( Kitap Yazıyoruz 47 ) St.Vincent ve Grenadinler: Hem Huzurlu Hem de Korsanlı Bir Ada


———————————————————————————————–

ÖNEMLİ HATIRLATMA

 

Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap Yazıyoruz” projesinin bir
parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa internet ortamında okuyucular
yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap Yazıyoruz projesi dahilinde 70
yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu yazılardan 55’i kitaba
girecektir. Hangi yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği
tamamen siz okuyuculara bağlıdır
.

 

Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum yaparken özellikle şu
konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha iyi ve anlaşılır
yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C)
Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar var mı?,  D) Diğer öneriler vb.
Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın
büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.

 

Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi bu linkte bulabilirsiniz: 
http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx

 

————————————————————————————————–


 


Port of Spain – St.Vincent
seferini yapan küçük uçaktayım. St.Vincent’in havaalanı küçük olduğu için büyük
uçaklar inemiyor. 46 kişilik pırpır uçakla gidiyoruz. Uçak, dolmuş mantığına
göre hareket ediyor: yolda Martinique adasından yolcu alıp boşaltıyor ve sonra
yolumuza devam ediyoruz. Pilotumuz, Grenadinler  adaları üzerine geldiğimizi ve uçmayı bu tür
manzaralar yüzünden sevdiğini söylüyor. Aşağıya bakıyorum: mavinin ve yeşilin tüm
tonları sanki yarışmaya karar vermişler, hepsi burada en güzel yanlarını gösteriyorlar.
Mavilerin yeşillerin aralarında mercan kayalıklarının olduğu yerlerde
kahverengilerde buradayım diyor. Gerçektende tek kelimeyle muhteşem. Aşağıda
değişik boylarda belki yüze yakın yelkenli var, hepsi bu doğa harikasını
görmeye dünyanın en ücra köşelerinden birine gelmişler. Pilotun dediklerini içimden
tekrarlıyorum; “bende işte bu yüzden gezmeyi seviyorum.”. Üzerinden geçtiğimiz
Tobago Cays, Grenadinlerin en güney ucunda yer alıyor. Mercan kayalıklarından
meydana gelen 5 adalık bir alanı kaplayan Tobago Cays, yakın bir zamanda milli
park ilan edilmiş. Diğer adalar da güney-kuzey doğrultusunda tıpkı bir gerdanlığa
dizilen inciler gibi dizilmişler. Pilot, adaların üzerinden geçerken ilgi çekici
yerlerini anlatıyor: “ Şu yanımızdaki ada Mystique, ileride kumsallarının
gözünüzü alan Bequaqe, şu gördüğünüz küçük ada Palms Island. Önümüzdeki
heybetli, yeşil ada ise St.Vincent”.

 

St.Vincent ve
Grenadinler: ne uzun isimli ülke, değil mi? Toplam 32 adadan oluşan ülkede en büyük
adanın ismi St.Vincent, diğer 31 adanın topuna birden “Grenadinler” deniyor. Adalarda
nüfus dağılımı da ilginç. St.Vincent’ta 110 bin kişi yaşarken diğer 31 adanın toplam
nüfusu sadece 9 bin. St. Vincent halkı tarımla geçiniyor,  turizm gelişmiş değil. Grenadinler’de ise tek
geçim kaynağı turizm. St.Vincent volkanik bir ada, en son 1979’da patlayan volkan
adanın kuzey kısmını lavla kaplamış. Lavlar yüzünden adanın bir kısmı bugün
bile ulaşıma ve oturuma kapalı Yanardağ patlamasının tek avantajı ise patlama sırasında
püsküren minerallerden dolayı toprağın çok verimli hale gelmesi. St.Vincent’ta
binalar ve yollar dışındaki her yer ve her şey yeşil. İnanın bu toprak üzerinde
iki saatten fazla beklemeye gelmez, kök salacağınız gelir: o kadar verimli. Ada
volkanik yapısından dolayı çok engebeli. Kaldığım pansiyon harita üzerinde şehir
merkezine sadece iki kilometre, ancak yürüyerek bir saatten önce varmanız mümkün
değil: sürekli iniş-çıkış-iniş-çıkış. Yine volkanik yapıdan ötürü sahildeki
kumlar siyah ve gri. İlk bakışta insana garip geliyor,  ama rengi dışında bildiğimiz kumdan farkı yok.
St.Vincent adasında kumsallar son derece dar ve birden derinleşiyor.

