Kuzey Hindistan’ı Motosikletle Keşif

Kuzey Hindistan’ı Motosikletle Keşif

Yazının daha geniş fotoğraflı ve video görüntülerinin olduğu şeklini www.wishyouwerehere.in adresinden bulabilirsiniz.

Gezmek varya insanın içini kurt gibi kemiren yerinde oturtmayan o melun duygu. Adama neler yaptirmiyor ki! Doğru düzgün yolu olmayan, bırak tabelayı, kuralı, şeridi belli olmayan yollarda motosikletle tur attırıyor. Hem de Hindistan’da hem de dağlarda… Himalayalar’da…

Okuyan bilir daha evvel de Hindistan’da motosikletle seyahatim olmuştu. Başıma gelenler, 4-5 günlük mini maceramın heyecanı tadı damağımda kalmıştı. Bu sefer niyetlendiğim şey öyle kısa, kolay yenilir yutulur birşey değil. 4 hafta! Bu geziye değil çıkmak şu an yazısına nasıl başlayacağımı bilmek bile zor. 6 şehir, köyler, yollar, oteller, görülecek yerler, yemekler, hikayeler… Hepsi heyecan verici.

Hemen söyleyeyim gideceğim yerler Hindistan’ın kuzey dağlık bölgesi Uttaranchal, Himachal Pradesh, Puncab ve Haryana eyaletlerini kapsıyor. Seyahatim bu bölgenin seyahat için en uygun olan zamanı ilkbahar sonu yaz başında oluyor. Dağlık bölgelerdeki karlar erimiş, bahar her yanı yeşile bürümüş, nehirler gürül gürül akıyor olmalı. İşte bunu görmek güzel olacak.

Seyahatim başlamadan evvel yapılacak bir şey var. Motosiklet bulmak. Bu yolculuk için motosikletim var ama ben onu bu zorlu yollara sürmek haşatını çıkarmak istemiyorum. Bana bu konuda daha tecrübeli yani eski bir motor lazım. Eskiliginden kasıt kötü değil sadece daha ucuz, bozulduğunda can yakmayacak türden bir motor. Neyse şansım şans ya bir Fransız gezginden seyahati bittiğinde satılığa çıkardığı motosikletini almak bana kaldı. 270 Amerikan Doları karşılığı 1985 Model 350 cc Royal Enfield Motosiklet. Gayet iyi durumda, arkasında eşya taşımak için stand ve misafir yolcu için özel sırltlığı bulunan selesi de var. Ben yalnızım ama ne olur ne olmaz bulunsun. Ücret sizi şaşırtmasın benimki biraz anormal ucuza denk geldi. Adettir Hindistan’da bazı gezginler motosikletle seyahat ederler. Sehayat sona erdiğinde de motosikletlerini satarlar. Bu fiyatlar genelde 500 Dolar civarıdır ama işte adam ülkesine geri dönecek satamazsa zaten bir yere bırakıp gitmek zorunda kalacak. Onun yerine bulduğu ilk müşteriye bana bu fiyat satıverdi.

Motosiklet ve ben Goa’dayız. Seyahat Delhi’den başlayacak. Motosikleti tren ile Delhi’ye gönderiyorum. Motosikletim tren ile aheste aheste Delhi’ye giderken ben de aynı yolu başka bir rotadan bambaşka bir amaçla 1 haftada katediyorum. Taş oymacılığının peşine takılıyorum. Trenle Ajanta ve Ellora Mağaralarına ordan da Khajuraho’ya gidiyorum. Ama bu başka bir yazı konusu.

Motorum ve ben Delhi’de 1 hafta sonra buluştuk. Kornası çalınmış, aküsü bitmişti! Neyse zaten bakımdan geçecekti.Tuttuk Delhi Sanayi Mahallesi’in yolunu. Motoru satın aldım ama neredeyse baştan yaptırdım. Tekerlekler değişti, frenler değişti, vites kutusu baştan yenilendi, debriyaj, boya, aksesuarlar… Şık oldu. Sticker’ı da yapıştırınca anlam kazandı, hazır oldu. WISH YOU WERE HERE! Keşke sen de burda olsaydın… Yanlış anlaşılmasın bir kişi için değil binlerce kişi için söylüyorum bunu… Keşke hepiniz şu anda burda olsaydınız…

Diyerek seyahatim Delhi’de başladı. 3 Mayıs 2009…

 
Motosiklet Bakımdan Geçiyor. Pardon yeni baştan yapılıyor demeliydim.

Delhi
Delhi koca bir köy… Yollar, binalar, yeniyle eskiler, yıkık dökükler, post modern yapılar, değişmiş insanlar, yüz yıl öncesindeki gibi yaşayanlar… Şehir’in de zaten iki büyük bölgesi var Old Delhi ve New Delhi… Old Delhi, Moğol İmparatorluğundan kalma Red Fort’un, Jama Masjid’in bulunduğu eski pazar yerinin hala tıka basa dolu olduğu baharat memleketin tam da nasıl bir yer olduğunu size gösteren kocaman bir bölge… Keşmekeş demek yerinde olur. Baskın bir şekilde Müslüman halkın bulunduğu bölge. Tehlikeli, uyanık olmak gerek. Anlatacak çok şey var burası için ama başka zaman. Başka bir yazıda söz. New Delhi ise İngilizler’den kalma senato binalarının, alışveriş merkezlerinin bulunduğu yüksek katlı lüks ve gösterişli yapılarla süslenmiş bir bölge. Kendinizi burda nispeten daha rahat hissedebilirsiniz. Etraf anlaşılır fazla kalabalık değil.
Yolculuğum bu iki bölge arasına sıkışıp kalmış Pharganj denilen ne olduğu belli olmayan bir bölgeden başlayacak. Motosikleti bakıma götürdüğüm bölge buraya çok yakın ve genelde turistlerin kaldığı hesaplı konaklama seçeneklerinin olduğu bir mahalle. New Delhi tren istasyonun hemen yanında karmakarışık toz duman içinde bir yer. 🙂

