( Kitap yazıyoruz 69 ) DÜNYADAN: Çoktan seçmeli seyahatler

———————————————————————————————–

ÖNEMLİ HATIRLATMA

 

Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap Yazıyoruz” projesinin bir
parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa internet ortamında okuyucular
yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap Yazıyoruz projesi dahilinde 70
yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu yazılardan 55’i kitaba
girecektir. Hangi yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği
tamamen siz okuyuculara bağlıdır
.

 

Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum yaparken özellikle şu
konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha iyi ve anlaşılır
yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C)
Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar var mı?,  D) Diğer öneriler vb.
Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın
büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.

 

Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi bu linkte
bulabilirsiniz:  http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx

 

————————————————————————————————–


Kitap yazıyoruz projesinin 69.uncu ve sondan bir önceki yazısıdır.

 

————————————————————————————————–

 Gezilerim sırasında şaşırtıcı bulduğum bir çok
yeri yazdım, ama halen yazılacakları günü bekleyen yerler ve olaylar var. Bazılarını
daha fazla bekletmeyeyim. İşte size çoktan seçmeli ilginç yerler, olaylar, seyahatlerle
küçük bir dünya turu.

 

 

No Shit, Just Piss  ( Kaka yapma, sadece işe) :  Ekvador

 

Güney
Amerika ülkelerinde tuvaletlerin giderleri nedense dar ve hemen hiçbirine tuvalet
kağıdı atılamıyor. Tuvaletlerde klozetin yanında çöp kovası var, işinizi
gördükten sonra kağıtları oraya atıyorsunuz. Buna rağmen tuvaletler çok sık
tıkanıyor. Ekvador’un başkenti Quito’da kaldığım hostelde tuvaletteki tıkanma
sorununu radikal bir şekilde çözme yoluna gitmişler. Tuvalet gidenleri şu uyarı
karşılıyordu: No Shit, Just Piss  ( Kaka
yapma, sadece işe). Kurala uymazsanız ne mi olur? Denemesi bedava ama
temizlemesi uzun sürebilir.

 

Hutt River Prensliği:Avustralya

 

Hükümetin
kararlarını beğenmezseniz, eleştirmek yerine devlete savaş açıp
bağımsızlığınızı ilan etmeye ne dersiniz? Biraz abartılı bir hareket gibi mi
geldi? Avustralya’da yerel hükümetin kararlarını beğenmeyen Leonard Casley
adında bir çiftçi  21 Nisan 1970’te Perth
şehrinin kuzeyinde Hutt River yakınlarındaki çiftliğinin Avustralya’dan
bağımsızlığını ilan eder. Avustralya’nın eski ve alengirli kanunları sayesinde
kimse ona dokunamaz ve çiftliği fiili olarak bağımsız olur. Leonard, 1971’de
kendini “Hutt River Prensi” ilan ettiğinden beri  “prensliği” 
Avustralya’ya vergi ödemiyor, kendi parasını basıyor, kendi pasaportu
var ve off-shore şirketlere vergisiz kurulma imkanı sağlayabiliyor. Halen
geçerli olan kanunlara göre Hutt River Prensliği yaşamaya devam edecek gibi
gözüküyor. Avustralya’ya giderseniz belki dünyanın en genç prensliğini de
ziyaret etmek istersiniz?

 

Öldüren ve penis çürüten telefon
mesajları: Mısır, Nijerya

 

Alt
başlığı okuyunca gözünüz cep telefonunuza kaydı değil mi? 2005 yılında bir
telekom ihalesi için Mısır’ı ziyaret ettiğimde garip bir yerel dedikodu
Kahire’de binlerce kişinin telefonlarındaki mesajlarını okumadan silmelerine
yol açmıştı. Nereden çıktığı belli olmayan söylentilere göre telefonuna gelen
bir mesajı okuyan herkes aniden ölmekteydi. Kısa süreli paniğe yol açan bu
dedikodu hızlı bir şekilde söndü. Ta ki 2009’a kadar. 2009’da gazetelerde çıkan
haberlere göre sonu 111’le biten bir numaradan gelen mesajı okuyanlar anında
düşüp ölüyorlardı. Hatta SMS’in kaynağı olarak isim verilmeden İsrail
kastediliyordu. Söylentinin medya aracılığı ile yayılması sayesinde yüz
binlerce kişi telefonuna gelen mesajlara ayakları titreyerek baktı ya da
okumadan sildi. Bu arada benim telefon numaram da 111’le bitiyor, tanıdığım bir
kaç Mısır’lıya çok kötü bir şaka yapma şansım hala var.

