Kigali & Ntarama & Nyatama.. Rwanda



Uganda’dan Kigali’ye direkt otobüs bulamayınca Rwandair’den bilet aldım. Hava bu kadar kötü olmasaydı sınıra kadar otobüsle gidip sınırı geçtikten sonra tekrar otobüsle Kigali’ye gidecektim ve tadına da doyum olmayacaktı. Üç gündür aralıksız yağan yağmur bu kararı almamı engelledi. 45 dakikalık uçuşun ardından yine yağmurlu bir havanın egemen olduğu Kigali’ye vardık. Vize için önceden bakanlığa başvurmuştum. www.migration.gov.rw adresindeki formu doldurup, forma hotel rezervasyonunuzu da (PDF formatında) eklediğinizde en geç 1 hafta sonra size mail ile yazınız geliyor. Bu yazının çıktısını alıp havaalanındaki visa servisine 30 dolar ödeyerek vizeyi almış oluyorsunuz. Ancak pasaporta bir şey yapıştırmıyorlar. Ardından anlık bir pasaport kontrolü sonrası dışarıdasınız. Internette, Rwanda’da plastik poşet kullanılmadığı, havaalanında bunların engellendiği ile ilgili şeyler okumuştum.. Şehir efsanesi. Belki bir zamanlar böyle güzel bir uygulama olmuştur. Ama şimdi kimsenin umurunda değil. Havaalanından insanlar ellerinde plastik poşetlerle çıkıyorlar. Ancak şehirde uğradığım dükkanlarda hep kesekağıdı vardı. Bu beni sevindirdi.


Solace Ministeries diye bir kurum var Ruanda’da. Soykırım kurbanlarına destek programları yürütüyor. Ayrıca AIDS ile mücadele, kadın hakları gibi konularda da aktifler. Bunların bir de pansiyonları var, aynı alanın içerisinde. Gelmeden mail atıp yer ayırtmıştım. Doğrusu maillere cevap verme konusunda pek hızlı değiller. İkinci mailimde ‘’orada kimse yok mu, neden cevap vermiyorsunuz’’ yazdım da (2 gün sonra) bir özür maili geldi. Şehrin içerisinde ya da daha doğrusu merkezinde değil. Havaalanına daha yakın. Aynı fiyata şehir merkezinde de otel var. Hatta Okapi hotel diye Hintlilerin işlettikleri bir hotel hemen cevap yazmıştı, fiyat da aynıydı. Ancak benim için önemli olan böyle bir yardım kuruluşuna destek olmak ve aynı ortamda bulunmak. Havaalanı çıkışında Solace görevlisi ile buluşup pansiyona gittik. Güvenlikli bir alanda ve tertipli bir ortam. Odalar tertemiz, çalışanlar son derece ilgili. Burayı seçmekle ve ısrarla beklemekle doğru karar verdiğimi ilk girişte anladım.



Çantamı odaya koyup vakit kaybetmeden şehir merkezine gittim. Yağmurun sağı solu belli olmaz. Aceleci davranmam gerek. Şehirdeki soykırım müzesi düzenli olmasına rağmen sanki vurguda biraz zayıf kalmış.. Yine de içler acısı bir durum. Açıkçası kaldığım organizasyonun sitesindeki Soykırımı anlatan çalışma daha çarpıcı geldi.. http://www.solacem.org/history/history.html adresinde, gün gün gelişen olaylar ölü sayışları eşliğinde veriliyor ki, tüylerin diken diken olmaması elde değil.



Müzenin girişi ücretsiz ancak fotoğraf çekmek için 20 dolar ödemek gerekiyor. İki katlı müze, içerisinde soykırım kurbanlarının bir kısmının toplu mezarlarının da bulunduğu büyük ve güzel bir bahçe içerisinde yer alıyor. Bahçede bir de kafe ve hediyelik eşya dükkanı var. Müzede soykırım kurbanlarının bir kısmının fotoğrafları, eşyaları, kemikleri, kafatasları sergilenmiş..