Pazar gününü seçiyorum yollar nispeten seyrektir diye, nerdee… Ögleye yakın seyahatim için yola çıktım. Dakka bir gol bir. Delhi’den çıkmak tam 2 saatimi aldı. Ama ne iki saat. Aman tanrım, bu ne trafik bu ne keşmekeş, bu neee!! Şehiriçi yolda motorlu araçtan hariç herşey var. İşportacılar, inekler, çoluk çocuk, encek, köpek, çukur çünkü her an birileri kaza yapacakmış hissi var içimde. Gözlerim dört açık önüm arkam sürekli kontrol halindeyim. Başka bir aracı geçmek gerçekten zor. Geçince karşına ne çıkacak belli değil. Hala yerleşim olan yerlerden geçiyorum, gittikçe daha da kalabalıklaşan bir yoldayım birazdan Delhi’nin bir uydu şehrine giriyorum. Uygun bir yerde durup haritadan bakıyorum. Yaklaşık 45 km gelmişim ve çook önemli bir yerdeyim. Dönmem gereken bir kavşağı 500 metre geçmişim. Dönüp devam ediyorum. Yollar çok kalabalık, buraya kadar şehirden bağımsız köprü yoldan gelmiştim şimdi yerleşimlerin içinden geçiyorum. Etraf gerçekten tehlikeli. Bu kadar motosikletli bu yollarda nasıl oluyorda güvenli gidebiliyolar diye düşünürken ilk kaza anını gördüm. Karşı şeritte bir motosikletli bir otobüsle karşı karşıya kalmıştı tam o anda ben kafamı çevirdim bakmadım. Ne oldu ne bitti bilmiyorum umarım birşey olmamıştır.
Yola çok kalabalık, bir yerde durup bişeyler içmeli… ilk molamı veriyorum. Nefeslenip duruma iyi adapte olunca yol bana daha alışık geldi. Motoru kavrayışım yolla diyaloğumuz değişti. Böyle böyle tam 300 km yol gittim. İstikametim Haridwar. Eski tapınaklar, hacılar ve Ganj Nehri… Kutsal topraklara varmak o kadar da kolay olmayacak. Yollar yapım aşamasında, bazen tek şeritte kamyon ve otobüslerin arkasında kalıyorum. Toz, duman bozuk yollar, yorucu.
tümsek… İmdaat beni burdan ışınlayın! 3 yıldır Hindistan’da yaşıyorum gezip görmediğim, girmediğim yeri kalmadı alıştım ama gel de bunu bir de tekrar motosiklet üstünde yap da görelim. O yollar, kavşak neresi, ışık zaten yok, cevap verecek birileri o nerde burası neresi… Hiç kolay değil, hiiç. Mevsim Mayıs sonu sıcaklık 40 derece. İşte bu yüzden hemen ama hemen kuzeye dağlara gitmeli yükseklere çıkıp serinlemeli. Zira ben bu ceket içinde birazdan kurdeşen dökeceğim çünkü trafikte bırak rüzgar almayı yuttuğum eksoz dumanı, toz ve motorun ısısı beni Mad Max’teki asi motorculara çevirmek üzere… Neyseki gideceğim yöne sadece bir anayol var onu bulmak da zor değil. Vee buluyorum… Birkaç şeritli fena olmayan bir yol… Vites yükseltiyorum, gaz veriyorum ve rüzgar, boynuma değiyor, sakallarımın arasına giriyor… Bu güzel, bu keyif verici bu anlatılmaz bir duygu, vücudu titretici… Etrafım Delhi’nin gettoları, yakın tarihte yapılmış post modern derme çatma mahalleler, fabrikalar… Her taraf otobüs, dolmuş, riksha… Çok hızlı gidiyorlar biraz şansa kalmış bir durum var ortada

  
Tezekleri kuruyup kışın yakacak olacaklar…         Haridwar’da büyük Shiva Heykeli.

Tabi bu kadar hoş olmayan şeylerin arasında güzeller yok mu? Olmaz mı. Ne köylerden geçtim bakir, sessiz bazıları Müslüman bazıları Hindu köyleri hepsi farklı hepsi güzel. Sonrasında yol aldıkça kuzeye, yollar başladı yukarı gitmeye, hava serinledi, etraf ağaçlandı, yeşerdi… Kokular, çiçekler, insanlar değişiverdi. Yetmedi bir de yağmur yağmadı mı… Çok güzel de bu beni korkutur işte. Hava da kararmaya başladı hafiften. Durmak dinmesini beklemek gerek. Haridwar’a kaldı 30-40 km. 1 saatlik yolum var ama yağmurun da dineceği yok. İlk konaklama bir yol otelinde olacak. Elim biraz uyuşmuş, kıçım ağrıyor… Üstüm başım toz motor da yanıyor maşallah. Mercimek, pilav bir de yoğurt iyi oldu. Enerjim yerine geldi. Uyumak için vakit var bu sırada biraz Haridwar’ı okumak yolları çalışmak gerek nereye gidilecek ne yapılacak?

Ertesi gün erkenden Haridwar’dayım.


Ganj kıyısında ilk mola.

Haridwar
Haridwar, Uttaranchal eyaletinin güney kısmında Ganj nehri kıyılarında orta büyüklükte bir şehir. Haridwar bu bölgedeki diğer üç hac bölgesi olan Rishikesh, Yamnotri ve Gangotri’ye giriş kapısı olarak kabul edilir. Dünya’nın en geniş katılımlı dini festivali olan ve her 3 yılda bir Hindistan’ın 4 farklı şehrinde kutlanan Kumbh Mela Festivali’nin de yapıldığı şehirlerden biridir Haridwar. Festival 2010 yılının Nisan ayında tekrar bu şehirde yapılacak. Dindar Hindular Ganj sularında ataları ve tanrıları için dualar edecekler. Haridwar’da sıradan bir gün her sabah 5 gibi Aarti ile başlar. Güneş yükselir ve insanlar Ganj kıyılarında yeni günle beraber gelenler için şükrederler. Akşam gün batımında da Ganga Aarti gerçekleşir. Dualar okunur, kutsal ateş başında tören yapılır. Onlarca, yüzlerce küçük kandili ganj sularında tanrıya sunulmuş yüzerken görebilirsiniz…
Haridwar’da Ganj kıyılarında yürüyüş, hacıları gözlemlemek bambaşka bir duygu. Eski ve yeni tapınaklar, tapınaklarda dindar Hindular… 40 metrelik Shiva heykeli, köprülerden büyük bir çoşku ile akan Ganj’ı seyretmek, benzersiz…

