( Kitap yazıyoruz 19 ) IZLANDA: “Türkleri öldürmenin serbest olduğu ülke”

    Ana sayfaAvrupaİzlanda( Kitap yazıyoruz 19 ) IZLANDA: “Türkleri öldürmenin serbest olduğu ülke”

———————————————————————————————–

ÖNEMLİ HATIRLATMA

 

Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap Yazıyoruz” projesinin bir
parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa internet ortamında okuyucular
yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap Yazıyoruz projesi dahilinde 70
yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu yazılardan 55’i kitaba
girecektir. Hangi yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği
tamamen siz okuyuculara bağlıdır
.

 

Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum yaparken özellikle şu
konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha iyi ve anlaşılır
yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C)
Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar var mı?,  D) Diğer öneriler vb.
Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın
büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.

 

Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi bu linkte bulabilirsiniz: 
http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx

 

————————————————————————————————–

 

   ( Bu yazının üç altenatif başlığı var. Sizce hangisi en iyisi?  Hadi beraber seçelim. Yorumlarınızı bekliyoruz)




İzlanda’ya gitmeyi uzun zamandan beri istiyordum. Yazın gitmek için bir
fırsat çıkmıştı ama adı buz ülkesi anlamına gelen İzlanda’ya hava soğumadan
gitmek bana doğru gelmedi.  Kasım ayının
başlarından bir gün kendimi İzlanda’ya giden uçakta buldum.

 

Ülkenin her tarafını
saran fay hatlarından biri beni Keflavik havaalanında karşıladı  ve başkent Reykavik’e giden yolun kenarından
şehre girene kadar eşlik etti. İzlanda, jeolojik olarak Amerika ve Avrupa
kıtalarının Atlantik okyanusu altında sürtünmesi sonucu oluşmuş. Tabiri caizse
tam bir “fay hattı çocuğu”. İzlanda’da yerin ne yapacağı belli olmuyor, sıkıldı
mı basıyor depremi, basıyor volkan patlamalarını. İzlandalılar her beş senede
bir mutlaka volkan patlaması olduğunu söylüyorlar. Volkan patlamaları yerin
derinliklerindeki magmayı yerüstüne çıkarıp İzlanda’ya toprak ekliyor.
Tahminlere göre İzlanda volkanların eklediği topraklar sayesinde her sene yarım
metre genişliyor. Reykavik caddelerinde ilk dikkatimi çeken hava karlı olmasına
rağmen bazı sokakların  kuru olması. Kar
bazı kaldırım ve yollarda hemen eriyor, ama başka yerlerde olduğu gibi duruyor.
Neden mi? Bunun sebebi adanın volkanik yapısından dolayı çok sayıda yeraltı
sıcak su kaynağına sahip olması. Bir caddenin kışında kuru kalmasını mı
istiyorlar? Hemen caddenin altına ve kaldırımlara boydan boya boru döşüyorlar.
Borulara sıcak suyu verdin mi sen sağ ben selamet: sokak bütün kış kuru.
İzlandalılar evlerini ısıtmak ve elektrik üretimi içinde yer altı sıcak
sularından yararlanıyorlar. Bunun sonucunda Reykavik havası oldukça temiz. Hava
temiz olabilir ama sıcak su için (psikolojikte olsa) aynı şeyi
söyleyemeyeceğim. Jeotermal kaynaktan gelen sıcak suyun içindeki maddelerin su borularının
içini paslandırıp tıkadığı gözlenmiş. Bunu engellemek için sıcak suya insan
sağlığına hiçbir zararı olmayan hidrojen sülfit maddesi katılıyor. Hidrojen
sülfit zararsız ama bozuk yumurta gibi kokuyor. Duş alıyorsunuz, temizleneceksiniz.
Su temiz ve berrak ama çürümüş yumurta gibi kokuyor. Alışması kolay değil.
Merak etmeyin, koku duştan çıkınca gidiyor ( ya da benim burnum tıkandı).

