Kayrevan / İslam’ın Afrika’daki kalesi

Sidi Bou Said ile başlayan Tunus yazılarımızda önce göze hoş görünen yerler ile başlayalım , zamanla gerçeklere geliriz diye hafiften uyarmıştım sizleri . Şimdi Tunus için  dozumuzu biraz artıralım ve sıradan vatandaşın arasına karışalım .

Turistik kasabamızdaki 5 yıldızlı otelimizden ( Sousse’de , Orient Palas Otelinde kalıyoruz , renkli (!) bir otel , sonraki yazılarda anlatacağım ) sabah erkenden ayrılıp yola çıkıyoruz . Ekip heyecanlı , çünkü İslam dininin zamanında Afrika’daki en önemli merkezine , Kayrevan’a gidip bu şehirdeki Kuzey Afrika’da kurulmuş ilk cami olan Kayrevan Camisini ve Kayrevan’ın Medinesini göreceğiz .Old town , old town diye gezdikten sonra ilk kez bir islami old town , bir medine gezeceğiz .


Sousse’de gündoğumu

Otobüsümüz bir süre bozkırda , çıplak arazide yolalıyor . Tunus’ta yol boyunca hiç bitmeyen ve rüzgarla uçuşan çöpler arttığında bir köye veya kasabaya yaklaştığınızı anlayabilirsiniz .

Kayrevan , bozkırın ortasında kurulmuş bir şehir . Burada MS 670 yılında Romalılar Kamounia isminde bir kale kurmuşlar . Şehir de bu kalenin yerinde ve etrafında gelişmiş . İslamiyetin Afrika’daki kutsal şehri olarak biliniyor . Kuzey Afrika’nın müslümanlaştırılması sırasında üs olarak kullanılmış .


Kayrevan

800 yılında Aglebi Hanedanlığı tarafından başkent yapılmış . 11. yüzyılda Fatımi ve Ziri Hanedanlarının başkenti olmuş . Bu dönemde İslam dünyasının en büyük yönetim , ticaret , din ve bilim merkezlerinden birisiymiş . 11. yüzyıl sonrasında Bedevi akınları sonucunda bozkırda tarım da gerileyince kendini göçebe yaşamına bırakmış ve gördüğüm kadarıyla 1000 yıldır buraya kimsenin eli değmemiş . Nüfüsu günümüzde yaklaşık 80 bin kişi .


Kayrevan

Kayrevan , üzerine ölü toprağı serpilmiş , unutulmuş bir şehir gibi duruyor . Bir miktar tarım ve hayvancılık ile uğraşıyorlarmış . Ülkenin halıcılık ve el sanatları merkezi olduğu söyleniyor ama gördüğümüz şeylerin güzelliği bir yana değerini hiçbir şekilde anlayamıyorsunuz . Her gidenin söylediği gibi , satıcıların istediği rakamlar öyle farklı ve pazarlıkla öyle hızlı düşüyor ki vereceğiniz fiyatı bile etmeyeceği düşüncesi ile uzak duruyorsunuz . Gene de biz karşımızdakini incitmemek adına gereksiz pazarlıktan ve almayacağımız şeyler için fiyat vermekten sakınarak efendiliğimizi bozmuyoruz .


Aglebi Havuzları

Otobüsümüzden Kayrevan’ın kenar mahallerinden birinde inip Aglebi Havuzları olarak bilinen , o dönemden kalma su depolarına bakıyoruz . Bunlar , 128 metre çapında üstü açık havuzlar . Zamanında 35 kilometre batıdaki tepelerden kemerlerle şehire su getirilip bu havuzlarda depolanırmış .

