Kopenhag: Seni gezmeye doyamadık…

İSKANDİNAVYA GEZİ YAZI DİZİSİ


 


Çok gezeceğiz çok. Ama hem de çok. Üç farklı ülke, üç farklı para birimi, farklı denizler, farklı karalar göreceğiz. Yeşilin her tonunu görüp, araya kar beyazı ekleyeceğiz ve en cılızından en çoşkun akan deresini, nehrini geçeceğiz. Kah güneş göreceğiz kah yağmur. “Arkutbay”lar bir sokakta yağmurdan ıslanırken, biz bir yandaki sokakta güneşin keyfini çıkarıyor olacağız. Sizler yaz sıcağıyla kavrulurken bizler üşümemek için montlarımızla sokakları arşınlıyor olacağız.


 


Yol uzun, gidilecek gezilecek mekan çok fazla. Hepsinin hakkını vermek için tüm bir kışı beklemişiz. Hem kendimizin hem de tura katılan kişilerin sağlığı için dua ediyoruz. Öyle ya  8 gece 9 gün gibi uzun soluklu turlarda “birimiz hepimiz için” kuralı geçerli oluyor ve ağzımızın tadı kaçmasın diye çabalıyoruz. Allahtan binrotalı sevgili doktor ve eşi aramızda…


 


37 kişilik grubun en küçüğü olan ve kendisini tur boyunca “asistan rehber” olarak konumlandıran Tuna’nın her mola sonrasında “tamııııız” komutuyla bir sonraki destinasyona yelken açıyoruz. 9 gün boyunca başrehber olarak hizmet veren sevgili Kıvanç Bey de bu uzun turun bizim açımızdan keyifli geçmesini sağlıyor.


 


Unutmadan belirtmekte fayda var: Binrotalı sevgili dostların yazdığı İskandinavya yazıları da bizim için çok yararlı oluyor. Hatta zaman zaman uzun otobüs yolculuklarında, bu yazılardan bazılarını otobüs mikrofonundan diğer turdaşlarla paylaşmak içimizden geçmedi değil.


 


Turumuzun başlangıcı Kopenhag (Danimarka), sonrasında bir gece gemi yolculuğu ver elini Oslo (Norveç). Oslo’dan Bergen’e otobüsle gideceğiz. Mesafe kimilerine uzun gelebileceğinden yolun ortasında bir kayak merkezinde konaklama var (Geilo). Buradan Bergen’e yolculuk sırasında gezinin ana amacı olan Fyordları göreceğiz, araya bir Flam dağ treni yolculuğu sıkıştıracağız. Bergen’den Oslo’ya tekrar geri döneceğiz ama bu sefer biraz daha güneydeki rotayı alacağız. Yine orta bir yerde konaklama molası vereceğiz (Laerdal). Oslo’ya vardıktan sonra ise Karlstad üzerinden Stockholm (İsveç) ve sonrası canım İstanbul.


 


Görsel açıdan kolay anlaşılabilsin diye İskandianya haritasını aşağıda dikkatinize sunuyoruz.



Dedik ya bu turda herşey var: Kullanmadığımız ulaşım aracı kalmadı (uçak, cruise gemisi, otobüs, feribot, tren), harcamadığımız para birimi kalmadı (Danimarka, Norveç, İsveç kronu, euro ve tabi ki kredi kartı). Fena mı oldu. Fazlasıyla iyi oldu. Gönül rahatlığıyla sizlere bu yerleri tavsiye ederiz.




Güzelim yemekleri burnumuzda tüttü durdu. Aşağısı Malmö (İsveç)


Gemi o kadar büyük ki kısmen fotoğraflayabilmişiz:)


Fyord’ları gezdiğimiz feribot.


Sağdaki Flam Dağı’na çıktığımız tren. Soldaki Oslo-Bergen arasında çalışan tren.


