Kopenhag / Küçük Deniz Kızı

Bir varmış , bir yokmuş . Evvel zaman içinde , kalbur saman içinde , deve tellal pire berber iken , ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken denizlerin derinliklerinde bir ülkede , ülkenin kralının anneleri öldüğü için büyükanneleri tarafından büyütülen 6 güzel kızı varmış . Bu altı deniz kızının en güzeli de en küçük olanıymış .

Kızlar büyükannelerinin anlattığı masallar ile büyümüşler . En çok , yeryüzünde bacak denilen iki organ üzerinde yürüyerek yaşayan insan ismindeki canlıları merak ediyorlarmış . Büyükanneleri onlara 15 yaşına geldiklerinde suyun yüzeyine çıkıp insanları görebileceklerini söylemiş .

Aradan yıllar geçmiş . Deniz kızları büyümüş ve yüzeye çıkıp insanları görme sırası en küçük deniz kızına gelmiş . Güzel kız o kadar heyecanlıymış ki . Yüzeye çıktığında bir geminin içinde yakışıklı prensi görmüş ve ona oracıkta aşık olmuş . Bu sırada bir fırtına çıkmış ve prensin gemisi parçalanıp batmış . Güzel deniz kızı ölmek üzere olan prensi kurtarıp kıyıya çıkarmış ve prens kendine gelmeden tekrar denizin derinliklerine dönmüş .

Dönmüş ama aklından yakışıklı prensi bir türlü atamıyormuş . İnsan olmak ve prensle beraber yaşamak istiyormuş . Bunun için su cadısına gitmiş . Su cadısı güzel kızın sesi karşılığında onu insan yapabileceğini söylemiş . Kızcağız çaresiz kabul etmiş . Büyülü bir ilacı içmiş ve konuşamayan bir insan olarak prensin karşısına çıkmış . Su cadısının son sözlerini de unutmamış : ”Prens seninle evlenmezse bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza kadar öyle kalacaksın”



Prens kızı çok sevmiş ama arkadaş olarak . Kral ve kraliçe , prensin evlenmesini çok istiyorlarmış . Küçük deniz kızını da yanlarına alarak komşu ülkenin prensesini görmeye gitmişler . Prens , prensesi görünce kalbinden vurulmuş , hemen evlenme teklif etmiş . Harika bir düğünle evlenmişler .

Küçük deniz kızı ertesi sabah bir deniz köpüğüne dönüşeceğini bilerek deniz kenarında ağlarken kızkardeşlerini görmüş .  Kardeşlerinin o güzelim uzun saçları artık kısacıkmış . Kızlar küçük kardeşlerine büyünün bozulması için saçlarını su cadısına sattıklarını , ama bunun karşılığında cadının verdiği bıçakla küçük kızın prensi öldürmesi gerektiğini , ancak bu şekilde büyünün bozulabileceğini söylemişler .

Küçük deniz kızı bıçağı almış ama prensi öldüremeyeceğini biliyormuş . Sabahın ilk ışıkları ile beraber kendini denize atmış ama suya düşmemiş . Bir deniz köpüğü olarak ışıklar içinde uçmaya başlamış . Etrafındaki renkli ışıklar ”Korkma deniz kızı . Bizler havanın kızlarıyız . Artık bizimle sonsuza kadar mutlu olursun” demişler .



Işıklar yanar , kırmızı kadife perdeler kapanır . Hans Christian Andersen’in ”Küçük Deniz Kızı” masalından uyarlanan ve Kraliyet Tiyatrosunda sergilenen bale bitmiştir .

Seyirciler sanatçıları ayakta alkışlarlar . Localardan birinde Carlsberg ailesinin veliahtı Carl Jacobsen , ayağa kalkmış avuçları patlarcasına çılgınca alkışlamaktadır . Masaldan ve sanatçıların performansından o kadar etkilenmiştir ki küçük deniz kızının bir heykelinin yapılmasını ister .

Heykeltraş Edvard Eriksen , bu iş için görevlendirilir . Ama küçük bir sorun vardır . Küçük deniz kızını oynayan başrol oyuncusu Ellen Price , çıplak poz vermeye razı olmaz . Bu nedenle Eriksen , sanatçının sadece başını model olarak kullanır . Vücut bölümünün modeli ise eşi Eline Eriksen’dir .

Heykel 23 Ağustos 1913 tarihinde limandaki yerine yerleştirilir ve her yıl 23 Ağustos , bu 125 santimetre boyunda , 175 kilogram ağırlığındaki bronz küçük deniz kızı heykelinin doğum günü olarak kutlanır .



Her yıl 1 milyon ziyaretçisi olan , Kopenhag’a gelen turistlerin en çok görmek istedikleri şey olan bu küçük deniz kızı hakkında çok şey duymuştum . Beklenenin aksine hayal kırıklığı yarattığı söyleniyordu . Belki de beklentimi düşük tuttuğum için fazla hayal kırıklığına uğramadım . Ayrıca hüzünlü bakışlarından çok etkilendim . Cezasının dolmasını , tekrar denizlere açılmayı bekleyen bir tutsak gibiydi .