 

Yukarıdaki
SMS’le gelen ölüm dedikoduları sadece Mısır’a özgü değil.  Nijerya’daki versiyon biraz farklı ama ana
fikir aynı. Ülkenin kuzeyindeki Kano eyaletinde çok hızlı yayılan ve küçük
çaplı bir isyanın çıkmasına yol açan söylentilere göre telefonuna gelen büyülü
bir mesajı okuyan erkeklerin penisinin çürüyüp düştüğü haberleri yayılmıştı. Bu
bölgedeki söylenti neyse ki hızla söndü.

 

Uyku Hastalığı: Afrika

 

Nijerya’da
işyerindeki ofis boylardan biri ne zaman boş vakit bulsa uyurdu. Hem de çok
garip yerlerde ve vücudunu inanılmaz pozisyonlara sokarak: mutfak lavabosunun
kenarında, yemek masasında boş kalmış üç karış yerde, tezgahın altında. Sonra
birisi “onda orak hücresi var, uyuması normal” dedi. Orak hücresi ne demek bu
deyip, takıldım bilgi peşine.

 İnsanlığın doğduğu yer olan Afrika, doğal
olarak insanlar üzerinde yaşayan parazitlerin ve mikropların da ilk doğduğu
yer. Başka yerlerde yaygın olmasalar da bu kıtada çok rastlanan hastalıklar
halen can almaya devam ediyor. Bu kıtada rastlanan ama dünyanın geri kalanında
görülmeyen bir hastalık türü de “uyku hastalığı.”.  Uykuya yol açan iki ayrı hastalık var: birincisi
çe-çe sineği, ikincisi ise genetik bir mutasyon. Çe-çe sineğinin ısırması
sonucu hem hayvanlar hem insanlar uyku hastalığına kapılabiliyor.  Etkilenen canlının ilk önce uyuşup sonra
devamlı uyuklayıp sonunda ölmesine yol açan hastalık yüzünden Afrika’da halen
üzerinde hiçbir yerleşimin kurulamadığı topraklar var. Afrika ülkelerinden
Botswana mavi renkli çe-çe tuzakları ile sineklerin kökünü kazımaya çalışırken
Zanzibar radyasyonla kısırlaştırılmış sinekleri mücadelede kullanıyor. Afrika’da
sıtmadan ölen sayısı her sene milyonu buluyor. Yani tehlike büyük.
Afrikalıların bir kısmı sıtmaya karşı doğal bağışıklık geliştirmişler. “Orak
hücre” adı verilen bu genetik mutasyonları hiçbir zaman sıtma olmuyorlar çünkü
hücrenin şekli içine sıtma mikrobunu sokmayacak şekilde değişmiş oluyor. Ama
bunun da bir bedeli var: yorgunluk, uyku ve ortalama 45 yıllık bir ömür. Yani
tam bir sıtmayı gösterip ölüme razı etmek durumu.

 

Hurafeistan: Moğolistan

 

Gezdiğim
yerlerde yerel halkın pek çok ilginç batıl inancı olduğunu fark ettim. Her
halkın batıl inançları var ama Moğollar batıl inançlar konusunda herkesi
aşmışlar onlara yetişmek zor. Moğol inançları arasında kısa bir gezi yapalım
hadi.

 

  • Gerde ( çadır) ıslık çalınmaz, fırtınaya yol açar.
  • Kapının eşiğine oturulmaz kısmet bağlanır.
  • Kapıdan içeri düşmek iyidir, dışarı düşmek
    kötüdür.
  • Tilki önünüzde soldan sağa geçerse iyidir, para
    gelir. Sağdan sola geçerse kötüdür para gider.
  • Süt dökmek kötü şans getirir. Ama birisi yola
    çıkarken peşinden süt dökmek gerekir.
  • Moğolistan’da çocuklar 5-6 yaşına gelene kadar
    çabuk hasta olup ölebildikleri için onlara geçici bir isim verilir. Bizim
    kültürümüzde bunun karşılığı “Boğaç han” hikayesinde vardır, çocuğun ismi
    büyünce değiştirilir. Moğollarda çocuğun yaşamasını garantilemek için
    çocuğa” İsimsiz”, “bu yok”, “bu insan değil”, “bu kız  (erkek çocuğa verilen isim)” gibi
    isimler var. Bize Moğolistan’da eşlik eden rehber Ulzii’nin  53 yaşındaki bir çalışma arkadaşından
    bahsetti. Küçükken “ bu insan değil” adı verilen hanım, ismi daha sonra değiştirilmediği
    için halen “insan değil” .
  • Votka içilmeden önce tanrılara da sunmak
    gerekir. Bunun için orta parmağınıza votkaya azıcık daldırıp göğe, rüzgara
    ve toprağa da votka vermeniz gerekir. Yoksa tanrıları kızdırmış olursunuz.