İskandinavya gezi yazılarımızı bir dizi halinde yayınlamaya karar verdik zira kendi içinde bir bütünlüğü olsun istedik. Ancak baştan ve peşinen söyleyelim: Aynı turda olduğumuz sevgili Arkutbay’ın yazıları çok güzel ve tam bizim anlatmak istediğimiz cinsten. Onun yazılarını tekrar etmeden bu işi nasıl kotaracağımızı düşünüyoruz ama her gezginin gördüğünü anlatış şekli ya da fotoğraflaması farklı olsa gerek.


 


Ha bir de unutmadan yazı dizimizin sonunda “Fotoğrafların dilinden” sergimizi de açıyor olacağız.



 


GÜN 1- ISTANBUL-KOPENHAG


 


16 Haziran 2012, 14:55 de rötarsız kalkan THY uçağı bizi 3,5 saatlik bir yolculuğun ardından Danimarka’nın başşehri Kopenhag’a götürüyor. Hava açık, yağışsız. Tam istediğimiz gibi. Şehri görmeye sabırsızlanıyoruz. Başlamadan bir kaç ansiklopedik bilgi verelim:


 


·                    Yönetim şekli: anayasal  monarşi olup, devlet başkanı 2’inci Margrethe.


·                    Din: Lutherci hristiyan


·                    AB, BM ve Nato üyesi


·                    Vikinglerin soyundan


·                    5,5-6 milyon nufus.


·                    Andersen’den masallar (uykudan önce…)


·                    1992 yılında Yugoslavya’nın yerine apar topar Avrupa Futbol Şampiyonası’na dahil edilip şampiyon olma başarısını gösterebilme


 


Panoramik şehir turuna başlıyoruz. Kopenhag’ın merkezinde alt yapı ve metro çalışmaları sürdüğünden bazı yollar kapalı. İlk durağımız Belediye Sarayı’nın olduğu meydan.



Daha sonra Kopenhag’ın çoğu meydanlarında göreceğimiz heykeller dikkatimizi çekiyor. Meydanda bir de “km taşı” bulunuyor. Dikkat edilmediğinde görünmüyor ancak Kopenhag’a ölçülen bütün mesafeler bu taştan referans alınıyor. Önemli yani.


Buradan 2,651km giderseniz İstanbul’a varırsınız.

Meydanın bir köşesinde duran bina dikkatimizi çekiyor. Dışındaki termometre hava sıcaklığını gösteriyor. 14-15 derece. Üşüyormuyuz ne.


 
Bu meydandan sadece yayalara açık ünlü alışveriş caddesine giriyoruz (Stroget). Tadımlık. Kısa bir yürüyüşün ardından tura devam ediyoruz. Nasılsa buraya bir daha geleceğiz.



Otobüsümüz; panoramik şehir turunda bizi görülmesi gereken sarayların (Christianborg Sarayı, Amelienborg Sarayı, Rosenborg Sarayı gibi), ilginç yapıların (Eski Borsa Binası, Kara Elmas Binası gibi) ve  önemli heykellerin (belki de şehrin bir numaralı simgesi olan “The Little Mermaid-Küçük Deniz Kızı” heykeli) arasından tatlı bir yolculuğa çıkarıyor. Gözümüz yollarda, kulağımız rehberimizde.

Kısa şehir turunda iki yerde duruyoruz:


 


Amelienborg Sarayı: Danimarka Kraliyet ailesinin kışlık evi olan bu saray aslında bir meydanın etrafında toplanan dört saraydan oluşuyor. Ortada bulunan yeşil kubbeli mermer kilisede sarayın görüntüsünü tamamlıyor. Askerler nöbet tutuyor, ara sıra meydanda bir ileri bir geri yürüyorlar. Değişik bir şey yok.

 (Anonim)


İçini çok görmek istedik ancak zaman elvermedi.



Sarayı arkanıza alıp, kanala doğru yürümeye başladığınızda karşınıza modern mimarisi ile dikkat çeken yeni opera binası çıkıyor. Söylenene göre ünlü denizcilik şirketi Maersk burası için 500 milyon euro yatırım yapmış. İnsanoğlu yapıyor işteJ
  




 
“The Little Mermaid-Küçük Deniz Kızı” heykeli: Kopenhag’ın en turistik noktası, 1912 yapımı Andersen’in masal karakterinden esinlenerek yapılan bu orta boy deniz kızının şöhretini anlayamadık ancak her meraklı turist gibi bizde fotoğraf çekmekten kendimizi alamadık.