Sanırım Şeker Bayramı’nın ilk günü olması nedeniyle havuzların etrafı hıncahınç kalabalık . Seyyar satıcılar , etraflarına toplanmış gençlere yiyecek yetiştirmeye çalışıyorlar . Gözler , ceylanları görmüş aslanlar gibi üzerimize çevriliyor . Etrafımızda hafiften toplaşmalar seziyorum . O sırada bir motora binmiş , sivil polis olabileceğini düşündüğüm bir kişi motorun üstünden bağırarak kalabalığı biraz olsun dağıtıyor . Bu motorluyu daha sonra birkaç kez daha etrafımızda gördüm , bir çeşit huzur timi herhalde .

Bu meraklı arkadaşlar gün içinde içimizdeki yeniçeriyi ortaya çıkartacak davranışlara da başvurdular . Ellerindeki oyuncak tabancalar ile hanımların belli yerlerine attıkları taşlar ve leblebiler , gurubun etrafında patlattıkları maytaplar bunlardan birkaçı . Cesareti olanların hanımların yanında yürümek gibi bir hobileri var . Daha cesur olanları ise hanımların çaktırmadan saçlarını okşamak istiyorlar . İşte o zaman geleneksel centilmenliğimizi kaybediyoruz .

Ve merakla beklediğimiz an geldi . Caminin önündeyiz ama kapı duvar . Daha sonra da sık sık göreceğimiz üzere sadece namaz saatlerinde kapılar açılıyormuş . O zamana kadar biz de bir halıcıda satış şovu izliyoruz . Adamlar ticarette o kadar uzmanlaşmışlar ki gösterdiklerini beğeneni ( başka bir şey diyemedim ) gözlerinden anlıyorlar . Bu sefer ki kurbanlardan biri de benim . Ama yanımda çok sıkı bir satıcısavar , eşim var . Buna rağmen satıcı bütün bir gün boyunca dükkanının önünden her geçişimde bana seslenip fiyat düşürüyordu .


Evliyalar Mezarlığı / Kayrevan

Aslında Kayrevan halıları çok ünlüymüş . Kalın bir çerçeveye sarılmış elmas biçimindeki ana desenler tipik özellikleriymiş . Halıcının bize bir faydası binanın çatısından Kayrevan Camisi’nin ve Evliyalar Mezarlığı olduğu söylenen mezarların fotoğraflarını çekmemiz oldu .


Kayrevan Camisi ve Evliyalar Mezarlığı

Vakit varken birazda medineyi dolaşalım diyoruz . Burası UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde .

Ara sokaklara girmek içimizden gelmiyor . Ana caddelerde birkaç tur atıp ünlü nane çaylarından içmek üzere gurup halinde savunma pozisyonumuzu alıp bir kahvenin önünde oturuyoruz . Kıssadan hisse , böyle bir yerde birşeyler içmeyi asla denemeyin . Bardağı ağzınıza götürdüğünüzde sizden önce bardağı kullanmış yüzlerce insan ile öpüşmüş kadar olursunuz . Kahve fincanları daha temiz görünüyor ama kahvenin tadı berbat . Nane çayının güzel hikayesini bir Fas yazısında size anlatırım .

Ama gene de medinenin çok orijinal , yer yer çok şirin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim . Sizlerle medine ve esnafından birkaç görüntü paylaşayım .

Oooo , namaz vakti gelmiş , haydi camiye . Kayrevan Camisi , diğer adıyla Büyük Cami , Hz. Muhammed’in sahabelerinden Ukde bin Nafi tarafından 670 yılında yaptırılmış . Bu yüzden Ukde bin Nafi Camisi olarak ta biliniyor . Bugünkü şeklini  9. yüzyılda Aglebi Hanedanlığı döneminde almış . Etrafı surlarla çevrili , kale görünümünde bir cami .


Kayrevan Camisi’nin surları


Kayrevan Camisi’nin surları

Caminin avlusundaki 7 adet kuyudan su çıkarılıyormuş .Minaresi kule şeklinde . Kuzey Afrika’nın ilk camisinin bu minare şekli , daha sonra mağribi topraklarında ve Endülüs’te sık sık kullanılmış . Marakeş’teki Kutubiye Camisi’nin minaresi ve Sevilla’daki La Giralda ilk akla gelenler .


