Kimliğini arayan ülke : Tunus

Tunus, Akdeniz’in kıyısında, İtalya çizmesinin karşı tarafında yer alan bir Afrika ülkesi. Bana anımsattıklarını birkaç kelimede özetlemem gerekirse Fransızca, Akdeniz, Roma, Kartaca, görkemli kapılar, köşeli minareler ve Habib Burgiba diyebilirim.

Öncelikle Tunus’a gitmeyi düşünecekler için belirteyim, Tunus Türk vatandaşlarına vize uygulamayan ve gidip görülesi nadir ülkelerden biri. Vizeyle gitmek zorunda olduğumuz birçok ülkenin aksine pasaport görevlisi giriş yaparken yüzünüze bakma gereği bile duymayacaktır. Bu da bana gelişmekte olan bir ülkenin “döviz gelsin de ne şekilde gelirse gelsin” anlayışının bir yansıması gibi geldi.




3 ağustos meydanı. Tunus bayrağı bizim bayrağımıza oldukça benziyor.

Tunus’u ziyaret etmenin genelde tercih edilen yolu bir paket turla Antalya yöremize benzeyen Hammamet bölgesinde çok yıldızlı bir otele yerleşip günübirlik turlarla ülkeyi gezmek şeklinde. Fakat biz biraz daha maceralı olsun istediğimizden çantalarımızı alıp hiçbir plan yapmadan gitmeyi tercih ettik. Her hafta THY’nın bu ülkeye belirli günlerde indirimli seferleri var. Bu seferler o kadar tutulmuş ki biz giderken uçakta Türke rastlamak neredeyse imkansızdı. Tunuslular kendileri bile bizim uçaklarımızı tercih eder olmuş. Fakat Tunus makamları bundan rahatsız olmuş olacak ki hem gidişte hem de dönüşte uçağımız birkaç saat gecikmeli kalkabildi.  Gidiş geliş için bilete verdiğimiz ücret 450 TL civarıydı.

Gitmeden önce araştırdığımız bu ülke için, tıpkı bizim de zaman zaman turistlere yaptığımız gibi nahoş davranışlara maruz kalabileceğimiz uyarısında bulunulmuştu. Gerçekten de bu muamele daha Kartaca havaalanında bindiğimiz takside başladı. İlk hedefimiz olan Tunus merkezi için (Tunus’un başkent şehrinin adı da Tunus) bindiğimiz takside şoföre taksimetreyi açtırmak mümkün olmadı. Israrla 15 dinar tuttuğunu, taksimetreyi de açamayacağını söyledi. Dakikalarca tartışmamıza rağmen normalde 5 dinar civarı tuttuğunu bildiğimiz yol için şoförün 15 dinar ısrarını kıramadık. En sonunda otelimize vardığımızda 10 dinarda anlaştık. Ne yazık ki benzer tutumlara seyahatimizin geri kalanında da sıkça rastladık.

Biz kaldığımız tüm otelleri günlük olarak bir internet sitesinden ayarladık. Tunus’da otel fiyatları makul seviyelerde. Bir tek sahil kentlerindeki çok yıldızlı oteller fiyat olarak ülkemizdekileri aratmayacak seviyede. Gitmeden otel ayarlamakta, ya da bizim gibi bir acente aracılığıyla rezervasyon yaptırmakta fayda var. Aksi takdirde fiyatlar otelin lobisinde ikiye katlanabilir.




Zeytuni caminin avlusu insana başka bir huzur veriyor.

