( Kitap yazıyoruz 33 ) YENİ ZELANDA: En Güneydeki Bakir ( ve Batık) Kıta


———————————————————————————————–

ÖNEMLİ HATIRLATMA

 

Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap Yazıyoruz” projesinin bir
parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa internet ortamında okuyucular
yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap Yazıyoruz projesi dahilinde 70
yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu yazılardan 55’i kitaba
girecektir. Hangi yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği
tamamen siz okuyuculara bağlıdır
.

 

Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum yaparken özellikle şu
konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha iyi ve anlaşılır
yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C)
Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar var mı?,  D) Diğer öneriler vb.
Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın
büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.

 

Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi bu linkte bulabilirsiniz: 
http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx

 

————————————————————————————————–

Yeni Zelanda, Pasifik
okyanusunda dağlık adalardan meydana gelmiş, ana geçim kaynağı hayvancılık ve
tarım olan bir devlet. Büyük kardeşi Avustralya’nın gölgesinden sıyrılmaya
çalışan bu ada devletini çoğumuz Yüzüklerin Efendisi filmindeki sahneler
sayesinde görmek olanağı bulduk. Bu güzel ada devletinde gezmeye başlamadan
önce  Yeni Zelanda’yı tanımaya
cevaplaması göründüğü kadar kolay olmayan
bir soru sorarak başlayalım: Yeni Zelanda hangi kıtada?
Okyanusya ya da Avustralya? İkisi de hayır. Antarktika ? O da hayır. Ee, geriye
Kuzey ve Güney Amerika ile Avrupa ve Asya kalıyor ki onlar da mümkün değil.
Yeni Zelanda aslında bir kıta: Zelandiya kıtasının su üzerinde kalan son kısmı.
Yeni Zelanda işte batık olduğu için kıta listesine giremeyen kıtanın bir
parçası.  Ülke topraklarının büyük kısmı
iki adada, adaların isimleri hayal gücüne yer bırakmıyor: Kuzey ve Güney adaları.
Ülke topraklarının büyüklüğü hemen hemen Türkiye’nin üçte biri. Ülkede yaşayan
4.2 milyon insan başına neredeyse 11 koyun düşüyor: 45 milyon koyun var.  İnsanlar ada ekonomisinin küçük olmasından ve
et fiyatlarındaki dalgalanmaların ekonomiyi çok etkilemesinden şikayetçiler. Son
beş senede 400,000 göçmen almalarına rağmen nüfus hemen hemen aynı kalmış. Bu
nasıl hesap diyenlere için hemen açıklayayım: 400,000 yeni göçmen ülkeye  yerleşirken 350,000 Yeni Zelandalı başta
Avustralya ve İngiltere’ye olma üzere başka ülkelere  göçmüş. Ada sakinlerinin atalarının çoğu İngiliz
olduğu için ülkede hemen göze çarpan bir İngiliz etkisi söz konusu: trafik işaretleri,
insanların yüzleri, adetler ve yemeklerin yavanlığı hep aynı. İngilizlerden
sonra en büyük etnik grup Maori’ler nüfusun yaklaşık %15’ini oluşturuyor. İngilizlerin
yüzlerce kolonisi arasında onlara en çok çektirenler Maoriler olmuş, bu
kabileyi senelerce yenememişler. Uzun süre boyunca ikinci sınıf vatandaş
sayılan Maoriler, sonunda haklarını kazanmışlar. Artık Maorilerin  kendi etnik partileri var ve Maori dili
ülkenin ikinci resmi dili olarak kabul görmüş.

 Ülke nüfusunun 200,000 kadarı Doğu Asya
kökenli. Hükümet parası olan Çinli ve Korelilerin ülkeye göçmesini teşvik etmiş.
Onlarda büyük şehirlere yerleşip hemen bakkal, temizlikçi, etnik lokanta sektörünü
ele geçirmişler.  Tamaaam. Aldık temel
bilgileri, şimdi yola çıkabiliriz. Bu gezide sizinle Güney adasında tam bir tur
atacağız. Adanın önemli kenti Christchurch’te başlayıp geniş bir daire çizerek
yine Christchurch’e geri döneceğiz.