Otelimize varıp kendimizi odaya atmamızla çıkmamız bir oluyor. Zira, bu şehirde fazla vakit geçirmeyeceğiz. O yüzden her dakikası bizim için kıymetli. Otel resepsiyonundan şehir haritasını tedarik edip, bu sefer yaya olarak şehrin merkezine gidiyoruz. Otelden yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüş sonrasında bahçeleriyle ünlü Tivoli’ye geliyoruz. Buraya ertesi gün geleceğimizden geçerek bizim İstiklal Caddesine benzeyen Stroget’e varıyoruz. Cadde birden fazla caddenin birleşmesinden oluşuyor ve ünlü mağazaları, restorantları,cafeleri bünyesinde barındırıyor. Ana caddeye paralel yan sokaklarda butik dükkanlar, hoş restorantlar var.



Leylekli çeşmenin de bulunduğu Hojbro meydanında soluklanıyoruz.


Buraları geçtikten sonra karşımıza Kongen Nytorv ( Kral Meydanı) geliyor. Artık hava yavaştan kararmaya başlıyor. Yolun devamında ise kanalı görüyoruz. Burası ışıl ışıl, canlı mı canlı. Evet Kopenhag kartpostallarının olmazsa olmaz görüntüsü: Yeni Liman (Nyhavn).



Kanalın iki yanında konuşlanmış bitişik nizam renkli evler bizi kendisine çekiyor. Eskiden gemicilere genelev hizmeti veren evler şimdilerde turistlerin akın ettiği cafe,bar ve pubların olduğu bir cazibe merkezi. Akşamın yorgunluğunu bira içerek çıkarıyoruz. Artık vakit geç olmaya başlıyor. Bu sefer dönüş yolumuzu kanal boyundan yapalım diyoruz ve tabana kuvvet otelin yolunu tutuyoruz. Hafif yağmur atıştırıyor. Otele vardığımızda yattığımız yeri seveceğimiz kesin.


 


Sabah kahvaltı sonrasında günümüzü planlıyoruz. Vakit kısıtlı. Öğleden sonra Oslo’ya gideceğimizden planlamayı iyi yapmamız gerekiyor. Planımız şöyle: Saat 09:00 gibi otelden check out yapacağız, yürüyerek kanalın öbür tarafına (Christianshavn bölgesine) gideceğiz. Görülmesi gereken yerleri gördükten sonra tekrar köprüyü geçip, eski borsa binasını, Christianborg sarayını ve bir kaç kilise gezeceğiz. Öğlen yemeğimizi Stroget’de hızlı bir şekilde geçiştirdikten sonra meşhur Tivoli Bahçelerini göreceğiz ve sonrasında 15:00 gibi otele buluşmaya gideceğiz.


 


Otelden çıkıyoruz. Kanal boyu yürümeye başlıyoruz. Karşı kıyıda bir hareketlilik sözkonusu. “Amager Boulevard” denilen köprüyü geçerek hareketliliğin olduğu bölgeye doğru yöneliyoruz.


Köprüden geçerken kanalın panoromik görüntüsünü ölümsüzleştiriyoruz.

Burası küçük bir bit pazarı. Havada rüzgar var ancak insanlar alışkın. Evlerinde kullanmadıkları eşyaları, kitapları, plakları, giysileri, ayakkabıları getirmişler ve satıyorlar. Şöyle bir geziyoruz ancak dikkatimizi çeken fazla bir şey olmuyor.




Christianshavn Bölgesine doğru yürüyoruz. Burası harika bir yer. Bölgenin içinden kanallar geçiyor. İnanılmaz bir huzur var havada. Evlerin mimarisi çok güzel. Kano yapan mı ararsınız, teknesini boyayan mı, ya da aile boyu bisiklete binmiş gezinen mi. Kopenhag’ın en değerli bölgelerinden.







