Karadağ – Bozulmadan Gidin

Adriyatik sahillerinin doğal ve tarihsel güzelliğini daha önce gittiğimiz Hırvatistan’da görme imkanımız olmuştu.  Bu nedenle aynı kıyı şeridindeki  Karadağ’a gitmeye daha Hırvatistan’dayken kafamıza koymuştuk.  THY’nin Podgorica’ya uçması  ve Cumhuriyet Bayramı’nın da hafta sonuyla birleşmesi sayesinde bu seyahati gerçekleştirme fırsatı bulmuş olduk.

Petrovac – Kaldığımız Şehir

Pilotumuz inişte uçağı her iki yana yatırarak daha inmeden altımızdaki eşsiz doğal güzellikleri gözlerimizin önüne seriyor. Aşağıdaki manzara gerçekten çok güzel.  

Karadağ’ı kiraladığımız araçla kendi kafamıza göre gezeceğiz. Elimizde her zamanki gibi Lonely Planet’in rehber kitabı var.  Hava ekim sonu olmasına karşın 15-20 dereceler arası ve güneşli.

Kotor , otele yerleştikten sonra ziyaret ettiğimiz ilk şehir. Dağların deniz dik olarak indiği  muhteşem Kotor Koyu’nun kenarındaki bu tarihi şehir Karadağ’a gelmekle ne kadar iyi ettiğimizin bir kanıtı gibi. Kotor Koyu dar bir boğazla Tivat Koyuna  bağlanmakta, öyle ki uzaktan bakıldığında koy ilk başta bir gölmüş hissini veriyor. Surlarla çevrili eski şehrin yamaca bakan kımına ise uzun ve dik bir merdivenle çıkıp doyumsuz manzarayı oradan da izlemek mümkün.

 

    
KOTOR’dan manzaralar

Karadağ’da mesafeler kısa gibi görünse de yollar dar ve virajlı. Bu nedenle seyahatler çok hızlı olamıyor. Eğer önünüze bir de kamyon düşerse manzarayı seyrederek gitmekten başka çare kalmıyor. Yollar araç geçmeye ve süratli gitmeye elverişli değil ve bunları deneyenlerin başına gelenleri, yol kenarlarına, kazalarda ölenler için  konulmuş çiçekliklerin sıklığı belli etmekte. Bazı yollar neredeyse iki aracın bile yan yana geçerken zorlandığı bir darlıkta. Ancak sahil boyunca ve şehirlerarası yollar genelde idare eder.

Karadağ sahillerindeki Herceg Novi, Bar ve Budva Kotor dışındaki en gözde şehirler. Hemen hepsi aynı yapısal özelliğe sahip. Surlarla çevrili eski bir şehrin etrafına kurulmuş yeni şehir. Eski şehirlerin içleri çok güzel korunmuş durumda. Eski yapıların çoğu otel, restoran ya da hediyelik eşya satan mağazalara dönüşmüş. Az biraz da hala oturanlar var.

Fiyatlar oldukça makul. Sürpriz hesaplar çıkmıyor karşınıza. Hatta gelen hesapların azlığı sürpriz olarak gelebilir size.  Restoranlardaki servis ve yiyecekler ödenilen paraya göre çok daha iyi. Tek yadırgadığımız olay ise hemen her yerde sigara içilmesi ve hiçbir yerde sigarasız bir bölümün olmayışı.

Karadağ bir manastırlar ülkesi. Birkaç kilometrede bir  manastır işaretine rastlamak mümkün.  Bunlardan biri de otelimizin çok yakınındaki Receviçi Manastırını.  Ancak Karadağ’ın en ünlü manastırı Ostrog Manastırı. Bu manastır da Sümela Manastırı gibi çok sarp bir yamaca yapılmış. Karadağ’ın kuzeyinde Nksiç şehrine gelmeden önce yaklaşık 10 km’lik dar bir yoldan gidiliyor. Son kilometreye kadar da neredeyse manastırı görmek mümkün değil. Manastıra giderken yolda pek işaret olmadığından doğru yolda olup olmadığınız konusunda hep şüpheye düşerek gidiyorsunuz.
 Recevici Manastırı


OSTROG Manastırı

Ostrog Manastırı’na giderken yolumuzun üstündeki eski başkent Cetinje’ye de uğradık. Burası genelde tek katlı sıra evlerden kurulu küçük bir şehir. Sahildeki şehirlerle kıyaslandığında içerdeki şehirler silik ve bakımsız. Buna yeni başkent  Podgorica da dahil.


CETINJE

Sahillerde ise ekim ayının sonu da olsa hep bir canlılık var. Akşamları ise doluluk daha da artıyor. Bu mevsimde burada  olunca arabayı park etmek ya da istediğiniz bir restoranda boş bir masa bulmak pek problem olmuyor. Ancak yazın bu küçük kasabaların yoğunluğu çekilmez olabilir.

