Kırmızıyı seven Portekizliler (6 )- Porto- Guimaraes-0cak 2015

Aveiro’dan sonra  yolumuz Porto‘ya doğru. Akşam vakti şehre giriyoruz. Ama oteli bir türlü bulamıyoruz. Sonunda bir arabayı durdurup otelin nerede olduğunu sorunca Portolu Bey , Portekizlilere has davranışla onu izlememizi bizi otele götüreceğini söylüyor.Yalnız ufak bir ayrıntı. Adamcağız önce çocuklarını ana okulundan alacağını bizi sonra götürebileceğini biraz beklememiz gerektiğini söylüyor…Neyse sonunda peşine takılıp gidiyoruz.Otel “Pousada do Porto Palacaio” .Portolu Bey bizi önüne getirdiğini söylüyor. Ama durum öyle değil. Meğerse burası otelin arka kapısıymış. Esas giriş ana caddede ama sanırım o girişi kaçırdığı için bizi bu kapıya getirmiş.Sonuçta ikisi de otelin kapısı diye düşünmüş olmalı.Bir macera ile ana girişi bulduk.Otel eski bir saray.” Palacio do Freixo” Freixo Sarayı.Ve çok güzel. Uzunca bir bahçe girişinden sonra ana binaya vardık.Vakit geç olduğu için akşam yemeğini otelde yemeğe karar verdik. Sunum harika. Ayrıca nefis bir ortam .Sarayı eski durumunu bozmadan restore etmişler. Odalara eski saraydan geçiliyor. Odaların bulunduğu kısım tamamen modern. Eski ve yeni içiçe. Oldukça yorgun olduğumuz için Porto’yu ertesi gün görmeyi düşünerek rahat bir uyku çekiyoruz.
 


Sabah kahvaltısı da yemek kadar güzel ve kaliteli. Masalar tavan resimleri sarayın Porto’ya bakan pencereleri…

 

Önce “Majestik Cafe”ye gidelim dedik. Porto, Lizbon’dan biraz daha serin. Porto Duero nehri kıyısında.Ünlü Porto şarapları burada yapılıyor.Şehir Antik Çağda kurulmuş.Nehrin her iki yakasında.Portekiz Krallığının başkentiymiş. Portekizce de ilk önce burada konuşulmaya başlanmış. Portekizlilerin en hassas olduğu konu İspanyolca mı konuşuyorsunuz diye sormak.Hakaret sayıyorlar. Bu konuda pek hassaslar. Portekizce konuşuyorlar.1996 yılında şehir “Dünya Kültür Miras Listesi’ne dahil edilmiş.Rengarenk bir şehir…
Majestik Cafe ,Santa Catarina sokağında ,Portekizli ünlü mimar Joao Queiroz tarafından 1921 yılında tasarlanmış ve 2011 yılında Dünyanın en güzel beş kafesinden biri olarak kabul edilmiş.

 

Taksiden inerken yağmur yağmaya başladı. Şoför hemen inmeyin biraz bekleyin durur deyince şaşırdık ama geçekten de yağmur burada bu kadar kısa sürede başlayıp bitiyor. İlginç.
Kafe turist dolu. Hatta Türk turislere bile rastladık. Bile diyorum çünkü Türkler bu mevsimde gelmek istemiyorlar. İçerisi bir müze gibi. Her yerde resim ,heykel ve işlemeler var.

İlgimi en çok gülen heykeller çekti .Portekiz’de bolca rastladık.Anlaşılan halk mutlu ve huzurluymuş.Burada birşeyler içip birşeyler yemek ayrı bir zevk.Tarihten bir anı yaşamak…

  

Buradan çıktıktan sonra çevreyi gezmeye devam ediyoruz. 1880 yılından kalma Reis Filhos adlı mağazanın giriş kapısı oldukça ilginç.Rua De Santo‘da bulunan mağazanın kapısı demir döküm.