 

Ertesi gün yolum Haridwar’dan Rishikesh’e devam edecek. Yollar kalabalık, Hindistan’da genel seçim zamanı ve otoban, anayollar, patikalar her yer parti yandaşları, bayraklar, kamyon tepelerinde yüzlerce insan, orda miting burda ücretsiz yemek ziyafeti, dolup taşmış durumda… Yollarda benimle yarışan otomobiller var… Trafik sıkıştığında ben motorumla aralardan sıyrılıp kendime yol buluyorum, geçiyorum taaki ne zaman yollar açılıp araçlar hızlandığında az evvel geçtiğim otomobilin beni geçmek için hırs ve hızla yanımdan geçtiğini görüyorum. Laf atanlar, geçtikleri için sevinenler… 🙂 Traktör römorkuna doluşmuş onlarca insan bana bir takım işaretler yapıyolar yolda. Kimisi bağırarak nerden geldiğimi bile soruyor… Bazen yol boşsa şöförün yanına gelerek Hintçe “chello, chello” diye bağırıyorum. “Hadi hadi”… Karşılıklı gülüşüyoruz… Motorumun eşsiz horultusunu artırarak yanlarından süzülüyorum. Arada keyiften yolda zig zag yaptığımı bile hatırlıyorum… Uzun kavaklar var yolun iki yanında, uzaklarda Himalayalar’ın başladığını görebiliyorum… Soğuk tepelere gelmeden evvel bir soğuk içecek molası veriyorum, benzin alıyorum… Benzincinin yanındaki tamircide go oynayan gençlere takılıyorum… Kimisi hiç istifini bozmuyor, biraz İngilizce bilenler hemen soruları yapıştırıyor ardı ardına… Ben hep gülüyorum, şükürler olsun burdayım…
Çok geçmeden Rishikesh’e varıyorum.


Ramjhula Köprüsü ve Ganj, Rishikesh.

Rishikesh
Rishikesh etrafı tepelerle kaplı Ganj’ın kıvrıla kıvrıla aktığı küçük bir tepe kasabası. Himalayalar’ın son bulduğu tepelere konumlanmış. Bütün bölge kutsal kabul ediliyor. Ganj tepelerden süzülerek Rishikes’in içinden kıvrıla kıvrıla sakince güneye doğru akıyor. Tapınakların yerleşmi tamamen Ganj kıyılarında. Şehir aynı zamanda onlarca yoga eğitim merkezleri-ashram’lar barındırmakta. Bunların bazıları ücretsiz ve gönüllü olarak çalışıp eğitim alabileceğiniz yerler. En bilineni ise Shivananda Ashramı’dır. Beatles üyeleri de zamanında burayı ziyaret edip eğitim almış. Rishikesh’de meditasyon yapmanın kurtuluşa erdirdiğine inanan birçok hintli hacı ve saddhu bu bölgede ashramların tapınakların etrafında yaşıyorlar. Saddhu’lar meteryal bağımlılıktan kendini kurtarmış halkın bağışlarıyla yaşıyor.
Şehri ortadan ikiye ayıran Ganj üstünde her iki kıyıyı birbirine bağlayan iki asma köprü bulunuyor. Şehre girdikten sonra ilk asma köprü olan Ram Jhula her iki kıyıda bulunan iki büyük ashramı birbirine bağlamak için inşa edilmiş. Hindu hacıların yoğun olarak bulunduğu bu bölge aynı zamanda alışveriş yapılabilecek bir bölge. Diğer köprü Lakshman Jhula ise kuzeye doğru daha çok yabancı turistlerin konaklama yapabileceği yerler, yoga okulları, restoranların olduğu bölgede. 1939’da inşa edilmiş bu asma köprüde yürümek hatta üstünden motorla geçip maymunlara çerez veren insanları, dilek dileyip Ganj’a adak sunanları seyretmek de ayrı bir keyifti. Rishikesh’in en önemli yapısın Swarga Ashram’dır. Sabah ve akşam dini ritüellerin yapıldığı merkez konumadaki tapınak bahçesinde Hindu dinine ilişkin heykeller bulunan büyük bir yapı. Her daim bahçesi kalabalıktır. Özellikle akşam gün batımı öncesi yapılan pouja töreninde bulunmak ve akşam ritüelini izlemek ilginç ve büyüleyici oluyor.

  
Laksmanjhula Köprüsü.

Rishikesh’te geçirdiğim 5-6 gün boyunca şehrin en önemli yapılarını, kutsal yerlerini gezdim Gita Bhavan, Neelkanth Mahadev Mela, Nilkanth Mahadeo, Swarga Ashram’ı ziyaret ettim. Ayrıca yoga seanslarına katıldım. Her gece otelimin terasından Ganj ve Rishikesh manzarasının tadını çıkardım. Ganj’a güvenmediğim için rafting heyacanından vazgeçtim. Şehri bir baştan diğer başa yürüdüm. Huysuz yaşlı Saddhu’ların fotoğraflarını çekebilmek için bol bol bahşiş dağıttım. Bir keresinde fotoğrafını çekmeme sinirlenen bir Saddhu belinden topuzlu sapasını çıkararak yarı ciddi şekilde bana doğru salladı. Afalladım, inanamadım. Kafama gelse kesin morartır, kanatırdı heralde… Ayinlere katıldım Ganj’a mum bıraktım.

 
Ganj’da yıkanan Hindular. Sağdaki fotoğraftaki Saddhu.

   
Swarga Ashram

  
Saddu’lar ve Ganj.

 

  
Swarga Ashram’da yapılan gün batımı Pouja’sından görüntüler.

Rishikesh, seyahatimin sonrasını etkileyecek bir şeye sebep oldu. Kaldığım otelde Amerikalı bir kadın ile tanıştım. Yan odada kalıyordu ve Hindistan’a geleli 10 gün kadar olmuştu. Yaklaşık olarak 3 ay kadar kalmayı planlıyordu. Kendisine Manali’de 4200 metreye Himalayalar’da tırmanış gerçekleştireceğimden bahsettim ve bana katılmak istediğini söyledi. Olabilir neden olmasın…

  

Rishikesh’ten ayrıldım, istikamet Dağlar! İlk durak Dehradun.