Tunus merkezinde görülmesi gereken çok şey var. Biz otelimize yerleştikten sonra ilk olarak Fransızlardan kalma geniş Habib Burgiba bulvarını gezmeyi ve bulvar sonunda yer alan ve eski şehir anlamına gelen El-Medine’yi gezmeyi tercih ettik. Bulvar neredeyse şehirdeki tüm sosyal hayatın toplandığı nokta. Bir ucunda El-Medine, bir ucunda büyük görkemli saat. Bulvarda sağlı sollu restoran, kafe ve lüks oteller mevcut. El-Medine’ye girerken Zafer meydanındaki Fransız kapısını geçiyorsunuz. Birkaç kola ayrılan daracık sokaklardan birine daldığınızda kendinizi kapalı çarşımıza çok benzeyen bir ortamda buluyorsunuz. Fakat bu sokaklar o kadar dar ki birkaç dakika sonra daralıp geri dönmeniz işten bile değil. Daha da kötüsü koskoca çarşıda özgün birşeyler bulamamanız sizi üzebilir. Ama yine de pes etmez ve çarşının sonuna doğru ilerlerseniz sizi güzel sürprizler bekliyor olacak. Bunlardan en güzeli sanırım Zeytuni Cami. Bu caminin avlusunda bulacağınız huzur gerçekten de yaşamaya değer. Zeytuni Caminin hemen yakınlarında Osmanlı’dan kalma Hammuda Paşa Camisi ilgi çekici. Daha da ilerilere gittiğinizde devlet kurumlarının yer aldığı 3 Ağustos Meydanı çıkacak karşınıza. Burası da görülmeye değer. Dönüşte El-Medine’yi daha farklı bir yoldan katetmeyi planladık fakat bu daracık sokaklarda gezmek ne kadar heyecan verici olsa da kaybolmak an meselesi. Neyseki karanlık çökmeden bulvarı tekrar bulabilmiştik.



Zeytuni camiden bir başka görüntü.

Akşam yine bulvar civarlarında ülkenin en meşhur yiyeceği kuskusu yedikten sonra artık ertesi güne hazırdık. Kuskus aslına bakarsanız bizlere pek de ilginç gelen bir yemek olmadı. Zira bizim de yaptığımız bir yemek. Nane çayınıysa mutlaka deneyin. Çam fıstıklarıyla servis ediliyor.

Ertesi gün ilk işimiz bir araç kiralamak oldu. Şunu hatırlatmakta fayda var, ülkede doğru düzgün İngilizce birşey görmek mümkün değil. Herşey Fransızca. İnsan düşünüyor, yoksa bize yıllar yılı anlattıkları İngilizce dünya dilidir hikayesi bir aldatmaca mı? Çünkü biz otelcisinden tutun da restoran sahibine kadar tek kelime İngilizce bilene rastlayamadık. Hatta İngilizce konuştuğunuzda insanların hafif küçük gören bakışlarına da maruz kalabilirsiniz. Bu şartlar altında nasıl bunca şeyi yapabildiğimize inanamıyorum. Araba kiraları ülkemizdeki ücretlere çok yakın. Biz 3 gün için bir Citroen C3’e (işte bir Fransız daha) 180 dinar verdik. Bir dinarın yaklaşık bir liraya denk geldiğini düşünürsek normal bir fiyat. Ülkede araba kiralama işi de oldukça yaygın. Zira benzin oldukça ucuz. Litresi yaklaşık 1.2 dinar. Dünyanın en pahalı benzinini kullandığımızdan mı bilinmez, bize oldukça ucuz geldi.

Araba kiraladıktan sonra artık kafamızın estiği yere gitme vaktiydi. Siz siz olun kendiniz gezme yolunu seçerseniz detaylı bir karayolları haritası edinin. Zira malum sebepten yol tarifi almanız mümkün olmayacak. İlk hedefimiz Akdeniz diyerek ülkenin sayfiye yeri Hammamet’e ilerledik. Hammamet, Tunus merkeze çok yakın.

Tunus’da trafik de oldukça sakin. İnsanlar birbirine oldukça saygılı. Bunun bir sebebi de neredeyse her köşe başına dikilmiş trafik polisleri olsa gerek. Tunus 1986 yılından beri bizim de hissetiğimize göre biraz diktatör tarafı olan eski general Bin Ali tarafından yönetiliyor. Neden bilmiyorum ama Tunus’un genelinde insanlar üzerinde bir rejim baskısını hissettim. Belki yanılıyorumdur. Fakat Bin Ali’nin her köşe başında ver her dükkanda yer alan fotoğrafları pek de yanılmadığım hissini veriyor bana. Yine de oldukça huzurlu ve düzgün işleyen bir ülke yaratmayı başarmışlar.

Altın kumlarla ılık suların buluştuğu Hammamet kıyılarını keşfetmeden önce Hammamet merkezini dolaşıyoruz. Burada Kasba dedikleri bir kale var. Gezmek 4 dinar. Hammamet manzarasını görmek için gezmeye değer. Hemen kalenin dibindeki plaj ve bu plajdaki terkedilmiş izlenimi veren balıkçı kayıkları Tunus’un klasik fotoğraf karelerinden birini oluşuruyor. Bu kalenin sağında ve solunda uzanan uçsuz bucaksız sahillerde çok yıldızlı oteller dizi dizi sıralanmış. Bu görüntüsüyle Hammamet bize Side kıyılarını anımsatıyor. Oteller Fransızlar ve İtalyanlar başta olmak üzere birçok milletten misafirlerini ağırlıyor. Plaj ve deniz suyunun ısısı ideal. Fakat gece hayatını tatilin vazgeçilmezlerinden sayıyorsanız burası pek de size göre olmayabilir.