Seyahatte bizi en çok etkileyen bölümlerden biri de Kotor’dan Herceg Novi’ye doğru giderken Kotor Koyu’nu çepeçevre  geçtiğimiz güzergah oldu. Yüksek dağlarlarla çevrili nefis bir manzara eşliğinde  kıvrım kıvrım bir yoldan gidiyorsunuz.  Yaklaşık 15 km sonra yol üstünde eski bir kasabaya, Perast’a vardığınızda durgun suyun ortasında, birisinde bir manastır diğerinde ise kilise bulunan iki ada karşılıyor sizi. Our Lady of The Rock  (Kayadaki Meryem Anamız)  adlı kilisenin bulunduğu ada yapay.  Burada bulunan bir kaya üzerinde nereden geldiği bilinmeyen bir ikonu Tanrı’nın bir işareti olarak yorumlayan balıkçılar buraya yığdıkları kayalarla oluşturmuşlar adayı. Daha sonra da üzerine kilise inşa edilmiş. Perast’tan kalkan teknelerle adaya geçilebiliyor. İçinde bir müze bölümü de bulunan küçük bir kilise burası.


Manastır, Kilise ve Perast Şehri

Hırvatistan’a en yakın şehir olan Herceg Novi de yine aynı güzellikleri sunuyor bize. Burası diğer şehirlere göre yamaca doğru kurulmuş olduğundan sokak araları eşsiz güzellikte deniz manzarası sunuyor gezenlere. Osmanlılardan kalma kale Kanlı Kule (16. yy)  ve Saat Kule şehrin önemli simgeleri.

 

 Herceg Novi

Dönüş yolunda iki koyun birleştiği dar boğazdan ise sürekli kalkan feribotlara biniyoruz. Bu feribotlar Kotor’a ve Budva’ya olan yolu hem kısaltmakta hem de koyların virajlı yollarından kurtarmakta sizi.

 
Budva –  Kale içinde bulunan kütüphanede Türklerle ilgili yoğun bir kitap kolleksiyonu var.


Sveti Stefan

Balkanların en büyük gölü olan Skadar gölü Karadağ’la Arnavutluk tarafından paylaşılmış durumda. Podgorica’dan kıyıya doğru yol aldığınızda hemen yanından geçiyorsunuz. Göl kıyısındaki Virpazar’da motorlar sizi gölün içerlerine kadar götürüyorlar. Deniz seviyesinden daha alçak olan göl Milli Park ilan edilmiş ve aralarınada Avrupa’daki son pelikanların da bulunduğu bir çok kuş türüne ev sahipliği yapıyor.


Virpazar ve Skadar Gölü


Anayollardan çıktığınızda önünüze gelen güzellikler – Rijeka Crnojevica Skadar Gölünün başlangıç yeri

Bar şehrinde bulunan şu anda kısmen harabe olup müze olarak gezilen Eski Bar şehri, Sveti Stefan diğer kayda değer gördüğümüz ve gezdiğimiz yerler. Bunun dışında az da olsa gezmek isteyip de gezemediğimiz yerler kaldı tabi ki. Onları da bir sonraki sefere bıraktık. Hem ucuz hem de vizesiz gidilen bu sıcakkanlı insanların ülkesini herkese tavsiye ediyorum.

 
Stari Bar

6 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    çektiğiniz fotoğraflardan anladığım kadarıyla kesinlikle görülmesi gereken bir yer ellerinize sağlık diğer yazılarınızı da sabırsızlıkla bekliyorum…

  • kapka dedi ki:

    Çok bilgilendirici olmuş. Teşekkürler

  • NEŞE dedi ki:

    Oymakas,yazılarınızı özlemiştik..Karadağ benim de ilgimi çekiyor,Avrupa nın en güzel insanlarının da burada yaşadığı söyleniyor.Ülke güzel,insanlar güzel,fiyatlar daha da güzel,ehhh daha ne isteyelim?Gitmeye karar verdiğimde sizden kaldığınız kasaba ve otel hakkında bilgi rica ederim…Teşekkürler..

  • Corto_Turco dedi ki:

    Fotoğraflar çok güzel. Rehberimiz Karadağlıların tembellikleriyle ve uzun boylarıyla meşhur olduklarını söylemişti. Tembellik konusunda bir kanıt bulamadım ama uzun boylu olduklarını gördüm. Yazı için teşekkürler.

  • rome_o dedi ki:

    oo selam arman çoktandır yoktun(m) ne var ne yok . inanmayacaksın iki gün evvel londrada en büyük turzim fuarında karadağ standıın önünde geçtim ve kendi kendime” yahu kim gider karadağa” dedim 🙂 Sakin ve doğal olarak harika bir yere benziyor belki bir gün yolum düşer kim bilir .

  • oymakas dedi ki:

    Fas’tan sevgiler. Senin Karadag’i mutlaka gormen gerekir diye dusunuyorum. Baharda 3gunluk bir seyahat yeter sana.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*