 

 

Amerika’daki üçüncü dünya
şehri ( ve başkent): Washington DC

 

Amerika’da
zengin fakir farkının çok olduğunu hep okuruz biliriz de fakir şehirlerin
isimlerini bilmediğimizi farz ederiz. Başkent Washington’un ABD’nin en büyük
gelir farklarından birine sahip olduğunu biliyor muydunuz? Şehrin nüfusunun
büyük kısmı zenci ve fakir mahallelerde yoğunlaşmışlar. Geceleri güvenlik
nedeniyle dolaşılması tavsiye edilmeyen bu mahallelerde oturanlar yaşam
beklenti süreleri, çocuk doğumunda ölüm oranları gibi temel sağlık
istatistiklerinde  üçüncü dünya
ülkelerinden bile kötü durumdalar. Örneğin Hindistan’ın Kerala eyaleti sağlık
ve yaşam beklentisi alanında Washington’u senelerdir geride bırakıyor. Bir
dahaki sefere “Amerika gibi olalım” derken bir kez daha düşünün.

 

Yabancı cinslerin istilası:
Yeni Zelanda

 

Yeni
Zelanda’ya gümrüğünde son yedi günde toprakta yürüyüp yürümediğimi sordular.
“Yürüdüm” deyince “hangi ayakkabı ile?” sorusu geldi. Ayağımdakileri
gösterince, memur ayakkabının altını büyük bir ciddiyetle inceleyip beni
“biyolojik arıtma 5 no’lu kanal”’a yönlendirdi. 5 numaralı kanaldaki memur
ayakkabımın altını fırçalamamı seyrettikten sonra ayakkabılarımı giydirip beni
içinde dezenfektan olan bir suda yürüttü. Kendimi biyolojik savaş bölgesine girermiş
gibi hissettim, oysa altı üstü Yeni Zelanda’ya gelen bir turisttim. Oysa
bilmediğim Yeni Zelanda’nın gerçekten biyolojik bir savaşın tam ortasında
olduğu idi.

 

            Yeni
Zelanda doğayı korumak için “yabancı cinslerin” sayısını azaltmaya çalışıyor. Yabancı
cins, ülkede daha önce yaşamayıp Yeni Zelanda yerleşime açıldıktan sonra gelen
veya getirilen ve adada doğal düşmanı olmadığı için nüfusları kontrol altına
alınamayan hayvan türlerine verilen genel isim. Yeni Zelanda’da 120’den fazla
yabancı cins var: fareler, keçiler, atlar, karıncalar, geyikler, köstebekler.
Özellikle kemirgenler doğaya ve ürünlere zarar verdiği için hükümet bunları yok
etmek için seferber olmuş durumda. Hararetli bir tartışma başlatmak isterseniz
sokakta herhangi bir Yeni Zelandalıyı çevirip “1080” deyin yeter. 1080,
ülkedeki “yabancı cinsler”in yok edilmesinde kullanılan bir zehir. Tıpkı
bizdeki cep telefonları için kurulan baz istasyonlarının etkileri konusunda
olduğu gibi 1080 konusunda da Yeni Zelanda halkı birbiriyle uzlaşmayacak iki
kampa ayrılmış durumda. Bakalım kim kazanacak: “doğa dengesini bulacaktır”
cephesi mi, “ben o doğaya dengesini buldururum” cephesi mi?

 

 

Yeraltına kurulan şehir,
Cooper Pedy: Avustralya

 

Cooper
Pedy, Avustralya’nın ıssız orta bölgesinde en yakın şehirden 800 km uzaklıkta  2000 kişilik bir yerleşim yeri. Dünyada en
çok opal mücevherinin çıktığı yer. Başka bir özelliği ise evlerin ve kamu
binalarının çoğunun yer altına inşa edilmiş olması. Bölge yazları aşırı sıcak
olduğu için yereller çareyi sıcaklığı yaz-kış 27 derecede sabit kalan yer altı
evleri inşa etmekte bulmuşlar.  Cooper
Pedy’de ev arsası deyince insanlar düz bir yer değil, bir kayanın yamacını
anlıyorlar. Arsa satın alındıktan sonra buldozerleri ve duvar delicileri
kiralayıp kayaya ev oyuluyor. Cooper Pedy’de kaldığım hostel de yer altına
oyulmuştu, uyumak için bir mağaranın derinliklerine çekilmek değişik bir duygu.
Bence bu mağaralarda uyumak kolay ama uyanmak mesele. Yereller de zaten bu
konuda bana katılıyorlar: Cooper Pedy’lilere göre yer altındaki evler çok
sağlıklı, ısıtma soğutma gerekmediği için çok ekonomik ancak hiç ışık ve ses
almadıkları için uyanmak bir dert.