Ayrıca dünyada yaşanan büyük soykırımlara de geniş yer verilmiş.. Nazi Almanyası, Kosova, Bosna, Kamboçya ve ne yazık ki Türkiye bunların başlıcaları. Türkiye’deki 1915-1918 yılları arasında yaşananlar tüyler ürpertici fotoğraflar eşliğinde verilmiş. Ne acı ! Soykırımla ilgili bilgilere internetten doğru bir şekilde ulaşılabilir. Benim kısaca belirteceğim, çoluk-çocuk dahil 1 milyon Tutsi’nin, Hutu’lar tarafından vahşi bir şekilde katledilmesi, binlercesinin de sakat bırakılması, tecavüz edilmesi.. ve bu dünyanın gözü önünde 3 ay gibi bir zamanda gerçekleşmiş. Kimsenin kılı da kıpırdamamış. Bu konuda yukarıda verdiğim link çok çarpıcı bilgiler vermekte.


Kigali yeşil bir şehir, çoğunluğu tek katlı evlerden oluşan.. Çok büyük olmadığı izlenimi veriyor ama küçük de değil. Merkezde trafik sorunu yaşanıyor ama bu daha çok acele etmeyen insanlardan kaynaklanıyor. 1 dolar yaklaşık 640 frank Aralık 2012de. Süpermarketlerin içinde fastfood tarzı kafeler var. Ancak fiyatları da pahalı. Bir hamburger 4800 frank. Süpermarkette ise her şey var ihtiyaç duyulabilecek. ATMlerden para çekilebiliyor ve her yerde ATM var. Merkezi saymazsak mahalleler kopuk kopuk ve aralarında mesafe var. Bu nedenle yürüyerek dolaşmak biraz zor. Ama motosikletler burada da var. Rwanda, Fransızca dil grubunda kalmış ama İngilizce de yavaş yavaş benimsenmiş turizmin etkisiyle. Dolayısıyla iletişim biraz zayıf. Kibar insanlar Rwanda’lılar. Sakin ve kibar. Kadınları alımlı. Afrika’da gezdiğim ülkeleri kendi bakış açımla değerlendirirsem : Ethiopia’da güzel kadın görmedim. Halk çok da afrikalıyı andırmıyor. Açık renkli ve Sudan yüz yapısına daha yakın. Kenya’da kadınlar güzel denebilir ama kötü giyiniyorlar ve batılı giyim tarzı bu kadınlara yakışmıyor. Şişman kadın çok. Ama Afrika’da olduğunuzu artık hissettiren bir yapı var. Uganda’da kadınlar ne giyerse giysin yakışıyor. Gerçek afrikalı ya da daha doğru şekilde ifade etmek gerekirse kafamda oluşmuş afrikalı Uganda’da. Kadınları dolgun hatlı, erkekler sert bakışlı, renk koyu hatta korkutucu. Rwanda’da ise kadınların kendisi de giyimi de son derece güzel. Halkta bir batılı havası var. Sert afrikalı imajını göremedim. Belki de başkentte olduğumuzdandır.

Hava güzel olsa pansiyonun balkonundan yemyeşil manzarayı seyretmek zevkli olacak. Ama bulutlar moral bozmakta birebir. Pansiyonun her alanında hızlı bir wi-fi bağlantısı var. Ayrıca mutfaktan aşçı akşam ne yiyeceğinizi önceden öğrenip belirttiğiniz saatte yemeği hazırlıyor. Yemek, çorba, ana yemek, pilav ve tatlıdan (pasta veya meyve salatası) oluşuyor. Son derece lezzetli. Afrika’da bulunduğum sürece karşılaştığım tek temiz banyoda rahat bir duş, ardından yine uzun süre yemediğim lezzetli bir yemek..




Ntamara, Kigali’den yaklaşık 25 km güneyde bir köy. Bu köyü seyahat kitaplarına geçiren ne yazık ki, lanetli soykırım.. Bu köydeki kiliseye sığınan insanlar yakılarak, parçalanarak katledilmiş.. Tam 6000 insan.. Kilisenin içerisinde kemikler, eşyalar.. Dışarıdaki toplu mezarların başındaki panoda çok az insanın adı var.. Kimlik tespiti yapılamadı diyor, bekçi. Çocukların katledildiği bölüm ise dayanılmaz.. Duvara vurularak parçalanmışlar ve izi 17 yıldan beri duruyor bu iz.. Kadınlara yapılan işkencenin izleri.. Katliamda kullanılan aletler.. Dayanılır gibi değil. Kilisenin içerisinde fotoğraf çekilmiyor. Zaten tüyler ürperten bu alanda uzun zaman kalamıyor insan.. Tanrı, kendisine sığınanları bile koruyamamış. Çocukları bile.

