(Kitap Yazıyoruz 1) ARJANTİN : Helikopterli çobanlar

-----------------------------------------------------------------------------------------------

ÖNEMLİ HATIRLATMA


Bu yazı Türkiye’de bir ilk olan “Kitap
Yazıyoruz” projesinin bir parçasıdır. Bu projeyle Türkiye’de bir kitap ilk defa
internet ortamında okuyucular yardımıyla yazılmaktadır.  Kitap
Yazıyoruz
projesi dahilinde 70 yazı 4 ay içinde Binrota’ya yüklenecektir. Bu
yazılardan 55’i kitaba girecektir. Hangi
yazının hangi değişikliklerden sonra kitaba gireceği tamamen siz okuyuculara
bağlıdır
.

 

Kitap projesi dahilindeki bir yazıya yorum
yaparken özellikle şu konularda bize bilgi verirseniz seviniriz. A) Yazıyı daha
iyi ve anlaşılır yapmak için ne yapmalı,  B) Siz olsanız kitaba koyar mısınız?,  C) Eksik veya düzeltilmesi gereken kısımlar
var mı?,  D) Diğer öneriler vb.
Yorumlarınıza göre yazıda gerekli değişiklikler yapılacak ve katkınızın
büyüklüğüne göre isminiz kitabın “destek verenler” kısmında yayınlanacaktır.

 

Kitap projemiz ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi
bu linkte bulabilirsiniz:  http://www.kendingez.com/Kampanya.aspx

--------------------------------------------------------------------------------------------------


ARJANTİN  : Helikopterli çobanlar

 

 

 

Türkçe’mize yerleşmiş deyimlerden biri de yapılmakta olan işin anlamsızlığını ve ancak geri kalmış bir yerde yapılabileceğini anlatan “ burası Patagonya değil” dir. Oysa Patagonya vahşi doğası, balinaları, buzulları ve helikopterli çobanları ile gezmek ve şaşırmak isteyenlere güzel olanaklar sunuyor.

 

Patagonya'ya ilk gelen İspanyollar bölgede yaşayan yerlilerin uzun boyları karşısında şaşkına dönmüşler. O zamanlar ortalama bir İspanyolun boyu 155cm iken yerlilerin ortalama boyu 180 cm imiş. Bu yüzden bölgeye “devlerin yaşadığı yer” Patagonya adını vermişler. Patagonyalılar olmasa da Patagonya “dev” sıfatını sonuna kadar hak ediyor: Arjantin ve Şili topraklarının güney kısmını kaplayan Patagonya bölgesinin yüzey alanı Turkiye'nin yaklaşık 1.4 katı kadar. Arjantin tarafında geniş düzlüklerle başlayan topraklar Şili sınırında And dağları boyunca yükseliyor. And dağları ve Pasifik okyanusu arasında ise girintili çıkıntılı birçok fiyort Patagonya'nın batı kıyısını oluşturuyor.

On beş saattir batı Patagonya’dan doğuya seyhata ediyorum. Otobüs camından bakıyorum: sarılar,açık sarılar, koyu sarılar. Arada bir başını gösteren ve aniden kaybolan canlı yeşiller. Kilometrelerce hiç değişmeyen insani hipnotize edercesine yolla beraber akan topraklar. Çocuklar insanı aynı şeyi on kez yüz kez bin kez sorarak bıktırır ya. Patagonya çocuk gibi renklerini , şekillerini size bir kez gösteriyor, sonra tekrarlıyor, sonra yine, sonra on, kez bin kez, yüz bin kez, aynı, aynı, aynı, aynı. Patagonya yorulmuyor, sıkılmıyor. Siz “gördüm,  yeter” dedikçe yeniden ve yeniden kendini tekrarlıyor. Burada gökyüzü büyük. Yerle göğün birleştiği yer sağda aynı solda aynı arkada aynı önde aynı. Göğü küçültecek insan yapıları yok. Patagonya kendini tekrar ede ede sizi büyüklüğüne önce önce alıştırıyor sonra sevdiriyor.

Puerto Madryn, hemen yanı başındaki UNESCO Dünya Mirası sayılan Valdes Yarımadası Milli Parkı sayesinde birçok ziyaretçiyi çekiyor. Tabi doğru mevsimde. Valdes yarımadası balina, penguen, deniz aslanları ve fokların üremek için tercih ettiği bir bölge. Genelde yaz başında bölgeye gelen hayvanlar sonbahar bitmeden bölgeden ayrılıyor. Sonbaharın son günlerini yaşayan Puerto Madryn'de göç eden hayvanlarla birlikte turistler ve turistlere hizmet eden işletmelerde ortama uyarak göç etmişler. Birçok konaklama yeri ve lokanta kapalı. Valdes yarımadasında bir gün suren ufak bir gezi sırasında henüz yola çıkmamış tembel balinalara ve penguenlere rastlıyorum ama onlarda çekingen. Bayağı bir uzaktan görebiliyorum. 