 

 

Dünyanın en mutlu ülkeleri:
Danimarka, Kolombiya, Nijerya, Bangladeş

 

Her
sene dünyadaki en mutlu ülkeler üzerine araştırmalar gazetelerde boy boy
yayınlanır. Merak edip okudunuz mu?  Geçen senenin en mutlu ülkesi Danimarka idi. Anlarız:
sosyal düzen, adalet, hizmetler yani iyi yaşayacak ortam var.  Peki ama en mutlu ilk on ülke arasında yer
alan diğerlerine ne demeli: Kolombiya, Nijerya, Bangladeş. Zannedersem “parasız
da mutlu olunur” lafının kanıtı bu ülkeler. Güney Afrika’ya yerleşip iyi bir
işte çalışmaya başlayan ve hayat kalitesini epey yükselten genç Nijeryalı
mühendise sormuştum: “Hayat burada mı daha iyi yoksa Nijerya’da mı?”.
Tereddütsüz cevaplamıştı: “ Nijerya’da tabi. Orada hiç kural yok, her şey
karışık. Her günün farklı geçmek zorunda. 
Güney Afrika çok düzenli, mutlu değilim burada.”. Kolombiya gibi kaos
ortamındaki bir ülke sakinleri bile mutlu olabiliyorken en mutlu ilk elli ülke
içine bile giremeyen biz Türkler çok mu gerçekçiyiz? Yoksa çok mu kötümser?

 

Yap-boz tren: Kamboçya

 

Kamboçya’nın
kuzey batısında Tayland sınırına yakın Battambang şehrine giderseniz değişik
bir tren göreceksiniz, şaşırmayın. Ulaşım sorununu çözmeye çalışan köylüler
artık kullanılmayan eski tren raylarında ev yapımı “yap-boz tren”’ lerle yolcu
taşıyorlar. Köylüler ellerinde bulunan malzeme ile raylarda gidecek basit bir
araç yapmışlar: yap-boz tren neredeyse sıfır yatırımla yapılabiliyor. İşte
trenin teknik özellikleri.

  • Motor: Benzinli sulama pompası motoru.
  • Gövde: Bambu
  • Şasi: Tahta.
  • Tekerlekler: Para harcanmasını gerektiren tek
    kısım bu, demir tekerlekler.

 

Yap-boz
tren saatte 40 km/s hıza çıkabiliyor, raylara sadece 20 santim mesafedesiniz ve
arada amortisör yok. Dolayısıyla en ufak bir sarsıntıyı taa içinizde
hissediyorsunuz.  Köyleri ve pirinç
tarlalarını bu farklı araç sayesinde hiç aklınızda gelmeyecek bir açıdan
seyrede seyrede gidiyorsunuz. Karşıdan başka bir yap-boz tren geldiğinde yükü
fazla olan tren rayda kalıyor. Hafif olanı yolcular söküveriyor, ağır tren
geçince hemen birleştirip yola devam ediyorlar. Battambang’a uğrarsanız yap-boz
tren keyfini kesinlikle kaçırmayın.

 

Tilki dışkısından kahve:
Endonezya ve Vietnam

 

            Çok
pahalı bir lokantadasınız, içecek listesinde “Kopi Luwak” gördünüz. Kahveymiş,
ısmarladınız. Peki kahvenin nereden geldiğini biliyor musunuz? Yok ülkeyi
sormuyorum.  Hayvanın neresinden diyorum.
Dünyanın en pahalı kahvesi olan Kopi Luwak Endonezya’da yaşayan tilki-gelincik
benzeri kahve meraklısı bir hayvanın eseri. Yeni olgunlaşmış kahve
çekirdeklerini atıştıran hayvan bunları hazmedemediği için dışkısında
bozulmamış olarak çıkarıyor. Ancak hayvanın midesinde ve bağırsaklarında
işlemden geçen kahve tanecikleri daha lezzetli oluyorlar. Sumatra ve Bali’de
Kopi Luwak yetiştirilen bahçeleri ziyaret ettiğimde kilosu 600 dolarcıktı!
Yılda yarım tonun altında üretilebilen bu kahve çeşidinin meraklıları arttıkça
fiyatı da artacaktır. Kahveyi Vietnamlılar da üretiyor ancak Endonezyalıların
iddiasına göre Vietnam’daki “tilki dışkısı kahvesi” çiftliklerinde daha çok
üretim yapmak için hayvanlara zorla kahve yediriyorlar, dolayısıyla hayvanların
en iyi taneleri seçme şansları olmuyor ve kahvenin tadı Endonezya’daki gibi
olmuyor.

