Kısaca Kenya.. Nairobi

Nairobi’ye kıyısından girmeye başlayınca yolcular da birer ikişer iniyor.. Yalnız otobüsün durduğu yerde bekleşen motosikletli psikopatlar birbirlerini ve arada da yolcuları yemekteler. Ben şehir merkezinde yani son durakta indim.. Etrafımı çeviren taksicilerin kaosundan sıyrılıp bilet satış ofisine girdim ve dönüş biletimi de aldım. Ne olur ne olmaz. Yılbaşı öncesi Nairobi’de mahsur kalmak istemem. Soluklandıktan sonra dışarı çıkıp ilk taksiciyle pazarlığa başladım ama orta yolu bulamadık.. Etraf kalabalıklaşmaya başlayınca indirdiğimiz kardır deyip atladım, otele geldim. Oakwood Hotel internetten uzun araştırmalarım sonucu karar kıldığım hem konumu hem de bu konuma göre fiyatı uygun olan bir otel. Şehrin biraz  daha zengin merkezinde olduğundan güvenlik konusunda; bu bölgedeki oteller genelde lüks olduğundan dolayı da fiyat konusunda ideal geldi. Resepsiyon ikinci katta.. Asansör var ama çalıştırabileceğimden emin olamadım.. Düğmeler yok. İki tane kol var.. Merdiveni tercih ettim çaresiz. Resepsiyonda işlemlerimi yaptırırken bir Rus derdini resepsiyoncu kıza anlatmak için çırpınıyordu.. Hayırdır, dedim.. Az önce 77 dolarlık ödeme yaptım, ama hesabımdan 2000 dolar çekilmiş dedi ve bankadan gelen smsi gösterdi (daha sonra bunun bir yanlışlık olduğu anlaşıldı). Burada boşuna vakit kaybetme hemen bankayı ara dedim. Adam ağladı ağlayacak. Bu durum karşısında kartla ödemeyi göze alamadım. Nakit olarak ödedim, zira peşin ödeniyor. İşlemlerimi bitirdim ve odaya çıktım. Her zaman olduğu gibi odanın fotoğraflarını çektim. Bu sayede otellerin yalandan koydukları resimlerin yerine gerçek fotoğraflar benden sonra kalanlara yardımcı olacak. Odada sivrisinek ve yeteri kadar hamam böceği var. Hamam böceği neyse de sivrisinek hoş bir durum değil..  Gerçi Türkiye’den sivrisinek kovucu bileklik almıştım.. Kocaman bir sivrisinek gelip bu bilekliğe konunca boşuna olduğunu anladım. Klasik yöntemlerle mücadele en iyisi.. Bulabildiklerimi havlu yardımıyla halledip, tablet sivrisinek kovucuyu prize takmak isteyince gördüm ki, prizler için adaptör gerekiyor.. Bense bunu unutup adaptörü evde unutmuşum. Neyse ki, resepsiyonda bana bir tane ayarladılar. Saat henüz 20ye geliyor.. Dışarı çıkıp içecek birşeyler almak istedim. Bana tuhaf bir şekilde baktılar resepsiyondakiler.. Artık hava karardı, akıl işi değil dışarı çıkıp dolanmak, dediler. Odada bir su ısıtıcısının olması ne iyi. Türkiye’den beri yanımda olan bardak hazır çorba ve bisküvi bu akşamı tok geçirmemi sağladı. 






Ertesi gün otelden ayarladığım bir araçla Lost Paradise’a gittim.   Buradaki küçük şelale, mağaralar, göl ve yeşil ortam son derece güzel. At ve deve gezileri de yapılabiliyor 100 şiling karşılığında.. Giriş ise 800 şiling her yerde olduğu gibi.. Kahve bahçelerinden geçerken bukalemun bakındık ama göremedik.. İyi saklanmışlar demek ki.. 





Dönüşte Ulusal Müzeye gittim. İçine yılan parkı da yapmışlar ne gerekse.. Giriş ücreti  1200 şiling. Çok da beklentiyi karşıladığını söyleyemem.. Müze, doldurulmuş hayvanlarla dolu. Yılan parkında ise yılanlar, kaplumbağalar ve timsahlar var. Hiç beğenmedim. Hayvanların böyle kapatılması hiç hoş değil. Onun nasıl bir şey olduğunu, özelliklerini öğrenmek isteyen  gitsin Google’a baksın. Hayvanat Bahçeleri kadar lüzumsuz ve iç acıtan yerler yoktur herhalde. Koşarak çıktım bu gereksiz yerden. 






