( Kitap yazıyoruz 55) VİETNAM: Var mı böylesi?


———————————————————————————————–


ÖNEMLİ HATIRLATMA


 


Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap Yazıyoruz” projesinin bir parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa internet ortamında okuyucular yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap Yazıyoruz projesi dahilinde 70 yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu yazılardan 55’i kitaba girecektir. Hangi yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği tamamen siz okuyuculara bağlıdır.


 


Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum yaparken özellikle şu konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha iyi ve anlaşılır yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C) Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar var mı?,  D) Diğer öneriler vb. Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.


 


Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi bu linkte bulabilirsiniz:  http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx


 


————————————————————————————————–





Ho Chi Minh City ya da yerellerin hala ısrarla kullandıkları adıyla Saygon’dayım. Pham Ngu Lao mahallesinde küçük bir otelde kalıyorum. Saygon’un baş döndüren kalabalığına, 24 saat susmayan kornalarına ve çok merkezi bir konumda olmasına  rağmen otelim çok sessiz. Otelimin sessiz olmasının sebebi labirent gibi bir yolun en karışık noktalarından birinde olmasından. Anayoldan otelime gidebilmek için sadece iki insanın yan yana geçebileceği genişlikteki sokaklarda döne kıvrıla yürümek gerekiyor. Hiç rüzgar esmeyen bu dar sokaklarda sıcaklık ve nem tepe yaptığı için Saygonlular evde oturmak yerine  mümkün olan  her şeyi sokakta yapıyorlar. Şu kadın yemek yapıyor; kuaför müşterinin saçlarını yaparken yardımcısı da aynı müşteriye pedikür yapmakla meşgul, üçü de sokaktalar; adam atleti ve şortuyla sokağa attığı sandalyesinde oturuyor, bir yandan da pencereden evindeki TV’yi seyrediyor; lokantacı yere koyduğu kesme tahtası üzerinde domuz kulaklarını dilimliyor; yaşlı üç kadın küçük taburelere oturmuş ne olduğunu bilmediğim bir sebzeyi ayıklıyorlar; sarhoş iki turist lokantanın eşiğine oturmuş bağıra çağıra konuşuyorlar; boyu ancak 10 yaşındaki bir çocuk kadar olan , ağzını kağıt bir maskeyle kapatmış bir kadın, bisikletine yüklediği çiçekleri geçenlere satmaya çalışıyor; kadın yere çömelmiş plastik bir leğende bulaşık yıkıyor, çocuğu yanında suyla oynamaya çalışıyor; renkler, kokular, gürültüler; “Vietnamlı nasıl yaşar?” konulu kursu hızlandırılmış bir şekilde 500 metrede bitirip otelime bir mucize eseri kaybolmadan varıyorum.


Otel dediğim toplam beş odalı bir yer. Her katta bir oda var ama odalar geniş değil, kutu gibi. Vietnamlılar evlerini aynı zamanda işyeri olarakta kullanıyorlar bu yüzden evlerinin girişinin sokağa bakmasına önem veriyorlar. Beş odalı geniş bir apartman dairesi yerine, beş katlı dar bir apartman sahibi olmayı tercih ediyorlar. Vietnam şehirleri bu yüzden ince uzun binalarla dolu. Otel sahibim yaşlıca ama cıva gibi bir kadın. Pek İngilizcesi yok, ama ticari yönü epey kuvvetli: bana hediyelik eşya, bilet ve kitap satmak için epey uğraşıyor. Otele yerleştikten sonra bana ilk sorusu “ yalnız mı geziyorsun?” oldu. “Evet” cevabını alınca Asyalılara özgü o uzun “aaaaaaa! “ sesiyle şaşırdığını gösterdi. Yalnız gezmek Asyalılara çok yabancı bir kavram. Aslına bakarsanız sadece gezmek için değil,  yaşamlarının herhangi bir anında yalnız olmak onlar için çok yabancı. Yalnız olmakla kötü bir hastalığa yakalanmak arasında pek fark yok. Yalnız gezdiğinizi öğrenen Asyalılar  size “aaaaaaaa”  dediğinde yüzlerine bakın orada biraz merak, biraz acıma, çok garip bulma ve acayip şaşırma göreceksiniz.  “ Vah vah, yazık adama, niye yalnız dolaşıyor ki?”   diye soru dolu bakan gözlere ne kadar  yalnız gezmenin en iyisi olduğunu, çevrenizde olan biteni daha iyi gözlemlediğinizi üstelik keyfinizin tek kahyası olduğunuzu açıklasanız da fayda etmez. Anlamazlar. Aynen odamda uyurken anahtarla kapıyı açıp sabahın yedisinde odayı temizlemeye koyulan otel sahibinin neden onu dışarı çıkardığımı anlamaması gibi.   