Nyamata, bir başka acı nokta haritada ve daha da güneyde.. Bayram olması nedeniyle kapalı olan memorial’in kadın bekçisi, çocuğunu yıkadığı leğende bırakıp beni biraz olsun gezdiriyor.. Yeraltına hazırlanan mezar odalarına girmemek koşuluyla. 15 bin kişiye mezar olan bu kilisenin en önemli özelliği, çocuğuyla birlikte öldürülen bir annenin tabutu ayrı bir yerde tutuluyor.. Bekçinin birkaç kelimelik İngilizcesinden ama daha çok mimiklerinden anladığım kadarıyla bu annenin bir kutsiyeti var. Kutsiyetini bilmiyorum, kimin bahşettiğini de.. Bildiğim böyle bir acıyı yaşayan herkesin kutsal olduğu.. Bir milyonun tamamı aziz olmalı eğer böyle bir mertebe varsa.. Sanki bir yumruğun ezdiği yüreğimin baskısına dayanamayıp dışarı attım kendimi.. O sevimli çocuğu leğende fotoğraflamayı bile unuttum.
Herkes, bütün Rwanda halkı yaşanan olayları unutmuş görünüyor, öyle davranıyor.. Bu artık devlet politikası. Belki doğrudur, bilmiyorum. O acıyı yaşayanların, şahit olanların, etkilenenlerin, kurtulanların bu olayı unutmak istemesini anlayabilirim.. Peki, o bir milyonu ‘’öldüren’’ bir milyon ya da yüzbin ya da onbin, her ne kadarsa.. Onlar, o katliamı yapanlar unutabildi mi ? Onlar şimdi ne halde? Onları destekleyenler, akrabaları, çocukları şimdi ne düşünüyor? Önemli olan bu.. Bunun cevabı doğru olarak konabilirse yarın bu olayın bir daha yaşanmaması temin edilebilir.. Değilse yarının da garantisi yok..

Dönüşte artık yağmur hızını almıştı.. İnsanlar bayramlık kıyafetleriyle kiliselerden dönüyorlardı. Tanrı en çok da unutmayı sağlıyor galiba. Bugün bayram, yarın da.. O yüzden her yer kapalı. Butare’ye gitmek için bayram sonrasını bekleyeceğim.


Oteldeyim, saat de hayli geç ama uyku ne kelime.. kafamda dönüp duruyor katliam görüntüleri.
Kedimiz İrma’nın hastalandığı haberini aldım. Bu gezide bir uğursuzluk var.. Yağmur, tatiller hep engel çıkardı hem Uganda’da hem burada.. Şimdi de İrma.. Normalde dönüş biletim yine Mombasa’dan ama o bileti yakıp, geziyi yarım bırakıp Kigali’den hemen dönmek zorundayım.. Bu gezi İrma’dan daha önemli değil. Bir dahaki sefere.. Sağlık olsun.

8 yorum

  • tutu... dedi ki:

    ”Sert, über sert” …Yani, soykırımlar.

  • arkutbay dedi ki:

    Dayanamıyorum yazacağım , tarihsel alışkanlıklarını sürdüren ve söylediğimizde alınan bir avuç çapulcunun mezesi olmuşuz Afrika’da , çok yazık . Demek ki bu işler uçaklarla gidip ceplerindeki üç beş kuruşu almak için yalakalık yapmakla veya Türkçe şarkı söyletmekle olmuyor .

  • elpida dedi ki:

    Elinize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş.