Yakınlarda Lonely Planet tarafından Dünyanın en iyi üçüncü kitapevi  olarak seçilmiş olan Lello Kitapevi ( Livraria Lello & Irmao ) 1906 yılında kurulmuş.Ünlü Harry Potter ‘in yazarı J.K Rowling bu kitapçıdan esinlenmiş ve yazılarını Café Majestik’te yazarmış.

 
Yazar 2 yıl Porto’da yaşamış.Ben büyülendim. Muhteşem bir yapı ve çok fazla kitap var.Aslında giriş ücretsizmiş ama turistlerin sadece gezdiğini hiç kitap almadıklarını farkeden sahibi şimdi kişi başı 2 Euro giriş ücreti alıyor.Biz öyle yapmadık kitap satın aldık ama yine de ücreti ödedik.Kitapçının merdivenlerinden yukarı çıkıldığında çok hoş bir kafe var.İnsan burada saatlerce kalabilir.


Porto’nun kendine has tranwayları üzerinde yazılarla pek güzel görünüyor.Tranway, şehrin rengarenk evleri siyah gri desenli kaldırım taşlarıyla bir bütün oluşturuyor.Yine ön cephesi oldukça değişik olan ve demir malzame kullanılan başka bir dükkan.” Casa Vicent”. Majestik Kafeye benzer bir kapısı var. 20.yy başlangıcında ortaya çıkan “Art Nouveau” akımının mimariye yansımasını gösteriyor.Binanın yapımı  1800’lü yıllara rastlıyormuş ama daha sonraları demir işlemesi ile orijinal halini almış.
  n
İdefonso Kilisesi ve Tiyatro Binası              Casa Vicent

Gazete satıcısı posta kutusuna dayanmış.Buralarda sıkça karşımıza çıkan bir olay. Birde bakıyorsunuz bir köşede bir heykel. Sanat böyle olmalı. Biz onunla iç içe yaşamalıyız.Pek hoş.Tarihi kiliselerin yüzleri muhteşem çinilerle bezenmiş.

 
                        Ortodoks Kilisesi Santo Antonio dos Congregados

 

Aslanlı Çeşme.”Praça de Gomes” Gomes Meydanında.Kanatlı aslanlar. Arkada VIII yy ortalarında granitten yapılmış bir yüzü çinili,Carmen ve Carmo kiliseleri bu meydanı daha da güzel kılıyor. Bilmem neden ille de çeşmelerde su arslanların ağzından akar. İtalya’da da bolca rastlanır.

Eglise del Carmen ,Eglise do Carmo

 

Portolu gazeteci ve deneme yazarı Ramalho Ortıgao’nun heykeli.Cordoria parkında. Eğitimini Coimbra Üniversitesinde tamamlamış.Geleneksel pelerininden anlaşılıyor. (1836 – 1915) Çok az rastlayacağımız bir heykel. Böyle dememin nedeni heykelin gözlüklü olması. Porto piskoposu Antonio Ferreira Gomes.Lello Kitapevinin yakınlarında  çiçekler içinde renkli portekiz evlerini seyrediyor .
 
Hemen arkada Clerigos Kulesi yer alıyor.Buradan Porto manzarası çok güzel gözüküyormuş ama biz çıkmadık.Bu arada Portolular sadece  tarihi yapılarıyla yetinmeyip değişik ilginç mimari eserler yapmışlar.Tümseğin üzerinde ağaçlar altında restoran ve dükkanlar.Biz de “Costo “kafeye oturmaya niyetleniyoruz ama sonra “Clérigos Vinhos & Petitos” adında bir restorana oturuyoruz.Bizi kapıda bir şef karşılıyor. Bir tören edasıyla masamıza yerleştiriyor . Güzel bir yer.Servis yavaş ama yemekler lezzetli.

   
                                                     Sa da Bandeira tiyatrosu.
Porto’nun en eski Tiyatrolarından biri.Birçok ünlü burada oyununu sergilemiş.Kendi adıyla aynı olan sokakta bulunuyor.

