( Kitap Yazıyoruz 15) ERİTRE: Dünyanın En İyi Kahvesi


———————————————————————————————–

ÖNEMLİ HATIRLATMA

 

Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap Yazıyoruz” projesinin bir
parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa internet ortamında okuyucular
yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap Yazıyoruz projesi dahilinde 70
yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu yazılardan 55’i kitaba
girecektir. Hangi yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği
tamamen siz okuyuculara bağlıdır
.

 

Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum yaparken özellikle şu
konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha iyi ve anlaşılır
yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C)
Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar var mı?,  D) Diğer öneriler vb.
Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın
büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.

 

Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi bu linkte bulabilirsiniz: 
http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx

 

————————————————————————————————–

 

Kahve içermisiniz?  Evet mi? İyi.
Peki, daha iyi kahve içmeye meraklı mısınız? Eğer öyleyse şanslısınız. Bugün size dünyanın
en iyi espressosunu içebileceğiniz yeri tarif edecegim. Hem de dünyanın art
deco mimari başkentide burası, benzi istayonları bile art deco. Uyarayım, biraz
sapa bir yerde. Ama o kadar kusur kadı kızında bile olur değil mi? 

“Eritre mi, o da ne?”. Gittiğim ülkeler hakkında konuşmam gerektiğinde
Eritre için ilk sorulan soru bu. Açıklayayım. Eritre, Kızıl Deniz kıyısında,
“Afrika’nın boynuzu” olarak adlandırılan bölgede, yaklaşık 4.5 milyon
nüfuslu, fakir, dağlık, kıraç bir ülke. Yerini bulmakta çoğumuzun zorlandığı bu
ülkeyi Osmanlılar 1600’lardan 1850’lere kadar yönetmişler. Eritre bir zamanlar
Osmanlı’nın Habeş eyaletinin bir parçası imiş. Osmanlılardan sonra Mısırlılar
ve 1885’ten sonra da İtalyanlar bölgeyi ele geçirmiş. İngilizler 1941’de ülkeyi
İtalyanlardan almışlar, ama İkinci Dünya savaşı sonrası ülkeyi bırakıp gitmişler.

1950’de ülkenin ekonomik durumu çok kötüleşip açlıktan ölümlerin önü
alınamayınca Birleşmiş Milletler geçici olarak Eritre’yi daha iyi durumdaki (ve
istekli) Etyopya’ya bağlamış. Etyopya bu bağlanmayı geçici değil kalıcı yapmak
için kendi adamlarını getirip, yerel halk üzerinde baskı kurunca ortalık
karışmış. 1960’ların hemen başında Eritre’nin bağımsızlığı için silahlı
mücadele gerilla hareketi olarak başlamış ve 1991’e kadar devam etmiş. 1991’de
Etyopya hükümetinin çökmesi sonucu bağımsızlıklarını elde etmişler ve 1993’te
resmi olarak devletlerini kurmuşlar. Yani 30 sene kesintisiz iç savaş
yaşamışlar.

Eritre’nin devlet kurumlarından birine altyapı sağlamak için birçok kez
başkent Asmara’ya gittim. Diğer müşterilerimizle anlaşma maddelerini uzaktan
hazırlayıp, daha sonra ülkeyi bir kez ziyaret etmek anlaşmanın imzalanması için
yeterli oluyordu. Ama Eritreli müşteri ile normalden çok uzun süren bir süreç
yaşadım. Her seferinde uzun pazarlıklar, renkli toplantılar ve karşılıklı
hırlaşmalar sonucu bir şekilde anlaşmaya vardık. Karşımızdaki insanların
tecrübeleri işlerin hemen sonuçlanmasını geciktirdi, durumu biraz açayım; bugün
devlet dairelerinde yüksek mevkide olan birçok kimse 30 senelik iç savaş
sırasında gerilla ayaklanmasını yönetenlerden oluşuyor, bizim müşterinin tepe
yönetimi -tahmin ettiğiniz üzere- tamamen eski gerilla liderleri. Pazarlıklar
sırasında diğer yerlerde hiç rastlamadığım itirazlarla karşılaştım; fiyatı
biraz yüksek mi tuttunuz “siz yabancılar böylesiniz, biz çarpışırken
…..”
, malın gelmesi uzun mu sürecek “yahu ben bu sürede
şehir aldım şehir….”,
proje ekibiniz geç mi geldi “ben
5000 kişiyi 2 günde bütün çölden geçirdim, sen iki kişiyi getiremeyecek
misin?”.
Toplantılar sık sık eskiden dağda geçirdikleri zamanları
anlatmak üzere kesildi, şimdiye kadar gördüğüm en renkli ve en sıcakkanlı (aynı
zamanda en kısa sigortalı) kişilerden birkaçını Eritre’de tanıdım. Diyeceğim o
ki; eski gerilla lideri müşterin mi var, derdin var kardeşim.

Eritreli’lerin yabancılara güvenmeleri uzun sürüyor, ama güveni oturttuktan
işler sorunsuz yürüyor. Neyse bunları bırakıp biraz başkent Asmara‘yı gezelim. Ve iyi kahve arayalım.

