Kartaca’dan Sidi Bou Said’e / Geçmişten günümüze Akdeniz

Bugün Sur olarak bilinen Fenike şehri Tyros’un kralının Pygmalion adında bir oğlu ve Elissa adında bir kızı varmış . Kral ölünce yerine oğlu Pygmalion geçmiş , kralın kızı Elissa ise çok varsıl bir adam olan amcası Sicharbas ile evlenmiş . Kral Pygmalion , amcasının servetini ele geçirmek için O’nu öldürmüş , ama işler ters gitmiş ve kızkardeşi ile birlikte Tyros’tan kaçmak zorunda kalmışlar .

Kader rüzgarı , kardeşleri Libya kıyılarına kadar savurmuş . Libyalılar , ancak bir öküzün pöstekisi kadar bir alana yerleşebileceklerini söylemişler , yani aslında gidin demişler . Ama hünerli Elissa , pöstekiyi o kadar ince kesmiş ki Kartaca kentinin ilk çekirdeğini kuracak kadar yer elde etmişler ve buraya yerleşmişler .

Bir süre sonra komşu krallardan biri Elissa ile evlenmek istemiş ama Elissa’nın gönlü razı olmamış ve kendisini , evlenmek için verilen sürenin sonunda yakmış . Efsaneye göre Kartaca’nın kuruluş hikayesi bu dostlar .

Efsaneden gerçek tarihe geçersek , Akdeniz havzasının ilk tüccarlarından Fenikelilerin bugün Tunus toprakları olan Suse , Bizerte , Utica gibi bölgelerde daha MÖ 12. yüzyılda ticaret kolonileri kurduklarını görüyoruz . MÖ 814 yılında kurulduğunu okuduğum Kartaca , bunlara göre yeni sayılıyor .


Kartaca

Bizim , yaz tatillerinde kalabalık ve pahalı olması dışında yakınmamız olmayan Akdeniz – ki bu yakınmalarımız kıyı kesimine ait- , aslında çılgın bir içdeniz . Sahillerde sereserpe uzanıp soğuk içeceklerimizi yudumlarken seslerini dinlediğimiz ılımlı dalgalar , bu cesur tüccarların çok canını yakmış zamanında . Kış ayları o kadar çetin geçermiş ki Akdeniz’de , ünlü denizci-komutan Andrea Doria şöyle demiş : ” Akdeniz’de üç emin liman vardır . Kartaca , Haziran ve Temmuz .” Savaşlar , yolculuklar , ticaret yüzyıllar boyunca yaz aylarında yapılmış . Ama gördünüz mü eski denizcilerin tecrübesini , yüzyıllar sonra bile Kartaca‘nın adı geçiyor güvenli iliman denilince .

MÖ 7. yüzyıl başlarında Hesiodos , ”İşler ve Günler” isimli kitabında kardeşi Perseus’a ” Kış gelip te rüzgarlar her yönden esmeye başlayınca , suları şarap rengine dönmüş denize çıkacağına toprağı işle . Tekneyi kıyıya çek , etrafını taşla çevir , dip tapasını da çıkar ki Zeus’un yağmurları hiçbir şeyi çürütmesin” diye sesleniyor .

Venedik’te 1569 yılına kadar ”kış ortasında” yani 15 Kasım-20 Ocak tarihleri arasında ticari teknelerin denize açılmaları yasakmış . Daha doğuda ise sadece Aziz Giorgios günü ile Aziz Dimitri günü arasında , yani 5 Mayıs-24 Ekim tarihleri arasında teknelerin denize açılmaları tavsiye edilirmiş . Doğal olarak , tekne yapım teknikleri ilerledikçe bu tarihlerin büyük bir önemi kalmamış ama bize zamanın gözüpek tüccarlarının nelere katlandığını hatırlatması için sözünü etmeden geçemedim .


Kartaca

Kartaca kurulduktan sonra o kadar hızlı gelişmiş ki Fenike uygarlığının merkezi olmuş . Ama Sicilya , Korsika , Sardunya gibi stratejik adalarda Romalılar ile sürtüşme başlamış , ardından Pön (Fenike) Savaşları gelmiş .

Birinci Pön Savaşında ( MÖ 264-241 ) , Romalı general Cladius  , gemideki kutsal tavuklar verilen yemi yemeyince savaşta yenileceğini anlamış ve tavukları ”yem yemiyorlarsa su içsinler o zaman” diyerek denize atmış . Deniz savaşında yenilen Romalılar , genel savaşı kazanmış ve ele geçirdekleri Fenike teknelerini inceleyerek daha güçlü gemiler yapmışlar .

İkinci Pön Savaşı ( MÖ 218-201 ) tarihin en ünlü savaşlarından ve hepimiz birazını biliriz bu dramatik savaşların . Romalıların deniz gücünü yenemeyeceğini bilen Kartaca Kralı ünlü Hannibal , kendisi kadar ünlü filleri ile İspanya ve Galya üzerinden karayolu ile Roma önlerine kadar gelmiş ama bir strateji hatası ile Roma’yı al-a-mamış . Sonrasında yenilerek ölümüne kadar gidecek olan kaçışı başlamış .