 

Portekiz Fotoğrafçılık Merkezi.(Portugues Fotografia) Önceleri hapishane ve mahkeme olarak kullanılan bu bina daha sonraları fotoğrafçılık merkezi haline getirilmiş. Pek zaman kalmadığından gezemedik.İçinde çeşitli sergiler açılıyormuş. İlanları da asılıydı.


“Praça de Liberdade” Özgürlük Meydanı. Ve kral 4.Pedro’nun bronz  heykeli.Arkada yüksek saat kulesiyle Porto Belediye Binası.Havanın biraz puslu olması bu büyülü atmosfere daha da fazla  bir güzellik katıyor.

 

Clérigos Kilisesi. Barok tarzda yapılmış.Kilisenin güzel de bir kulesi var.
Burada sağlı sollu dükkanlar var. Ayrıca bir bit pazarına da rastladık.

 
Fernandes ,Mattos Hediye Dükkanı.Oldukça orijinal hediyelik eşyalar var. Casa Oriental 1910’da kurulmuş bakkal dükkanı.Ne ararsanız var.Özellikle tabelanın üstündeki resim çok hoş ve eski. Kapının üzerindeki resim bir gezgine kahve ikram eden biri görülüyor.

Eski bir eczaneye girip “Ferreira Lemos Farmacia Sociedade Unipessoal LDA” birkaç ilaç alıyoruz. Eczacı ile konuşuyoruz. Porto’da en önemli şey futbolmuş. Maç varsa hayat dururmuş.Karnımız acıktığı için “Clérigos Vinhos & Petiscos”adında bir restorana giriyoruz. Bizi kapıda karşılıyorlar.Adeta bir tören edasıyla yerimize yerleştiriyorlar. Yemekler güzel ama servis görüntüye göre pek iyi değil.Bu arada orijinal Porto formasını oğluma alıyorum.Baxia Bölgesinde modern bir storda formalar satılıyor.O da Portolulara benziyor.Maç tutkunu.Futbol burada ayrı bir sektör olmuş. Porto formasının üzerine ad ve numara yazıyorlar. Orijinali pahalı ama taklitleri bol miktarda satılıyor. Bu arada küçük dükkanların hiç birinde kredi kartı kullanamıyorsunuz. Nakit istiyorlar.Bu mağazayı bulabilmek için bir hayli yokuş bir caddeyi tırmandık.

 
Buradan Libredata Meydanında Tren garı Sao Bento’ya gidiyoruz.(Sao Bento)Tren istasyonu binası eski bir manastırın kalıntıları üzerine yapılmış. 1896’dan beri aktif olarak çalışıyor.Tren istasyonuna bu eski manastırdan giriyorsunuz.Büyük bir salon sizi karşılıyor.
  

Tüm duvarlar mavi beyaz tonları hakim olduğu fayanslarla kaplı.Binanın dışı şık,içerisiye  bir kiliseden giriyorsunuz . 20.000 ‘den fazla çini fayans varmış. Bunların üzerinde Portekiz günlük yaşamı ve tarihi işlenmiş.Çiniler Jorge Colaco imzalı.Salondan sonra trenlerin olduğu bölüm ise üzeri camekan kaplı modern bir yer. Bence burası Porto’nun en güzel yerlerinden biri.

 
Tren garından çıktığınızda hemen karşıda Porto Katedrali gözüküyor. Bir katedralden daha çok kale gibi duruyor.

 
Akşam yemeğinden önce daha önceden çok güzel diye okuduğumuz bir parka gitmek istedik.Kristal Saray ve Bahçeleri. Oporto’nun üst taraflarında yer alıyor.Buradan şehrin nefes alan yeri olarak sözediliyor.Douro Nehri ve Porto manzarası harika.Parkın içinde çeşmeler,heykeller,küçük bir göl ve çeşitli çiçek bahçeleri var.Parka adını veren kristal kürede çeşitli konserler veriliyor sergiler açılıyormuş.1865 yılından beri buradan faydalanılıyor.Çok güzel bir park. Biz burada bir saray aradık ama çok geç olduğu için kapalıydı. Tabelalar da yeterli olmayınca bir hayli zorlandık.
 

