kenya masaimara-jamboo

öncelikle şunu söylemek istiyorum, bütün bu gezdiğim yerler içinde afrikayı çok ama çok sevdim. uzun süre çalışma yapıp hazırlandığımız seyahatimize en sonunda çıktık. thy ile 6 saatlik bir uçuşun ardından nairobiye ulaştık. buradan ayarladıkları turlarla giden insanlardan okumuş ve duymuştun, 3 günde bir sıcak su, ortak tuvalet gibi biraz zor şartları. bunları duyup netten araştırma yapıp ordan bir tur yetkilisiyle anlaştık ve kalış,extra istediğimiz tur ve naorobi masaimara arası uçak otobüs olan tercihimizden uçağın parasını ödedik.sonra bize ordan bunları denetleyen kurumlardan mailler gelmeye başladı. orada bu işi sıkı tutuyorlar, dolandırılma diye bir durum oluşmuyor. genel anlamda 3 günlük masaimara kampım ve gezi için diyebilirimki , hani derler ya MÜKEMMEL, TEK KUSURU BU! ben gezimin ayrıntılarına geçeyim.

nairobide indikten sonra turun şoförü bizi karşıladı ve bir sonraki bineceğimiz uçak saat farkından dolayı bizim isteğimizle ayarladıkları otele bizi yerleştirdi. bir gecelik dinlenmenin ardından sabah otelden aldı ve masaimaraya gideceğimiz yerel havalimanına götürdü. biletlerimiz alınmış, herşey ayarlanmış. hava limanına direk aprona çıkınca benim gibi uçak korkusu olan biri, önden pervanelei pırpır uçakları görünce eyvah dedim. havalimanı harıl harıl çalışıyor, benim gibi bekleyen turistler, uçakların biri iniyor biri kalkıyor. geldik artık binecez başka yolu yok. valizleri uçağa yerleştirende uçuranda pilot. ve uçarken onu görebiliyorsunuz. uçak maksimum 10 kişilik. dediler siz 2, stopta ineceksiniz. içimden dedim yani bu uçak inip bir daha kalkacak. neyse biraz sallantılı bir uçuşun ardından ikinci stopa , bildiğiniz toprak yola indi uçak. gece iniş yok. çünkü yol elektrik su hattı yok. tamamen doğanın içindesiniz. uçaktan iner inmez bir sürü üstü açık cipler alanda yerel kıafetli adamlar koşarak geliyor, herkez kendi kapının misafirini arıyor. bizimki bizi buldu.

kampımızın adı mara explorer, intrepid adlı bir büyük kamp gubuyla bağlantılı. kamp havalimanına 5 dk mesafede ve sonradan anladıkki masaimaranın merkezinde. kampa girdiğimizde çok güzel karşılandık, valizlerimizi alıp bizi çadırımıza yerleştirdiler. tel olmadığı için elimize bir telsiz verdiler.kamp bi derenin önüne kurulmuş,dışarıdan bakıldığında ağaçlar arsında gizli duruyor. önümüzdeki derede bir hipoptam grubu yaşıyor. dedilerki hava karardığında yemek alanına geçmek için telsizle güvenliği çağırın size eşlik edecek, çünkü hipolar gece otlamaya çadırların oraya çıkıyor ve çok tehlikeli olabiliyorlarmış. çadırımız çok rahat. elektrik ve sıcak su sabah akşam veriliyor.çok temiz ve konforlu. önündeki şezlonglara yayıldığınızda dere manzarsaında hipoları çıkardıkları seslerle birlikte hareketlerini izliyorsunuz. sfri için sabah 6,30 dabaşlayıp öğlen biten öğlen başlayan ve akşam üstü tekrar olamk üzere 3 tur var. biz 11 de kampa vardığımız için 12 deki tura yetişiyoruz.

arabamız defender üstü açık bizle berabar 2 si amerikalı 2 si hintli olan iki çifti alıyoruz. rehberimiz ve şoförümüz rafael.burada herkez çok sıcak gelip tanışıyor jamboo -merhaba demek senin adın ne benimki şu. ben bekliyorum amokaçi gibi egzotik bir isim. isimler rafael, thomas dennıs, charles hep sonradan konulma pek havalı özenti isimler. çıkıyoruz turumuza. bilmiyorum doğaya hayvana olan ilgimdenmi gerçekten gözlerim kamaştı. yapay olan hiçbirşey yok. dedim ya havaalanı bile toprak yol. burada diyorlar büyük beşi gördünse tamamdır. biz tam göç zamanı sezonunda gittik, bu nedenlen aslan, leopar, çita, sırtlan, zebra, zürafa, fil, babuun,ceylan, gergedan, bufalo, timsah antilop ve daha adını hatırlayamadığım birçok hayvanı defalarca gördük. safari öyle birşeyki, gezi sonuna doğru biraz yorulup acıkıp kamp alanına gitmek istiyorsunuz. kamp alanına gidip biraz dinlenip mideyi doldurunca hemen ciplere binip gezmek istiyorsunuz.

