığım kapalı rejim düşüncesinin daha ilk anda sarsıldığını söyleyebilirim.

Pyongyang belki de başkent oluşu dolayısıyla yüksek ve alımlı binalarla donatılmış. Şehirde bir enerji sıkıntısı olduğu evlerde yanan sönük, düşük voltajlı ampullerden ve neredeyse her balkonda görülebilecek güneş enerjisi panellerinden belli. Daha sonra da iyice tespit edebileceğim gibi Çin politikası ve Çin malları bu ülkeye son derece hakim. Ucuz iş gücü diye Çin’i bilirdik, Çin için ucuz iş gücü de Kuzey Kore.

Hemen söyleyeyim, Kuzey Kore’ye fotoğraf makinanızı alıp gidemiyorsunuz. Akredite bir tur firması aracılığı ile vize almanız gerekiyor ve yine bu tur firması ile gidiyorsunuz. Vizeniz pasaporta yapıştırılmıyor. Küba vizesi gibi ayrıca veriliyor ve pasaportunuza herhangi bir damga vurulmuyor.  ”Ben grup ile birlikte değil, yalnız seyahat etmek istiyorum” diyorsanız, bu da mümkün ama biraz pahalı. Zaten buradaki ”yalnız” kelimesi pek yerini bulmuyor. Grup ile de gitseniz yalnız da gitseniz ”yalnız” değilsiniz. Yanınızda bir rehber, bir de şofor olacak. Kuzey Kore’de hiçbir yere refakatçileriniz olmadan gidemezsiniz. Zaten havaalanında pasaportlar teslim alınıyor. Dönüşte, yine havaalanında teslim ediliyor. Rehberleriniz otelde bile sizinle kalıyorlar. Aynı odada değil tabii. Ayrıca bütün tur boyunca bir kameraman bizi videoya çekti. Dönüşte gezimizle ilgili bir CD verildi, bu kameramanın çektiklerinden derlenmiş. Ama yine de bu çekimin sadece CD için yapılmadığı paranoyası kaldı bende.
Belirtmek zorundayım ki, bütün Kuzey Kore gezisi boyunca denetimler, gözetimler hiçbir rahatsızlık vermedi. Herkes son derece güleryüzlü, sevecendi. 4 rehber bulundu sürekli yanımızda. Kim isimli rehberin ulusal güvenlik veya benzeri bir kurumdan olduğu çok belliydi. Pak isimli bayanın da. Ama bana şahsen çok yardımcı oldular. Çok yakın davrandılar. Hatta diğerlerinden çok daha özendiler de diyebilirim.. Bu belki ülkemizden oraya pek giden olmamasından kaynaklanmıştır, belki bizim gösterdiğimiz yakınlıktan, bilmiyorum.

Kaldığımız otel 40 katın üzerinde, son derece büyük bir otel. Odalar tertemiz. İhtiyaç duyulabilecek herşey var. Tek kanallı bir devlet televizyonu dışında yayın görmedim. Zaten yoğun tur programından dolayı sabah erkenden kalkıp akşam geç saatlerde döndüğümüzden ne televizyon, ne de otelin barı ilgimi çekmedi. Otelden telefon etme ve mail atma imkanı da mevcut ancak pahalı. Sizi aramaları ve size mail atmaları ise ne yazık ki mümkün değil. Maili de kendi adresinizden değil otelin adresinden atıyorsunuz. Dolayısıyla kendi maillerinizi kontrol etme imkanı da yok. Küba’da ne azından sınırlı bir internet imkanı vardı. Burada yok. Benim için ihtiyaç da değil. Ancak her akşam evi aramayı ihmal etmedim.