            Saygon’da nereye baksanız motosiklet görüyorsunuz, üç kişiye iki motosiklet düşen bu şehirde yoldan karşıya geçmek ateşle imtihan gibi bir şey. Geçelim, geçelim, şimdi, şimdi, bekleyelim biraz daha, şimdiii, ohhh…Aslında Saygon sokaklarında beraber dolaşalım diyecektim, vazgeçtim. Bugün canım Mekong deltası çekti, öyle yapalım.  Saygon aynı zamanda Mekong deltasında yapılacak turlar için iyi bir başlangıç noktası. Saygon sokakları beklesin biraz.


Cu Chi, Saygon’a 70 kilometre mesafede savaşta kullanılan yeraltı tünelleriyle tanınan bir kasaba. Vietnam savaşı sırasında Kuzey Vietnam kuvvetleri gizlice Güney Vietnam’a silah ve asker sevk ediyorlarmış. Kuzey Vietnam’da Hanoi’den yola çıkan askerler küçük orman yollarını kullanarak Saygon’a kadar geliyorlarmış, bu yola Kuzey Vietnamlı lidere ithafen “Ho Chi Minh Patikası” adı verilmiş. Amerikalılar ne kadar uğraşsa da Ho Chi Minh patikasından sevkiyatı durduramamış: Laos’u bombalamışlar, Kamboçya’yı bombalamışlar, yola kimyasal silahlar atmışlar, patikanın çamurlu kalması için özel sıvıları üretip havadan ilaçlama yapmışlar, hiçbiri işe yaramamış. Ho Chi Minh patikasının Güney Vietnam’da sonlandığı yer Cu Chi imiş. Bu yüzden kasabanın Viet Kong ( Komünist Vietnamlılar)’a olan önemi büyükmüş. Cu Chi’yi savunmak ve her zaman bölgede adam bulundurmak için çok ilginç bir yönteme başvurmuşlar: yeraltında yaşamak. 1960’ların başında Cu Chi’de küçük tüneller açılmaya başlanmış. 1965’te tünellerin toplam uzunluğu 200 kilometreye çıkmış ve içlerinde onlarca mutfak, yatakhane, hastane varmış.