 

 

Kingstown

 

 

St.Vincent’in başkenti
Kingstown,  sıradağlarla deniz arasına sıkışmış
dört paralel caddeden ibaret küçük bir şehir. Eski binalar kemerli yapıldığı için
“kemerlerin şehri” olarakta anılıyor. Şehrin en meşgul noktası minibüs
terminali ve terminalin önündeki kapalı sebze meyve pazarı. Kingstown’da insanlar
cana yakın ve yardıma hazır. Minibüs muavinine yol soruyorum, dört-beş kişi çevreme
toplanıp anlatmaya başlıyorlar. Öğle vakti geldiğinde okuldan çıkan öğrenciler
bir anda bütün yemek mekanlarına hücum ediyor. Seyyar yemek arabaları da Karayiplerin
simgelerinden, onlar da caddede yerlerini almışlar. Öğlenleri caddenin kenarlarına
çektikleri vanlarından ev yemekleri satanların hepsi bayan. Adada bol olan
Amerikan hızlı tavuk yemeği restoranında yemek yerken iki kişiyle tanışıyorum: Liverpool
Foundation ve Prince Small. İsimleri alışılmadık olduğu için bir kez daha
soruyorum, çıkarıp kartvizitlerini veriyorlar. İkisi de elektrik teknisyeni, kartlarını
verirken “ buradayken elektrikle işin olursa bizi ara” diyorlar. St.Vincent’ta
Liverpool Çeşme ve Küçük Prens sayesinde artık elektrik sorunum olmayacağının
rahatlığı ile yemeğimi bitiriyorum. Liverpool Foundation ve Prince Small  görmem için iki mekan tavsiye ediyorlar,  mekanları haritada işaretleyip nasıl gideceğimi
de anlatıyorlar. Garanti ediyorlar mekanlardan birinde Karayip korsanları var,
ciddi. Daha ne isterim? Yarın görüşürüz, Jack Sparrow.

 

Villa

 

Sabah etkili bir sağanakla
uyanıyorum. Kovayı geçelim, tankerlerle su bassalar ancak bu kadar yağabilir. Hava
hiç düzelecek gibi durmuyor. Pansiyonun terasında korunaklı bir yer bulup kahvaltımı
ağırdan yapıyorum. Ben doyduğumda hava günlük güneşlik oluyor ( hayır, bütün günü
kahvaltı yaparak geçirmedim). Kaldığım yer şehre yakın tepelerden birinde, yola
inip minibüse binerek “Villa” köyüne yollanıyorum. St.Vincent adasının fazla
turistik bir yer olmadığını söylemiştim, adanın belki de en turistik bölgesi şimdi
uğrayacağım Villa ve civarı. Villa’nın turistik bölgesi kıyıya neredeyse değecek
kadar yakın olan Young adası ve kayalıklarla korunan doğal bir limandan
oluşuyor. Adanın güneybatı kısmında uzun plajlar var. St.Vincent’taki dalış ve
yelken firmalarının hepsinin merkezi Villa’da. Kumsal biraz dar olsa da kalabalık.
St.Vincent’taki en büyük tatil köyü (ki sadece 32 bungalow’dan oluşuyor)
Villa’daki Young adasında. Adaya ulaşım kayıkla ya da kısa bir yüzmeyle mümkün.
Adadan kıyıya bakınca denizden birde yükselen dağlar, yeşillikler ve kayalıklarla
sınırlanan koy gerçekten etkileyici. Doğa St.Vincent’a cömert davranmış.

 

Ve
Karayip Korsanları

 

Öğleden sonra
Wallibou koyunu görmeye gidiyorum. Minibüsten inince uzaktan diğerlerinden farksız
küçük bir kumsala benziyor. Yaklaşınca korsanlar ortaya çıkıyor… Cidden. Burası
Karayip Korsanları filminin seti olarak kullanılmış. Set parçalarının çoğu
halen sağlam ve ayakta: köprü, eski han,darağacı, iskele, nalbur, konaklar.
Etrafıma bakıp hangi parçanın filmin neresinde kullanıldığını hatırlamaya çalışıyorum.
Koydaki küçük otelin yarısını eski bir han gibi giydirmişler. Otel duvarında
film esnasında çekilen fotoğraflar benim gibi filmin sahnelerin hatırlamaya
çalışanlara yardımcı oluyorKıyıda hediyelik eşya satan yaşlı Vincy ( St. Vincentlılar
kendilerini böyle adlandırıyor), kıyıya 40-50 metre mesafede mercan kayalıkları
olduğunu söylüyor. Koyda su akvaryum gibi: uzaktan geçen balık sürüleri tüm
ayrıntılarıyla gözüküyor. Biz Vincy ile konuşurken iki yelkenli süzülerek kıyıya
yaklaşıyorlar. Kıyıya ip bağladıktan sonra yelkenlilerden birinden ana-babalarıyla
üç çocuk iniyor, Jack Sparrow’u ziyarete gelmişler.