Pyongyang derli toplu, temiz bir şehir. Her taraf doğal olarak anıtlarla süslü. Metrosu da var. Eski Alman malı vagonlardan oluşan metro şehir neredeyse her tarafına yayılmış ve genişlemeye de devam ediyor. En azından İstanbul metrosundan çok daha büyük.
Gerek Pyongyang’da gerekse diğer şehirlerde gezerken tur programının bir propaganda amacı ile hazırlandığı hem gidilen yerlerden hem de rehberlerin anlatımlarından belli oluyor. Ama bunun da doğal olduğunu düşünüyorum. Beni rahatsız etmedi. Diğer grup arkadaşları için de aynı şeyi gözlemledim. Grubumuz son derece uluslararası. ABD, Finlandiya ağırlık olmak üzere İngiliz, Alman, Hong Kong.. Ortak tarafı yüksek eğitim seviyesine sahip olması. Çoğunluk akademisyen. Herkes bu propaganda çabasının farkında ancak herkes bunu doğal karşılıyor.
Sabah çok erken saatlerde başlayan tur akşam geç saatlere kadar sürüyor. Bu sürede müzeler, tarihi yapılar, doğal ortam geziliyor ve açıkcası zamanın nasıl akıp gitiiği de farkedilmiyor. Gezi süresinde fotoğraf çekme konusunda bir sorun yaşamadık. Yani istediğimiz gibi fotoğraf çektik, bazı istisnalar dışında. Asker ve askeri bölgelerin fotoğrafının çekilmesi -dünyanın her yerinde olduğu gibi- yasaktı. Bir de çalışan insanların fotoğrafları. Koreliler çalışırken fotoğraflarının çekilmesinden hoşlanmıyorlarmış. Ancak kimi zaman kadraja düşmelerine de kimse ses çıkarmıyor. Özellikle yönelip çekilmesi hoş karşılanmıyor. Ayrıca mozolede fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor, bu da bildiğim diğer ülke mozolelerinde de geçerli.
Gezi süresince hep farklı restaurantlarda yemek yedik, hepsi de son derece güzeldi. Köpek çorbası da menüde vardı. Ancak gruptan sadece bir kişi talep etti. O da gruptan gelen tepkilerle iptal etti.



Kuzey Kore gezisi boyunca aman aman bir refah göze çarpmasa da mevcut koşullara rağmen aşırı bir yokluk, yoksulluk da yok gibi. Bunun son derece dışarıdan yapılan bir gözlem olduğunu da özellikle belirtirim. Diğer şehirlere giderken geçtiğimiz köyler de son derece derli toplu, tek katlı evlerden oluşuyor ki, ben Türkiye’nin bir çok yerinde bu kadar iyi durumda köy olmadığını biliyorum. Gördüğümüz hastaneler ve okullar son derece iyi koşullardaydı. Çocukların kılık kıyafeti de. Beğenmediğim tek şey kapitalist düşmanlığın anaokuldan başlanarak işlenmesi. Kapitalizm karşıtlığına karşı değil tarafım. Sadece anaokul düzeyindeki çocukların zihinlerinin bu kadar savaş ve kavgayla doldurulmasını doğru bulmuyorum. Hatta ilkokul çocuklarının da.


Rejimin gereği olarak liderlerin kudsiyeti sözkonusu. Doğal olarak heryerde heykelleri, resimleri. Gittiğimiz heryerde önce anıtın önünde saygı duruşunda bulunmamız, eğilmemiz gerekiyor topluca. Halkı birleştiren de, motive eden de, korkutan da bu kutsiyet.
DMZ bölgesi, Kuzey ile Güney arasındaki askerden arındırılmış sınır hattı. Güney tarafındaki bir kısma da Birleşmiş Milletler askerleri konuşlanmış. Bir hafta önce Güney’den gördüm Kuzey’i. Şimdi de Kuzey’den Güney’i görüyorum. Kurallar orada da burada da aynı. Yalnızca karşındakinin fotoğrafını çek, bulunduğun tarafın değil. Kuzey ile Güney bir konuda anlaşmış. Buranın turistik potansiyelini görmüşler ve Haftanın belli günleri Kuzey’in turistleri geliyor, belli günleri  Güney’in. Kuzey’den geldiğinizde Güney’in askerleri ortadan kayboluyor, Güney’den geldiğinizde Kuzey tarafı bomboş. Demek ki, para her türlü düşmanlıktan da güçlü. Bunu Kaesong’taki Güney Kore fabrikalarını görünce tekrar anlıyorum. Evet, savaş halindeki düşman iki ülke aynı zamanda ticari olarak ortaklıklara sahipler. Güney Koreli firmalar, işgücü ucuz olduğu için Kuzey Kore’de mal üretip Güney’e götürüyorlar. Yol boyunca ve sınır kapısı yoğun bir şekilde bu nakliyeyi gösteriyor.

Pazar günleri ülkenin tam anlamıyla deşarj günü. Özellikle parklar dolu. İnsanlar, yüzlerce, binlerce insan, parklara doluşup dans ediyor. Kimi geleneksel kıyafetlerde, kimi gündelik; kimi piknik telaşında, kimi müzik.