Şoför bir restaurant’a götürdü. Mamba Restaurant.. Bir timsah çiftliğinin yanında, bir piknik alanının içerisinde, göl kıyısında.. Menüye bakayım da ona göre oturayım dedim.. Açık büfemizde var dediler. Baktım, açık büfe dedikleri salata, pilav ve ne idüğü belli olmayan etli bir sulu yemek.. Hepsi 1800 şiling. Aslında tipik bir turist kazıklama mekanı.. Otantik ortam havaları.. Menüde yarım piliç çevirme 400 şiling.. yani 4 dolar falan.. E bu uygun, deneyelim dedim. Ancak gelen tavuk o günün çevrilmişi değil.. Tavuk hem çok uzun yaşamış, hem uzun zaman önce ölmüş, hem de çok uzun zaman önce pişirilmiş ancak bugün biraz ısıtılmış.. Yanıma gelen kediye ellerimle parçalayıp, afiyetle yedirdim. Hepsini.. Kedinin gözlerindeki mutluluk bana yetti. Garsonların bakışlarını kim umursar..  Sonra da paşa paşa hesabı ödeyip çıktım. Tavuk hakkında yorum yapsam ne olacak ki.. Burada timsah vs gibi özel etler de veriliyormuş.. Ama fiyatları konusunda bilgim yok.. Öğrenmek de istemedim. Merak için böyle şeyler isteyen, gitsin kendi baksın.. Ben hayatımda bir kere yaşadım bu pişmanlığı, bir dahasına niyetim yok. Oradan KFC’e gittim.. Yani uluslararası standartlar gereği daha doğru dürüst bir şeyler yerim diye. Karnımı bir güzel doyurdum.. Hamburger – Kola 650 şiling (7.5 dolar) .. Bu gece bu yüzden uyuyamam herhalde diye düşündüm.  Bunun yanlış bir seçim olduğunu akşam otel tuvaletinde geçirdiğim uzun zaman sonunda anladım.


 


Şoför bana şehrin zenginliklerinden bahsetmeye başladı.. Gösterdiği yerler hep elit kesimin yaşadığı yerler.. Bunlar beni ilgilendirmiyor, zenginin nasıl yaşadığı umurumda değil.. Sen bana yoksul ne halde, ondan bahset dedim.. Duraladı. Uzaktan göstereyim, dedi. Gittik bir tepenin başından işaret ettiği yere baktım.. Tenekeden barakalardan tüten bir yoksulluk belli belirsiz.. Daha yakından bakalım dedim.. İsteksizce bir tabela gösterdi.. O mahalleye giden yol kapatılmış.. Vardır bir yolu dedim.. Oralar tehlikeli, dedi. İçerisine girmeden kıyısından bakarız dedim. Yine isteksiz çıktık yola. Bir başka tepeden indik aşağı.. Mahallenin kıyısında durdu.. Ama hala uzak.. Etrafta mahalleye doğru hızla ilerleyen zengin evleri, villaları inşaatları var.. Belli ki bir süre sonra yutacaklar burayı. Şehrin orta yeri çünkü.. Bizde de aynısı olmadı mı ve hala olmuyor mu ? Kentsel dönüşüm mavrası altında. Fakir yerinden ediliyor.. Yerine zengin dikiliyor.. Bu alçakça işlerden dem vurunca şöför biraz açıldı. Hadi gidelim, seni mahallede biraz gezdireyim dedi. Belli ki, o da aslında oradan gelme.. Mahalle aslından oldukça büyük.. Hatta devasa.. Tuvaleti olmayan, tenekelerden yapılmış kulübeler.. Tuvaleti yok ama hepsinde televizyon var dedim.. Güldü, televizyon ve radyomuzdan vazgeçemiyoruz, dedi. Gerçekten de her kulübenin çatısında tencere kapağından da olsa derme çatma bir  anten var mutlaka.. Ama yaşanan muazzam bir yoksulluk, herşeye dümdüz gidecek kadar büyük bir trajedi.. O çocukların yarın ne olacakları, ya da asla ne olamayacakları şimdiden belli.. Benim kelimelerim bunu, gördüklerimi anlatmaya kifayetli değil.. Elim gittiğince birkaç fotoğraf çektim. Elim gittiğince.. Bırakın fotoğraf çekmeyi kafamı kaldıramadım yürüdüğüm sürece demek belki daha doğru.. O çocukların hiçbirinin gözlerine bakamadım. Döndüğümde fotoğraflardan baktım. Elim her bir fotoğraftaki yüze gitti, okşadım.. Ne insanlığı, varlığımdan utandım.