Christchurch

Güney adasının en büyük şehri ve turizm
merkezi olan Christchurch’ün üçte biri yeşil alan. Christchurch, çok tipik bir İngiliz
kenti: bahçeli evler, bakımlı sokaklar, geniş parklar ve tabi İngiltere’den ithal
sokak isimleri. 360,000’i bulan nüfus çok kozmopolit: içinde hangi milletten insan
yok ki? Ana caddelerden Manchester ve Gloucester üzerinde yürürken, iki yüz
metre içinde  Çin, Vietnam, Hint, Türk,
Bangladeş, Fransız, İngiliz ve Yeni Zelanda lokantalarını geçiyorum. Bu
şehirden güney adasındaki her türlü tur ve aktivite için organizasyon yapmak
mümkün. Şehirden sadece iki saat uzaklaşarak 
kayak, balina seyretme, paraşütle atlama, mağara gezileri, yunuslarla yüzme,
balon seferleri yapmak mümkün. Şehir halkının kitap okuma alışkanlığı kendisini
sayısı nüfusa göre oldukça fazla olan kitapçılarda gösteriyor. Öğrenci
nüfusunun bolluğu da hızlı yemek lokantalarının ve kafelerin caddelerde oldukça
sık,yer almasıyla kendini gösteriyor. Ana caddede parti giysileri satan bir
mağaza vitrinine  parti ilaçları adı
altında “doğal kafa yapıcılar” koymuş. “Yasak değil mi?” dedim, açıkladılar. Bu
Yeni Zelanda hükümetinin, “madem kullanacaklar, o zaman bari kötünün iyisi
olsun.” demesi sonucu başlayan bir uygulama. Etkisi bakımından yasaklı
uyuşturuculara benzeyen ama bağımlılık yaratmayan ve yan etkisi az olan bitki
özlü parti hapları serbestçe satılıyor. Caddelerde dolaşıp şehrin her yerindeki
parklarda vakit geçirmek dışında Christchurch merkezinde kolayca
yapabileceğiniz bir aktivite ise tramvayla şehir turu. Cathedral meydanındaki açık
hava satranç alanının yanından bineceğiniz tramvayda makinist aynı zamanda
turist rehberi. Yarım saat süren turda şehrin tarihi anlatılıyor, özellikle
yağmur yağarken iyi bir seçenek.

Greymouth

Ertesi sabah Christchurch’ten bindiğim TranzAlpine
treniyle adanın batı kıyısındaki Greymouth‘a
geçiyorum.  İki şehrin arasındaki Alp
dağlarını (İngilizler şehir ve cadde isimlerinin yanı sıra Avrupa’dan dağ
isimlerini de ithal etmişler) trenle aşmak karayoluna göre daha çekici bir
seçenek.  Geceleyin don olduğu için
yerlerde buz var. Tren hareket ederken güneş yüzünü göstermeye başlıyor. Geniş
ekili ovadan beyaz sisler yükselmeye başlıyor. Alp dağlarına tırmanmaya başladığımızda
çevremiz ilk önce ağaçlanıyor sonra yükseldikçe çıplaklaşıyor. Vadilerden, tünellerden
ve köprülerden geçerek yükseliyoruz. Arthur geçidi civarında trene iki
lokomotif daha ekleniyor. Bu geçitten sonra tren raylarının geçtiği bölge çok
eğimli olduğu için tek lokomotifli trenler yol alamıyor. Arada çok küçük yerleşim
birimlerinde duruyoruz, makinist anons ediyor: “ Buranın nüfusu 30, ana geçim kaynakları
odunculuk. Şimdi geçeceğimiz istasyonda eskiden 5 kişi yaşardı, şimdi yaşlı bir
adamla köpeğinden başka kimse yok.”. Çok güzel manzaralar eşliğinde keyifli geçen
dört saatin sonunda Greymouth’a varıyoruz.

Greymouth, eskiden madencilikle
geçinirmiş, sonra maden bitmiş. Şimdi iç kesimden gelen kömürün ana transit noktası
ve bölgenin en büyük ticaret merkezi. Hostele yerleşip biraz oyalanıyorum. Saat
beş gibi şehrin ana caddesine indiğimde şaşırıyorum, lokantalar hariç açık dükkan
yok. Burası ticari merkezse diğer şehirlerdeki dükkanlar kaçta kapanıyordur
acaba?  Greymouth şehri civarında yürüyüş
rotaları dışında pek yapılacak bir şey yok. Daha fazla vakit kaybetmeden yakındaki
Franz Josef buzuluna geçmeye karar veriyorum.