Eritreliler

Eritre, Siyah Afrika ile Arap Afrika’nın geçiş noktasında, bunu insanların
yüzlerinde görmek mümkün; Araplardan daha esmerler ama siyah değiller, saçlar
kıvırcık ama tam siyahlar kadar değil, yüzleri hem Arap ve hem Afrika
halklarının özelliklerini taşıyor.

Ülkede dokuz ana etnik grup yaşıyor ve nüfusun yarısı hristiyan diğer kısmı
müslüman. Diğer Afrika ülkelerine kıyasla etnik kavgalar çok az, kabileler son
derece kaynaşmış durumda. Eritreliler bunu 30 sene süren savaş sırasındaki
dayanışmaya bağlıyorlar. Devlet dairelerinde geçerli iki dil var; Tigrinya
(ülkedeki en büyük kabilenin dili) ve İngilizce. Okullarda eğitim ilk önce
kendi Tigrinya alfabeleri ile başlıyor ve sonraki yıllarda İngilizce olarak
devam ediyor.

Asmara

Asmara,
Eritre’nin başkenti. Nüfusunun yaklaşık yarım milyon olduğu söyleniyor, ama
sokakları dolaşınca nerede bu kadar insan diyorsunuz. Asmara’ya kuşbakışı
bakarsak şehrin üç ayrı bölgeden oluştuğunu görürüz; eskiden İtalyanların
oturduğu, kenarındaki büyük palmiyelerin yürüyenlere gölge yaptığı geniş
Harnet-Sematat caddeleri arasındaki bölge, eskiden yerlilerin oturduğu dar
sıkışık sokakları ve hemen hiç yeşilliğin olmaması ile dikkati çeken Nakfa
caddesi civarı ve yeni inşa edilen konutların yer aldığı bölge.

Harnet caddesinin eski isimleri bize onun kimliği hakkında ipucu veriyor;
Corso İtalia (ülke İtalyanların elindeyken), National Avenue (ülke İngilizlerin
elindeyken), Halile Selassie I (ülke Etyopya nın elindeyken). Bu cadde tam
anlamıyla Afrika, Arap ve Avrupa kültürlerinin birleştiği nokta. İtalyanlardan kalma
sinema, tiyatro, devlet binaları ve apartmanların büyük çoğunluğu olduğu gibi
korunmuş. Binaların iyi durumu ve belli bir döneme ait güzel mimarisi buraya “dünyanın
Art Deco mimari merkezi”
ünvanını kazandırmış.

Harnet caddesi üzerindeki sağlı sollu dükkanlar ve açık hava kafeleri
sayesinde her zaman kalabalıkları kendisine çekiyor. Akşamüstü iş çıkışı
buradaki kafelerde yer bulmak gerçekten zor. Dünyada kahvenin ilk içildiği yer
olarak Etyopya gösterilir, Etyopya kahvesi bugün de aranılan iyi kahve cinslerinden.

Eritre, Etyopya dan resmi olarak hiçbirşey satın almıyor, ama kahve (kaçak
olarak) bunun dışında. Dünyanın en iyi kahvelerinden birini alın, üzerine
İtalyan kahve hazırlama kültürünü koyun, biraz da Arap kahvede oturma
geleneğini ekleyin, işte size aksamüstü Asmara
kafeleri. Kaldırıma atılmış masanızda az önce smokinli garsonun kaplumbağa
hızıyla getirdiği damağınıza bayram yaptıran espressonuzu yavaş yavaş
yudumlarken, akşam adet olduğu üzere caddeye çıkan müşteriniz ile -işteki
gerginliği bir kenara bırakıp- bir yandan havadan sudan konuşup bir yandan da
caddeden geçenleri seyredersiniz, bu arada bir bakmışsınız günün yorgunluğundan
eser kalmamış. Dünyada tadabileceğiniz en iyi kahve için ya Moderna Café’ye
dalın ya da Sweet Asmara’ya. Her ikisi de akşamüstleri çok dolu olacaktır.
Kahvenin yanında güzel bir tatlı ısmarlayın, damağınız bayram ederken siz de
kendi kendinize şaşkınlıkla “bütün bunların Eritre’de olmaması lazım ama neyse”
diye mırıldanın.

Ülkede onbin kadar Birleşmiş Milletler askeri var, okul ve hastanelerde
çalışan yabancı gönüllü sayısı ise yine o kadar. Böyle olunca yabancılara
yönelik restoran ve barlar açılmış, geceleyin de yapacak birşeyler her zaman
var. Üstelik Asmara Afrika’nin diğer şehirlerine kıyasla çok güvenli. Gecenin
herhangi bir saati, şehrin herhangi bir yerinde tek başınıza dolaşabilirsiniz,
kimse size bakmaz bile.