 

Reykavik’te yerleşim
liman çevresinde başlayıp içerilere doğru uzanmış. Bende aynı sırayı takip
ederek şehirde dolaşacağım. Dünyanın en kuzeydeki başkenti olan Reykavik
çoğunlukla tek katlı, küçük ve rengarenk evlerin sıralandığı dar sokaklardan
oluşuyor, sadece liman çevresinde caddeler geniş. Şehir bizim ölçülerimize göre
küçük olsa da İzlanda’nın en büyüğü. Adada yaşayan 320,000 kişinin üçte ikisi Reykavik’liyim
diyor. Hostelde “odadan çıkarken pencereyi açık bırakmayın. Reykavik’te yağmur
girecek bir yer bulur”  levhası vardı.
Dışarıda on dakika dolaşınca deli rüzgar sayesinde yağmurun girebileceği yerler
hakkında hemen bilgi sahibi oldum. Reykavik limanından içeriye beş dakika  yürüyünce üzerinde bir Türk dönercisinin de olduğu
caddeden geçerek Reykavik Belediye binasına varıyorum. Belediye binasının
yanındaki suni gölden yukarıya doğru bakınca  Reykavik’lilerin çok sevdikleri Hallgrims
kilisesi görülüyor. Bu kilisenin biz Türklerle ilginç bir bağlantısı var. Yıl
1627. Cezayir korsanlarından Murat Reis ( Osmanlı amirali olan değil) İngiltere
kıyılarına yakın Lundy adasını kendine üs yapmış, İngiltere ve İrlanda
kıyılarında korsanlık yapmaktadır. Yaptığı seferlerin birinde ele geçirdiği bir
Danimarkalıdan uzaktaki İzlanda adında bir adanın varlığını öğrenen Murat Reis,
Norveç’te birkaç yeri talan ettikten sonra Temmuz 1627’de İzlanda’ya ulaşır.
400 kadar İzlandalı köle olmak için kaçırılır, direnenler ve yaşlılar
öldürülür. İzlanda’dan Cezayir’e yola çıkan kölelerden 242’si yolculuğu sağ
olarak tamamlar. Köleler burada satılır. Bu saldırı ve kaçırmalara “Türk
talanı” adı verilir. Çok ilginç bir nokta da uygulanmayan bir kanunla ilgili.
Bu saldırıdan sonra İzlanda’da Türk öldürmek kanuni olarak suç olmaktan
çıkarılmış. Kanun üç asırdan fazla yürürlükte kalmış ve ancak 1970’lerde
kaldırılmış. Bu süre içerisinde -bilindiği kadarıyla- İzlanda’da hiç Türk
öldürülmemiş.  Ne diyordum, evet kilise
ile Türklerin bağlantısını anlatıyordum. Köle alınan kadınlardan Gudridur
Simonardottir ,ya da sonra kendine takılan adıyla Türk Gudda,  uzun zaman sonra Danimarka kralının
kölecilere para ödemesi sonucu kurtularak İzlanda’ya dönmüş. Arada dilini ve
dinini unutan Türk Gudda yeniden eğitilmek üzere Danimarka’ya gönderilmiş.
Orada eğitim aldığı rahiple evlenerek İzlanda’ya geri dönmüş. Eşi Hallgrimur Petursson
İzlanda’da çok sevilen bir şair ve din adamı olmuş, Hallgrims kilisesi onun
adına yapılmış. Murat reis’in köle seferi İzlandalıların belleğine öylesine
kazınmış ki hangi İzlandalıya “ Türklerin talanı” deseniz hemen hikayeyi size
anlatıyor. Hani olmaz ya olayın ayrıntısını bilmeyen bir İzlandalıya
rastlarsanız hemen ona “Türk talanı”’nı anlatan ve 2001’den 2009’a değin
listelerde haftalarca kalan “Gudda’nın Serüvenleri” kitabını hediye
edebilirsiniz. Böylece sizden peşinen korkacak bir Avrupalı daha kazandınız
demektir.  Savulun Türkler geliyor.