Dünyanın 2. büyük Roma anfitiyatrosu El Cem’de bulunuyor.

Ertesi gün rotamızı Roma döneminden kalma 2. büyük anfitiyatroyu barındıran El Cem kentine çevirdik. Burası ülkenin ücra sayılabilecek bir köşesinde yer alıyor. Ulaşmak için kilometrelerce yol almamız gerekti. Yine yol bulurken çektiğimiz sıkıntılar da cabası. Fakat El Cem anfitiyatrosunu gördüğümüzde tüm bunlara deydiğini anladık. Bu devasa yapı henüz kasabanın girişinde sizi karşılıyor. Gerçekten de oldukça iyi korunmuş görkemli bir yapı. Yapının içinde gezinirken burada yaşanan gladyatör gösterilerini düşünmeden edemiyoruz. Bu arenanın en büyük özelliği de gladyatör gösterileri esnasında Afrika’da yakalanmış çeşitli canlıların da kullanılıyor olmasıymış. Vahşetin ne seviyelere vardığına bir örnek. Anfitiyatro giriş biletiyle hemen arka taraftaki müze de gezilebiliyormuş, biz bunu sonradan farkettik.

Planımızda El Cem dönüşü bir İslamiyet merkezi olan Kayrevan’a da uğramak vardı fakat yolun tahmin ettiğimizden uzun sürmesinden dolayı bir sonraki kalacağımız yer olan Soliman’a doğru yol alıyoruz. Soliman merkezine girdiğimizde kendimi bir Afrika kentinde hissediyorum. Yerel halkın meraklı bakışları altında otelimizi arıyoruz. Seyahatin başından beri gerçek Tunus’a en çok burada yaklaştığımızı hissediyorum. Kaldığımız otelde yediğimiz yöresel lezzetler de gerçek bir Tunus akşamı yaşatıyor bize. Bu tecrübe bana gezilerdeki genel bir kaideyi anımsatıyor; ne kadar turistik yerlerden uzaklaşırsanız o bölgenin yaşantısını o kadar derinden hissediyorsunuz.




Bon burnuna tepeden bir bakış.

Soliman bölgesine kadar gelmişken Sicilya’ya bir kuş uçumu mesafedeki, ülkenin Akdeniz’e uzanan en uç noktaso Cape Bon’u görmemek olmaz. Burası gerçekten de iyi ki gelmişiz dedirtecek türden bir yer. Ülkenin en yeşil bölgelerinden biri aynı zamanda burası. Cape Bon bir fenerin ve restoranın bulunduğu bir burun aslında. Buraya ulaşmak için öncelikle birkaç yüz metre yukarıdaki vericinin oraya gitmek gerekiyor. Buradan daha sonra yapılacak 1 saatlik yürüyüşle fenere varılıyor. Burası şahin yetiştiriciliğiyle de ünlü bir bölge. Heryerde gördüğümüz şahin figürleri bunu ispatlar nitelikte. Biz fenere kadar gitmek yerine uzaktan izleyerek vericinin sorumlusu abiyle sohbet etmeyi yeğliyoruz. Belli ki kimselerin uğramadığı bu bölgede bu abi bizimle sohbet etmeye pek hevesli. Hatta bizi başbakanın Filistin çıkışını hatırlatarak kutluyor. Burası yüksek bir bölge olduğundan birkaç kilometre aşağısının aksine soğuktan üşümeye başlıyoruz.



Bon yarımadasında yel değirmenleri güzel bir sürpriz oluyor.

Rotamızı tekrar Tunus merkeze çeviriyoruz. Burada bizi bekleyen daha birçok şey var. Tunus kentinin kuzeyi bir liman yerleşimi ve sanırım ülkenin en yaşamaya değer alanlarından birini oluşturuyor. Burada ilk durağımız evleri ve evlerinin kapılarıyla meşhur Sidi Bu Said. Sokaklar çok şirin, manzara muhteşem, beyaz boyalı mavi kapılı evler Yunan adalarını anımsatıyor. Ara sokaklarda kaybolmak ayrı bir keyif. Fakat inanılmaz bir turist akınının olduğunu ve adım atmanın güç olduğunu hatırlatmakta fayda var.