Çok güzel bir manzara.Park ve Porto.

  

O kadar zarif heykeller ki.. İnsanın burada ruhu dinleniyor. Anlaşılan burada tam bir gün geçirilebilir. Sakin,dingin…Çimlerin üzerinde tavuskuşları dolaşıyor.Buradan çıktıktan sonra dolaşıyoruz.

 

 

Del Cuerpo Santo de Massarelos Kilisesi.XVII.yy da yapılmış.Bu kilise San Pedro Gonçalves Telmo adıyla da adlandırılıyormuş.Kilisede yan duvarda güzel bir işleme var. Duvar üzerinde 1394 tarihi okunuyor.Kilisenin iki çan kulesi var.Porto’nun modern yüzü ile tarih birbirine karışmış.

 

Porto gece de güzel.Meşhur köprüleri iki yakayı birbirine bağlıyor.

Sahilde evler çok ilginç .Küçük iki katlı şirin renkli balkonlu evler.Tabiki balkonlardan sarkan çamaşırlar. Balkon demirleri ince ince işlenmiş. Sanki masal evler.

Bu günün başka bir özelliği de benim yaşgünüm olması.Akşam yemeğimizi yiyip doğumgünü kutlaması yapacağız. Bu yaşa da Porto’da girmek kısmet oldu.Yine tarihi bir restorana gidiyoruz. “Restaurante Commecial.” Bina 1833 yılında yapılmış.Şimdi bir İtalyan restoranı olarak işletiliyor.“Ristorante Pizzeria RC Mamma Nostra”.
            
Restoran 1996 yılında Unesco dünya koruma mirasları altına alınmış. Bize restoranı gezdirdiler.Çok güzel bir bina.Nefis bir yemek.Üst katta geniş salonlar var.Menüde restoranın tarihi ve fotoğrafları var.Menü üzerinde ve birçok yerde binanın ilk sahibinin arması görülüyor.

    
Avizeler,duvar işlemeleri ve binanın ilk sahibinin arması. Çok zarif.Şu an restoran İtalyan yemekleri sunuyor. Geniş de bir şarap menüsüne sahip.


Artık otele dönme vakti geldi. Bir hayli yorulduk. Pek güzel,değişik yerler gördük.Ertesi gün kaldığımız otelin fotoğraflarını çektik. Gerçekten hem konum olarak hem yapı olarak muhteşem bir yer.Hava da güzel Porto manzarasını seyretmeye doyamadık…
 

Burası XVIII.yy ‘da barok tarzda yapılmış bir saray.Freixo Sarayı. 2009’da restore edilerek otel olarak kullanılmaya başlanmış.Pestana Hotels zinciri tarafından işletiliyor. Bahçe düzeni ve nehirin içindeymişsiniz hissi veren havuzu rengarenk çiçekleriyle harka gözüküyor.

 
Bugünü değerlendirip Porto’da görmediğimiz yerlere gitmek istiyoruz. Artık Lizbon’a dönüp oradan da İstanbul’a gitme vakti yaklaşıyor.Bu rengarenk güzel şehri bırakmak zor. Çok keyif aldığım bir yer burası.

Douro Nehri kıyısında tekneler duruyor.Bu nehir Atlantik okyanusuna dökülüyor.Tabi bu yolculuğa çıkarken de birçok yerden özellikle de Porto’nun dünyaca tanınan bağlarından geçiyor. Porto 15.yy’dan itibaren Brezilya’dan gelen alın ve benzeri maddelerle muhteşem bir zenginleşmeye kavuşmuş.1996 yılında Unesco’nun korumasına alınmış.
Bu nehrin iki yakasını birbirine bağlayan köprüler 19.yy’da yapılmış ve gerçekten çok güzel.Bunlardan Dona Maria Pia metal raylı köprü,Paris’teki Eiffel Kulesinin mimarı Gustave Eiffel tarafından 1877 yılında inşa edilmiş.