 

GÜZEL BİR İZLANDA GÜNÜ

 

İzlanda’da turistik
bir gün geçirmeye ne dersiniz? Günümüz iyi bir kahvaltı ile başlıyor. Her iyi İzlanda
kahvaltısında peynir, meyve ve salam benzeri ürünlerin yanı sıra  balık turşusu da olur. Hani bizim lakerda var
ya onu şekerle yemek fikrini İzlandalılar hayat geçireli çok olmuş. Bu tat
kulağa garip gelse de o kadar kötü değil. Akşama Hakarl yiyene kadar sabredin,
kötünün kötüsü var.

 

İstanbul’a gelip
Sultanahmet’e çıkmamakla Reykavik’e gelip “altın üçgen” turuna katılmamak
turist dilinde aynı şeyler. Altın üçgen turunda gidilen kayda değer yerlerin
ilki Gulfoss şelaleleri.  İzlanda’nın en
çok turist çeken yerlerinden biri olan Gulfoss, kasım ayında hafiften donmaya
başlamış. Kuvvetli rüzgardan dolayı bir kaç fotoğraf çektikten bütün yolcular
sıcak otobüse kendimiz zor attık. Bir sonraki durağımızı ise pek bir sevdik,
çünkü sıcaktı:  Geysir.  Türkçe’mize de “gayzer “ olarak giren bu
sıcak su kaynağı her on dakikada bir küçük bir patlama ile aniden 15 metre
yüksekliğe kadar su fışkırtması ile biliniyor. Ne kadar rüzgar olursa olsun
Geysir’in civarında hava, sıcak sular sayesinde ılık. Bir sonraki durağımız Thingvellir
Milli Parkı. Thingvellir Amerika ile Avrupa’nın cidden tam ortası:  her iki kıtanın altındaki tektonik plakalar (
Türkiye’de herkes deprem uzmanı oldu, bilmiyor olamazsınız di mi?) burada
buluşuyor. Yüksek bir yerden baktığınızda vadinin duvarlarının aslında nehir
tarafından değilde kıtaların birbirini ittirmesi sonucu yükselen kayalardan
oluştuğunu anlıyorsunuz ( tamaaam, rehber anlatıyor) .  Thingvellir’in başka ilginç bir özelliği de dünyanın
en eski meclisinin mekanı olması. 930 yılında kurulan millet meclisi 1789’a
kadar  Thingvellir’de kalmış. Bugün eski
meclis binasından geriye hiçbir şey kalmamış. Birleşmiş Milletler Thingvellir
parkını dünya mirası listesine almak için çalıştığında hangi kıtada olduğuna
karar verirken bayağı bocalamış. Parkın yarısı Amerika yarısı Avrupa kıtası
topraklarında olduğu için sonunda ne şiş ne kebap yakmışlar: Thingvellir
ikisinde birden listelenmiş. Dokuz saati aşan altın üçgen turu sırasında çok
nadir ağaç gördük. İzlanda’nın sadece %1’i ekilebilir alan, geri kalan yerler
ya taş ya da üzerinde ince bir çimen tabakası dışında hiçbir şey yetişmeyen
topraklar. Ülkenin üçte biri kum ve kumullarla kaplı, bildiğiniz çöl işte.
Avrupa’nın en büyük çölünü örneğin Mısır’ın çöllerinden ayıran tek şey kumların
siyah olması. Adanın volkanik yapısı, kumları ve dayanıksız toprağının aya
benzemesi başka tür turistleri de İzlanda’ya çekmiş: aya ilk ayak basan
astronot Neil Armstrong aya iniş provası için İzlanda çöllerinde antrenman
yapmış.