Kayrevan Camisi

Caminin kapısında şirin (!) bir görevli tarafından karşılanıyoruz daha doğrusu durduruluyoruz . Müslümanmıyız , evet ama yetmez . Hanımların kapanmasını istiyor ama hanımlar zaten hazırlanmış ve hepsi bize göre kapalı . Yüzlerini , ellerini gösteriyor bize ses tonunu yükselterek . Oraları da kapatmaya çalışıyor hanımlar ama adamın niyeti bozuk , kapıyı kapatmaya çalışıyor . Bizde hanımları feda edip kapıyı itiyor ve kendimizi içeri atıyoruz . Şimdi düşünüyorum da o dönemde ülkemizin büyüklerinin pek havası yokmuş demek ki oralarda . Şimdi olsa …


Kayrevan Camisi ve görevlisi

Paşa çocuğu çok sinirli ama yapabileceği birşey yok . İşimizi çabuk bitirip çıkmamızı istiyor . Bu adamı sinir etmek için 130 rekatlık bir namaz kılayım diye geçiriyorum içimden , sen kimin evinden kimi kovuyorsun zındık . Ama benim başka bir misyonum var kardeşim diyorum ve kendingezli dostlarım için güzel fotoğraflar çekip dışarı çıkıyorum .

Kayrevan Camisi gerçekten görülmeye değer . Gördükleriniz , dokunduklarınız o kadar eski ve güzel ki . Üç yanı atnalı kemerli revaklar ile süslü  80*130 metre boyutlarında bir avlusu var . Sütunlara dikkat edin , hepsi farklı , devşirme sütunlar eski Roma yapılarından toplanmış .

Daha görülecek yerleri mutlaka vardır ama ensemizden ayrılmayıp langır lungur konuşan arkadaşla aramız fazla bozulmasın diye ancak bu kadar toparlayabildim . Ağzımıza bir kaşık bal çalınmış gibi oldu .

Bal demişken öğlen yemeğini nerede yediniz diye sorarsanız , tur şirketi herşeyi düşünmüş , misafirlerden fire vermemek için bir otel ile anlaşmışlar , tura dahil güzel bir yemek yedik .

Tunus’tan arta kalanlar başka yazılarda devam edecek .

Sağlıcakla kalın … Ve unutmayın , eğitim şart …



4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,yaramı deştiniz yine..Yapışkan satıcılardan kurtuluş yok,Fas da otobüsün yarı açık camından içeri atılan ayna geldi aklıma,yarım saat pazarlıktan sonra biz otobüse kaçınca satıcı aynayı camdan içeri fırlattı,tabii parayı vermeye mecbur olduk..Kayrevan Seydi Ukba camii kuzey Afrika Fatimi sanatı içinde bir güzelliktir ve sizinde yazdığınız gibi minaresi eski bir geleneği devam ettiriyor,ilk örnek bugün Irak da Samarra daki büyük camiinin spiral minaresi,sonra Kahire de Tolunoğullarında bu spiral gelenek devam ederek Afrikaya çok katlı bir şekilde geçiyor….Bana sorarsanız,geleneğin kökü Sumer Zigguratlarına dayanır…Fas daki turumuzda etrafın tacizlerinden grubu korumak için grubun başında ve sonunda korumalarımız vardı,yine de dekolte Alman kızları epeyi bir zarar ziyanla günü sonlandırdılar…Devamını da bekliyorum sevgili Doktor,ellerinize sağlık…

  • Midgard dedi ki:

    Bu pazarlık maceralarını okurken bile kan ter içinde kalıyorum gerek sizden, gerek Bora Bey’in Fas yazılarından. Tekrar söylemek istiyorum ki, sizin belli noktaları odağına alan bu yazılarınızı çok severek okuyorum. Elinize sağlık. 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , sevgili Midgard ; güzel yorumlarınız ve katkılarınız için çok teşekkür ederim .

  • anaydin dedi ki:

    Çok güzel. gidesim geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*