KÜBA’YI GEZDİK…

Gazella olarak gördük ki Küba, uzun süredir talep edilen bir yer.


 


Kristof Kolomb’un ilk yolculuğunda keşfederek İspanyol toprağı ilan ettiği Küba’da ilk kalıcı yerleşim 1511’de kurulur. Küba’nın bağımsızlığı 1 Ocak 1989’da ABD işgali altında yürürlüğe girer.


 


1933’te ABD’nin desteğiyle Fulgencio Batista, en ünlü diktatör olarak uzun yıllar Küba yönetimine damgasını vurur.


 


Fidel Castro 1955’te 26 Temmuz Hareketi’ni başlatır. Che Guevara’nın da yer aldığı gerilla hareketi, Batista’ya bağlı birliklere önemli darbeler indirir. 1 Ocak 1959’da yeni yönetim iş başına gelir. Doğu Bloğu’nu saran değişim dalgası siyasi olarak Küba’yı etkilemez.


 


Kübalıların tarihi hakkında bilgi sahibi olduğunuzda ve yaşam biçimlerini gördüğünüzde geziniz farklı bir anlam kazanıyor. Halkın yaşam koşulları “bizim standartlarımıza” göre çok parlak değil. Devlet her şeyin sahibi olduğu için insanların kendi tercihlerini ortaya koyabilecekleri alanlar daralıyor. Binalar eski evler küçük… Her şeye rağmen kaygıları hissedilmeyen, hırsları azalmış, çekinceleri olmayan, mutlu insanlarla kesişiyor yolunuz.


 


Akla şu geliyor: Castro öldüğünde halkın büyük bir kısmı mutlu olabilir fakat daha sonra hepsi bu rejimi, bu yaşam koşullarını özleyebilir de… Amerika’ya 40 km mesafe uzaklıkta olan halk dünya standartlarını biliyor, bu mutlaka bir gerilim yaratıyordur diye düşünebilirsiniz. Ancak eşitlik fikrinin cazip bir noktası var ve Kübalılar sanıyoruz bu noktada gerilimlerini bir parça azaltmayı başarabiliyorlar.


 


Küba gezimizi son derece mutlu noktaladık ve bu tarz geziler için ne kadar uygun bir yer olduğunu bir kez daha anladık. Oteller güzel, ancak yemekler çok iddialı değil. Otellerin de devletin malı olması seçenekleri azaltıyor. Ama biz gene de ekleyelim: mutfakları genel olarak İspanyol-Karayip karışımından oluşuyor. Domuz eti, deniz mahsülleri, mısır ve siyah fasülyse çok tüketiliyor.


 


Herşey Havana’da, ancak mutlaka Havana dışına çıkılmalı ve adanın doğasına yakınlaşılmalı. Havana’dan sonra eski şehirlere ulaşılıyor: Trinidad, Santa Clara… Havana, Unesco’nun kültür mirası projesi kapsamında yenilenmiş bir şehir.


 


***Küba’ya giden mutlaka yürümeli, mojito ve puro içmeli, bol bol fotoğraf çekmeli, Havana sınırını geçmeli, araba kiralayarak geziler yapmalı. ***


 


Küba için çok şey söyleniyor, belki hepsi doğru ancak bizce eksik. Castro, puro, müzik, mojito anahtar kelimeleri Küba’nın benzersiz bir yer olduğunu ispatlamak için yeterli değil. 12 milyon insanın yaşadığı Karayipler’in bu en güzel adası öncelikle son derece romantik bir yer. 26-50 yaş aralığındaki çiftler için son derece uygun.


 


Akdeniz iklimini andıran, biraz daha nemli bir havaya sahip olan Küba’yı görenler, beğenenler şuraya da mutlaka gitmeli demiyoruz çünkü Küba gibi bir başka yer olmadığını düşünüyoruz. Yolculuk uzun ve yorucu… Ancak yapmış olduğumuz bu geziden sonra bu yorgunluğa ne kadar değdiğini gördük ve yüzümüzü şimdilerde Malezya ve uçuşların başladığı Güney Afrika’ya çevirdik. Ama itiraf etmeliyiz ki aklımız Latin Amerika’da kaldı.

Not: Küba fotoğraflarımıza binrota sergisinde yer verdik, buradan görebilirsiniz:
http://www.kendingez.com/GalleryImages.aspx?GalleryID=17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*