Küba da yaşam henüz tükenmemiş…

Şubat 2011

 

Küba’ya gitme fikri eşimden çıktı.. 6 yıl önce gitmiş, hadi Küba ya gidelim dedi.. Ondan aldığım intiba, eğlenceli bir ülke olduğu ve Fidel Castro’ydu..

Biz 2 parça eşyamızı, neler görebileceğimiz konusundaki hayallerimizide yanımıza alarak, münferit olarak -hiçbir turizm şirketi ya da rehberle bağlantımız olmadan- Küba ya gittik. Ülke ye girişteki gümrük kontrolünde resmimi çektiler, çıkışta da aynı resim mi diye eşleştirdiler..Hiç böyle bir kontrole rastlamamıştım, Amerika’ ya girişte 10 parmağımın izini vermiştim.Küba da da vesikalık resmimi verdim. Girişime onay verildiğini de ülkeye açılan gümrük kapısının otomatına basılmasıyla anladım…(Kapı kilitli, zorla içeri girenlere karşı, onay verirse memur kapıyı açıyor) Ben çıktım da eşim bir türlü çıkmıyor… 20 dak. oldu yok, 30 dak. oldu yok…Hah dedim, kocamı sınırdışı ettiler, acaba benden habersiz antikomunist hareketlere mi katılmıştı? Fidel den de iyi bahsediyordu ama? 15 dak. daha bekleyip ben de kapının öte tarafına geçmeye, Küba yı  göremeden geri dönmeye karar vermiştim ki onun çıkacağı kapının otomatına basıldı ve eşim Küba ya girebildi…6 yıl önce kiraladıkları evin sahibi, evime zarar verdiler diye şikayette bulunmuş polise..Tekrar ziyarete geldiğinde hesabını istiyorlar 🙂 … Neyse,gümrük memuru kız da komik bulmuş bu olayı, biraz sohbet etmişler.. bu yüzdenmiş gecikmesi…Yetecek kadar dövizi havalimanında bozdurduk, iyiki euro almışız yanımıza diyerek gururla kendimizi tebrik ettik. Yola kendi başımıza çıkmıştık ama, doğruyu da bilebiliyorduk…

Bagaj kapağı şöförün tüm çabalarına rağmen açılmayan ,sonunda arka koltukları devirerek bavullarımızı bagaja yerleştirmeyi başaran şöförümüz bizi otelimize götürdü…Habana gördüğüm en karanlık şehirdi…ama ben karanlıklar içinde dünyanın en eski mesleğini icra etmeye çalışan hemcinslerimi fark ettim…Ben görebildiğime göre erkekler hayda hayda görürler…Şehrin karanlık olması görüşü etkileyebilecek bir dezavantaj değil..


Revolution Meydanı olduğunu sonradan öğrendiğim meydandaki dev yapılar, mimari anlamda komünizm- yada sosyalizmi çağrıştırıyordu bana. Habana da başka bir yerde de bu duyguya bir daha kapılmadım.. Moskova da bu mimariye tanık oldum. Çin de sanırım Pekin de bu mimariyi görebilirdim, ama ben Shangay ı ziyaret ettiğimden, abartılmış bir çakma New York görüntüsünden başka bir şey göremedim Shanghay da….

Otelimiz San Miguel, Old Habana da deniz kenarında çok hoş bir hosteldi.. Tavanı 6m. olan odamızın camları açılmıyordu ama, tuvaleti, çarşafları tertemizdi. Dışarıyı görmek istersek , koridorun hemen sonunda çok güzel manzarası olan hoş bir balkonu ve salonu vardı, istersek orayı kullanabilirdikJ

Uzun bir uçuştan sonra yapılacak en güzel şey, orada sabah olana kadar uyuyabilmek ve jet-lag olmadan saatlere uyum sağlayabilmektir. Bu konuda ben şanslıyım, nerede  olsa uyurum da…eşim benim kadar şanslı değildi…

Sabah kahvaltı da birkaç çiftle birlikte kahvaltı ederken… onlar harıl harıl Cuba Guide kitaplarını karıştırırken biz de onlara bakıp, sokağa çıktığımızda bizi nelerin beklediğini hayal ederek gülüyorduk…

Sokağa çıktığımda..profosyonel bir fotoğrafcı olmadığım halde, ışığın konumunun ideal olduğunu düşündüm ve elimdeki fotoğraf makinasıyla  heryerin fotoğrafını çekmek istedim ki…eşimin ‘’Japonlaşma’’  uyarılarıyla kendime geldim…Vizörden değil, kendi gözlerimle etrafı doyasıya seyretmenin keyfini yaşadım…