Franz Josef

Sabah deli gibi yağan yağmur beni
uyandırıyor, “iyi ki Greymouth’ta kalmıyorum içeride oturmak zorunda kalacaktım.
“ derken Franz Josef’te beni daha çok yağmurun beklediğini bilmiyorum tabi.
Yolda Hokitika, Ross gibi altına hücum günlerinde kurulmuş ve
altın bitince önemini kaybetmiş kasabalarda duruyorum. Çok sakin, denizden devamlı
esen rüzgarın erittiği kumsallara sahip, bakımlı kasabalar. Öğleye Franz Josef ‘e
varıyorum. Bir benzin istasyonu, bir market, on kadar lokanta ve yirmi civarı kalacak
yerden ibaret olan Franz Josef’te toplam 100 kişi yaşıyor. Franz Josef’in
varlık sebebi yakındaki aynı adlı buzulu ziyaret edenlere hizmet vermek.
Buradaki tur acenteleri ile isterseniz buzulda yürüyebilir, yakındaki yağmur ormanında
turlayabilir, helikopter ile uçabilirsiniz. Bu yağmurda buzula çıkmak bana pek
çekici gelmedi. Siz de ya içeride oturabilirsiniz ya da benim yaptığım gibi ırmak
kenarında uzun bir yürüyüşe çıkabilirsiniz. Özellikle yağmurdan göz gözü görmezken
yürümenin zevki bir başka oluyor: ıslanacağım diye korkmuyorsunuz, zaten ilk dakikadan
sonra ıslanacak yeriniz kalmıyor. Hem zaten hostel koridorundaki devasa kurutma
makineleri bir işe yarasın değil mi?

Queenstown

Franz Josef’ten sonra sırada “adrenalin sporları başkenti”
Queenstown var. Şehri ilk kuranlar bakmışlar manzara bir kraliçeye layık olacak
kadar güzel, şehre  Queenstown ( Kraliçe
Kenti) adını vermişler. Valla hakları var: göl kenarına kurulu olan şehir suyun
kenarından çok dik yükselen görkemli dağlara ve bu dağları kaplayan çam ormanlara
bakıyor. Biz Türkler buraya şehir kursaydık aynı mantıkla Padişahkent ya da
Sultanşehir adını verirdik herhalde. Sultanhamam ismi nereden gelmiş merak eden
var mi? Dört tarafı dağlarla çevrili bir golün kenarına kurulmuş Queenstown’da
adrenalin tutkunlarının seçenekleri çok: bungy jumping (dünyanın ilk ticari bungy
jumping şirketi bu şehirden), tandem paraşüt, snowboarding, helikopterden
atlayarak dağın zirvelerinden aşağı kayak yapma, kanyonlarda sürat teknesi ile dolaşma,
kanyonlarda iple salınma vb. gibi aklınıza gelen ya da gelmeyen hiperaktif her
türlü aktivite  imkanı var. Queenstown’da
şehir içinde ve teleferikle çıkılan tepede dolaştıktan sonra gölde bir gezi
teknesine binmek için kıyıya gidiyorum, kar başlıyor. Hımm, şömine ateşi önünde
kitap okumak daha çekici. Kış festivali zamanı olduğu için her yer tıka basa
dolu. Bir gün daha kalıp güzel manzaranın keyfini göle bakan değişik kafelerde ve
göl kenarında uzun yürüyüşlerle sürdükten sonra sabah Dunedin otobüsüne
biniyorum. Gece yağmaya başlayan kar on santimi bulmuş. Şehrin çıkışına gidince
şaşırıyoruz: Queenstown’ın bütün çıkış yolları kapalı. “Kar ancak on santim, gelişmiş
bir ülkede önemli bir turizm merkezi nasıl dünyadan kesilir?” demeyin. Oluyor.
Bizde de benzeri olunca da fazla takmayın, her yerde oluyor işte. Ben de fazla
takmadım, otobüs şehre geri döndü. Hemen göle bakan kafede cam kenarındaki
yerime döndüm. Öğleden sonra yollar açılınca İskoç şehri Dunedin’a geçtim.