 İzlanda çölün ilerleyip meraları kaplamasını
durdurmak için çok uğraşmış. İlk önce toprak erozyonunu engellemek  için koyunların çok otlamasını yasaklamış,
koyunlar dinlememiş. Sonra kumların ilerlemesini durdurmak için bariyerler
dikmiş, kumlar dinlememiş. Ne yapsın İzlanda o da doğayı korumak için çareyi
kendini bombalamakta bulmuş. Şimdilerde İkinci Dünya Savaşından kalma bir DC 3
uçağı,  sivri tabanı yere saplanmak üzere
tasarlanmış özel kaplara konmuş tohum ve gübrelerden oluşan “bombalarını”
İzlanda çöllerine bırakıyor. Bırakıyor ki doğa yeniden canlansın ve İzlanda
yeşersin. Tüm dünyada olduğu İzlanda’da iyi gözüken isteklere de muhalefet
edenler var. Muhalefette “İzlanda çıplak daha güzel” kampanyası başlatmış.

 

 

REYKAVİK GECELERİ

 

Altın tur akşama
kadar sürüyor, Reykavik’e tam yemek zamanı geri dönüyoruz. Akşam yemeği için
İzlanda’ya özgü bir şeyler arıyorum. Atasözünü haklı çıkaracak şekilde belamı
buluyorum: İzlanda mutfağının tanınan ürünlerinden biri olan çürümüş kurutulmuş
köpekbalığı eti. Hakarl denilen bu yerel lezzet, köpekbalığı etinin toprak
altında altı ay çürütülüp sonra açık havada kurutulması ile hazırlanıyor. İdrardan
daha keskin bir kokusu var. Hiç deterjan tatmadım ama Hakarl yedikten sonra
şundan kesinlikle eminim ki Hakarl’ın 
tadı deterjandan daha kötü. Üstelik bu meret her lokantada bulunmuyor, benim
gibi kaşınıp ararsanız ve şanssızlık eseri bulursanız battı balık yan gider
deyip yanında İzlandalıların milli içeceği Brennivin’den de ısmarlayın.
Hakarl’ın tadını ve kokusunu ağzınızdan sadece Brennivin silebilir. Brennivin
ağzınızdaki tadı silemese bile yüksek alkol oranından dolayı ( takma adı boşuna
Siyah Ölüm değil)  artık takmazsınız.

 

Reykavik’in hafta
sonu gece hayatı dünyaca ünlü. Eğlence mekanlarında içki fiyatları cep yaktığı
için Reykavik’liler evde iyice içmeden eğlenmeye çıkmıyorlar. En fazlada bira
içiyorlar. Aslında bira 1989 yılına kadar yasakmış. Hükümet yüksek alkollü
içeceklerin tüketimini düşürmek için bira üretimine 1989’da izin vermiş. Bu
strateji sonuç vermiş ve cidden de yüksek alkollü içeceklerin tüketimi azalmış
ama bu sefer bira tüketimi fırlamış. Şimdilerde hükümet tüm alkollü içkilerin
tüketimini azaltacak bir yol arıyor. 

 

Gündüz iş saatlerinde
bile sakin olan şehrin ana caddelerini hafta sonu sabahın üçünde görün,
kalabalık sizi şaşırtacak. Gündüz kapalı duran bir çok eğlence mekanı gece
10’dan sonra hafif hafif hareketlenmeye başlıyor . Gece yarısından sonra son
derece hareketli ve güler yüzlü bir hafta sonu kalabalığı tüm barları, pubları
ve kulüpleri dolduruyor. Eğlence yerlerindeki gülen yüzlerin çokluğu bir
tesadüf değil: Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre İzlandalılar dünyanın
en mutlu üç milleti arasında. Yine aynı İzlandalılar yine aynı kurumun
istatistiklerine göre dünyanın en çok intihar eden milleti. Yanınızdaki bir
İzlandalıya dönüp “abicim bu ne yaman çelişki” 
derseniz, “ depresifler ölüyor, mutluların oranı artıyor”  cevabını rekor bir hızda alabilirsiniz. Tabi
bu cevabı rekor hızda almanız da tesadüf değil, 
İzlandalılar “dünyada kişi başına en çok rekoru elinde bulundurma”
rekoruna  sahipler. 