Sabah 6 gibi yola çıktım. Aman bu ne güzellik… Ahh!! Ormanlardan geçiyorum, yemyeşil, çam ve toprak kokuyor. Yollar bomboş ve güzeller… Ufaktan tırmanıyorum tepeleri, güneş yüksliyor doğudan ve ben karlı tepeleri görüyorum çook uzaktan… Dehradun’a 2 saat sonra varıyorum. Burası Haridwar ve Rishikesh’in olduğu eyaletin başkenti. İlk planımda burda da bir gün geçirmek vardı ama şehre gelince tam bir şehir olduğunu görüp bundan vazgeçtim. Kahvaltımı edip motorumu Shimla’ya doğru gazladım.


Shimla’da The Mall meydanı.

Shimla
Bu şehir 2200 metre yükseklikte bir dağ şehri. Komşu eyaletin de başkenti. Ama bambaşka bir şehir. Shimla’ya varmadan evvel güzel şeyler oldu yolda… Yaklaşık 200 kilometreyi zig zag yaparak dağları tepeleri tırmanıp inerek sürdüm motoru. Arada durdum tepelerden manzarayı seyrettim. Motorları dinlendirdim. Benzinci de çay molası verip hiç İngilizce bilmeyen insanlarla sohbet ettim işaretleşerek. Gülüştük bol bol… 4 kişilik başka bir motorcu ekiple karşılaştım yolda. Sonrasında da yollar da sık sık selamlaştık tepelerin yolların ardı sıra. Ama ne tepelermiş.. Bitmedi bir türlü taa Delhi’ye geri dönene kadar. İşte bu tepelerle tanışmam Shimla yolunda oldu. İn çık in çık bitmiyor. Motoru devirde tutmak için sürekli vites değiştiriyorum. Yorucu tabi bir de bir türlü önünüzü etrafınızı tam göremiyorsunuz. Böyle böyle tırmandım Shimla yollarını. Çıktım 2200 metreye. Tabi şehrin yollarını bilmiyorum nasıl… Aynen in çıkmış… İşte şehre gireli daha 10 dakka olmuş bir tepe çıkarken önümdeki otobüs duruvermezmi. E tamam sorun yok ama gitmiyor otobüs trafik tıkanmış öyle duruyor. Arkamdaki arabalar geri dönüp yol değiştirirken ben de döneyim de başka bir yerden gideyim deyip kırdım direksiyonu sağa aşağı doğru, demeye kalmadı motor yanlayıverdi vee yattı yere. Elbette koruma barı var bende sorun yok. Ama kötü bir an tabi yolun ortasında yokuşa aşağı motor yatıyor ben de kaldıramadım tabi tek başıma neyse -heellpp! heelpp!! çığlıklarımdan sonra gelen bir iki gençle gülüşüp kaldırdık motoru… Çünküü bu Hintliler herşeyi film seyreder gibi izliyolar… Tabi bunu gören ben de gülüyorum. Ulan motor yerde yatıyor ben adamdan yardım istiyorum o gayet halinden memnun beni seyrediyor… Komik ve asap bozucu… Neyse bu maceranın ardından motoru park ediyorum bir yere mecburen. Çünkü şehiriçine motor girmesi yasak.. E ne olcak. Saymadım ama sanırım 500 basamak ve tepeye doğru uzayan 500 metrelik yolu 30 küsür kilo yük taşıyarak çıktım. Hamallar yokmuydu etrafta vaar ama bende amaç var. Ve de beni gören hamallar 5 kuruş indirim yapmıyo tabi ben de ne var ben taşırım diyerek sırtlandım. 10 kere mola verip vardım otele. O yorgunlukla 3 saat uyumuşum. Akşam yemeğinden evvel uyandım. O uu!! Burnumda sorun var. Tıkanmış. Hayırdır niye ki? Çıktım yemeğe, yürüdüm 100-150 metre. Anladımki bahar nezlesi olmuşum. Evlere şenlik bir durum. Bende vardı eskiden bu sorun ne zaman bahar gelse istanbul’da bana bişeyler olurdu. Gözlerim yaşarır, burnum tıkanır bir de kaşınırdı üstüne üstlük. Hoş olmayan zamanlardı. İlaç alır, mutsuz olurdum. Aynen burda da oldu.
Bu şehir 2200 metrede her tarafı yemyeşil çiçekler, böcekler falan bir şehir.. E ne olacak? Planıma göre 2 gün daha burdayım. Yemeği yiyip eczaneden maske, ilaç aldıktan sonra otele döndüm. Bir sorun daha var. Bu şehir soğuk! Gerçekten soğuk! Ve ben bu sabah 35 derecelik bir şehirdeydim. Biraz da yoruldum. Sarıldım sarmalandım, yattım uyudum hasta olmamak için dua ederek. Neyseki sabah sadece burnu tıkalı ağzından nefes alan biri olarak uyandım. Planı bir gün kısalttım, attım kendimi sokaklara. Görülecek yer bir meydan, eski bir valilik binası ve pazar yeri.
Ağzım, burnum maskeli, boynumda fotoğraf makinası arşınlıyorum Shimla’yı… Her taraf merdiven her taraf tepe. İn çık bu ne ya! Neden buraya kurmuşlar bu şehri?