 

Wallibou koyunun çok
yakınında Wallibou şelalesi var. Gelmişken göreyim diyorum. Yol kenarındaki küçük
bir kulübede oturan dört kişi var, geçtiğimi görünce soru yağmuruna tutuyorlar,
neredensin, Türkiye nerede, neden geldin, nasıl geldin? Yanlarına gidip
oturuyorum, içlerinden ikisi yarı turist: 20 sene önce İngiltere’ye göçmüşler,
şimdi iki haftalığına tatile gelmişler. Onlar da şelaleyi görmek istiyorlar.

“ Hadi çıkalım artık.”

“ Yok bekle biraz acelen ne?”

İki turist daha geliyor. Bu kez eski Vincy’li
bana dönerek diyor ki:

“ Hadi şimdi çıkalım”

Yürümeye başladıktan 5 dakika sonra diyor ki:

“ Bunlara güvenilmez, az kişiyle gidersen
soyarlar sonra.”

“ Hadi yaa. Ya sen buralısın, sana ne diye
dokunsunlar?”

“ Göçen herkesin parası olduğunu biliyorlar,
kimseye güvenme.”

 

O ana kadar St.Vincent bana son derece güvenli
gelmişti oysa. Şelaleye varıyoruz, adaya göre büyük olabilir ama küçük bir şey.
Yeniden yola inip minibüs beklemeye başlıyorum.

Sessizliği yırtarak sonuna kadar açık müziğiyle
minibüslerden biri geliyor. Minibüslerin buradaki adı basit, sadece “Van”. Her vanın
üzerinde sahibine ait takma ad yazıyor: Baby Sitter, Challenger, Cliff Runner,
Moby Tick, Fat Sheriff, Leftovers, Blackout.

 

Akşam pansiyona dönüp
yemeğe oturuyorum. Denize bakan terastan St.Vincent’ı seyrediyorum: önümde
çarşaf gibi deniz, arkamda yeşilin en yeşillini sergileyen bir doğa, kuş
sesleri dışında çıt çıkmayan sessiz bir ortam, hava nemsiz hafif rüzgarlı 
ve temiz, yıldızlar kapı komşusu kadar yakın. Huzur. Uyku gözlerimden akıyor
ama bu keyifli anı daha da uzatmak için direniyorum. Sonunda yarın ilk uçakla
başka bir adaya geçeceğik aklıma geliyor, isteksizce odama gidiyorum. Güzeldi
burası. St.Vincent ve Grenadinler Karayiplerde bakir kalabilmiş ve hala kendi
karakterini koruyan nadir yerlerden. Karayiplere yolunuz düşerse St.Vincent’a
da kesinlikle uğrayın, pişman olmayacaksınız.

7 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    Adını ilk kez duydum bu adaların. Çok etkilendiğin belli, özellikle son paragrafa yazdıklarından. Kitaba girsin.

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    St.Vincent ve Grenadinleri ben de duymamistim ta ki bu yaziyi okuyana kadar.
    Sayende adini sanini duymadigimiz, belki de hiç görme imkani bulamayacagimiz yerlere yolculuga çikiyoruz sanal alemde de olsa.
    Karakterini halen koruyabilen yerler gittikçe azaliyor. Kesinlikle kitaba girmeli düsüncesindeyim.

  • maden dedi ki:

    güzelmiş burası, girsin kitaba

  • abt_smyrna dedi ki:

    Buranın keşfedilmesi açısından güzel bir yazı. Bence de kitapta olmalı.

  • NEŞE dedi ki:

    Karayip turlarında sevilen bir hedef olduğunu duymuştum ama detaylar bildiğimizden de daha keyifli..Bir de Mystique adasını okuduk,orasıda jet sosyete ve starların mekanı.Karayiplerden bir yazı girmeli de acaba hangisi karar veremedim.

  • Corto_Turco dedi ki:

    KArayiplere ait son yazılar içinde malzemesi en bol olan buydu sanırım. Bence de kitaba girsin. Hatta belki de Karayiplere özel bir bölüm açılıp yazılar bir araya derlenmeli. Çünkü tek başına Karayip rotalarını şahsen pek doyurucu bulamadım.

  • cnr_mtnt dedi ki:

    işte tam bir gezi yazısı ve kesinlikle kitabın adının hakkını verdirecek bir yazı.. Şaşkınlık verici ve bir o kadarda huzur verici bir yazı bu.. kesinlikle olması lazım..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*