 

 

Yavru kaplan lokantaları:
Vietnam

 

Vietnam’ın
mutfağı malum karafatmadan, kaz embriyosuna kadar geniş bir yelpazede hemen her
şeyi yiyorlar. Ülkede sayıları pek fazla olmasa da “yavru kaplan” lokantaları
var. Siz de benim gibi “Kaplan avlamak yasak değil mi? Vietnamlılar yemek için bu kadar yavru kaplanı nereden
buluyor?” dediyseniz, cevabı kısa. Lokanta sahipleri ürünlerini satmak için
cafcaflı bir isim vermişler “yavru kaplan”, aslında sattıkları kedi eti.

 

Evlere akü servisi: Kamboçya

 

Kamboçya’nın
kırsal alanındaki çoğu yerleşim merkezinde henüz elektrik yok. Evlerde
buzdolabı, çamaşır makinesi zaten olmadığı için sorun değil. Ama Kamboçyalılar
TV seyretmek ya da müzik dinlemek isterse ne yapacaklar?  Hemen her Kamboçya köyünde bir sundurmanın
altında hamakta yatmış gürültülü bir jeneratöre bağlı onlarca aküyü bekleyen
birine rastlarsınız. İşte o adam Kamboçya’ya özgü “evlere akü servisi”
sektöründe çalışıyor: elektrik olmayan yerlerde TV seyredebilmek için Kamboçya’nın
hemen her yerinde faaliyet gösteren “evlere akü servisi” verenlerden birine
abone olmaları gerekiyor. “Evlere akü servis”ine üye olduğunuzda evinize dolu
bir adet akü bırakılıyor, Akü boşaldığında akücü arayıp dolusunu istiyorsunuz,
evinize geliyor. İyi seyirler.

 

En barışçı millet, en silahlı
millet: İsviçre

 

Dağları,
iyi manzaraları, bankaları ve Avrupa’nın en barışçı ülkesi olma özellikleri ile
tanıdığımız İsviçre, aslında dünyanın en çok silahlanan ülkelerinden biri.
İsviçre’de tren istasyonunda omzunda otomatik silahı ile trene binen askeri
üniformalı insanları görebilirsiniz. İsviçre kendini savunmak için düzenli ve
büyük bir ordu beslemek yerine, gerektiğinde bir araya gelen sivil savunma
birlikleri kurmuş. Askerlik çağındaki her İsviçreli yılın birkaç gününü askeri
birlikte eğitim alarak geçiriyor. Eğitim sonrası kullandıkları otomatik
silahları evlerine götürüyorlar. Devlet verdiği silahlar için kurşunları
sübvanse ediyor ve silahlı sporları destekliyor. İsviçre’de her üç kişi başına
bir silah , her on kişi başına bir otomatik tüfek düşüyor. Yani her an
patlamayan hazır bir cephanelikten hiç farkı yok. Ama havasından mıdır yoksa
suyundan mı patlamıyor işte. 

 

 

 

8 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    bu karma bilgiler bir önsöz gibi yer alabilir kitapta + 55 tane ülke yazısı, 55+1 olur böylece ne dersiniz?

  • Corto_Turco dedi ki:

    Bence kitap için iyi bir final bölümü çıkar bu yazılardan. Hani bazı filmlerde jenerik akarken kısa kısa kamera arkası görüntüler verilir (örnek Jackie Chan filmleri). Bence bu yazılarda da okuyucuya hoş bir tebessümle veda etmek gibi bir hava var.

  • NEŞE dedi ki:

    Gerçekten hoş olmuş bu seçmeler,kitabın başına veya final olarak son bölüme alınabilir,”mugeyidogan” a katılıyorum.

  • NEŞE dedi ki:

    Ben yazarken “corto”önce girdi yorumunu tabii onunla da aynı fikirdeyim.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Bence bu bir yazı olarak kitaba tümüyle girebilir. Gerçekten okuması keyifli bir yazı çünkü.

  • kostebek dedi ki:

    İlginç bilgiler, kitapta yer alması iyi olur. Madem bir gezi rotaları kitabı hazırlanıyor, bu da bir rota olmadığı için -önceki yorumlarda olduğu gibi- bir final bölümü olarak değerlendirilebilir. Elinize sağlık.

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Bence de önsözde yer alabilir bu yazi.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    oldukça ilginç paylaşımlar.. kitabın sonunda paylaşmak istediklerim diye gecebilir.. böylelikle keyifli bir son olur..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*