 


Valilik Binası

Hindistan’ın İngiliz egemenliğindeki yıllarında yaz sıcaklarında 2-3 ay boyunca ülkeye başkentlik yaparmış Shimla. Tepede serinlikte yeşillerin içinde verirmiş İngiliz lordları kararlarını. İşte bu kararların verildiği bir bina da Shimla’nın en önemli yapısı şu anda. Umut tepesi adı verilen bir tepede bulunuyor bu bina. Bu tepeden Shimla ve etrafını saran bütün tepelikleri görebilirsiniz. Gerçekten enfes bir manzara. Rashtrapati Niwas olarak anılan Valilik Binası 1888’de tamamlanmış. İngiliz Valisi Lord Duffer’in zamanında konakladığı bu binanın her tuğlası katırlarla taşınmış bu tepeye. Gerçekten görkemli bir yapı. Binada kullanılan malzemeler 100 yılı geçkin olmasına rağmen hala çok bakımlı ve hasarsız görünüyor. Hatta iç mekan ahşap kaplamaların bina yapıldıktan sonra hiçbir zaman cilalanmadığı özellikle belirtiliyor. Görseniz nasıl parlıyolar. Bina Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesini verdiği 1950’li yıllarda İngilizler ve Hint önderleri olan başta Gandhi ve Nehru olmak üzere toplantılara ev sahipliği yapmış.
Shimla bir zamanlar Nepal Krallığı’na bağlıymış. Bölgenin halkı da alışık olduğumuz Hintli yüz ve vücut yapısından farklı bir görüntü veriyor. Alışkanlıkları, hayat tarzları değişik. Öncelikle temizliğe ve etrafa önem veriyorlar. Yemek alışkanlıkları da farkını hemen hissettiriyor Daha hamur işi yemekler bulabilirsiniz. Shim’laya yolunuz düşerse tavsiyem Toy Train denilen küçük treni kullanmanızdır. Chandigarh’dan sonra Kalka şehrinde başlayan bu hat keyif verici olabilir. Dağların, vadilerin arasından sıyrılarak aheste bir yolculuk keyifli olacaktır. Iki kişi yanyana oturulan lunaparktaki oyuncak trenler gibi birşey. Ama gerçek tabi.

 
Budist manastır öğrencileri çocuklar ve Shimla’da bol bol göreceğiniz hamallar.

  

  

Shimla’da kaldığım bir gün boyunca hızlı bir şekilde şehri keşfetmeye çalıştım. İngilizler’den kalan Neo-Gotik kiliseler, emperyal binalar bol bol kominiti evlerinin fotoğraflarını çektim ve tabiiki en keyif veren bölgesi şehrin güney tarafında kalan pazar yeri oldu. Yerel halkla kucaklaşmanın onları en iyi tanımanın yolu her zaman böyle yerlerden geçer. Genel Hint giyiminden farklı olan kıyafet seçimleri dolayısıyla bol bol entarimsi bir kıtafet giyen erkekleri ve önlük benzeri bir kıyafet giyen kadınların fotoğraflarını çektim. Zengin bir hayırseverin dağıttığı yemekten tadıp fakir halkla beraber üç beş lakırdı ettim. Aslında kendimi zorladığımın farkındaydım. Bahar nezlesi beni bitirmişti. Valilik Binasının etrafı botanik bahçesi gibiydi ve orda 1 saat sıra bekledim içeri girebilmek için. Gözlerim hüngür hüngür ağlamaklı, burnum tıkalı ve kaşınıyor, sinirlerim yerinden hoplamıştı.
Erkenden otelin yolunu tutup akşam yemeğinden hemen sonra uyudum.
Sabahın kör karanlığında artık bu şehirden bir an önce uzaklaşmak için verdim kendimi yollara.

Bir sonraki durak Manali…
Manali bana Barış Manço’nun Dağlar Kızı Reyhan Şarkısını hatırlattı varınca nedendir bilmem. Dağları birazdan anlatacam ama öncesinde şunu söylemeliyim. Shimla’dan çıktıktan sonra tepeden inişe geçtim. Yaklaşık 400-500 metre kadar irtifa azalınca bende nezle falan kalmadı. Mucize gibiydi yaşadığım şey. Shimla’nın nemli soğuk atmosferinden sonra aşağılara inince hava ve bitki örtüsü de değişmişti tabi… Çok mutlu olmuştum motorda. Dedimki kendime kim tutar beni…

 
Manali yolunda Beas nehri. Sular güneye ben kuzeye…

  

Epey indim tepelerden kıvrıla kıvrıla. Manzaranın tadını çıkarmak için o kadar çok durup fotoğraf çektimki yolculuk uzun sürdü Shimla’dan Manali’ye… E nasıl çıkartmam, etraf çoşmuş yeşile bürünmüş tıka basa, bahar gelmiş topraklara, açmış çiçeklenmiş dal dal yayılmış havaya bir bayram havası var etrafta… Bir de yol arkadaşı buldum mu kendime masmavi gürül gürül Beas nehri… Ohh ben gittikçe yanımda küçüldü daraldı bazen derinleşip baraj oldu bazen tepeden inen şelale ben gittikçe kuzeye yukarılara o da bütün hızıyla gidiyordu güneye Ganj’la buluşmaya. 🙂 Çok şiirsel oldu bu anlatım ama ortam buydu gerçekten hakkını vermek gerek. Akşamüstü vardım Manali’ye… Amannn bu ne ya! Trafik! Okullar tatil olmuş seçimler bitmiş sıcaktan bunalan halk atmış kendini serin Manali’ye… Yolda biraz görmüştüm araba ama benim güzergah farklı olduğu için son 50 kilometrede buluştuk koca koca jeepler arabalarla. Geçtikçe daha çok çıktı karşıma geçtim de geçtim bitmediler. Akşam karanlığında Manali’ye 3 km mesafede tepede Washist denilen köye attım kendimi. Yolu 60 derece dik… Motorla bağırta bağırta çıktım o yolu. İyimi ettim kötü mü ettim bilmiyorum. Çünkü motor ertesi gün debriyaj sorunu çıkardı. Habire Manali’ye gitmek zorunda kaldım. Her seferinde o dik yokuş. Motordan inince çok güzel etraf sakin güzel bir iki restoran var. Amaa.. Neyse güzelliklerden bahsedeyim ben.


Manali’den dağlar. Ortalama 3000 mt.