 

 

TEMBEL BİR PAZAR GÜNÜ REYKAVİK

 

   

            Pazar
sabahı sokaklar çok tenha , Reykavikliler gibi yapıp kahvaltımı geç ettim. Sonra
ver elini “Mavi Lagün”. Mavi Lagün, jeotermal bir açık hava kaplıcası.
Reykavik’ten belediye otobüsü ile bir saatte ulaşılıyor. Lagün’ün suları yan
taraftaki jeotermal elektrik santralinden geliyor. Yeraltından çok sıcak çıkan
sular elektrik üretiminde kullanılıyor. Elektrik türbininden çıkarken 40
dereceye kadar soğuyan su lagüne veriliyor. Hava sıcaklığı ne olursa olsun,
suyun sıcaklığı sabit. Su içindeki bazı maddelerden dolayı mavimtırak bir
renkte. Soyunma kabininde mayomu giyip dışarı çıkıyorum. Buhar çıkaran mavi bir
suyun içindeki onlarca insan oldukça ilginç bir görüntü.. de sıcaklık neredeyse
sıfır derece. Oğlum Başar dal suya. Lagünde avuç içlerimin kayısı kıvamında
buruşana kadar kalıyorum. İsteyenler burada otelde kalıp masajda
yaptırabiliyorlar, ama İzlanda’daki her şey gibi ateş pahası.  Geceleyin bu 
enlemde görülen kuzey ışıklarını 
(Aurora Borealis ) görmek için bir tura katılıyorum. Kutuplara yakın
bölgelerde gözlenebilen bu doğa olayı atmosferdeki atomların enerji
seviyelerindeki değişim sonucu gökyüzünün  değişken şekilde ve renkli bir şekilde
boyanması olayıdır. Otobüsümüz Reykavik’in ışıkları gözden kaybolup, gece
zifiri karanlık olana dek şehirden uzaklaşıyor. Sonra yol kenarına çekip kuzey
ışıklarının dansına tanık oluyoruz. Yerden tüten ama kaynağı belli olmayan
devasa bir duman kütlesine yeşil lazer tutulmuş gibi. Zaman zaman şimşek
çakıyormuş gibi hareketlenen dumanlar yok oluyor, ufukta başka bir yerde
yeniden çıkıyor. Soğuktan  titriyorum
ama  dönme vakti gelse de gitmek
istemiyorum. Bu görüntüye doyulur mu bilemem. Isınmak için arada otobüse gire
çıka bu muhteşem görüntüyü hayranlıkla seyrediyorum. Yarın eve geri döneceğim,
dönene kadar İzlanda’yı daha çok içime çekmeli. Daha, daha.

 

 

15 yorum

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    şimdi aslında bu hikayede en ilginç olan 1970 yılına kadar uygulanan türk öldürmenin cezasız olması. fakat başlıkta bunu kullanınca hala böyleymiş gibi oluyor ve bir yanılgı doğuyor. “Kendini bombalayarak doğasını koruyan ülke” denebilir başlık olarak. ama bu yazı mutlaka ve mutlaka kitaplık!

  • maliho dedi ki:

    Enteresan bir ülke olduğu belli, “Her gün büyüyen ve kendini bombalayarak doğayı koruyan ülke” yi bende tercih ettim.
    İzlanda’ya ilk gelenler bu adayı çok sevmişler ve fazla kimse ile paylaşmak istemediklerinden, adalarının ismini “Iceland”, yani buzlar ülkesi demişler. Aslında buzullarla kaplı olan ise grönland’de de yeşillikleri çağrıştıran “Greenland” demişler. Bilmeyen herkes yeşilliklere gidiyorum diye grönland’a gitsin orası yeşillikler içindedir bize gelmeyin biz buzlarla kaplıyız denildiği diye bir rivayet vardır. 🙂

  • despina dedi ki:

    çok akıllıca:)

  • despina dedi ki:

    bu rivayet yazıya eklense güzel olurdu.

