KOPENHAG’A GİDERSENİZ



Kopenhag, bana kendini üç günde sevdiren sehir. Kanal turuyla baslayın gezmeye Gammel Strand’tan. Önce Christianburg Sarayı’nı, birbirine sarılmıs ejderhalar yumagı kulesiyle eski Borsa Binası’nı görürsünüz.


Sonra açılırsınız genis kanala, Opera Binası çarpar gözünüze, denize dogru egilen cam cephesiyle. Hippiler mekanına dogru yol alırsınız sonra, Christiania’yı asıl karadan gezmek gerekir mutlaka. Limana gelmeden dönüs yapar tekneniz, kıyıya dogru iyice yaklasır. Bir kalabalık vardır kıyıda, anlarsınız Küçük Denizkızı heykelinin karasularındasınız. Amaelianburg Sarayı’nı da gördünüz, arkasında Mermer Kilise, elli metre ötesinde sogan kubbesiyle Rus Kilisesi. Sona yaklasıyorsunuz artık bir saatin, demir atmıs teknelerin yelken direkleri  dizi dizi önünüzde simdi. Rengarenk binalar, aslında karanlık kısları renklendirmek icin mi yoksa?


Evet, meshur Nyhavn’dasınız simdi, Kopenhag’ın turistik baskenti. Aksam buraya yine gelin ama, yemek yemek için pahalı olsa da, havasını soluyup, güzel kareler yakalamaya. Burada hava onbirde bile hala alaca.




 


 


 Storget, uzun yaya caddesi Kopenhag’ın. Bir ucu Kongens Meydanı, diger ucu Belediye Meydanı. Cadde boyunca da meydanlar var baska baska. Mesela bir tanesi bir heykelle ayrılmıs ikiye, sag taraf Eski Meydan, sol taraf Yeni Meydan olmus. Yeni Meydan tarafın ara sokaklarından birinde Contanz oturmus. Hangi Contanz mı? Mozart’ın esi Coztanz, ondan ayrıldıktan sonra ikinci esiyle.


 


Storget Caddesi’nin ortalarında bir pasaj var, Belediye Binasına dogru giderken sagda. Jorcks Pasajı, arka kapısından çıktıgınızda kendinizi harika bir meydanda bulursunuz. Restoranlar, eski bir kilise, üniversite. Küçük bir sokak olarak devam eder meydan. Sagdaki sokakta sinagogu vardır Kopenhag’ın. Biraz ilerisinde de Döner Kule, bir zamanlar rasathae olan. Deli Petro da gelmis bu sehre bir zamanlar. O atıyla cıkmıs bu kulenin rampasından yukarı. Katherina da arkasından at arabasıyla. Öyle diyor sehir efsaneleri.


 


Storget’ten devam edelim yine. McDonald isterseniz var, Shawarma dönerci zincirleri, falafelciler, hatta Ankara Restoran’ın pankartını boynuna asıp reklam yapan adam da var.Türk markalı su satan isportacı da burada. Yani ne ararsan var bu uzun caddede. Sonunda da Belediye Sarayı var. Cadde tarafında Hans Andersen heykeli, tugladan yapılmıs, gösterisli bir bina. Kulesi Vor Frelser Kilisesi’nden daha yüksek.


 


Arkası Tivoli Belediye Sarayı’nın.Avrupa’nın en eski eglence merkezlerinden. Ipini koparan gelmemis, çocugunu kapan gelmis. Yesil de unutulmamıs, kayıkla dolasılan göletler de. Metrelerce yüksekten, 100 km. hızla aniden asagı düsen aletlere binen insanların çıglıkları. Raylar üzerinde alt üst olarak dolanan sürat alet edavatları. Adrenalin üreticiler çesit çesit Tivoli’de. Yemekse yemek, konserse konser, çimlere uzanmaksa uzanmak; ama herkes kendi aleminde ve kendinle.






 


 


Bu fotograf Amalienburg sarayı yolunda, önünde Davut Heykeli olan binadan. Her pencerenin önünde bir heykel. Sehrin her yeri sanat merkezi gibi. Heykeller, vitrinlerde birbirinden orijinal tasarımlar. Bu arada mutlaka. Tivoli’ye girmeden 3 – 5 saat ayırmalı  Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi’ne. Sanat koleksiyonları ve tarih bölümleri bir yana, salonların renkleri, eserlerin yerlesim dizaynı ve kıs bahçesini görmek için bile gidilir Carlsberg’e. Kaldıgımız yere dönersek,


Sarayda bayrak yoksa kraliçe de yok demektir. Ama biraz ileride bir baska bayan var. Askta hayal kırıklıgına ugramıs Küçük Denizkızı. Yol üstünde Kibele’yle süslenmis, muhtesem Gefion Çesmesi. Kuguların yüzdügü, sehrin göbeginde olduguna inanamayacagınız Chirchill Park. Ugramadan geçmeyin sulara egilmis sögütlere, nazlı nazlı yüzen ördeklere.


 


Christiania kaldı görülmedik, Kopenhag’ın aykırı bölgesi. Uyusturucu almak, satmak, içmek serbest. Giyimleri, graffitileri, evleri, müzikleri, hatta sanat eserleri farklı bir yerde oldugunuzu hissettiriyor hemen. Polis birçok seyi görmezden geliyor burada. Ama kendi kuralları var. Agır uyusturucu yasak, kavga yasak, belli bir yerden sonra fotograf çekmek de yasak. Christiania’nın kapısından çıkarken gördügünüz yazı ‘’Simdi EU giriyorsunuz’’ oluyor.