Uçaktan inmeden önce kendimi ,zamanda 40-50 yıl geriye sardığım için beklediğim bir Küba vardı karşımda…Sabah okula giden çocuklar, işine gittiğini düşündüğüm yetişkinler ve sabah temizliğini, keyfini, işini yapan evlerindeki yaşlı Küba lılar dikkatimi çekti, o bakımsız ama ruhu olan güzel binaların arasında…Şubat soğuğunda- Antalya bile soğuktu, Küba nın ılıman şerbet gibi havası bana çocukluğumun huzurlu günlerini hatırlattı…Gerçekten 40 yıl sarmışmıyım geriye ne…40 yıl önceye, çocukluğuma döndüm..(değme psikoanalistler yapamaz .)

Yürürken, temiz,şık spor giyimli birinin dönüp bize baktığını gördük…Roberto’ymuş adı…Tanıştık ve takıldı peşimize 🙂

Ne olur ki bizi akşam Bueno-vista social club festivaline çağırsa,(sonraki birkaç Küba lı da bizi bu olmayan festivalle kandırmaya çalıştı), komisyon alacağı barlara sabahın 09.30 unda bizi götürse, romlu kokteylleri içsek???? Biz İngilizce, o İspanyolca konuşsak, pek anlaşamasak, yolda bulduklarından Roberto çeviri yardımı istese???

Guide larla sokak sokak, müze müze gezmektense Roberto ve diğer 1-2 Kübalıyla tanışmak daha keyifliydi.. Hepsi bambinolarına süt istiyordu. 6 yaşına kadar bedava verilen süt , 6 yaşından sonra devlet tarafından verilmiyormuş. Bambinolar alıştıkları güzel tatdan bir anda nasıl vazgeçebilsin? Rusya dan ithal gelen süt tozları da belirli marketlerde satılıyor. Küba vatandaşının satın alması zor, turistlerden istiyorlar..Birkaç kişiye birkaç torba süttozu alıp, bunun içinde nasıl bir kandırma  yöntemi olduğunu,onları arkalarından izleyerek çözmeye çalıştık..Bir çifte daha 2 paket süttozu aldık(onların gösterdiği markette süt kalmamıştı, biz onları kendi bildiğimiz markete götürüp 7. yada 8. paket süt tozunu aldık..bu arada tezgahtarda bize manidar bakmaya başlamıştı ama???) Kübalı kadının o iki paket süttozunu,küçücük çantasına çaktırmadan sığdırabilmek için verdiği çabayı, kocasının telaşını görünce, süte ulaşmanın Küba da zor olduğunu anladık…

Kübalıların Fidel hakkındaki düşüncelerini, sözle değil, gözlerinden anlamak için , ve diğer pek çok duyguyu anlayabilmek için sokakta tanıştığınız Kübalılarla zaman geçirip, sonunda da birkaç peso vermenin bedeli düşünülemez bence…

Öğlen bir cafede yemeğimizi yerken önümüzden geçen Kübalıları izlerken,’’Bunlar nasıl bir ırk? Afrika kökenlisi var, İskandinav gibi sarışını var, Meksikalı gibi esmeri var’’ diye düşünüyordum..Afro Cuban dinine mensup din kardeşleri sokakta birbirlerini gördüğünde, kollarını göğüslerinde çarprazlayarak selam veriyorlar. Sanırım daha dindar olan kadınlar başlarını da Afrika geleneği ile sararak bembeyaz giyiniyorlar, güneşten korunmak için şemsiyeleri bile beyaz oluyor.

Kübalılar temiz giyiniyorlar, vitrinlerin baş köşesinde deterjan, diş macunu, diş fırçası var. Dükkanların içindeki ürün sayısı çok az, üzerlerine giydikleri giysileri nereden alıyorlar diye  düşünüp Havana da AVM var mı acaba dedik ve öğrendiğimiz AVM leri de turistik-ekonomik-sosyolojik gezi planımıza dahil ettik. Evet 3 katlı bir AVM ye gittik.. Alt katında Kuba tarzı fastfood bölümü var. Giysilerini nereden aldıkları sorusuna cevap bulabildik bu AVM de…LCD ekran TV de var ama ,eski model tüplü TV ler daha çok ..Fiyatları çok yüksek…Bloglarda yazan Kübalının ortalama geliriyle tüplü TV yi alabilmesi çok zor. Bizim bilmediğimiz başka ekonomi değerleri söz konusu Küba da…

Old Habana çok keyifli bir yer. Yürüdük, yorulunca bazen bir parkta duvarın üstünde oturup, Kübalıları izledik, bazen bir cafe de oturup kahvemizi içtik. Ne sokakların adlarını merak ettik, ne de kapısından girip, her odasında başka para istenen müzeleri gezdik..Küba zaten açık hava müzesi…O kadar canlı bir yaşam var ki, insanların yüzünde onca imkansızlığa karşın bezginliğe rastlamıyorsunuz.