Metro ile ulaşımda var ayrıca. Buraya gelmişken gözümüze çarpan “Our Saviors Church- Vor Frelsers Kirke” kiliseye doğru yol alıyoruz. Binanın kulesine dışarıdan burgu şeklinde döne döne çıkılabiliyor.

  
 
Kilisenin içini ziyaret ettikten sonra hemen yakınında bulunan “Christiania” bölgesine (diğer adıyla HİPPİLAND) giriyoruz. İlk başta biraz ürküyoruz zira tek normal insanlar bizmişiz gibi geliyor. İçerde öğlen olmasına rağmen kafayı ya uyuşturucu ile ya da içki ile bulmuş insanlar var. Uzun saçlı, gözler hafif kapalı uyuşmuş insanların arasından geçiyoruz. Kalabalığın olduğu yere doğru gidiyoruz. İnsanlar bir tezgahın önünde durmuş ot pazarlığı yapıyorlar. Şöyle bir göz ucuyla bakarak bölgeden ayrılıyoruz. Hippiland’dan çıkarken kapıda yazan “Now you are entering EU” yazısı oldukça espiriliydi.


Hiipiland’a buradan giriyorsunuz.


Bundan daha fazlasını görüyorsunuz.


Ve buradan çıkıyorsunuz.

Artık şehrin eski bölümüne tekrar geçmenin vakti. Köprüden geçmeden önce yolumuzun üzerindeki Christians Church’e uğruyoruz ama içerde özel bir program olduğu için içeri giremiyoruz. Bizde kiliseyi bir tavaf ederek kanalın öbür tarafına yol alıyoruz.




Kilisenin bahçesindeki güzel ev.

Köprüden geçerken bu sefer “Kara Elmas” binasının görüntülüyoruz. Afrika’dan getirilmiş siyah granit ve camla kaplı bu yapı günümüzde konser salonu ve kütüphane işlevi görüyormuş.




Köprüyü geçtiğimizde karşımıza 17 yüzyılda inşa edilen ve ticaret merkezi olarak kullanılan “eski borsa binası” geliyor. Mimarisi enteresan. Kulesi burgu şeklinde.



Fotoğraflarımızı çektikten sonra bir sonraki durağımız: Christiansborg Sarayı. 1794 ve 1884 yıllarında iki defa yanan saray 1928 yılında tekrar yapılmış ve günümüzde parlemento binası, Kraliçe’nin kraliyet kabul salonları, başbakanlık ofisi ve anayasa mahkemesi binalarına ev sahipliği yapmakta. 106 metrelik kulesi ise Kopenhag’ın en yüksek noktası.




 


Saray bahçesini gezdikten sonra yolun karşısında bulunan Holmens Church’e giriyoruz.

 


Kilisenin içerisinde yapılan bir vaftiz törenine misafir oluyoruz.


Minik bebişin vaftiz edilişine tanıklık ettikten sonra ara sokakları geçerek alışveriş caddesine geliyoruz. Hava kararsız, bir yağıyor (çiseliyor diyelim) bir açıyor. Yönümüz bahçeleri ile meşhur, içinde çok sayıda oyun alanları olan Tivoli.


 


Ana giriş kapısından geçtiğimizde kendimizi başka bir alemin içinde buluyoruz. İçerde onlarca restorant, sahne sanatlarının icra edildiği platformlar, birbirinden güzel süslenmiş bahçeler, süs havuzları, devasa gölet ve içindeki restorant hizmeti veren gemi, rekraasyon alanları ve tabiki oyun parkı var. Burada devasa rollercoaster görülmeye değer ama denemeye değer mi karar veremedik. Asansör gibi bir oyun aracı var. Koltuğa oturuyorsunuz, bilmem kaç metre yukarı çıkıyorsunuz ve serbest düşüş. Çığlık sesleri eşliğinde tekrar yukarı çıkıyorsunuz. Bunu da almayalım dedikten sonra daha soft oyun alanlarının içinden geçiyoruz. Fotoğraflarını da çektikten sonra yavaş yavaş toparlanıyoruz.








 


“Vakit tamam seni terk ediyorum” nameleri eşliğinde otelimize doğru yola koyuluyoruz. Kopenhag’a gelip de yapamadıklarımızda yok değil hani.