Kartaca

Kaybettiği savaşlara rağmen Kartaca ticarette üstünlüğü bırakmamış ve iyice zenginleşmiş . 3. Pön Savaşında Roma kuşatmasına 2 yıl direnmişler ama MÖ 146 yılında teslim olmuşlar . Romalılar , Kartacalılardan o kadar nefret etmişler ki , şehri yerle bir etmişler , halkını köle olarak satmışlar , yıktıkları şehrin üstünü de kapatıp burada insan yaşamasını yasaklamış ve bölgeyi cehennem tanrılarına adamışlar . Böylece kartaca efsanesi bitmiş .

Yıllar sonra Kartaca , yada Kartaca yerine yeni bir şehir diyelim , İmparator Augustus zamanında yeniden inşa edilmiş ve MS 2. yüzyılda 300 bin nüfuslu bir Roma şehri olmuş . İşte bizim Tunus’un kuzeyinde küçük bir kasaba olan Sidi Bou Said’e giderken gördüğümüz Kartaca Harabeleri , bu dönemden kalma . Roma’yı yakıp yıkan kuzeyli Vandallar , daha sonra burayı da harabeye çevirmişler .


Kartaca

Kartaca’yı kısaca gezdikten sonra -uzatılacak bir yanı da ne yazık ki kalmamış- ülkemizdeki tarihi zenginliğin farkına bir kez daha varıyoruz .  Bizim başıboş bıraktığımız dağlarımızda , tepelerimizde bile bundan daha zengin kalıntılar görebilirsiniz rahatlıkla .

Gezdiğimiz yerleri anlatırken genellikle olumlu yönleri ön plana çıkarmayı sevdiğimi artık kendingez okurları anlamıştır . Bu yönümden dolayı Tunus’u anlatmaya Kartaca ve Sidi Bou Said’ten başlıyorum . Tunus’a gittikten sonra , bir devre arası tatilinde burayı görmeye gelen yarı Türk olmuş ünlü teknik direktör Daum’un , geri göndüğünde havalimanında Tunus’u soran gazetecilere verdiği cevap çınladı durdu kulaklarımda : ‘‘Ülkenizin kıymetini bilin”


Sidi Bou Said

Biz Tunus’a gittiğimizde henüz arap baharı palavraları yoktu ortalıkta . Bahar Tunus’tan başlayınca o kadar şaşırdım ki , bu üzerine ölü toprağı serpilmiş insanların sokakta ne için ve kimler tarafından yürütülüp bağırtıldığını anlamam hiç te zor olmadı . Neyse , bu konuları sonra tekrar konuşuruz , Önce güzellikleri görelim beraber .


Sidi Bou Said

Akdeniz , binlerce yıl öncesinde olduğu gibi günümüzde de ülke gözetmeksizin kendine yakın olanları eğitmeye , o güzelim laciverti ile insanları daha aydın , daha hoşgörülü yapmaya devam ediyor . Bu açıdan bakınca Tunus’un Akdeniz kıyısı da diğer bölgelerine göre anlamlı bir farklılık gösteriyor ama ülkemizde de olduğu gibi tek başına Akdeniz yeterli olamıyor .


Sidi Bou Said

Sidi Bou Said , güzeller güzeli bir Akdeniz kasabası . Tunus’ta nerede yaşamak istersin deseler gördüklerim arasında seçebileceğim tek yer . Akdeniz’in mavisini almışlar , bembeyaz evlerine yamamışlar .  Hele o kapılar . Kuzey Afrika mimarisi ile Akdeniz‘in bu kadar güzel harmanlandığı sanırım çok az yer vardır Berberi topraklarında . En azından ben henüz başkasını görmedim .

Evlerin küçük avluları da bir başka güzel . İşte onlardan biri …

Hizmet sektöründe ise çok fazla birşey beklemeyin . Gene aynı sahtekar satıcılar , çok geniş pazarlık payları . Hiçbir zaman uyulmayan hesap tarifeleri , üstü getirlmek istenmeyen hesaplar ve daha niceleri .

Gençlerin olduğu güzel manzaralı bir kafede alkolsüz bira ve meyve suyumuzu içtikten sonra duvarda yazılı tarifeye neden uymadıklarını hangi dille anlatabilirim ki ben bu adamlara ? Ve hesabı ödedikten sonra uzunca bir süre oturup para üstü beklerken ve bunu işaret diliyle , tarzanca anlatmaya çalışırken söyledikleri birdolu gargarayı nasıl anlayabilirim ki ? Ve arkamızdan homurdanmalarını , utanmaz sırtışlarını . Ama kasaba güzel , hem de çok güzel .

Önce hafif yokuş yukarı bir alışveriş caddesi karşılıyor bizi . Diğer kasaba ve şehirlerdeki kadar fazla rahatsız edilmeden yürüyoruz .