            Cu Chi’deki tünelleri bugün büyük bir turistik komplekse dönüştürülmüş. Cu Chi’ye vardığımızda İngilizce konuşan rehberler bizleri 10 kişilik gruplara ayırıyor ve gezmeye başlıyoruz. Vietnamlıların kullandığı bubi tuzakları ve silahların tanıtılmasıyla başlayan turun en ilgi çekici yanı  tünelleri.  Tünellerin girişleri çok dar: sadece 28 santime 40 santim genişliğinde. Bu genişlikteki girişler normal bir Vietnamlı için uygun ancak normal bir batılının sığamayacağı kadar küçük. Bölge turistlerin ziyaretine açıldıktan sonra girişler turistlerin rahatı için genişletilmiş, ama ne fayda: tünellerin içi %40 genişletilmesine karşın yine de oldukça dar. Tünellerin en geniş kısmı yüzeye yakın olanları, aşağı katlara doğru gittikçe daha da daralıyorlar. Tünellerin birinci katında yere çömelip başınızı iyice eğdikten sonra ancak kaz adımlarıyla yürüyebiliyorsunuz. İkinci ve üçüncü katlarda ise emeklemekten başka çare yok. Vietnamlılar insanı boğan daracık tünellerde yıllarca yaşamışlar,  bu zorluklara katlanıp savaşan bir milleti yenmek elbette çok zor. Amerikalılar Cu Chi tünellerine defalarca saldırmalarına karşın kalıcı herhangi bir zarar verememişler. Tünellerin içinin çok dar olmasının yanı sıra bubi tuzaklarıyla dolu olması nedeniyle içeri giren Amerikalılardan çoğu geri dönmemiş. Cu Chi tünelleri müzesinde eski tuzaklar da sergileniyor: ucu sivriltilmiş tahta çubukları kullanan bubi tuzaklarına dokunulduğunda mekanizma çubukları büyük bir hızla önceden ayarlanan yöne ittiriyor. Basit ama etkili. Tuzaklar müzede sergilendikleri yerde bile tehditkar görünüyorlar. Cu Chi müzesinde isteyen ziyaretçiler M16 veya AK47 tüfekleriyle yüklü bir ücreti karşılığı poligonda atış yapıyorlar. Atış yapan Amerikalı turistleri seyrederken yeni Rambo filminde hangisinin başrolü kapacağını düşünüyorum: zor bir seçim olacak. 


 


Mekong deltası bereketli bir yer. Tarih boyunca bir çok grup buraya yerleşmek istemiş. Savaşlarla  veya göçerek deltaya hakim olan gruplar zamanla güç kaybedip yerlerini yenilerine bırakmışlar, delta yolgeçen hanına dönmüş. Krallıklar yıkılmış ama kültürel izler kalmış. Sonuçta Mekong deltası kendine özgü kültürü olan bir çok grubu  barındıran ilginç bir yapıya kavuşmuş. Mekong deltasındaki Cu Chi yakınlarında görülesi başka bir şey daha var: Vietnam’ a özgü bir din olan Cao Dai’nin merkez tapınağı. 1926 yılında kurulan Cao Dai “dini”nin, bugün Vietnam’da iki ila sekiz milyon arası inananı olduğu sanılıyor. Cao Dai dini, Hıristiyanlık, Budizm ve Konfüçyüs inanışlarının bir karışımı. Günde dört kez birer saatlik ayinler yapan Cao Dai’ler öğlen ayini için toplanmaya saat 11’de başlıyorlar. Cao Dai inananları ayinlere üzerlerine bembeyaz uzun bir giysi ile katılıyorlar, rahipler ise rütbelerini gösteren renkli giysiler giyiyorlar. Tapınağın duvarları inanılmaz renkli: resimler, kabartmalar, heykeller. Cao Dai tapınağının duvarlarını süsleyen kutsal ruhların listesi ilginç: Buda’nın yanında Hz.İsa figürü yer alırken Winston Churchill, Jean D’arc,  Shakespeare, Descartes, Louis Pasteur, Tolstoy ve Lenin’de duvarlarda. Cao Dai’ye göre kutsal ruhtan bir rütbe yukarıda azizler var: örneğin, yazar Victor Hugo da bir Cao Dai azizi. Kadın ve erkek Cao Dai rahipleri ayine katılan inananları düzenli bir şekilde tapınakta oturtuyorlar  ve tam öğlen vakti ayin başlıyor. Tütsülerin yakılması ile başlayan ayin, ilahilerle devam ediyor. Sonra da tapınağın giriş kısmında balkonda yerleşik grup müzik çalmaya başlıyor. Ayin iyice hızlanırken turistlerin flaşları ardı ardına patlıyor


 


Mekong deltasında Cao Dai’ye benzer özellikler taşıyan başka bir grupta Cham Müslümanları. Deltada  yaşayan bir azınlık olan Cham’lar Endonezyalılarla aynı soydan geliyor. 17 yy.a kadar Hindu olan Cham’lar daha sonra Müslümanlığı kabul etmişler. Kamboçya’nın güney bölgesinde de rastlanıyorlar. Cham’lar İslam’ı kendilerine göre yorumlamışlar: namaz haftada bir kez Cuma günleri kılınıyor, günde beş vakit değil. Oruç, Ramazan ayında üç gün tutuluyor. Sünnet ise tahta bir bıçakla icra ediliyor. Yüzünüzü acıyla buruşturmadan önce Cham’larda sünnetin sadece sembolik olarak yapıldığını ekleyeyim: fiziki olarak sünnet yok, “yaparmış” gibi yapıyorlar. 