Hostele döndüğümde diğer misafirleri mangal başında buluyorum, ben de katılıyorum.  Mangal partisinde Patagonyalı hayvan yetiştiricisi Vicente Williams ile karşılaşıyorum. Mangaldaki etler onun çiftliğinden. Bazen şehire indiğinde arkadaşlarına et getirdiği oluyormuş, hostel sahibi de arkadaşı ve bugün sayesinde hosteldeki herkes mangal başında.  Vicente’nin atalarının bir kısmı İtalyan bir kısmı Gallerli ve bir kısmı İspanyol. Havadan sudan konuşurken  “beklediği helikopter parçası yanlış geldiği için”  Puerto Madryn’e iki gün sonra yine döneceğini söylüyor. Hayvancılıkla uğraşan birinin helikopterle niye uğraştığını sorunca açıklıyor. Vicente geniş ailesiyle birlikte 120,000 dönümlük çiftliğinde yaşıyor. Patagonya fazla yağış almadığı için uzun süre kullanılabilinecek meralar yok. Onun yerine çiftliğin etrafını telle çevirip hayvanları serbest bırakıyorlar. “ Çitlerin hep sağlam kalması lazım, yoksa hayvanlar kaçar. Çitleri haftada bir dolaşırım. Hepsini arabayla gezmem bir buçuk gün sürüyor. İşi çabuklaştırmak için mecburen helikopter kullanıyorum. Haftada bir iki havadan kısa bir kontrol turu atıyorum. Birde kırkıma ve kesime hayvan göndereceğimiz zaman sürüleri helikopterle yönlendiriyorum. Hayvanları sesle korkutup kardeşlerimin beklediği yöne sürüyorum.” 

“ Helikopterin olduğuna göre hayvan yetiştiriciliği çok karlı bir iş olsa gerek”

“Patagonya’da fazla yağmur yağmaz. Su olmayınca ot olmaz. Ot olmayınca inek, koyun olmaz. Hele bu hükümet et fiyatlarını sabitledi, gelirimiz çok azaldı. Şimdi olsa helikopter alamazdık, eskiden durumumuz daha iyiydi”  diyor.

İnekleri gütmek için helikoptere binen çobanların olduğu Patagonya’nın bu bölgesinde başka bir şaşırtıcı gerçek ise Galler temalı mağazalar ve telefon rehberinde İngilizce isimler. 1865 yılında Arjantin hükümetinden izin alan Gallerliler bir gemiyle Puerto Madryn'e inmişler ve orada 150 kişilik bir grup olarak şehrin ilk temelini atmışlar. Bölgedeki diğer şehirler bu ilk Galler yerleşiminden sonra kurulmuş ve Galler esintili isimler taşıyorlar.

Trelew, Puerto Madryn'e göre biraz daha büyükçe bir şehir. Deniz kıyısından içeriye bir saat kadar gidince Trelew'e varıyorsunuz, arada en küçük bir yerleşim birimi bile yok. Yol boyunca sadece telle çevrili geniş alanlar var: arada bir görülen besi hayvanları ve belki sabırlıysanız göreceğiniz helikopterli bir kovboy. Trelew, bölgenin politik merkezi ve vali burada oturuyor. Ticari önemi dışında turistlere sunacağı pek bir şey yok,. Gaiman, Trelew'dan yarim saat uzaklıkta bir kasaba. Gaiman da 1870'lerde Galler'den gelen göçmenler tarafından kurulmuş. Şehir İngiliz usulü çay salonları ile tanınıyor. Çay salonlarının birinin önünde çaydanlığın heykelini bile yapmışlar, çaya saygı bu kadar olur.  Ancak salonların çoğu turist mevsimi olmaması sebebiyle kapalı. Açık sadece bir çay salonu buluyorum, İngiliz görünümlü ama tek kelime İngilizce konuşamayan yaşlı bir teyze çayın yanında 12 çeşit pasta getirerek “çayın yanında tatlı bir şeylerde yiyin” de son sözü söylüyor. Karanlık basarken iyice yalnızlaşan Gaiman sokaklarından geçerek Puerto Madryn otobüs durağını ararken aklımda helikopterler ve elimde halen bitmemiş bir parça kek var.

 

 

19 yorum

  • maliho dedi ki:

    “Gallerli” değilde “Galli” denir diye biliyorum. (?)