Çekik gözlü turist arkadaşlarımız her türlü sarmaş dolaş fotoğrafını çekseler de o bundan pek hoşlanmışa benzemiyordu . Etrafı biraz boşalınca fazla rahatsız etmeden birkaç fotoğrafını çekiverdim . Belli ki vandalların kendine verdikleri zararları unutamamış . Çünkü küçük deniz kızı uğruna önce sesini verdiği sonra deniz köpüğüne dönüştüğü insanlardan çok çekmiş . Defalarca saldırıya uğramış . Bir keresinde kesilen başı tekrar bulunamamış bu yüzden günümüzdeki başı orijinal değilmiş . Bir başka sefer sağ kolunu kesmişler , bulunmuş . Defalarca üzerine boya dökmüşler . Bunları yapanların küçükken masal dinlediklerine inanmak çok güç .

Küçük deniz kızını arkamızda bırakıp panoramik bir şehir turu sonrasında otelimize ulaşıyoruz . Odalara yerleşip şöyle bir dinlendikten sonra karnımızın da acıkması ile beraber tekrar sokaklardayız . İstikamet Kopenhag’ın olmazsa olmazları arasında gösterilen , ama gene bir çok turistte hayal kırıklığı yaratan ünlü bahçeler ve eğlence parkı : Tivoli Bahçeleri .



20 dakikalık bir yürüyüş sonrası bahçelerin kapısındayız . Kopenhag’ta taksiler çok pahalı . Onun için yürünebilen her mesafeye yürümenizi tavsiye ederim . Tivoli Bahçeleri’nin gündüz halini çok görmüşsünüzdür . Bizden de geceki halini görebilirsiniz .



Biz Tivoli Bahçeleri’ni sevdik . Bir kere dışarıya göre nispeten ucuz yemek imkanı sunuyor . İçinde onlarca her zevke uygun büfeler ve her birinin açık havada keyifle oturabileceğiniz masaları var . Biz o akşam ”Fish and Chips”te biraladık .



İkincisi bir lunapark eğlence anlayışını güzel bir park ile çok iyi kaynaştırmışlar . Adrenalin arayanlar için alternatif bol . Ama çoluk çocuk gezmek , hava almak , sohbet edip stres atmak için de çok uygun bir yer . İzleyemediğimiz ama sık sık verildiğini öğrendiğimiz konserler de bir artısı daha .



Tur ile giderseniz 30 Euro’ya pazarlanan Tivoli Bahçeleri’nin girişi yaklaşık 12 Euro karşılığı Danimarka Kronu . Yani iki kişi 36 Euro tasarruf ediyorsunuz ki bu para ile içeride güzel bir yemek yenir .



Bizim lunaparklar gibi başıbozuk insanların dolaştığını da sanmayın . Gençlerin en büyük çılgınlıkları birçoğunu denemeye cesaret edemeyeceğiniz aletlerde attıkları çığlıklar .

Kopenhag’ı gezmek için ne yazık ki fazla zamanımız olmadı . İlk gün yapılan panoramik tur ile ertesi Malmö’ye gidip geldikten sonra yaptığımız ve bir bölümü de kaybolmakla geçen birkaç saatlik yürüyüş . Bu şehir çok daha fazlasını hak ediyor .


Ny Havn

En sevdiğimiz yerlerden birisi de adı Ny Havn ( yeni liman ) olsa bile 17. yüzyıl başlarında yapılmış olan eski liman , yeni turistik mekan . Burayı bir açıp bir kapayan havada, zaman zaman da bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında görüntüleyebildim . Lokantalar , barlar , etraf cıvıl cıvıl . Burada bir akşam yemeği güzel olurdu diye düşünüyorum .


Ny Havn


Ny Havn

Kopenhag bir bisiklet şehri . Kanallar ile bölünmüş düz bir arazide yayalar da unutulmamış . Belediye Binası’nın arkasından başlayıp Ny Havn’a kadar uzanan , yer yer küçük meydanlara açılan yürüyüş yolu ; barındırdığı küçük lokantalar , dönerciler , mağazalar , hediyelik eşya dükkanları ve sokak sanatçıları ile tam bir çekim merkezi .


Stroget

Stroget denilen bu yolun Avrupa’nın en uzun sadece yayalara açık alışveriş yolu olduğu söyleniyor .


Stroget

Stroget üstünde göreceğiniz Gammel Meydanı -1608 tarihli bronz fıskiyesi ile- dinlenmek için güzel bir meydandı .



Bir başka küçük meydan da Amager Meydanı .



Yapılan altyapı çalışmaları yüzünden çok fotojenik görünmese de 1900 lü yılların başında romantik stilde planlanmış Belediye Meydanı ve heybetli Belediye Sarayı şehrin merkezinde .