 


 Cao Dai tapınağının ikinci katında Vietnamlı ve yabancı yüzlerce kişi Cao Dai ayinini izliyor, konuşuyor, bağırışıyor ama Cao Dai’ciler hiç rahatsız olmuyor.  Tersine ilgiden memnun gözüküyorlar. Bir koronun söylediği şarkılar eşliğinde gong sesine göre eğilip kalkmaya başlıyorlar. Biraz daha vakit geçirdikten sonra ayinin sona ermesini beklemeden tapınaktan çıkıyorum.


 


Otobüsümüz motosiklet dolu otoyolda ikinci vitesten yukarı çıkamadan ağır aksak ilerlerken gözümün önünden kalabalık Saygon sokakları, nemli, klostrofobik ve dar Cu Chi tünelleri, değişik adetleri olan Cham Müslümanları ve aziz olarak kendilerine Victor Hugo’yu seçen Cao Daiciler geçiyor. Otelin yakınında iniyorum. Gece çökerken kaldırımlarda saç tıraşı olan insanları, bisiklet selesine yüklediği sepetine doldurduğu mallarını satan işportacıyı, kaz embriyosu yiyenleri ve eksoz dumanından etkilenmemek için maske takmış  binlerce yüzü geçip labirent sokaklara dalıyorum.  Dünyada bu kadar renkli ve ilginç  topluluğu aynı gün içinde görebileceğiniz pek fazla bölge yok, işte bu yüzden Vietnam ziyaret edilmeyi hak ediyor. Benden hatırlatması.

8 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Ben bu yazıyı beğendim ama Mekong Deltası hakkında daha çok şey bekledim.Benim yaşımdakilere Vietnam savaşı ve MEKONG adı çok şey ifade ediyor ne de olsa..Kitap da yer alsın derim.

  • Corto_Turco dedi ki:

    Vietnam son yıllarda giderek daha çok ilgi çeken bir rota olmaya başladı. Yazı da fena değil. Saygon kısmı biraz daha detaylandırılabilir belki.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    bence ho chi minh city çok fazla ilgi çekicii bir yer gibi durmuyor o kısım çıkarılabilir yazıdan.. kitabımızın adı şaşkınlık verici 55 gezi rotası ben minh city de şaşkınlık verici pek bişey bulamadım.. ancak Cu Chi şehri tüneller ve cao dai tapınağındaki ayin görüntüleriyle daha ilgi çekici gibi görünüyor.. son olarakta tünelleri merak ettim ben acaba fotoğrafları varmı?? tünel fotoğraflarıyla daha çekici olabilir bence yazı.. başlık olarak ta yazıyı çekici kılmak için RENGARENK , CIVIL CIVIL BİR AYİN daha iyi olurdu bence.. kitabı merakla bekliyorum.. yazıların düzenlenmiş halini.. bakalım nasıl olacak 🙂

  • mugeyidogan dedi ki:

    Yazı biraz kısaltılarak kitaba alınabilir.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Kitaba girmemesi taraftarıyım. Yazıda ilgi çekici unsurlar yok. Diğer yorumlarda da denildiği üzere yedek yazı statüsünde olabilir.

  • venividiviki dedi ki:

    Şu andaki modumdan mıdır bilmiyorum, ben ısınamadım bu yazıya.

  • POYRAZADA dedi ki:

    out:)

  • justinian dedi ki:

    Bence bu yazı biraz düzenlemeyle kitaba girebilir. Ayin kısmı bana sıkıcı geldi. En çok Saygon şehrindeki gözlemlerden keyif aldım. Vietnam, ününü ABD ile yaptığı savaştan aldığına göre Cu Chi’nin bu şekilde ayrıntılı olarak yazıya yansıtılması doğru…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*