cip rehperleri telsizlerle hep iletişim halinde biri bir değişik hayvan gördüğünde hemen haberleşiyorlar ve kendimizi orada buluveriyoruz. rehberler burayı avuçlarının içi gibi biliyorlar. çoğu masaimaradan hiç çıkmamış.hertaraf yeşillik, ağaç alanların olduğu bölgeler var, ama daha çok düzlük halinde. bu düzlüklerin ortalarında ara ara onların şemsiye ağacı dedikleri oraya özgü tek bir tane ağaçları görüyorsunuz.akşam oluyor ve biz kapma dönüyoruz. karnım feci acıkmış ama yemeklerden endişeyim. buraya gelmeden 1 ay önce karaköy seyahat sağlığı merkezinde aşı oldum ve yola çıkmadan önce başladığım sıtma için önlem antibiotiğimi hala kullanmaktayım. neyse tedirginim yani hastalık çok olduğu için burada. ama utanıyorum sonra. bir yemekler geliyor başlangıcı, çorbası tatlısıyla harika. ortada bir ateş yakılmış hava serinlemiş çünkü. öğlen yanıp akşam donuyorsunuz. çayımızı yudumlayıp kamota kalan diğer indanlarla konuşuyoruz. maksimum 15 çadır var bizim kampta.

ertesi gün balon turu yapıcaz. bunuda taa istanbulda netten ayarlamıştık turcularla. diyorlar yarın sizi sabah 5,30 da uyandırıcaz. çaymı içersiniz kahvemi. şaşırıyorum. çay diyorum bir tiryaki olarak. odaya gidiyoruz, yatağa bir giriyorum içeriye sıcak su torbası konulmuş. o ortamda ve o serinlikte beni daha çok mutlu edecek birşey olamazdı. sarılıyorum torbama , sabah doğru bir ses çadırın dışında”günaydın girebilirmiyim” gülen suratla giriyor thomas elinde çay tepsisi termos ve bisküvilerle. düşünüyorum sabahın 5,30 unda kimse beni çayla uyandırmamıştı. ayılıp gidiyoruz ciplerle balona bineceğimiz alana. hava daha karanlık , balon yerde yatıyor. 10 tane adam şişiriyor. beni yine alıyor bir telaş.sıra sıra 16 kişi biniyoruz. hiçte korktuğum gibi olmuyor. sallantısız harika 2 saatlik bir yolculuk. yukarıdan baktığımızda aşağıda gruplar halinde göç eden hayvanları görebiliyoruz. güneş doğuyor. yolculuk bittiğinde balon alçalıyor ve aynı anda altta birkaç cip beliriyor. iniyoruz hoop 10 tane adam yine tutuveriyorlar balonu.

nereden çıktımız birden siz?indiğimiz yerde tek bir şemsiye ağacı , onun gölgesine kurulmuş bir sofra ve bir kamyon. diyorlar hoşgeldiniz champania breakfast. yanımızda zebralar çok güzel bir kahvaltı yapıyoruz ve ikinci safari turumuza doğru atlıyoruz ciplere. akşam oluyor kampa dönüyoruz. hava kararmış. ben hemen iki günde buralım oldum ya, bi cesaret güvenlik çağırmadan alıyorum feneri çıkıyorum çadırdan, giderim yemeğe. birden karşımda iki hipoyu görünce çadıra kaçıyorum, onlarda ürküyor biraz. ertesi gün onların alanına giren bir geyik grubunu sudan fırlayıp kovaladıklarında nasıl atik olduklarını anladığımda ucuz atlatmışım diyorum. neyse arıyorum güvenliği burada hipolar var. adam elinde yarım kadar bahçe makasıyla geliyor. içimden diyorum şimdi hipo saldırsa bu adam hipoya dalarmı dalar, gözlerinde o ışığı görüyorum yani. yine güzel bir akşam yemeğinden sonra yatıyoruz

ve sabah 6,00 da çayla uyandırılıyoruz. çıkıyoruz yola. biraz ileride olan bir yerli köyüne gidicez. burası hafif turistik bir köy ama orjınal köyün aynısı ve gerçektende ordakiler orada yaşıyor. köyün kapısında yerel danslarla bizi karşılıyorlar. heryer koyun ve inek dolu. etrafta bir sürü minik çocuk koyun dışkılarında oynuyorlar. kadınlarla dansediyorum biraz. bir bakıyorumki bir süre sonra bende onlar gibi koyun kokuyorum. kendi yaptıkları evlerden birine giriyorum. burada kadınlar yaşıyormuş. tamamen ilkel şartlar, ama onlar çok mutlu. daha iyisini görmemişler çünkü. tanışıyorum bir gençle diyorum sigara içiyormusun. hayır diyor , içebilmem için anneme iki inek almam gerekiyor. hımm buranın kuralları farklı işliyor diyorum.zaten birini içse ikinciyi nereden bulacak. biraz dolaşıp ayrılyoruz köyden.