Kapitalist düzenin tükenmişliği henüz yok Kübalıların yüzünde…

Öğle yemeklerini plastik saklama kaplarında yanlarında taşıyorlar, karınları acıkınca bir kenarda kaplarını açıp yiyiyorlar..Yanlarına bir sokak köpeği yaklaşıp, rızkını istediğinde 1-2 çatalda ona veriyorlar…Sokak köpekleri ile araları iyi. Geceleri ısı 15 derece oluyordu -ki bu Kübalılar için soğuk kış demek, üstlerine battaniye örttüklerinden yakınıyorlardı- sokak köpekleri üşür diye üstlerine t-shirt giydiriyorlardı 🙂


Bir akşam yemek yediğimiz bar-restaurant da yine Kübalı bir grup çıktı. Biz grubun hemen yakınında oturduğumuzdan sohbet ettik, Türk olduğumuzu öğrenince çok sevindiler, heyecanlandılar. Grubun tüm üyeleri Antalya da, Bodrum da , İstanbul da çalmışlar . Bizim için ‘’tin-tin tinimini hanım’’ ve Tarkan dan bir parça bile çaldılar 🙂

Grup üyeleri giderken hala bize cüzdanlarında sakladıkları, Türkiye den  aldıkları kartvizitleri gösteriyorlardı…

Türk olarak gururumuz okşandı. 7 milletten insan vardı barda ama , en çok ilgi bizeydi…

Kübalıların cüzdanlarında sadece kimlik kartları ve birkaç pesoda paraları var. Kredi kartı yada özel mağaza kartlarıyla şişkin bir cüzdan görmedim.(bu arada ben cüzdan hırsızı falan değilim, sadece ilgimi çekti…)

BUENO-VISTA Social Club ın konserini izlemeye gittik. Gündüz Ron Müzesi olarak hizmet veren bina akşam konser salonu olarak kullanılıyordu. Dinlediğimiz müzikle kulaklarımızın pası silindi,trombonun o büyülü sesi , o eski binada çok güzel yankılanıyordu, akustik mükemmeldi..Grup üyeleri yorulduklarını belli etmemeye çalışarak gerektiğinde sütunlara tutunarak şarkılarını söylemeye devam ettikçe, onlara daha da çok saygı duydum.

Ernesto Hemingway in evini ziyaret ettik..Havana ya tepeden bakan bir konumu var evin. Evin içine artık ziyaretçiye izin vermiyorlar ama ev öyle konumlandırılmış ki her iki cepheye de açılan kapıları var. Boğucu sıcaklarda, eminim orası püfür püfür esiyordur..Çok huzurlu bir yerdi…Hatta bana ‘’dünyanın en huzurlu yeri neresi’’ diye sorsalar, kesinlikle Hemingway in Havana daki evi diyebilirim…2. gündür bizimle takılan Roberto , ilk kez ziyaret ediyormuş Hemingway in evini. Oradaki görevlilerden Hemingway in intihar ettiğini öğrenince çok şaşırmış olmalı ki, bize birkaç kez üst üste sordu, doğru olup olmadığını…Böyle bir huzurun içinde, intihara yer veremedi Roberto kafasında…

 

Ben buralara kadar gelmişken Karayiplerin beyaz kumlu, turkuaz denizine girmeden gitmek olmaz dediğimden,Veradaro ya da gitmeye karar verdik.

Havana da Veradaro ya tur satın almak için gittiğimiz acenta personeli Keti, bizim aklımıza bir şey takıldığında sorularımızı sabırla cevaplayan guide ımız oldu, telefon numarasını bile verdi, Veradaro tatilinden memnun kalmayıp, otelden erken ayrılmak istediğimizde Keti, yine bize yardımcı oldu, paramızıda geri iade etti…Dünyanın pek çok yerinde satın aldığınız tur paketini geri iade edemezsiniz. Ama biz memnun kalmadığımızı ifade edince geri iade alabildik paramızı..