  • venividiviki dedi ki:

    İzlanda gitmek istediğim yerlerin başında geliyor. Benim gibi soğuk sevmeyen biri için de biraz cesaret işi sanırım.
    “Yakın geçmişe kadar Türkleri öldürmenin serbest olduğu ülke” gibi bir başlık olabilir mi? Bence en ilgi çekici başlık bu.

  • POYRAZADA dedi ki:

    İzlanda kitapta olsun derim başlık ‘Her gün büyüyen ve kendini bombalayarak doğayı koruyan ülke” olabilir veya bu kadar kutuplara yakın bir adaya daha ‘soğuk ‘ bir isim bulalım. Daha soğuk ,daha cazip, daha buzzzzz gibi bir şey ! 🙂

  • rome_o dedi ki:

    bu başlıkların hepsi olur ama en çok ilgimi çeken 1989 a kadar bira üretiminin yasak olması ne tuhaf .

  • kikkoman dedi ki:

    Başlıklar enteresan .Yazıyı sonra bir ara okurum .

  • yarenb dedi ki:

    Bu yazı bence kitata olmalı ama ben üç başlığı da sevmedim.

    4. baslık alternatifi sunmak istiyorum…

    “Fay Hattı Çocuğu”

    Okuduğum kadarıyla İzlanda tamamen volkanik bir ülke ve yapılan herşeyin nedeni bu. Gezilip görülen yerler de bu yapı sonucu oluşmuş. Buna vurgu yapan bir başlık daha hoş geldi kulağıma.

  • mugeyidogan dedi ki:

    Başlık tercihim 3 numara. izlanda ile ilgili bir bilgi eklemem gerekirse 2009 yılı başında yaşanan küresel krizde ülke ekonomisinin tamamen çökmesi, hatta iflas etmesi. Haftasonu okuduğum habere göre fast food devi McDonalds bile İzlanda’ da çekilmiş. Belki bu durumla ilgili bir paragraf da eklenebilir yazıya.

  • gulliblecow dedi ki:

    1 numara benden onay aldı.doğaya karşı göstermiş oldukları iyi niyettende de 10 üzerinden 8 aldı izlandalılar.teşekkrler.

  • MIYU dedi ki:

    ben de bu yazının kitapta kitapta yer alması gerektiğini düşünüyorum, bugüne kadar İzlanda hakkında çok düşünmemiştim, ama okuduğum her şey çok ilginç geldi. Bu arada maliho’nun ve Müge’nin bilgilerini de yazıya eklersek çok daha güzel olacağında hemfikirim. Başlık olarak ise kesinlikle Türklerle ilgili olanı seçmezdim, çok negatif bir izlenim bırakıyor, sonuncu başlık güzel ya da yarenb’nin teklifi de güzel!

  • Corto_Turco dedi ki:

    Açıkçası üç başlık da çok iyi değil. “Kendini bombalayarak doğayı koruyan ülke” belki ama dödüncü alternatif olan “Fay Hattı Çocuğu” gibi daha kısa ve konuyu özetleyici bir başlık daha iyi olur. Bu arada dahi anlamındaki “de”lerin yazımına lütfen dikkat. Bu hata yazılarda çok sık yapılıyor.

  • tepegoz dedi ki:

    Bence ilk başlık en güzeli:”türkleri öldürmenin…” Çok çarpıcı ve ötekilerden kısa…Başlık, adı üstünde o kadar uzun olmamalı,gazete başlığı değil ki bu..
    Yazıyı da beğendim, insanları boğan, okurken atlaya atlaya okuduğumuz detaylara girmemiş…her tasvirde araya ilginç bir hikaye ya da espri sıkıştırmış…

  • sozubek dedi ki:

    yazı başton sona ilgi çekici….mutlaka kitapta yer almalı…..başlık konusuna gelince “Her gün büyüyen ve kendini bombalayarak doğayı koruyan ülke” uygun olabilir diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*