  • Corto_Turco dedi ki:

    Patagonya’ya gitme hayalim vardır. Ve sanırım öyle de kalacaktır. Hep uzak ve fantastik bir yer gii gelmiştir bana. Uçsuz bucaksız ıssızlığın ortasında evrende bir noktadan bile küçük olduğumuzun bilincine varmak… Belki bir gün. Kaçıp gidenlere teşekkürler.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Evet doğrusu Galli olacak : )

  • mugeyidogan dedi ki:

    Helikopteri olan çobanlar ilginç sayılabilir ama Patagonya’ yı asil listeye almayalım bence, 55. yazıyı bulamazsak bunu koyabiliriz kitaba diye düşünüyorum.

  • rome_o dedi ki:

    bu yazı patagonyaya gittiğimizde karşımıza nasıl bir coğrafya çıkacağını iyi anlatan bir yazı .. okurken şaşırtmaz ama patagonyaya gittiğinde hayranlıkla etrafı seyredeceğimi hissediyorum. daha 75 tane yazı okuyacağız kitapta olmalı mı olmamalı mı hepsini okuduktan sonra karar vereceğim .başlık milyoner çoban mı olmalıydı acaba?

  • kitapyaziyoruz dedi ki:

    Doğrusu “Galli ” olmalı. Uyarı için teşekkürler düzelteceğim.

  • mugeyidogan dedi ki:

    Yazıya tekrar bakınca şu çaydanlık heykeli ilginç geldi. Bunu büyüklüğü ne kadar?

  • MIYU dedi ki:

    helikopterli çoban gerçekten de düşünülecek gibi değil, insana komik geliyor ,ama sebep ortada, adam napsın :)) Açıkcası ilginçlikler açısından kitapta yer alması gereken bir yazı olarak görüyorum, ama bana burası hiç ilgi çekici gelmedi, yani git git git hep aynı ben bunalırım.

  • kitapyaziyoruz dedi ki:

    mugeyidogan ‘a cevaben caydanlık benim boyumdan biraz daha büyük bir şeydi.

  • venividiviki dedi ki:

    Ben gezi yazılarının fotoğraflarla desteklenmesi taraftarıyım. Bu seride de öyle olmasını umarım. Örneğin bu yazıdaki 3 adet fotoğraf bana yeterli gelmedi. Sanırım serinin geri kalanı için de durum aynı. Fotoğraf için ayrı bir çalışma mı yapılacak acaba?

    Bunun dışında ben yazıyı beğendim. Patagonya da bakirliğiyle ilgimi çeken bir yer.

  • gezgininnotdefteri dedi ki:

    Biraz daha fotoğraf ve üzerinde hangi bölge/ülke olduğunun işaretli olduğu bir harita daha görsel ve okuyucunun hayalgücünü destekleyici olur diye düşünüyorum. Henüz diğer yazıları okumadığım için seçim yapmak doğru değil.. Yazının başlığı ilgi çekici olmuş, ama Patagonya hakkında anlatılmak istenen başka şeyler de olabilir gibi geliyor bana: mesela Macellan, mesela Darwin.. ya da “dünyanın öbür ucu”.. Ama anlatmak istediklerinizi güzel anlatmışsınız, elinize sağlık..

  • despina dedi ki:

    çoban olmaz. Çoban koyun ve keçi ya da benzeri hayvanları otlatan kimsedir. Vincente zaten yazıda hayvan yetiştiricisi olarak tanıtılmış bize. Başlık çarpıcı ama abes. Patagonyayla iligli bilgiler , boy karşılatırmaları, devler ülkesi vb detaylar çok güzel

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    şaşkınlık verici bulduğumu belirtmeliyim. kitaba girebilecek değerde olduğunu düşünüyorum yazının. fakat fotoğraf desteği şart. başlık açısından da çoban demekte çok sakınca görmedim ben? hayvan yetiştiricisi tam olarak çoban olmuyor anlam olarak belki ama aşağı yukarı anlatıyor sanki…

  • Bepanthol dedi ki:

    Hayvanların helikopterler ile güdülmesi ilginç bir konu ama bütün çiftlik sahipleri bu meseleyi bununla mı çözmüş? Yani bu durum bütün o bölge için geçerliyse genelleme yapmak pek doğru olmaz. Ama ilginç tabii kitabın tanıtımında nerede helikopterle hayvan güdülüyor denilebilinir. 😉

  • ozlem-pansiyon dedi ki:

    Kitabın adı: ‘Şaşkınlık verici 55 gezi rotası”. Yazının başlığı: “Arjantin-Helikopterli çobanlar”. Anlatılan rota: TR’nin 1.5 katı büyüklüğünde olduğu söylenen Patagonya (ki bu her köşesinde başka bir sürpriz olduğunun habercisi olmalı).