Sidi Bu Said ülkenin en turistik yerlerinden biri. Evler ve kapıları görmeye değer.

Bu şirin yeri bırakıp Kartaca harabelerine doğru yol alıyoruz. Müze kapandığından harabeleri gezmek mümkün olmuyor fakat 14. yy’dan kalma şimdi bir sanat evi olarak kullanılan katedrali görmek bile yetiyor. Etrafta in cin top oynuyor. Sanırım Sidi Bu Said’deki kalabalık az önce burayı terketmiş. Biz tersten takip ediyoruz rotayı. Bu bölge çok bakımlı. Sanırım devlet başkanının malikanesi de buralarda biryerde. Bir an için kendimi başka bir ülkeye geldim sanıyorum. Ne de olsa Tunus turizminin gözbebeği bu bölgeyi bu hale getirmek imaj açısından oldukça mantıklı bir davranış.



Kartaca harabelerinin hemen yanındaki katedral bugün kültür sanat merkezi olarak kullanılıyor.

Tunus’da yapmak isteyip de yapamadığımız birkaç şey kalıyor. Konaklamalı çöl safarisi, Bardo müzesini ziyaret, Kayrevan kentini görmek. Bunları da bir başka zaman yaparız belki.

Bana öyle geliyor ki Tunus, bir zamanlar ülkemizde de olduğu gibi “bacasız sanayi” anlayışıyla giderek sıradan turizm anlayışına yöneliyor. Fakat alışılageldiğin dışına çıkınca güzel sürprizler sunan bir ülke. Siz de cebinize rehberinizi, haritalarınızı koyun ve Tunus yollarına verin kendinizi. Eminim pişman olmayacaksınız.


10 yorum

  • rome_o dedi ki:

    bu yazıyı okuyana kadar ben tunusu turizm açısından çokta ciddiye almazdım .bende ki ilgı daha çok fransizların antalyası şeklindeydi .gidenlerden duyduklarımda öyle. şimdi biraz daha turuistik ve ilginç gelmeye başladı . ellerine sağlık güzel yazı olmuş

  • abt_smyrna dedi ki:

    Şu paket tura dahil olmadan çıkıp gitme fikri bana çok cazip geldi…

    Gerçekten mantıklı vize istemeyen bir ülkeye öylece çıkıp gitmek istiyorum bende…

  • maliho dedi ki:

    Enteresan, bende abt_smyrna gibi aynı hisse kapıldım. Epeydir düşünüyordum Tunus’a gitmeyi (pek Arap ülkelerine gitmek çok hoşuma gitmesede), belki bu ekimde, uzun bir haftasonu için, kim bilir?

  • MIYU dedi ki:

    sayenizde birçok insanda Tunus’a seyahat etme fikri oluşacaktır sanırım, bugüne kadar çok da cazip gelmese bile , artık gidilip görülesi bir yer diye düşünmeye başladım. Ellerinize sağlık!

  • lilyofthevalley dedi ki:

    Tunus’ la ilgili bir yazıda, havaalanına inildiği andan itibaren yasemin kokusunun hissedildiğini okumuştum. Havaalanı da harem otogarına benziyormuş.

  • Zeynep dedi ki:

    bu güzel tunus yazısından sonra kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir yer diye düşünüyorum

  • mugeyidogan dedi ki:

    “turist gördün soy” mantığı özellikle turizme yeni açılan ülkeler başta olmak üzere her yerde var ne yazık ki. yazınız için teşekkürler

  • maden dedi ki:

    eline sağlık

  • venividiviki dedi ki:

    güzel yorumlarınız için teşekkürler.
    her ülke ve her kültür gibi tunus da kendi içinde birçok görülesi bilinesi detay taşıyor. bizim gezimiz 4 gecelikti. daha yapamadığımız birçok şey kaldı. kısacası güzel bir plan ve donanımla gittiğinizde, buna pişman olmayacağınız bir ülke.

  • NEŞE dedi ki:

    Bu gece okuduğum ikinci Tunus yazısı ..İki ayrı bakış açısından keyiflendim ve yazıların birbirinin eksiklerini tamamladığını gördüm. Bu nedenle “o yazdı ,ben burayı yazmayayım” dememek lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*