        


 


Christianhavn’a gitmisken sarmal kulesi güneste ısıl ısıl parlayan Vor Frelser Kilisesi’ne ugramalı. 4oo basamagı çıkıp, Kopenhag’a bir de


yükseklerden bakmalı. Islerinden dönen insanların bisiklet ordularını, onlara ayrılan genis yolları bir de yükseklerden görmeli. Kanalları, yemyesil parkları, rüzgar enerjisi kulelerini.



Biraz dısına çıkalım derseniz sehrin, çok da uzak sayılmayacak alternatifleriniz var, unutmayın. Unesco tescilli Roskilde katedrali, trenle yarım saat. Belki siz de bizim gibi ‘Roskilde  Rock Festivali’ zamanına denk düsersiniz, çadırını kapanın Roskilde’ye geldigi kalabalıga karısırsınız. Unesco tescilli bir rota daha var bir saat mesafede. Shakespeare gitmemis ama yazmıs orayı Hamlet’te. Elsinore demis Helsingor’a ve Hamlet’i kara düsüncelere itmis Kronborg Sato’sunda. ‘’to be or not to be’’ diye dolanmıs durmus, görkemli satoda.


 


Helsingor’dan dönerken inin trenden Humlebeak’te. Bahçesindeki modern heykelleriyle Avrupa’da bir numara olmaya aday Louisiana  Modern Sanat Müzesi’yle de tanısın.Giacometti’nin sıskalarını görün.Botero’nun siskolarını. Insanların nasıl dogayla ve sanatla iç içe olduklarını görün. Kasabanın yolu boyunca sıralanan bahçeli evlerini, insanların bahçelerini duvarla degil, sadece sarmasık bitkilerle çevirdigini görün. Sessizligin tadını çıkarın.  Sessizlik deyince, bineceginiz Oresund Treni’nde sessiz vagona oturun, kimseden çıt çıkmadıgına, cep telefonlarının henüz icat olmadıgına sahit olun.


 


Vaktiniz varsa, Norreport Istasyonu’nun karsısındaki ya da Tivoli’nin karsısındaki Merkez Istasyon’un önündeki duraktan, 999 no’lu otöbüse binin, 1 saatte baska bir ülkeye Isveç’e Malmö’ye gidin. Muhtesem Oresund Köprüsü’nü seyrederek geçin. Dönüste isterseniz trenle gelin.


 


Yiyin, için, ünlü Danimarka kurabiyelerinden alın.


 


Sehrin tozunu son bir kez daha atmak için hala enerjiniz varsa, Rosenborg Satosu’nda taçları, aynalı odaları, gümüs aslanlarla korunan  tahtları görün, bahcesinde çimlere uzanın. ‘’A Royal Affair’’ filmini izlediyseniz Danimarka Kralı VII. Christian’la evlenen Ingiliz prenses Caroline Matilde’nin yasak askını, hüzünlü hikayesini düsünüp, Kopenhag masalını


Sonlandırın.


 



 

6 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Kopenhag , insanların gezi listelerinde hiç ön sıralarda değildir ama bence çok enerjik , görülünce çok sevilecek bir şehirdir ve yazınızda bu enerjiyi çok güzel ortaya çıkarmışsınız . Ellerinize sağlık .

  • tutu... dedi ki:

    ´´TAK´´ arkutbay….Kopenhag 13 günlük kuzey gezimin 3 günlük parçasıydı. Kuzeyin şehirlerini de , insanlarını da sevdim. Kopenhag, boynunda fular, sırtında ceket ama ayağında tokyolu bisikletli kadınlarıyla, kanosunu kapanın indiği kanallarıyla, çoluğuyla, çocuğuyla gerçekten sevdiğim bir şehir oldu. Ama bu seyahatimde beni asıl çarpan Norveç´in doğal güzellikleriydi…

  • NEŞE dedi ki:

    Yıllar önceki Kopenhag gezimizden akılda kalanları ne güzel hatırlattınız…Tivoli de Avrupa nın en pahalı birasını içtikten sonra bu fiyatlar bizi yakar demiştik…Teşekkürler Tutu..

  • tutu... dedi ki:

    ´´TAK´´ Neşe….Fiyatlar konusunda yıllarla değişen bir şey yok, ama, kısıtlı bütçelerle gidip tedbirini ona göre alırsan, demokrasilerde çareler tükenmiyor :)..Samimi söylemem gerekirse, 3 üniversite arkadaşımla gittiğimiz 13 günlük bu gezimizde (katkılı olacağını düşündüğüm hiç bir yiyeceği evime sokmamaya gayret etmeme rağmen) hazır çorbalarımız, noodle´larımza ilaveten, yerel marketlerden aldığımız, uygun fiyatlı yeşilliklerimizle, domates, salatalık hatta haşlanmış olarak paket halinde satılan mısır ve de şarabımızla, bu pahalı şehirlerde yemeği bayağı ekonomik hallettik….Ama bunların yanında bir tabak balık çorbasına Stavanger´de 50 TL de verdiğimiz oldu tabiii. Zaten hepimizin bildiği gibi, Avrupa´ya gidiyorsan ortalama öğün 10-20€ aşağı düşmüyor..

  • Midgard dedi ki:

    Kopenhag görmeyi çok istediğim ve sürekli ertelediğim bir şehir, bir ara bu kış gitmeye niyetliydim ama sanırım olmayacak. Fiyatlar epey caydırıcı. Ama böyle böyle de yoldan çıkmaya meyilleniyor insan, üslup olarak da, fotoğrafları da, anlattıklarınızı da çok sevdim ve yine meyillendim. Elinize sağlık. 🙂

  • tutu... dedi ki:

    Midgard> Ama kışın gidip de ´´tutu.. da amma abartmış´´ demenizi istemem doğrusu…Benim yazdığım, çizdiğim temmuz Kopenhag´ı için :))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*