Bu bölgeyi atlattıktan sonra küçük kasaba ve denize doğru inen sokaklar başlıyor . İşte o sokaklarda yapıyoruz bize burayı sevdiren keşiflerimizi .

Tunus’tan şimdilik bu kadar .

Sağlıcakla kalınAkdeniz’siz kalmayın…


11 yorum

  • Midgard dedi ki:

    Halbuki Tunus çok görmek istediğim bir yerdi, ama siz o kadar da beğenmemişsiniz. Akdeniz’siz kalmayın… Ne güzel bir dilek, hepimiz öyle. Ben biraz abartarak da olsa zaman zaman ne kadar sevdiğimi göstermek için “eğer Akdeniz ve Ege olmasaydı, dünya’da bazı şeyler önemli ölçüde eksik kalırdı” derim, abartı da olsa içinde bence gerçeklik payı vardır. Elinize sağlık. 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    Sevgili Doktor,iyi ve kötü yönleri ile Sidi Bou Said i tanıdık ama bakalım başkent nasıl?Fransızca konuşsaydınız münasebetsiz garson hemen anlayacaktı,çünkü bunlar da Fas , cezayir gibi Fransayı güya sevmez ama onsuz da olamazlar…Fotolar bana hemen Tunus a değil ama Yunanistan a,adalara yeniiden gitme isteği verdi…Hesiodos un “İşler ve Günler” eserini ben de çok severim ve tarih sevenlere tavsiye ederim…Çok teşekkürler…

  • arkutbay dedi ki:

    Neşe Hocam , ”arabın fransız görmüşü” böyle oluyor anlaşılan . Ama sorun bakalım , bizi mi severler , fransızı mı ? Fransızlar onları Türklerden kurtaran kahramanlar . // Sevgili midgard , benim sevip sevmemem çok önemli değil , sonuçta gezdik-gördük-eğlendik . Cehenneme tur olsa orayı da gezmek isterim . Ama bireysel gitmem , dil sorunu olur , yolumu kaybederim diye korkarım 🙂 Fas’ı gördüğünü biliyorum , Fas’tan sonra Tunus’u da görmek ister insan . Ama aralarında çok büyük fark var .

  • Midgard dedi ki:

    Tabii ki her yer gezip görmeye değer, “cehenneme tur olsa oraya da giderim” deyiminize bayıldım… 🙂 Bu arada burası bende de bir Yunanistan-Adalar izlenimi uyandırdı fotoğraflardan.

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili Midgard , eğer Akdeniz’i seviyorsan ve henüz okumadıysan Fernand Braudel’in “”Bellek ve Akdeniz”” ile “Akdeniz , tarih-mekan-insanlar-miras” kitaplarını öneririm . Sevgiler .

  • Midgard dedi ki:

    Çok teşekkür ederim tavsiyeniz için, dikkate alacağım ve okuyacağım. 🙂

  • tutu... dedi ki:

    Sidi Bou Said benim de kapıları ve Akdeniz’in lacivertine bakışıyla aklımda kalan güzel bir kasaba. Bir de güneyde çöllerinde dolaşmayı, turistik de olsa çölde toprak altında yaşanan mağara evlerin serinliğini, gece geldiğimiz lüks otelde sabah çölün ortasında uyanmanın şaşkınlığını hatırlarım Tunus deyince….
    -İlk fotoğraf güzel bir fikir verdi bana, biraz geç de olsa, bundan sonra gittiğim ”Unesco Dünya Kültür Mirası” tabelalarının önünde fotoğraf çektirip arşivlemek 🙂 ….Tarih ve mitolojisi ile de tadında bir yazı her zamanki gibi, ŞUKRAN 🙂

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili tutu , UNESCO Kültür Mirası fotoğrafları arşivlemek çok iyi bir fikir . Aslında bu sitenin içinde herkesin gittiği yerden ”TEK BİR BAŞLIK ALTINDA” ,forum bölümü gibi fotoğrafları toplayabileceği bir bölüm açılabilir mi acaba ? Çok çeşitli şeyler olabilir . Armalar , kaleler , rögar kapakları , kapılar , sıfır noktaları ve daha birçok konu . Çok derinlere inilebilir . GEZMEN kardeşimi iş başına çağırıyorum .

  • tutu... dedi ki:

    Evet, iyi fikir….Daha önce Binrota’nın fotoğraf konuları olurdu; örneğin KAPILAR, YANSIMALAR….gibi. Fotoğraflarla katılırdık. Ama ”Unesco Dünya Kültür Mirası” noktalarını tek bir başlık altında toplamanın harika ve zengin bir arşiv olacağını tahmin ediyorum. Teknik ekip bu işi forma sokar, eminim….

  • kazo68 dedi ki:

    ço beğendim kasabayıda yazıyıda birde citroen arabayı alıp gelseydin hocam

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili kazo68, citroeni sırtladım ama uçağa almadılar 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*