Gözlerim değilse de utancımdan, içim kan ağladı orada geçen zamanda. Keşke birşeyler alsaydık, en azından çocuklara verirdik, dedim.. Yok öylesi daha kötü, sonra aralarında kavga ediyorlar, kavgaya büyükler karışıyor, olay büyüyor, böylesi daha iyi, dedi.. Haklı. Ama bu gece, bütün gece o çocukları, nasıl da poz vermek için yarıştıklarını düşünüp ağlayacağım.. Başka da becerebildiğim bir şey yok şu an. Hele ki buraya gelmeden önce yemek konusunda yaşadıklarımı düşününce, utancımdan öldüm öldüm dirildim.






Mahallenin üst taraflarında birileri ellerinde megafon, dolaşıyorlar gürültüyle.. Kilisenin bir faaliyeti sandım, değilmiş.. Yakında seçimler var, oy istiyorlar, dedi. Yani dünyanın her yerinde aynı oynanıyor bu arsız oyun.. Birileri gelip oy istiyor ve gidiyor.







Bomas of Kenya yani Kenya Dansları gösterisi her gün 15.30da başlıyor. Girişi 600 şiling. Aynı alanda Kenya’da yaşayan toplulukların örnek köy yaşamları simule edilmiş.. Daha doğrusu sadece köyler/evler yapılmış.. İçleri boş. Benim gibi erken gidip bu ortamı da gezmek mümkün. Burada dikkat çeken nokta Ailenin erkeği her karısı için ayrı ev yaparmış.. Kenya’da her erkeğe üç kadın düşüyormuş.. Nüfus oranı böyle. Bu nedenle bir erkeğin üç kadın alması hala geçerli ve yasal, diyorlar. İlk karısının evi en büyük ev.. Erkek kendisine de ayrı bir ev yaparak burada yaşıyor. Ayrıca erkek çocukları için de ayrı ev.. Ev dediğim hasır kulübeler.. Kulübelerin içi hissedilir derecede serin, dışarısı oldukça sıcak olduğu halde. Bu köylerin bir diğer özelliği bahçede bulunan meyve sakladıkları yer.. Oradan yolu geçen herhangi biri ihtiyaç duyarsa buraya girip ihtiyacı kadarını yani karnını doyuracak kadarını alabiliyor.. Kimseye sormak zorunda değil.. Güzel bir paylaşım.. Ayrıca ailenin erkekleri için kulübe yapılmışken kızları için yapılmamış. Kızlar anneleriyle yatıyorlarmış.. Bunun nedeni ise kızların sevgilisine kaçmasını önlemek, diyorlar.. Kenya’da yaşayan bütün toplulukların kendilerine has gelenekleri, dilleri ve hatta vücut özellikleri varmış. Bir Kenya’lı gördüğü kişinin hangi bölgeden, hangi kabileye mensup olduğunu bilirmiş.. Obama’nın  ailesi de bu kabilelerden birine, ama en yoksul olanına mensup.. Hatta bunlar o kadar yoksuldur ki, hiçbir zaman giyecek ayakkabıları olmamıştır, diyor anlatıcı.. Hala da aynı şekilde yoksuldurlar ve Obama’nın büyükannesi de hala orada yaşar, diye ekledi. Amerikan rüyası dedikleri bu olsa gerek.. Gösteride Kenya’daki bu topluluklara ait danslar sergilendi.. Araya bir de akrobasi gösterisi alınmış ki bence en hoş olanı da buydu.. Gösteri yaklaşık 2 saat sürüyor.