ikinci safari turumuzu tamamlayıp kampa dönüyoruz.sabah dönüş günü,içime bir hüzün çöküyor. buradan zanzibara geçicez. orayı bir sonraki yazımda anlatacağım. 3 günlük bu geziyi çok sevdim. seneye bir daha gelmek istermiyim, isterim. belki burası değilde serengeti olur. gelmeden önceki tedirginliklerimin hiçbirini yaşamadım aslanlara, çitalara 5 mt kadar yaklaştım. diyebilirimki hayatınızda Zamanınız ve durumuznuz olursa mutlaka buralara gelin. buarayı anlayın insanını , hayvanını görün. ama bu tip bir tatil istemezsenizde anlarım. onlarında dediği gibi AKUNAMATATA..

10 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    dün sergi bölümünde vg üyemizin kenya safari fotoğraflarına baktım üstüne sizin bu güzel kenya yazınız da gelince kesinlikle kenya’ya gitmekli diye düşünüyorum…ellerinize sağlık

  • DEEP73 dedi ki:

    evet zeynep bende vg üyemizin kenya safari fotograflarına bakmıstım ve cok beğenmiştim . Bu yazıyı okuyuncada ne kadar tamamlayıcı oldu diye dündüm . Yazınızı çok beğendim hayatımda hiç böyle bir tatil,i hayal etmedim işin gerçeği ama yazıda anlattıgınız bu dogal ortamın atmıosferi çok başka olsa gerek sade ve yalın bir yasam ve belgesellerde gormüş olduğumuz doğal hayvanlar aynı ortamda olmak farklı bir duygu olsa gerek. Çok beğendim yazınızı teşekkür ederiz ..

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Kenya geziniz belli harika geçmiş. 3 senedir Kenya’da yaşayan biri olarak ben de buraları herkese tavsiye ediyorum. Mutlaka görülmeli. Bu arada ucuz atlatmışsınız, geçmiş olsun, zira hipopotamlar Afrika’da sıtma yayan sinekten sonra en çok can aan hayvanlar. Saatte o koca cüseseleriyle yaklaşık 30km hızla koştuklarını göz önüne alırsak kurtuluş şansı pek olmuyor hipolarla burun buruna gelen insanların. Bedavadan yaşıyorsunuz diyebilirim. Teşekkürler bu güzel geziyi bize aktardığınız için…

  • mertakinci dedi ki:

    figen hanımın dediği gibiyse gerçekten çok geçmiş olsun ucuz atlatmışsınız eğer çektiğiniz fotoğraflarınız varsa kesinlikle görmek isteriz

  • FigenLetaconnoux dedi ki:

    Kesinlikle abartmıyorum. Yazınızı okuduğumda tüyleri diken diken oldu. Dedim verilmiş sadakası varmış. Et yemiyorlar, beslenmek amaçlı öldürmüyorlar ama insanları kendilerine tehdit olarak gördüklerinden gözünün yaşına bakmıyorlar. O koca çeneleriyle bir hamlede iki parça… Ay içim fena oldu…

  • nilufvet dedi ki:

    çok haklısınız, ucuz atlattım. ama inanın o anda bile çok sevimli gözüküyorlardı. hani derler ya ne mutluki aklı yok. ben işte orda öyle bir ruh hali içindeydim. etrafımdaki herşey çok sevimli gözüküyordu. yani bacağıma yılan dolansa çok sıkma fazla sarıldın dicem.onun haricinde muhteşem bir yer.

  • kizirbey dedi ki:

    :))) demek kendi kendine güvenlik olmadan da çıkabiliyorsun çadırdan :))) ve tabi kaçıyorsun … güzel yazmışsın …işte korkak bir şehir tipinin güzel bir macera yazısı..bu uçak korkusundan tutun ıssız meralara dalan yine aynı korkak:!! ama ne yalan söyleyeyim, o hayvanların yerinde olmak isterdim sırf senin gibileri izleyebilmek için…sessizce izler salt sizleri yazardım, ne hoş olurdu :)) ellerine sağlık gerçekten keyif aldım, başarıları diğer gezilerinde tabi…saol

  • umutaktas dedi ki:

    çok güzel bir deneyim olmuş fotoğraflarda çok güzel..

  • enisnuhoglu dedi ki:

    gezınıze bayıldım hayallerınızı gercekletırdıgnız ıcın tebrık ederım.fotograflarınızı yazınınzın aralarına eklersenız daha da guzel olur.

  • NEŞE dedi ki:

    Filmlerdeki gibi bir gezi olmuş,kıskanmadım desem yalan olur..Turdaki çay bolluğu,bölgenin İngiliz geçmişinden geliyor herhalde,günümüzde de İngilizler pek düşkün bu turlara..Devamını okuyacağım..Teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*