Kent kanallar şehri olduğundan hava şartları izin verseydi bir kanal turu yapmak keyifli olurdu diye düşünüyoruz. Kapısına kadar gelip de bahçesine giremediğimiz Rosenborg Sarayı’nı gezmekte bir başka güzel olurdu. Danimarka krallarından IV. Christian’a ait eşyalarında bulunduğu sarayı görmek, Kralın Bahçesi’nde (Kongens Have) biraz keyif yapmak iyi olurdu. Bir de sarayın tam karşısında bulunan Botanik bahçesinde (Botanisk Have) yeşille temiz havayı birlikte tüketmek fena olmazdı hani.


 


Ha bir de unutmadan buralara kadar gelmişken Malmö’ye ünlü Oresund köprüsünü kullanarak geçmeyi de çok arzu ettik ama neylersin önümüzde görülecek o kadar güzel şey var ki onların hatırına “belki bir gün yolumuz yine düşer” serzenişleriyle Kopenhag’a veda ediyoruz.

(Oresund Köprüsü-Anonim)

Sevgiyle Kalın,

6 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Her gezginin yoğurt yiyişi farklıdır bence,Binrota nın güzelliği işte burada,sizden değişik bir bakış açısı ile okuduk…Kopenhagen daki deniz kızı heykelciği ve Tivoli bahçelerinin biraz abartıldığı görüşündeyim,çok okuduk bunlar hakkında ama gerçeği görünce “aaaaa” demiştim doğrusu…Gerçekleştirdikleriniz harika,ama “yapamadıklarımız” listesi de çok gerçekçi…Spiral kuleli ve dıştan çıkılabilen kilise çok değişik..Ayrıca kilometre taşı bana ,İstanbul-Sultanahmet teki Bizans ta tüm yolların “0 mil” i olarak kabul edilen “Milion” taşını hatırlattı,nereden…nereye….Çok teşekkürler…

  • arkutbay dedi ki:

    ”Bizim hikayemiz” nerede kaldınız . Artık merak etmeye başlamıştım . Ne güzel yerleri gezmişiz değilmi , aynı ekip tekrar gidelim 🙂 Sizin gözünüzden görmek çok daha farklı bir deneyim . Ayrıca görmediğim birçok yeri de görüp yapbozu biraz olsun tamamlayabiliyorum . Gerçekten görülmeye değer yerlermiş . Denizkızına çok haksızlık etmeyelim . Bakışları çok hüzünlüydü . Teşekkürler , sevgiler .

  • mosq dedi ki:

    Bana yeniden Kopenhagi gezdirdiniz.:) Gittiğimde Tivoli maalesef kapalıydı ve sadece dışarıdan bakabilmiştik.. Keşke biraz daha vaktiniz olsaydı Carlsberg ve Andersen Müzesi’ne de gitseydiniz. Keyifli ve ayrıntılı yazınız için teşekkürler.

  • bizim hikayemiz dedi ki:

    Neşe Hanım, değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederiz. Tivoli hakkında düşündüklerinize aynen katılıyoruz.Zaman kısıtlı olduğu ve bizce turun planlamasında sorun olduğu için Kopanhag’da yapamadıklarımıza aklımız kaldı.

  • bizim hikayemiz dedi ki:

    Arkutbay: ancak zaman bulabilip bir şeyler yazabildik. Malmö’ye gittiğinizi bilmiyorduk. Çok kıskandık. Kopenhag’a bu kadar kısa süre ayrılıp da İsveç’in 3. büyük kenti Malmö’ye gidememek hakikaten üzüntü verici. Bu durumu ilgililerle paylaştığımızı bilmenizi isteriz. Yazılar fırında piştikçe servis edilecektir. Bu arada sizden gezinin bir bölümü ile ilgili bomba gibi bir yazı bekliyoruz. Bu da size sürpriz olsun:) Sevgiler

  • bizim hikayemiz dedi ki:

    Sevgili Mosq, değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederiz.Özeliklle Andersen Müzesi yapılacaklar arasındaydı ama olmadı. Bir dahaki sefere diyelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*