Manali
Efendim Manali’yi nasıl anlatmaya başlasam bilemiyorum. Hindistan’ın İsviçre’si, Kullu Vadisi’nin bitiminde yer alan her iki tarafında Himalayalar’ın karlı tepelerini görebileceğiniz yamaçlarında sedir ve çam ağaçlarının bulunduğu bahar mevsiminde karşı tepedeki 7-8 tane küçük şelaleyi görebileceğiniz (hepsini gördüm) set set meyve bahçeleri ve şehrin ortasından geçen Beas Nehir manzarası ile kışlık cenneti gibi bir yer. Bölge aynı zamanda kutsal. Etraf küçük vadiler tepelerle dolu. Güneşin ve ışığın oyunu burda her dakka farklı. Şehrin kuzey batı tarafında Old Manali bulunuyor. Esas eski yerleşim yeri yani. Mimari bambaşka. Tarif etmeyeceğim fotoğraflarla göstereceğim. Halk tibet göçmeni. Büyük çoğunluk Budist. Etrafta yüzlerce turist var kimi trekking için gelmiş kimi kayak yapmaya kimi de tırmanacak göklere doğru Himalayalar’da…

  

    
Old Manali’den görüntüler.

Manali Ladakh’a giden karayolunun da üstünde bulunuyor. Ladakh’ı da birazdan anlatacağım. Yaz aylarında kara yolculuğu ile kuzeye doğru Ladakh’a gidecek yolcular için de son istasyondur. Manali’den hemen sonra 3.980 metre yükseklikten karayoluyla geçmek zorundadır bu yolcular. Sadece 3 ay kadar açık olan bu geçidin adı Rohtang’tır. Bu daha başlangış tabi sonrasında 4900 metreliği de var. Ama oraya daha var. Ayrıca Manali, Beas nehrinin kaynağı olan Beas Kund’a da çok yakındır. Buraya düzenlenen trekking turları enfes manzaralar sunar katılımcılara. Bana da birkaç gün sonra sunacak. Sonrasında 13 km mesafedeki Solang bölgesi de her daim orda olan buzullarıyla yüreğini serinletmek isteyenlere buyur gel der.
Sadece Manali değil tabi, Himachal Pradesh Eyaleti dağlar ülkesi olan bu bölge Lahaul, Spiti, Kinnaur vadileriyle birçok şehir de benzer fasilite sunuyor buraya gelenlere.

  

Ben Manali’ye dağlara çıkmak, trekking yapmak için geldim. Bunu Rishikesh’te otelin terasında anlatmıştım hatırlarsanız. Gelir gelmez kendime güvenilir bir tur acentası buldum. Acentayı bulduktan sonra ilk iki gün motorla ilgilendim Manali’de. Önce debriyaj sonra da vites kutusu… Çok sorunlu değillerdi sorun şuydu. Tamirci motorumla ilgilenirken yanından ayrılmamamı istedi. Daha evvel tamire getirip de motoru sen bozdun diyen yolcularla karşılaşmış. Bütün gün esir aldı beni. Yoldan geçenleri seyrettim bol bol chai içip dinlendim. Neyse sonrasında 3. gün Antonia katıldı bana. Rishikesh’te tanıştığım Amerikalı kadın. Önce beraber Washist’i keşfettik… Tapınakları, kafeleri arşınladık. Sonra Old Manali ve eski kale, tepeye tırmanış, Manali’de şehir turu derken hazır olduk dağlara çıkmaya.

 
İlk gün tırmanışımız. Kamp alanımızın manzarası soldaki fotoğraf.

4 gün sürecek orta zorluktaki trekking ve tırmanışımız önce 2000
metre’de başlayacak daha sonra Beas nehrinin kaynağına gideceğiz 2500
metreye. Etraf sadece karlı dağlar. Beas kaynağı bir şelale ve bir
küçük göletçik. Büyüleyici manzaralar. Sonra 3000 metreye kamp kurup
gerçekten zorlu pir parkurda 1000 metre aşağı inip tekrar çıkacağız son
gün de Patalsu Peak’e 4200 metreye tırmanıp Manali’ye kadar yürüyüş
yapacağız. 10 kilometre kadar bir mesafe. Hepsini yaptık sorunsuz.

  

 
Soldaki fotoğrafta sağ tarafta görünen dağlar “7 Sisters”. Sağdaki fotoğrafta çobanlar.

  
Sağdaki fotoğrafta kayalıklardan süzülen su Beas Nehri kaynağı “Beas Kund”.

Mükemmeldi. Rehberimiz Ravi, aşçımız ve yardımcısı, Antonia ve ben iyi
bir ekip olduk. Bol bol eğlendik doğanın tadını çıkardık. Neler olmadı
ki? Kaç tane dağ tepe saydım bilmiyorum zirvesi karlı. Yabani atlardan
tutun, kartallara, sürü sürü koyun keçi, cıvıl cıvıl kuşlar, sadece o
bölgede olan bir maymun çeşidi, envai çeşit hiç görmediğim yabani
bitki, çiçek, şifalı ot, kristalimsi taşlar 20 şer metrelik çamlar.
Tabi zorlayan şartlar da oldu.. Yağmur yağdı, zirvede fırtına çıktı,
bir ayağım karda yürürken çukura girdi, ormanda kasığımdan kene ısırdı
inanılmaz acı vericiydi. Her inişte dizlerim feryat etti… Ama
yemekler, sıcak chai ve samanyolu manzarası her gece aldı
yorgunluğumu…


Patalsu Zirvesine tırmanışta arkamızda bıraktığımız manzara.