Müzelerde, savaşı canlandıran sahnelerde diğer düşman ülkelerle birlikte Türk bayrağını da görmek mümkün sıklıkla. Çoğunlukla da sahneye uyumlu olarak yırtılmış ve yerlerde. Dikkatimi çeken bir nokta daha : Hem Güney DMZ’de hem Kuzey DMZ’de bir propaganda bombardımanına maruz kalıyorsunuz. Video gösterileri, savaşta yaşananlar vs. Aynı görüntüyü hem Güney’in hem Kuzey’in kullandığını gördüm. Ölen annesinin başında ağlayan bir çocuğun yürek parçalayan görüntüsü. Güney bunun kendisine, Kuzey ise kendisine ait olduğunu iddia ediyor. Ben ise her ikisini de dışlayıp savaşların her koşulda kötü olduğunu, hangi amaçla olursa olsun bir tarafın diğer taraf için acı ve yıkım anlamına geldiğini söyleyip geçiyorum.
Kuzey Kore’de bir çok şehirde bisiklet yaygın, geçerli ulaşım aracı. Ne güzel. Ancak eğer çay tiryakisi iseniz yanınızda çay götürmenizde fayda var. Zira siyah çay bulmak zor. Yeşil çay, ginseng çayı vs çokça var. Ama siyah çay neredeyse yok. Bunun dışında her şeyi bulmak mümkün, kola da dahil. Yerel biraları son derece güzel. Gruptaki en yakın arkadaşım bir Alman olduğundan gün boyu bira tükettik. Ülkenin yerel parası var ancak siz kullanamıyorsunuz. Almanız da yasak. Sadece Euro ve Dolar. Para üstünü de aynı şekilde veriyorlar. Yuan da kullanabiliyorsunuz ama mübah olanı Euro.

Tur programı o kadar dolu ve zevkli idi ki, not tutmaya bile vaktim olmadı. Akşamları zaten baygın olarak uykuya daldım. Bu notları ise neredeyse üç ay sonra yazıyorum. Dolayısı ile herşeyi anlatmam mümkün değil. Hatırladığım bir şey olursa tekrar güncellerim yazıyı.  Aklımda kalan tek şey çok ama çok güzel bir seyahat olduğu. İlk fırsatta kuruluş yıldönümü açılış törenlerine de katılacağım.

7 yorum

  • enisnuhoglu dedi ki:

    bu yazıyı hayal ediyordum,kendingez arşivi için çok önemli bir kaynak sizden ricam detayları artıttırın ve bize herşeyi anlatın.Teşekkür ederim…

  • bora arasan dedi ki:

    Kuzey Koreye gidip tarafsız bir gözlemle anlatmışsınız. Daha önceden gidip saçma sapan şeyler yazıp döndüğünde de acayip paranoyalarını paylaşanların yerine bu yazı Kuzey Kore ´nin gidilebilir bir yer olduğunu gösterdi. Şahsi olarak teşekkür ediyorum bu yazı için.

  • NEŞE dedi ki:

    Bu yazı çok iyi oldu,biraz merakımızı giderdi ve Bora nın yazdığı gibi yanlış bilgilri düzeltti..Teşekkürler..

  • arkutbay dedi ki:

    Tebrikler ve teşekkürler . Ama gerçekten bu gezi daha fazla ayrıntıyı hakediyor .

  • elpida dedi ki:

    Elinize sağlık, büyük bir boşluğu doldurmuş yazınız. Ancak daha detaylı yazsaydınız çok daha iyi olurdu, Tur için nereden rezervasyon yaptınız, turunuzun toplam maliyeti vs gibi.

  • shadowtr dedi ki:

    İlginiz için teşekkür ederim arkadaşlar. Yazının eksik olduğunu biliyoırum, belirtmiştim. Söz, en geç onbeş gün sonra güncelleyeceğim. Ayrıca fotoğrafları da albüme ekleyeceğim. Şu anda Eritre´ye gidiyorum. Dönüşte iki yazı birden 🙂

  • Midgard dedi ki:

    Kuzey Kore benim gitmeyi hayal ettiğim yerlerin başında geliyor. Böyle ´kapalı ve gizemli´ noktalar fazlasıyla çekiyor ilgimi. Daha ayrıntılarıyla güncellemenizi sabırsızlıkla bekliyorum ben de. Çok teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*