 

Dunedin


              Dunedin, İskoç göçmenler tarafından
Edinburgh kenti “kopyalanarak” kurulmuş. Zaten adı da orada geliyor: “ Down
Edinburgh’un ( aşağıdaki Edinburgh) kısaltması Dunedin”. Şehrin planı ve cadde
isimleri Edinburgh’un aynı. Hatta havası bile: rüzgar, yağmur vs. Artık
ıslanmaya alıştığım için olsa gerek, havaya aldırmadan geceleyin sokakları
arşınlıyorum. Dunedin’in merkezi olan Octagon bölgesinde oldukça sık dükkan ve
lokantalar var. Isınmak için iyi geliyorlar. Şehrin hemen yanı başındaki Otago
yarımadası tam bir doğal yaşam cenneti: aday özgü kuşlar, büyü bir albatros
cinsi, deniz aslanları, mavi ve sarı penguenler ve foklar burada mevsiminde
görülebilinir. Ben yanlış mevsimde geldiğim için yarımada da görecek bir şey
yok.

 

 

                       

Tekapo gölü ve tekrar Christchurch

 

Dunedin’den sabaha Tekapo
gölüne doğru yollanıyorum. Tekapo gölüne gelirken geçilen bölgeler “ Yüzüklerin
Efendisi” filminde savaş sahnelerinde kullanılmış. Bir otobüs dolusu yüzüklerin
efendisi turu yapan turist ve onların çakma beyaz sakallı rehberi Gandalf ile karsılaşıyoruz
. Tekapo gölünde yine muhteşem manzaralı bir hostelde kalıyorum. Ben bu işi
anlamadım, iki adım ötede beş yıldızlı otel ve yanında benim kaldığım hostel.
İkisi de aynı manzaraya bakıyor, ikisi de rahat. Biri geceliği 18 YTL diğeri
210 YTL. Her keseye göre yüksek kaliteli bir şey var. Gelde Yeni Zelanda’nın sırt
çantalı turizm altyapısını sevme. Ben sevdim.

 

Tekapo’dan sonraki durağım
gezmeye başladığımız şehir Christchurch. Güney adası turum bitti ya, hava bir güzel
bir güzel. Yeni Zelanda’nın esas etkileyici olan kısmı doğanın
dokunulmamışlığı, adaya özgü bitki örtüsü ve yer şekilleri. Bunlardan yeterince
zevk almak için en iyisi yaz mevsiminde gelmek. Yeni Zelanda da gezmek kışın da
zevkli, ama hava durumu seçeneklerinizi kısıtlıyor. Bu ülke dünyanın en düşük
araba kiralama fiyatlarına sahip: bir öğün yemeğe verdiğiniz parayla küçük bir
araba kiralayabilirsiniz. Yazın araba kiralayıp güney adasının ücra yerlerine
gitmek çok keyifli olabilir. Fırsatınız varsa bu güzel adayı siz de mutlaka
görün.

7 yorum

  • Corto_Turco dedi ki:

    Güzel bir yazı olmuş. Yeni Zelanda özellikle Yüzüklerin Efendisi’nden sonra cazibe merkezi oldu. Kitapta yer alabilir. Güzel manzaralar var. Fotoğraf sayısı da artırılmalı bence.

  • POYRAZADA dedi ki:

    mutlaka:) ama yazının başlığı ile ilgili bir daha mı düşünsek acaba?

  • MIYU dedi ki:

    belki de çok çok uzak olduğu ve hiç gidemem diye düşündüğümden, Yeni Zelanda’yı her zaman çok merak etmişimdir (Yüzüklerin Efendisi’nden de önce :)) bence bu yazı kitapta yer almazsa kitaba hakıszlık olur :)) ve evet daha bol bol fotoğraf eklensin lütfen

  • mugeyidogan dedi ki:

    ben de kitaba girsin diyorum, anlatım da güzel olmuş. Yazının başındaki rakamsal bilgiler zaten kurtbayram’ ın olmazsa olmazı 🙂

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    çok büyük keyifle okudum ama kitaplık olduğunu düşünmüyorum, fakat bu güzel yazı için teşekkürler başar:)

  • abt_smyrna dedi ki:

    Bence kapsamlı ve bilgilendirici bir yazı olmuş. O yüzden olmalı diyorum kitap için.

  • yarenb dedi ki:

    yazı çok güzel, keyifle okudum ama sanki bu yazılanlara başlık sönük kalmış. Aklıma gelen başlık önerisi : Okyanus altındaki kıtadan geriye kalanlar…

    Bir de ufak eleştiri, her yeni bölgeye geçişte başlık atmak sanki yazıdaki bütünlüğü bozuyor. Bu başlıklar olmasa paragraflar doğal şekliyle kendiliğinden akacak gibi geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*