    Yazı kitaba yakışır bir vaatle başlamış: “Patagonya vahşi doğası, balinaları, buzulları ve helikopterli çobanları ile gezmek ve şaşırmak isteyenlere güzel olanaklar sunuyor”. Uzak ve bilinmeyen bir rotayı daha da ilginç kılacak isminin hikayesi ile devam etmiş. Kara yolculuğunda herkesin tartışmasız yaşayacağı, tekrar eden manzara buhranı ve sonunda hipnotize olma hali de ilerleyen bölümde çok güzel ifade edilmiş. Bu uzun ve hemen her Patagonya yazısı yazanın yapmak zorunda kaldığı mecburi girizgahtan sonra, asıl şaşırmayı beklediğimiz noktada; sanki hep penguen, hep balina, buzul görürmüşüz gibi, hızlı bir geçiş yapıp hikayenin başrolüne helikopterli çoban koyulmuş. Bu güzel bir detay ve yazıya büyük lezzet katmış. Ama benim gözüm (kitabın vaadi nedeniyle) Patagonya denince akla gelen Torres del Paine Milli Parkı’nı, Moreno Buzulu’nu, Tierra del Fuego’yu aradı. Beni Patagonya’da şaşırtan: Kol mesafesinde penguenleri gözlemlediğim, cilveleşmelerine tanıklık ettiğim… 1 -2 metre yakınıma kadar gelen tekne büyüklüğündeki balinanın su fışkırttığı… global ısınmaya rağmen büyümesini sürdüren Moreno Buzulu’ndan kopan buz kitlesinin çıkardığı ürkütücü sesi duyduğum anlardır. Ateş Toprakları’nda izlediğim kuşlar, böcekler, çiçeklerdir. Patagonya insanının bizden çok daha medeni bir hayat sürmesidir. Siyaset ve futbol konuşmaya doymaz coşkulu Arjantinlisidir. Elden bırakılmayan matte’sidir.

    Sanırım Başar, kendine şu soruyu sormalısın: Dünyanın yarısını gezmiş bir insan olarak sana şaşırtıcı gelenle, bu kitabın okuru olacak insanların şaşıracağı ya da ilgileneceği şey aynı mı? Bu kitap biraz rehber kitap tadında mı olacak (bana ismi bu hissi veriyor), yoksa bir gezginin şaşırdığı rotalardaki gezi anıları mı?

    Bana ikisi de uyar.

  • abt_smyrna dedi ki:

    Yazıları ikinci kez okumaya başladım. Bu yazının yine de bu kitapta olmaması taraftarıyım.

  • Mesut dedi ki:

    Bir kitaba alınacak kadar bir ilginçlik yok gerçi bu daha ilk okuduğum yazı ama. Diğer yazıları da tek tek okuyacağım inş. Yazıda bahsettiğiniz çay salonlarını hakkında biraz daha bilgi verirseninz çayı çok seven biri olarak daha iyi olacağı kanısındayım. Mesela aklıma gelen ilk soru neden çaya bu kadar saygı duyuyorlar burada çay bahçeleri falan var mı varsa bizim Rizedeki çaydan farklı mı yoksa aynı mı gibi konulara da değinirseninz iyi olur. Birde dört kez aynı demeye gerek yok iki kez de yazılsa aynı vurguyu yapmış olursunuz. Bir de ”Patagonya kendini tekrar ede ede sizi büyüklüğüne önce önce alıştırıyor sonra sevdiriyor.” cümlesi yerine ”Patagonya kendini defalarca göstererek sizi önce büyüklüğüne alıştırıyor sonrada tıpkı şirin bir çoçuk gibi kendini sevdirmeyi başarıyor.” gibi bişey daha güzel olurdu diye düşünüyorum. Birde nktalama ve imla kurallarını alt üst etmişsiniz düzeltilirse çok iyi olur. Ama dediğim gibi kitap için uygun bir yazı olmadığını düşünüyorum diğerlerini de okuyunca 55 tan yazı çıkmazsa o zaman gerekli değişiklerler beraber kitaba alınabilir şimdilik kalsın…

  • zeyneb dedi ki:

    Ben olsam ‘ Patagonya ‘ ismini nerden aldığı konusundaki hikayelere yer verirdim . Birde ‘ Charles Darwin ‘ ( evrim teorisinin temelleri orada atılmış ) ve ‘ Macellan ‘ var .

  • cnr_mtnt dedi ki:

    yazı tam bir gezi yazısı fazla sıkmadan ülke hakkında bilgi verilmiş ve güzel anılar anlatılmış ama çok ilgi çekici bir yer değil sanırım anlatıldığı kadarıyla.. olmasın bence..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*