Belediye Meydanı


Belediye Sarayı


Belediye Meydanında bir çeşme / Arkada Tivoli
Bahçeleri

Belediye Meydanında sıfır kilometre taşı inşaat faaliyetleri arasında kaybolmak üzere .



Andersen’in heykeli de bisikletler tarafından kuşatılmış .



Meydanın karşısındaki köşede bir eve termometre yerleştirilmiş . Sıcaklık 17 derece . Zaten termometrede 30’un üstü yok .



Kopenhag’ın bulunduğu yerde 10. yüzyılda küçük bir köy varmış . 1167 yılında Piskopos Roskilde’li Absalon , kıyıda bir adada küçük bir kale ve köyün etrafına da surlar , hendekler yaptırmış . Bugün Christianborg Sarayı’nın olduğu yer , işte bu kalenin yapıldığı yermiş . 1928 yılından beri bu bölgede Parlamento , Yüksek Mahkeme ve bazı bakanlıklar ile devlet daireleri bulunuyormuş .


Christianborg Sarayı

Kopenhag 1445 yılında Danimarka’nın başkenti olmuş . 16. yüzyıldan itibaren ticaretle hızla büyümüş . O dönemlerden kalma bir borsa binası bile var . Kuyrukları birbirine dolanmış üç ejderhanın sardığı kulesinin iyi şans getirdiğine inanılırmış ama şehir 1728 ve 1795 yıllarında iki kez büyük hasar görecek şekilde yanmış .


Borsa Binası


Kanallar ve Holmens Kilisesi

Dünyanın halen iktidarda olan en eski monarşik ailesine sahip olduğu söylenen Danimarka’nın alçakgönüllü kraliçesi Margrethe’in ikametgahı Amalienborg Sarayı ve bahçeleri ile de ünlü Rosenborg Sarayı Kopenhag’ta görülecek saraylardan . Elbette vakti olanlar için .




Amalienborg Sarayı

Sarayın başlıkları ile ünlü nöbetçileri turistlerin oyuncağı olmuş .



Çok şık bir meydan düzenlemesi .





Kraliçenin Sarayı , kanalları ve Opera Binası’nı seyrediyor .



Evet dostlar . Kopenhag’tan akılda kalanlar şimdilik bunlar .

Sağlıcakla kalın…







12 yorum

  • Ebruozcansatir dedi ki:

    Güzel gezen, güzel gören, ve güzel yazanı okumak kadar keyif veren bişi daha yok. Teşekkür ederim 😉

  • Zeynep dedi ki:

    yazınız başındaki masaldan çok etkilendim.bu güzel yazınız için teşekkürler

  • NEŞE dedi ki:

    Deniz kızı heykelini görmeden önce daha büyük hayal etmiştim ben,hikayeyi bilmeden gidiş beklentiyi artırır belki…Spiral külahlı borsa binası ilginç.Tivoli de küçük göl kıyısında içtiğim birayı unutmam,lezzet şahane ,fiyat Belçikanın üç katıydı..Teşekkürler doktor..

  • Midgard dedi ki:

    Bu güzel yazı için çok teşekkürler, zaman zaman yazmıştım burada, buralara gitmeyi çok istiyorum ve sayenizde bu güzel yazılarla, o zamana kadar gezmiş gibi hissedebiliyoruz. 🙂

  • ayca42 dedi ki:

    Çok keyif alarak okudum , deniz kızının hikayeside yürek burkuyor…

  • ayca42 dedi ki:

    Çok keyif alarak okudum , deniz kızının hikayeside yürek burkuyor…

  • bizim hikayemiz dedi ki:

    Birlikte gezdiğimiz yerleri sizi bakış açınızla yeniden yaşamak güzeldi. Hikaye yürek burkan cinstendi. “Masallar” serinizin yenilerini bekliyoruz. E biraz da romantizm di mi:) Sevgiyle kalın

  • arkutbay dedi ki:

    Güzel yorumları için tüm binrotalı dostlara sonsuz teşekkürler . Kopenhag sitemizde daha önce defalarca o kadar güzel anlatıldı ki ben de masal anlatayım dedim 😉

  • merakles dedi ki:

    Her zaman ki gibi akıcı, eğlenceli , bilgilendirici çok güzel bir yazı. Ellerine sağlık.

  • gezmen dedi ki:

    Sevgili Hocam, enfes bir yazı olmuş, elinize sağlık. Sizin bu yazılarınızdan ötürü yazmayı bırakacağım 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Rica ederim arkadaşım . Biraz ordan biraz burdan , masal işte . Yazılarını da keyifle okuyorum . Favorilerime ekledim 🙂

  • nadircatak dedi ki:

    Doktor Bey, yine çok güzel ve dolu dolu bir yazı olmuş. Anlaşılan kanal gezisi yapmamışın birde kanallarda gezseydin, o da ayrı bir yazı konusu olurdu. Eline sağlık.

NEŞE için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*