Son günü anlatmalıyım sizlere 4200 metreye tırmanışımızı. Sabah
erkenden başladık tırmanışa. Rehber tahminen 3000 metreden zirveye 6
saatte çıkarız dedi. 7 satte çıktık. Hava son gün sürekli değişti. Açtı
kapadı, yağmur yağdı sert rüzgar esti yordu bizi. 3700 metre
civarındayken aşağıdan uzaktan gelen bir grup gördük kalabalık. Biz
zirveye çıkmaya ramak kala onlar yanımızda bitiverdiler. Çıkıp
gittiler. Hindistan’ın Çin sınırındaki ordu karargahının eğitim
yeriymiş meğer bu dağ. Komando askerler ayaklarında spor ayakkabı
eşofman ve sırt çantaları ile tırmanış yapıyorlardı ama ne tırmanma,
koşuyolardı resmen. Biz çıkamadan zirveye adamlar inişe geçtiler koşar
adım. İnanılmazdı. Neyse biz de çıktık zirveye! Zirve tamamen karla
kaplı ve kaç metre kar var bilmiyoruz. Rehber 1 metreden fazla diyor.
Yani bastığımız yer çok güvenli olmayabilir. Zirveye 50-60 metre kala
son tepeden evvelki düzlükte vazgeçtim yukarı çıkmaktan. Tipi var kar
yağıyor. Antonia kayakçıymış attı kendini karlı zirveye fırt diye
tımanıverdi. Ben de eh erkekliği burda bırakacak değiliz ya diyerek
koyverdim kazasız belasız vardım sivri uca. Kucaklaşmalar, fotoğraf
video derken yarım saati geçirdik zirvede. Hüzünle karışık, mutluluk,
rahatlama, sevinç doldu içim… İyi de gelmişim! Biraz inip yemek
molası verdik… Üşümüştük, yorgunduk son bir gazla inişe geçip tam 5
saat yürüdük o tırmanıştan sonra. Manali’ye vardık ama ne varış. 4
günlük kiri pası kaynar suyla alınmış bir duştan sonra… Kesintisiz 12
saat uyumuşuz… Bacaklar, ayaklar, bel tutulmuş ama keyifliyiz. O
halimizle usul usul dolaştık Manali sokaklarında manastırlar, pazar
yerleri gezdik.


Sağdaki sivri uç “Patalsu Peak” 4200 mt.


360 derece zirve manzarası. Sol baştaki Rehberimiz Ravi, Antonia ve ben.

Şanslıymışızki biz indikten sonra başlayan yağmur ve
soğuk hava dalgası kimini turdan trekkingden vazgeçirmiş bizden sonra.
Antonia ile iyi bir ekip olmuştuk. Yolculuğa beraber devam etme kararı
aldık. İkimizin de Delhi’ye dönmesi gerekiyordu ben Türkiye’ye o da
Bali’ye gidecekti. Ama daha zaman vardı ve rotada bir şehir daha vardı.
Chandigarh. Bu sefer güneye doğru gidecektik. O tırmandığımız ardı sıra
aştığımız tepeleri geriye doğru arşınlayacaktık.


İndikten sonraki gün dağlara kar yağdı yoğun bir şekilde. Manali’den manzara nefisti.

Iki gün daha Manali’de kaldıktan sonra motoru gazladık Chandigarh’a. Sabah erkenden koyulduk yola. Manali soğuk, sabahları daha da soğuk, motor üstünde iyice buz kestik. Gönül isterdiki “solda güneş yükseliyordu güneye giderken” şarkısını mırıldanmak amma velakin o güneş saat 10’a kadar adam akıllı göstermedi kendini. Soldaki tepeler engel oldu güneşimize. Böyle böyle 4 saat gittik. Dizlerimiz özellikle çok üşüdü. Güneşin olduğu yerlerde küçük molalar verdik ısınmak için. Beas nehri ile yarış tuttuk güneşi görmek ısınmak için. Trafiği de kalmamak için pazar günü dönüş yolunda (gerçek) verdikçe gazı verdim. Taaki adını unuttuğum 4 km’lik tünelden geçip güneşi sol omuzuma kondurduğumda düşürdüm vitesi aldım rolantiye motoru. Beas durulmuş düzlüklere varmıştık. Yan yana koyun koyuna süzüldük kilometrelerce. Ben güney yoluna inişe geçmeden evvel Beas ile vedalaştık. Rotamız Sikh toprakları. Ama önce inmemiz gereken 1500 metrelik bir yükseklik var. Siz deyin 100 ben diyeyim 1000 tepe, tepeler aştık. Aştıkça alçaldılar, yana yattılar, çukur oldular kamyonlarla telef olmuş kıvrımlarında güneş de tepeme çıktıkça o tepeler o bitmeyen kamyon gürültüsü sağa yatmalar, sola kaymalar, geçmeler, durmalar, kornalarla tam tamına 10 saatte vardık Chandigarh’a. Peh peh peh. İki kere mola verip yedik içtik dinlendik fotoğraf çekip etraftakilerin kim bu deliler bakışlarına maruz kaldık. Yol yapım çalışmalarının olduğu yerlerde yol kapmak düzgün yerden gidebilmek için hintli şöförlerle kapıştım yolda, önceliği olan hasta gibi kornayla ambulans efekti yaptım… Çok eğleniyorduk bir yandan ama çok da yorgunduk artık. Derken vardık Changigarh’a.


Chandigarh’ta ilk dakikalarımız, güldüğümüze bakmayın 40 derecede yanıyoruz o ceketlerin içinde.
Fotoğraf çekilir çekilmez soyunuverdik oracıkta.

Chandigarh
Hindistan’da planlı şehir, çevre düzenlemesi görmek çok zordur her yer alabildiğine karambol, çingene çadırı, panayır havasındadır. Zamanında İngilizler’in dokunduğu yerler bir nebze bir şeye benzese de genelinde karmaşa vardır Hindistan’da. Ama Chandigarh böyle değil. 1950 yılında planlanarak kurulmuş bir şehir burası. İngiliz bir mimar tasarlamış şehrin her tarafını. Yollar geniş, binalar, bahçeler düzenli, temiz. İnsanlar da bir başka burda. Chandigarh, Punjab ve Haryana eyaletlerinin başkenti. Her iki eyalet yönetimi de bu şehirde. Politik nedenlerden böyle bir karar alınmış zamanında. Neyse halk zengin Sikh mezhebi. Sanayi var, tarım var az da olsa. Nüfus kalabalık değil o kadar. Biraz refah sözkonusu yani. Ben buraya hem Delhi yolunun üstünde olduğu için hem de çöpten artık sanayi malzemelerinden yapılmış büyük bir parkı ziyaret için gelmek istiyordum. Hava Manali’den 20 derece daha sıcak. 40 civarı. Nem in zerresi yok. Kuru, kup kuru Haziran sıcağı. İyiki AC oda var otelde. Yoksa perişan olurduk. Çünkü bu şehre vardığımda popom yanmış kızarmış pişik olma eşiğindeydi. İşte biz bu sıcak hava altında o parkı gezdik güzel caddelerinde faytonla turlar atıp eğlendik. Ha bu arada bu şehir insanı sinemaya, tiyatroya eğlenceye biraz düşkün. Kültürlü diyebiliriz. Haftaiçi gündüz seansında sinema doluydu. Yani sinemaya gittik. 5 haftadır (tren yolculuğu ile birlikte) otellerde, yollarda gezip, kitap, harita okumaktan fırsat bulup patlamış mısır, sinema keyfi yaptık 2 gün sonra bitecek yolculuğumuzun erken kutlaması niteliğinde.