Nakfa caddesi ve civarı en çok yeşilsiz dar caddeleri ile dikkati çekiyor.
Bu bölge İtalyanlar zamanında yerli halkın oturduğu mahalleymiş, kontrolünün
kolay olması için alan olabildiğince küçük tutulmuş. Bugün şehrin zenginleri
eski İtalyan mahallesinde oturuyor, orta direk Nakfa caddesi ve yeni inşa
edilen mahallelere dağılmış. Nakfa caddesi civarında mahalle pazarı dışında pek
ilginç bir şey yok. Pazarda ise hemen her türlü ürünün üzerinde “Amerikan
yardımı”
damgası var. Hükümet dışarıdan aldığı hibe yiyecekleri,
içeride düşük fiyattan piyasaya satıyor. Bu şekilde hem hükümet biraz kar
ediyor, hemde iç piyasadaki üreticilerin iflas etmesini engelliyor.

Pazarda dolanırken karşıma çıkan tek ilginç şey üzerinde İlhan Mansız’ın
resminin basılı olduğu Türk Milli takımı tişörtlerinin satılıyor olması oldu.
Satıcıyla biraz konuşup Türk olduğumu söyleyince bizim milli takımdan 5-6
kişiyi hemen saydı; futbol sen nelere kadirsin!

Eritre’nin yönetimi diğer tüm Afrika ülkeleri gibi tek adam hastalığından
çekiyor;hükümet sadece bir grubun elinde ve ikinci bir partiye izin yok.
Hükümet yolsuzluk yapmıyor ve kalkınmak içim her adımı doğru atıyor ama aynı
zamanda zaman zaman yükselen demokrasi seslerini hızla susturuyor. Bunu
yaparken “bizim halkımız için demokrasi henüz erken” diyor. Umarım
Eritreliler bu sorunlarını da hızla aşarlar da daha çok insan sürprizlerle dolu
Eritre’yi görebilir.

16 yorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    Eritre’ nin adını ilk kez duyuyorum. Zaten çok yeni bir devlet. Tanınmayı hak ediyor, bu yüzden kitapta yer almalı. Yöneticilerin bakış açısı hakkında verdiğin örnekler de enteresan, o kadar zor işler başarmışlar ki iş hayatının bürokrasisi çok saçma geliyor onlara. Kitaplık bir yazı daha…

  • Corto_Turco dedi ki:

    Kahve bahane, bu yeni ve pek tanınmayan ülkeyi tanıtmak için iyi bir fırsat. Üstelik anlatıldığı kadar güvenliyse cazip bir gezi rotası olabilir. Bilgiler yeterli, ,anlatım gayet akıcı. Art Deco binalara ait detay fotoğraflar ile kafelerin fotoğrafları da olsa ne güzel olur.

  • emelege dedi ki:

    Bilinen rotalarin disinda kalan bolgeleri boylesine tanitmak, gezginler acisindan oldugu kadar oturdugu yerden dunyayi tanimak isteyen “gezemeyenler” icin de cok anlamli…
    Sizi kutluyor cabalarinizin karsiliksiz kalmamasini diliyorum….
    Selamlar…
    Emel ALTAN EGE
    http://www.ikiem.com

  • maliho dedi ki:

    Bence kitapta olması gerekli bir ülke. > IN

  • maliho dedi ki:

    Bence kitapta olması gereken bir ülke, gayet te güzel tanıtılmış, teşekkürler > IN

  • kizirbey dedi ki:

    Eritre, güzel anlatılmış bencede kıtapta yer alırsa iyi olur. ezilmiş halklardandır, tanınsın, bilelim

  • MIYU dedi ki:

    bence de kitapta yer almayı hak ediyor hem bu ülke hem de yazı. Bir kere birçoğumuzun daha önce duymadığı bir yer ve gidilip görülesi olduğu da belli. Gayet güzel de aktarılmış, detaylar verilmiş, eh bu durumda kitapta olsun derim ben!

  • yarenb dedi ki:

    Başlığı okuduğumda Türkiye’de hatta Silopi yakınlarında bir yer olduğunu hayal ettim. Bilmiyorum niye..
    Cehaletimi mazur görünüz! Benim gibi bir çok insan olabilir, bu nedenle kitaba dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

  • MIYU dedi ki:

    sorma yarenb, ben de Asmara’yı iki kez Amasra diye okudum :))

  • rome_o dedi ki:

    bence iyi bir yedek yazı .54 yazıda kalırsak bunu kitaba dahil ederiz diye düşünüyorum

  • abt_smyrna dedi ki:

    Çok şart değil ama olsa güzel olur. Bilgilendirici kategorisinde değerlendirilebilir.

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Evet, bence de kitapta yer almali…

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    kahve diyince akan sular durur, ayrıca çok güzel bilgiler. bence yedek değil asıl yazılardan biri kitap için. fotoğraflar da güzel :))

  • POYRAZADA dedi ki:

    dünya haritasına bakmam gerekti okumaya başlamadan 🙂

  • POYRAZADA dedi ki:

    Kitapta olmazsa olmaz bir yazı bence, hem çok eğlenceli bir anlatımı var hem de benim gibi dünyada böyle bir devlet olduğunu bilmeyenler için ilginç bir bilgi…

  • cnr_mtnt dedi ki:

    hiç bilinmediği için dikkat çekecek bir rota.. ama gidilecek o kadar yer ve görülecek bir çok şey varken, bende ancak sizin gibi işim düşerse giderim sanırım 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*