Otele döndükten sonra yine çıkamadım. Üstelik daha erken.. Bugün Pazar. Bu yüzden ortalıkta polis çok az.. Pazar günleri gündüz de dışarı çıkmak tehlikeli.. dediler..  Kös kös döndüm. Yemek yiyecek durumda değilim zaten.  Wi-fi da çalışmıyor üstelik. Tam bir mahsur hali.. Akşamı çay eşliğinde bilgisayardan dizi izlemekle geçireceğim. Supernatural. Televizyonu açamıyorum. Çünkü fişini çıkardım, geri takamıyorum. Zaten aklım hala gördüğüm Kibere mahallesinde..





 14 Falls, Nairobi’ye yaklaşık 100 km uzaklıkta çok büyük olmayan bir şelale. Girişi 600 Şiling. O kirli suda yüzen çocuklar ve çamaşır yıkayan kadınlar etrafta. Nehrin yukarı ve sakin bölümünde hipopotamlar olduğu söylenmişti ama göremedim. Suyun altındalar dedi, şeker kamışı satan adam. Sadece burunlarını su üstünde tutuyorlarmış. Yol boyunca ananas tarlaları görülüyor. Ben ananasın büyük bir ağaçta yetiştiğini düşünmüştüm. Meğer tarlada, toprakta yetişiyormuş.. Çok şaşırdım, hem ananasa hem bu konudaki cehaletime.




Nairobi’de anlatılmaz bir trafik sorunu oluşmuştu döndüğümde. Kimse kimseye yol vermediğinden bu trafik kilitlenmesi. Sırf yol vermemek için trafiği kilitliyorlar ve bekliyorlar.. Anlamak zor. Uganda Yüksek Komiserliği, şehrin ünlü Kenyata Bulvarının üzerinde, bir pasajın içerisinde. Hiç de bir diplomatik kuruma benzemiyor. Kapıdaki polis olmasa anlamak mümkün değil. Yaşlı bir kadın oturuyor odada. Bir form doldurup bir fotoğrafla birlikte pasaportu veriyorsunuz. Size bir hesap numarası veriyor. Hemen caddenin karşısında ve az ilerideki bankaya 50 dolar yatırıyorsunuz. Saat 15ten sonra vize hazır.  3 aylık tek girişli vize. Vize havaalanında da alınıyor demişlerdi ama ne gerek var riske girmeye.. Buradan sorunsuz veriyorlar vizeyi..




Nairobi’den Uganda’ya (Kampala’ya) otobüsle gidecektim. Çok araştırdım ancak doğru dürüst otobüs bulamadım.. En az 15 saat süren bu yolculuğu otelde de çok kötülediler. Ama en çok da kendimi fazlasıyla yorgun hissetmemden dolayı vazgeçtim otobüsle gitmekten.  Yoksa çevreyi seyrederek gitmenin keyfi bir başka. Uganda hava yolları hemen otelin karşısında. Biletimi aldım yarın sabaha. Hala içimde bir pişmanlık, keşke otobüsle gitseydim.


Nairobi’nin en güzel tarafı (bence) sigara içilen alanların çok çok kısıtlanmış olması. Yani öyle sokakta elde sigara dolaşılmıyor. Dışarıda içmek de yasak.. Sigara içecek olanlar belirli noktalara yerleştirilmiş kapalı odalarda sigarasını içebiliyor.. Zaten oraya girmektense sigara içmemeyi tercih ediyordur çoğu.


Şehirden havaalanına taksi 2000 şiling.. 1 dolar 85 şiling civarında Aralık 201’de..Diğer fotoğraflar albümde..

4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Acı gerçek fotolarda çok belirgin ama kırmızı paltolu karabiber güzeli görünce gülümsedim doğrusu…nerde ilahi adalet ve eşitlik,masallarda onlar…teşekkürler..

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    2008-2012 yılları arası 4 senemi geçirdiğim Nairobi’ye bir de sizin gözünüzden baktım. Teşekkürler…

  • Midgard dedi ki:

    İnsan gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyor, çok acı bir tablo karşımızda duran. Kentsel dönüşüm hakkında söylediklerinizde de ne kadar haklısınız. Teşekkürler.

  • elpida dedi ki:

    Eline sağlık çok güzel bir yazı olmuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*