Dom Luis I Köprüsü.Bundan daha gösterişli.Çift katlı.Porto şaraplarının dinlendiridiği mahzenlerin yakınında bulunuyor.Bu köprü de Gustave Eiffel’in öğrencileri tarafından 1886’da inşa edilmiş.Köprünün alt bölümü yaya ve araç trafiğine açık.

 
Üçüncü büyük köprü de Arrabida Köprüsü.Bu köprüde beton kullanılmış.
Eskiden uzaklardan gelen gemilerin limanı olan Porto’ya artık bu gemiler giremiyor ama nehir ünlü Porto şarabını taşımada kullanılan teknelerle dolu. Ayrıca turistleri de nehir boyunca gezdiren tekneler var.

Bir şarap mahzeni gezerek bilgi almak istiyoruz.


Vila Nova de Gaia Bölgesinde yaklaşık 58 civarında şarap üreticisi var.Bunlardan sadece 20 civarındaki Şarap evlerini ziyaret edebiliyorsunuz.Eylül ayında yapılan bağbozumundan sonra üzümleri preslenmesi  ve fermantasyon işlemleri gerçekleştiriliyormuş.İlkbaharda kıvamına gelen şaraplar devasa fıçılarda yıllarına göre Vila Nova’nın mahzenlerinde depolanılıyorlarmış.Porto şarabının bu kadar ünlü olması Porto’nun iklimi. Nem oranı ,hava fermantasyonun mükemmel olmasını sağlıyormuş. Çok ilginç bir gezi.Girişte bilet aldıktan sonra bir rehber eşliğinde geziyorsunuz.
Bizim gezdiğimiz Sandeman 1790 yılından beri çalışan bir şarap mahzeni.Amblemi Portekizin ünlü pelerinini taşıyan arkası dönük bir adam . Başında da İspanyollara özgü bir şapka var.

 

Rehber bayanbenim dışımda herşeyin fotoğrafını çekebilirsiniz deyince biz de öyle yaptık. Rehber de pelerin giymişti.Çok hoş.

Bir bölümde size üzümlerin hangi bağlardan geldiği ve nasıl işlendiği anlatılıyor..
 

Çıkışta şarap tadıyorsunuz. Tabi daha sonra da küçük bir mağazadan buraya
ait ürünler satın alabiliyorsunuz.Şarap tatma oldukça farklı bir zevk. Ama sanırım uzun yıllar bir eğitim almak gerek.

   
Buradan çıktıktan sonra sahilde bulunan restoranlardan birine girip Portekizin ünlü yemeği “Francesinha” ‘yı yiyoruz.“Rabelos Restaurante & Bar “ Yemek bana biraz ağır geldi.Yine kırmızının tonlarından oluşmuş bir restoran. Sanırım üst kattan manzara var ama biz çıkmadık. Hizmet süper. Duvarlarda bol bol şarap şişeleri göze çarpıyor.Yemekten sonra Don Louis I Köprüsünün yakınında XVI ve XVII.yy ‘da tamamlanmış Serra do Pilar manastırını Gia Bölgesine bağlayan teleferiğe biniyoruz. Teleferiğin yapımına  2009’da başlanmış ve 2011’de bitirilmiş.Manastır tepede olduğu için manzara mükemmel. Biraz da yağmur yağıyor. Pek güzel.

Manastır Portekiz’in yuvarlak formda yapılmış tek manastırı ve 1996’dan beri Unesco Dünya Mirasları koruması altında. Yukarıdan fevkalade bir manzara var.
  