Veradaro, 50 otelin bulunduğu incecik bir yarımada, oteller, İspanyol turizm işletmecileri tarafından işletiliyor, ama Antalya da ki otellerden sonra Veradaro daki all inclusive sistemiyle çalışan oteller bizi hayal kırıklığına uğrattı. (Kaldığımız otel 1925 yılında yapılmıştı). 1 gün Karayiplerin denizinin keyfini çıkarttıktan sonra geri döndük Veradaro dan..

Havana ya dönerken bir tüp geçitten geçerek ulaşılıyor Old Habana ya… Otobüsteki diğer turistler Veradaro dan sonra Habana yı , otobüsün camlarına yapışarak seyrettiler. Otobüsteki rehberimiz, indiğimizde bize sordu,’’Siz Havana yı daha önce görmüşmüydünüz? Dikkat ettim bir tek siz yapışmadınız camlara ‘’ dedi…Rehberler arasında geyikmiş bu camlara yapışma konusu….

Gerçekten de insanı camlara yapıştıracak bir şehir Havana…..

 

Sizlerle ilgimi çeken birkaç kare yi de paylaşmak istedim…

Semra Demirağ

 

 

 

12 yorum

  • incialp dedi ki:

    Semra Hanım öncelikle ilk yazınızla hoşgeldiniz diyorum. Küba, Binrota’lıların en favori destinasyonlarından 🙂 ama Küba ile ilgili her yazıyı keyifle okuyoruz. sizin yazınızı da yüzümde kocaman bir gülümseme ile okudum. yazı tarzınızı sevdim yani… umarım başka yazılarınızı da okuruz. teşekkürler…

  • semrademirag dedi ki:

    Teşekkür ederim İnci Hanım, bende binrota yı çok keyif alarak okuyorum..
    Dünyanın herhangi bir yerinde aldığımız nefesi, yüreğimizde duyduğumuz yansımaları paylaşmaktan zevk alabiliyorsak…Fazla söze gerek yok…

  • ibrahim temo dedi ki:

    Selamlar Semra hanım, çok keyifli bir üslup ile yazmışsınız, kendi gittiğim ile kıyasladım ve hemen hemen aynı şeylere takılmış, aynı şeylere dikkat etmişiz… Binrota ya hoş geldiniz ve teşekkürler keyifli yazı için…

  • NEŞE dedi ki:

    Bu aralar yağmur gibi “Cuba” yazısı yağıyor ama sizinki çok değişik geldi,izlenim ve yorumlarınız çok hoş…Aramıza hoşgeldiniz…

  • aysek dedi ki:

    Semra Hanım, yazınızı ve fotoğraflarınızı beğeniyle izledim. Hoşgeldiniz.

  • semrademirag dedi ki:

    Aranızda olmaktan bende çok keyif alıyorum, hele bu güzel yorumlarınızdan sonra…Bakalım daha birşeyler çıkarabilecekmiyim?

  • Zeynep dedi ki:

    öncelikle hoşgeldiniz her küba yazısı okuduğumda kıskançlık krizlerine giriyorum ama her yazıdan da ayrı bir keyif alarak okuyorum sizinde bu güzel yazınız için ellerinize sağlık

  • umutaktas dedi ki:

    herhangi değişiklik olmazsa 2 hafta sonra anlattığınız yerleri gezme fırsatım olacak ve yazınızı okuyunca daha da sabırsızlanmaya başladım,ayrıca yaşanmış bir deneyim bilgisiyle gitmek benim için daha iyi olacak.çok teşekkürler

  • semrademirag dedi ki:

    ne kadar şanslısınız, 2 hafta sonra i, isteklerinizi, tutkularınızı tekrar gözden geçirmeye ihtiyaç duyabileceğiniz, bu dünyada, fakat farklı zaman ve düşünce düzeyinde bir kara parçasına seyahat edeceksiniz.. (çok iddialı oldu ama, belki dönünce benim gibi düşünürsünüz)..çok keyif alabileceğiniz bir seyahat diliyorum size…

  • DEEP73 dedi ki:

    kubayı yasamka lazım gıdığ gören herkes insallah sizin bu yazdıklarınızı ve gördügünüzyerleri bizde bir gun yasayabılırız gercekten gormekıstedıgım yerler arasında ilk sıralamada yer alıyor . Bu arada Binrotaya hosgeldiniz….

  • ocimoglu dedi ki:

    Yazınızı keyifle okudum…Küba yazılarını okudukça kıskançlığım artıyor. seyahat listemin ilk sırasında küba var… Küçük bebeğimin bir an önce büyümesini bekliyorum..

  • merakles dedi ki:

    harika bir yazı olmuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*