  • shadowtr dedi ki:

    arkutbay, ne acı ki tespitiniz son derece yerinde.. Daha da acı olanı, sadece Afrika’da değil dünyanın bir çok yerinde.. Laos’ta aylak ve mutlu dolaşırken bile karşıma çıkmışlardı.. Sudan’da 5 milyon dönüm toprak kiralamışlar.. Sorsan oraya refah taşımaktır asli amacı.. Müslüman üle ya.. Geçenlerde internette rastgeldiğim, Banu Avar’a ait olduğu belirtilmiş şu tespit bu anlamda çok çarpıcı :
    ”Çiftçimizin icralarla tarlaları ellerinden alınırken, kimyevilerden çoraklaşmış, zehirli topraklar bereketi unutmuşken, halkımız kanserden kırılıyorken! şimdi burada gönül rahatlığı ile yapamadıkları o adi, gdo lu, zehirli tarımları, başka ülkelerin milyonlarca dönüm toprağını zehirleyerek, fakir halkını ezerek, sanki onlara İŞ GÖTÜRÜYORMUŞ gibi hava atarak yapacaklar! Zavallı halk sevinecek. İŞ GELDİ diyecek. Oysa 10-20 sene sonra başına neler geleceğini bilmeyecek! Kanserli doğan çocukları tedavi edemeyecek! mezarlıklar bebek ve çocuk ölümleriyle dolup taşacak! hastaneler , aynı bizdeki gibi her evde en az bir kanserli şeklinde dolup taşacak!”
    Türkçe şarkı söyletme işi ise başka bir soytarılık.. Halkın gelir ortalaması 50 dolar olan bir ülkede aylık ücreti 500 dolar olan okul açarak kime hizmet edildiğini, neye hizmet edildiğini anlayamıyorum.. Ama yöntem son derece tanıdık.. CIA de faaliyetlerini sürdürdüğü ülkelerde okul, şirket kılıfındadır..
    Bir başka açmaz ise kendi ülkesinde misyoner faaliyetleri yapılıyor diye ortalığı yıkan, mahkemeler kuran, hatta vahşice, canice katliamlar yapan, insanları boğazlayan bir zihniyet neden kendisini de misyoner olarak görmüyor.. Öyle ya, adam bu ülkelere aslen din yayma amacıyla gittiğini söylemiyor mu.. Bu misyonerlik değil mi..
    Neyse bu konu dokundukça ses veren bir konu.. Ama dokunmaktan da çekinilmemeli, kaçınılmamalı..

  • NEŞE dedi ki:

    Acı satırlarla olu yazınızı okurken Almanya -Dachau kampını gezikten sonra 2 gün hasta yatışım geldi aklıma,gördüklerim ve seyrettiğimiz belgesel beni mahvetmişti,üstelik Dachau nun kapısında bilet kesen Alman nasıl sağlıklı kalabiliyor diye çok düşünmüştüm….Bilmediğimiz diyarlardan ilginç haberler sizi devamlı okuyacağımızı gösteriyor…İrma konusundaki duyarlılığınızı çok iyi anlıyorum,18 yıl yaşayan ve 2 ay önce kaybettiğimiz Ponpon umuzu son yıl hiç yalnız bırakamadık….Çok teşekkürler…

  • NEŞE dedi ki:

    Ayrıca sevgili Doktor a yazdığınız yorum öyle gerçek ki….İğne ve çuvaldız meselesi……

  • bora arasan dedi ki:

    Yazı harika…. Tur harika…. Gelecek yıl ki Kafkasya planlarımı rafa kaldıracak türden bir geziyi izliyorum.

    Öte yandan Ruanda acılar içerisinde kıvrandı durdu. Fransanın, Belçikanın, insanlık dersi veren ülkelerin aslında kendi menfaatleri için insanlıktan ne kadar çabuk çıkabileceğinin göstergesi bu. Elbette olan olmuş, ölen ölmüş. Dünya bunu da unutacak…

  • Midgard dedi ki:

    Geçtiğimiz sezondu sanırım, Gülhan Şen buradan bir program yapmıştı. Orada havaalanından içeri plastik poşet sokulmaması uygulaması gündeme gelmişti. Eğer program için şov yapmadılarsa, bunun daha katı uygulaması çok da uzak bir geçmişte değil sanırım.
    İnsanın okurken bile ruhu tükenebiliyor yazınızı, bu katliam unutulmamıştır, dünya unutsa bile yaşayanlar unutmamıştır, konuşmayarak kendi içlerinde bir “unutma” yaratmaya çalışıyorlardır ve muhtemelen işe yaramıyordur.
    Gerek sizin, gerek arkutbay’ın tespitlerine de katılmadan edemeyeceğim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*