  
Rock Garden’dan görüntüler.

Parkı anlatayım bu arada. Adı Rock Garden. Tamamen endüstriyel atıklardan yapılmış bu büyük park Hindistan’ın modern sanata bir katkısı niteliğinde enfes bir enstelasyon diyebilirim. Heykeller, tüneller, duvar motifleri, karma kompozisyonlar, bahçe düzenlemesi, yerel ve kamusal hayatı anlatan yerleştirmeler. Hepsi de detaylı epey emek harcanarak oluşturulmuş benzersiz çalışmalar. Ayrıca, açık tiyatro ve gösteri alanı, daimi eğlence alanı ile biraz hayal parkı gibi. Bu şehire yakışmış bir alan. Tebrikler… Chandigarh’da eyalet yönetim binalarının olduğu bölge de mimarisinden dolayı ilgi çekici olabilir fakat sıcakta daha çok işkence oluyor.

Ertesi günü yine yoldaydık. Varış noktamız Delhi. Kullanacağımız yol 1 Numaralı Ulusal Otoyolu. Neredeyse dümdüzdü. 350 km. Kadran kendini şaşırdı, tepelerde kıvrımlı yollarda 70’i anca gören motorum bu yolda 130 ile iliklerindeki bütün toz zerreciklerini attı, temizledi. Asfalt, yolun genişliği, tabelalar herşey iyiydi. Kimi motorcuya göre sıkıcı olan bu yol Hindistan’da az bulunur olduğu için bana son gün verilmiş bir hediye gibi geldi. 4 saate vardık Delhi gettolarına. Buraları anlatmıyacam zaten biliyosunuz yazının başından. Şehre girmeye 5-10 km kala benzin bitmezmi yolda. Aha. Tabi verdik gazı düz yolda benzini sünger gibi emdi bizim motor. Tank göstergesi de yok bilmiyoruz ne durumda depo. Neyse kurutmuşuz son damlasına kadar. Ama şansa bak karşı şeritte benzin istasyonu var. Bu da bir hediye olsa gerek. Trafiği alt üst edip ittim motoru benzinciye kahkaya ile karışık sinir ve asap bozukluğu deli divane bu şehirde bana koyver diyiverdi o anda olan biteni. Yarım saate vardık otelin olduğu yere. Son 100 metrede başıma gelene bakarmısınız. Oteli 50 metre geçmişiz, yol dar. Antonia indi ben motoru geri çevirirken bagajların ağırlığı ve benim anlık boş bulunmamla yana devrilmesin mi. Motorun devrilmesinde sorun yok. Zaten yanda koruma barları var bana bişey olmuyor. En fazla 30 derece eğik duruyor motor o kadar ama o nu kaldırırken işte o an dikkatli olunması gerek. Ve ben olamadım o anda kaldırırken motoru yukarı doğru belimi incitiverdim. Türkiye’ye dönmeden evvel geçen 2 gün Delhi’de otelde dinlendim sadece.

   
Delhi’yi detaylarıyla başka bir seyahatte anlatacağım. Fotoğrafları fikir versin diye koyuyorum…


Seyahat güzergahı.

Gezi bitmişti, sağ salim geldik. Binlerce fotoğraf, onlarca anı, yol arkadaşları, enfes yemekler, yüzlerce manzara, gülen yüzler, unutulmaz anlar… Motorumu kapalı parka koyup Türkiye’ye geldim. Antonia da Bali’ye gitti. Motoru ordan 4 ay sonra alıp Rajasthan Çöllerine gideceğim. Çingene çadırlarının, deve kervanlarının, müziğin, acı yemeğin eksik olmadığı memlekete gidiyorum. Pembe, mavi şehirleri turlayıp, maymun tapınaklarını göreceğim… Çölde def vurup, kuma resim yapacağım…

Sonrasında, 2010’un baharında Hindistan’ın doğu deniz şeridini geçeceğim güney uçtan kuzeye. Yaz sonunda da Ladakh’a, kuzeye en kuzeye…

8 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    dediğiniz gibi binlerce fotoğraf onlarca anı ve yol arkadaşları ile imrendirecek güzel bir gezi gerçekleştirmişsiniz.Yazınızı okurken hem kıskandım hem de ürktüm motosikletle onca yeri keşfetmek ben yapamazdım her halde :(( ama bu güzel paylaşım için elinize yüreğinize sağlık

  • rome_o dedi ki:

    ekimin son haftası hindistana gidiyorum .rota delhi ,agra ,jaipur bu yazın ve binrotadaki diğer hem senin hem de diğer hindistan yazıları işime çok yarayacak .tabi bende senin gibi motorsikletle gidecek cesaret ve ruh hali yok . bizimkisi turist işi :)) yazılarını print ettim okuyacağım .

  • rome_o dedi ki:

    bu arada bazı fotoğraflarını çok beğendim ..

  • chincilla dedi ki:

    Delhi’ den çıkarken yaşadığın zorluklara değmiş sanırım

  • kisacaFB dedi ki:

    sticker mesajına cevaben: wish i was there

  • MIYU dedi ki:

    hakikaten öncelikle takdirlerimi iletmeliyim, motorsikletle böyle bir tur, gerçekten takdir edilmeli. Bu keyfi bizimle paylaştığın için teşekkürler.

  • maliho dedi ki:

    Ne mutlu size, çok güzel anlatmışsınız, resimler de çok güzel. Bu ay sonu bende Hindistan’a gidecektim, aylardan beri beklediğim bir seyahat olacaktı, ama maalesef o tarihlerde İstanbul’da olmak durumundayım ve gidemiyorum, çok üzgünümmmm :(((

  • gulliblecow dedi ki:

    abi süper iş yapmışsın.bir gün bende himalayaların eteklerinde yükseklerden esen rüzgarla yüzümü yıkıcam….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*