Kapalı Maraş

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Gazimağusa şehrinin kenarında, terk edilmiş bir şehir vardır adı Maraş olan ve bugün Kapalı Maraş olarak geçen… 74 öncesinin ünlü sosyete merkezi, hakkında anlatılan bir sürü efsane vardır. Bugün ise bu bölgede yalnızca BM’e ait binalarla, Orduevi ve askeri yurtlar ile koğuşlar var.

74 yılında gerçekleştirilen Barış Harekatı sonrasında kısa sürede elden çıkarılmak üzere alınmış bu şehir, Lefkoşa’nın tamamının Türk tarafına verilmesi için koz olarak kullanılacakmış, fakat olmamış. Bugün ise ne Türk ne de Rum tarafı hakkınca faydalanabiliyor bu bölgeden. BM denetiminde, ıssız bir şekilde çürümeye terk edilmiş durumda.



Çoğu kişiye ürkütücü geliyor bu görüntü biliyorum, bu fotoğraftaki evlerde artık kimsecikler yaşamıyor. Hepsi gitmiş… O dönemde “nasılsa döneriz” diyerek içtikleri çorbaları masada bırakarak, ocakta yemek bırakarak, camları açık… ki denen o ki yakın zamana kadar perdeler bile uçuşurmuş açık camlardan. Şimdi ise binalarda cam kalmamış durumda.

Bir başka şehir efsanesi de odur ki galerilerde halen 74 model arabalar dururmuş. Bir bina var önünde askerlerin beklediği, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin parasını korurmuş, hatta bu bölgede İngiliz Kraliyeti’nin otelleri varmış. 2002’ye kadar olan tüm rezervasyonlar doluymuş, dünya jet sosyetesinin uğrak merkezi olma yolunda ilerliyormuş Maraş diye…



Mesela bu yukarıda fotoğrafı olan evin Sophia Loren’e ait olduğu söyleniyor. Orduevi’nin bahçesinde bulunuyor bu ev… Sophia Loren’in bir röportajında “oradaki evimi çok özledim” dediği de söylenenler arasında ki bunların hiçbirinin doğruluğundan emin değilim, dediğim gibi şehirle ilgili efsaneler bunlar.

1974’de donup kalmış bir şehrin sokaklarında özgürce dolaşabilmek, o günleri anlayabilmek, o acıları hissedebilmek…



Fakat ne yazık ki Maraş içerisinde dolaşırken durmak yasak, durduğunuz anda nereden geldiğini anlamadığınız askerler peydah oluyor ortalıkta. Yoksa kafamda taktikler biriktirmiştim, “araba bozulmuş numarası mı yapsak, ya da inanmazlarsa arabayı gerçekten mi bozsak?”

Orduevi’ne giden yolda iki galeri gözüküyor, Toyota ve Alfa Romeo’ya ait. Bir taksi durağının tabelası sallanıyor rüzgarda, bir yerde Marks and Spencer’ın ilanı var ve sonra bir kuyumcu…



Maraş’ın tel örgülerinin etrafında da bir tur atalım istiyorum, çok acıklı duruyor şehir böyle. Benzin istasyonları, hatta bir otobüs, her tarafını ot bürümüş evler…

Tüm bunların yanında şehir uzun zamandır kullanılmadığı için denizi tertemiz duruyor, hiç görmeye alışık olmadığımız kadar temiz. Öyle ki yukarıdan baktığınızda içindeki insanların suyun altında kalan kısımlarını da görebiliyorsunuz berrak bir şekilde.

Sadece Orduevi’ne giden yol asfaltlanmış Maraş’ta, gerisi hep virane.. Zaten o yollar kullanılmıyor artık. Burayı KKTC’ye bırakmaya niyeti yokmuş kimsenin, o dönem bile Türkiye’de henüz olmayan markaların çoktan yerleştiği Maraş tekrar o ihtişamlı günlerine kavuşur mu bilmiyorum ama gününü bekliyor gibi o yarım kalmışlığıyla.



Gözümü kararttım, gizlice çektim fotoğraflarını Maraş’ın. Sonra yasağın laneti midir nedir bilgisayarım çöktü, kurtarma çalışmalarım sırasında dalgınlığıma geldi, oldu zannettim ve bu fotoğrafları kurban verdim. Şimdi elimde kalanlar bir şekilde internete koyduklarım.

Kıbrıs’a düşerse yolunuz bir gün, içeri girmek isteyenlere tolerans gösterip şöyle bir alıyorlarmış diye duydum, bilmiyorum gerçekliğini. Eğer ki girer de içeri orduevine giden yolu gezerseniz gözünüzü bile kırpmadan seyredin etrafınızı.



Ola ki giremediniz, etrafından dolanın… Tel örgüleri geçip girenler varmış içeri, cesaret edebiliyorsanız bunu da yapın.

Maraş’la ilgili efsanelere devam edelim. Maraş’ta o dönem yapılan bir otel henüz kullanılamadan harekat olunca, aynısını hemen öbür taraf inşaa edivermişler.



Ne kadar gerçek bilmiyorum, ufak bir internet araştırmasıyla galerileri, kitapları, terk edilmiş evlerin içini gördüm. Bir mizansen midir, yoksa gerçekten oralara girip fotoğraflarını çekebilmiş midir insanlar bilmiyorum.

Bir gün olur da Kıbrıs sorunu çözülürse, Maraş kimde kalırsa kalsın bir sene burayı olduğu haliyle bıraksınlar, insanlar dolaşsın içeride hiçbir engelle karşılaşmadan. Burada yaşanan acılardan, bu yarım kalmışlıktan, boynu büküklükten herkesin alacağı çok ders var, bırakalım özgürce alsınlar!..




3 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Çok ilginç bir konuya değindiniz..Ben de Orduevine gittiğim birkaç günde sizinle aynı duyguları paylaşmıştım.Elde bir pazarlık payı olarak tutulduğunu biliyoruz bu bölgenin,gerçekten bir hayalet şehir..Ben ,nükleer savaştan sonra dünyayı konu alan filmlere benzettim..Çoook yazık..

  • cise dedi ki:

    tam bir hayalet şehir çok üzücü ama dediğiniz gibi bir gün sorun çözülürse kesinlikle insanlar oraları dolaşıp alacağımız dersi almalıyız teşekkürler

  • DEEP73 dedi ki:

    kıbrıstan 3gun once geldım aslında kıbrısa 4 gıdısım oldu .. Yazınızda bahsettiğiniz yerlere gittim bende ve her kıbrısa geldiğimde ve buraları 1 kez daha gördüğümde gerçekten çok içimi acıtıyor .Kıbrıs bana göre ölü bir şehir gişbi geliyor bana .. İnsallah bir gün bahsettiğiniz gibi yasaksızca insdanların gezmesine izin verilirde burda yaşanmış olan her duyguyu insanlarımızda görebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*