 

Ramos Pinto Şarap Evi . Burada da üzümlerin  geleneksel yöntemlerle ezildiği şaraplar üretiliyor.Artık biraz da Porto çevresini gezme vakti.İlk önce Guimaraes. Porto’ya sadece elli kilometre uzaklıkta .Aslında Portekizcede “a” harfinin ya da başka harflerin üzerinde Fransızca gibi aksanlar var. Yazımda bunları pek koyamadım.Okuyuculardan ve Portekizlilerden özür dilerim.Porto’dan pek uzak değil. Yollar da gayet iyi.Ama dikkat etmek lazım,pek kurallı araba kullanmıyorlar.
1139 yılında Guimaraes başkent olmuş.Eski şehir tamamen korunmuş.Ortaçağ sokaklarında yürüyebiliyorsunuz.2012 yılında Avrupa Kültür Merkezi olarak seçilmiş.
 

    
                                                                 Padrao do Salado Guimaraes

    
Praça da Oliveira (Oliveira Meydanı)               Şehrin modern kısmı

Sakin bir şehir ama bana çok karanlık geldi bana.Belki de Ortaçağın kasvetidir.Buradaki bir satıcı Türk öğrencilerin öğrenci değişimi ile geldiklerini kendisinin de onlarla sohbet ettiğini söyledi.Pek güler yüzlüydü.Ufacık dükkanından bize birşeyler sattı.Benim anladığım Portekizliler geçim sıkıntısı çekiyorlar.Ama gururlu insanlar bunu pek hissettirmek istemiyorlar.

  

 

Artık dönme vakti. Akşam bavullar toplanıyor.Ve ertesi sabah Lizbon’a hareket.Kahvaltıdan sonra biraz oyalanıyor Porto’nun modern caddelerini geziyor ve yola koyuluyoruz. Lizbon’da Hotel İbis’te kalıyoruz. Otel klasik İbis.( Hotel İbis Lisboa Jose Malhoa).Çok merkezi ve en önemlisi havaalanına yakın. José Malhoa’da. Akşam bir alışveriş merkezine gidiyoruz. Otele çok yakın. Ben bu merkezleri hiç sevmem ama burası çok güzel . Vergi yok. En iyi markalar ucuz. “El Corte Ingles “Alışveriş Merkezi. Ertesi gün felaket bir trafikte havaalanına gelip arabayı teslim ediyoruz. Biz internetten kiralamıştık.Ama dikkatli olmak lazım orada bize bildirilmeyen masraflar çıkarttılar.Ayrıca Lizbon havaalanında biraz sıkıntı yaşadık. Tabi kendi ülkemizin havayoluyla.Neyse bir macera da böylece bitti.
Portekiz’i sevdim.Bir çok açıdan. Eskiden bir dönem bu küçük ülke dünyaya hükmetmiş. Onun zenginliği,insanlarının tam Avrupalı olmaması. Dolayısıyla hala saklanan değerler …Kendilerine has rengarenk evleri… Tarihleriyle içiçe yaşamaları. Okumaya verdikleri önem. Muhteşem kitapçılar ve kütüphaneler.. Her gezginin yolu buraya düşmeli.

 



2 yorum

  • Candas dedi ki:

    Merhaba ,

    yazinizi cok begendim , resimler bilgiler super… dikatimi ceken gezinizi cocukla yapmaniz ! size bir sorum olacak ayni geziyi bende 2 ay sonra yapacagim ama ama cocugum 7 aylik olacak karsilastiginiz zorluklar neler ? ne onerirsiniz ?

  • besteerbak dedi ki:

    Merhaba teşekkür ederim. Benim torunum o sırada bir yaşındaydı. Biz hiç bir sorun yaşamadık.Aksine bebek olduğu için her yerde size öncelik veriyorlar. Hava Lizbon´da daha ılıman. Ama Porto tarafları biraz daha soğuk. Bu konuda dikkat etmek gerekiyor. Otellerde de çocuk yatağı alırsanız bir sorun kalmaz. Fado dinlemede biraz zorluk çıkıyor.Biz yarısında çıkmak zorunda kaldık. Size iyi seyahatler diliyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*