Kapadokya ve Güneydoğu gezimiz- 1

Kapadokya ve Güneydoğu Anadolu gezimiz-Bölüm 1




Sabah saat 04.15’de Çeşmealtı’ndan  yola çıkıyoruz.  Gezimiz biraz tarih, biraz gurme gezisi olacak. Yanımıza haritalar , kitaplar ve Mehmet Yaşin’in Lezzet durakları 2010 kitabını alıyoruz.


Uşak üzerinden Afyon’a varıyoruz. İkbal tesislerinde etli düğün çorbası ile kahvaltı ediyoruz. Bu gezide en lezzetli yemekleri tatmaya karar verdik. İlk kahvaltı mükemmel. Öğlen yemeğinde Konya’da yiyeceklerimizi düşünerek kahvaltı olayını çorba ile geçiştiriyoruz. Yollar çok güzel, sonbaharı burada yaşıyoruz ağaçlar rengarenk. 


Akşehir‘e varıyoruz Nasrettin Hoca’yı ziyaret etmeden geçemeyeceğiz . Şehir merkezindeki mezarlıkta  çok mütevazi bir türbe burası.


 



Öğlen Konya‘dayız. Kitaptan bulduğumuz Hacı Şükrü‘ye gidip tandır yemek istiyoruz. Fakat o kadar aramadan sonra arife günü olması nedeniyle kapalı olduğunu görüyoruz.İkinci alternatif Cemo‘ya gidip etli ekmek  ve bamya çorbası yemek. Fakat bu denemede de  başarısız oluyoruz. Orasıda kapalı. Konya’lılara sorarak ve bir sürü yol katederek Havzan etli ekmeğe ulaşıyoruz. Konya’da, trafik yoğun o nedenle arabamızı park edip, yürüyerek ve taksiyle gitmeyi tercih ediyoruz. Havzan mükemmel,iki çeşit etli ekmek getiriyor,bunlardan biri kıyma diğeri ise bıçak kıyması ile yapılmış. Üstüne künefe harika gitti.



Alaattin tepesine gidiyoruz.Araba park etmek büyük bir sorun. İlk olarak 1251 yapımı Konya Karatay Medresesini görüyoruz. Ardından İnce minare‘yi geziyoruz. Selçuklu dönemi yapıları olan iki binanında plan ve kubbe tipleri aynı, ikisinde de sille taşı kullanılmış ve  mükemmel çini örneklerine rastlanıyor. Tek katlı bu yapılar iyi bir restorasyon geçirmiş şu an müze olarak kullanılıyor. Anadolu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler sergileniyor.Mutlaka görülmesi gereken eserler. Müzeler  pazartesi hariç hergün 17.30’a kadar açık müzekart geçerli.


 



Alaattin tepesi restorasyonda olduğundan pek birşey göremiyor, Mevlana’ya doğru yola çıkıyoruz.


 



Mevlana’nın mezarını ziyaret ediyoruz. Mevlana müzesi çok değerli el yazması Kuran-ı Kerimler le göz kamaştırıyor.Yola çıkıyoruz,bu gece Ürgüp’te konaklayacağız.


Kapadokya’dayız. Güneşli ama soğuk bir sabah. Gezimize bölgenin en yüksek tepesi Uçhisar kalesinden başlıyoruz.



Uçhisar Kalesi, Erciyes ve Hasan Dağları’nın birlikte görülebileceği tek yer.Güvercinlik vadisinden Avanos’a doğru ardarda tüm vadiler, Ortahisar Kalesi, Göreme Kasabası, Göreme Açık Hava müzesi, Kılıçlar Vadisi, Kızılçukur, Güllüdere, Çavuşin, Boztepe, Aktepe, Avanos yani tüm Kapadokya gözünüzün önünde elinizin altındadır. Uçhisar kalesine girişte müzekart geçmiyor çünkü belediye giriş ücretini topluyor. Kale çevresinde güzel dükkanlar var.Buraya özgü hediyelik eşyalar satın alıp, oturup bu güzel manzarada çayınızı içebilirsiniz, ama doğrusu kaleye tırmanmak oldukça yorucu.


 



Uçhisar’dan Çavuşin‘e gidiyoruz. Buralar birbirine çok yakın mesafede  kısa sürede ulaşılıyor. Çavuşin hristiyan topluluklarının yaşadığı kaya evleri ile çok değişik bir köy.5. yüzyılda yapılmış Vaftizci Yahya kilisesi ve 9.yüzyılda köyün yüksek bir tepesine yapılmış Çavuşin Kilisesini geziyoruz. Çavuşin’de yüksek bir tepeye kurulmuş.


 



Paşabağı‘na gidiyoruz. Burada peri bacaları tam hayalimizdeki gibi, başlıkları çeşitli figürlere benzetiyoruz.Aziz Simeon’a ait bir şapel ve saklanma yeri mevcut.


 



Zelve‘ye geliyoruz.Burası üç ayrı vadiden oluşuyor. Dini bir merkez Hristiyanlara ilk derslerin buralarda verildiği söyleniyor.Üzümlü kilise,Direkli kilise,Haçlı kilise,Geyikli kilise buradaki kiliseler. Biz sadece Direkli kiliseyi gezebildik.Diğerleri kapalıydı. Burada birde müslümanların kullandığı dönemden kalma cami mevcut.



Zelve’den sonra Avanos‘u şöyle bir gezip yemek için Ortahisar‘a gittik.


Amacımız bu yöreye özgü testi kebabı yemek. Ortahisar kalesi, tehlikeli olduğu gerekçesiyle ziyaretlere kapatılmış dışarıdan görüyoruz. Ortahisar Kültür Müzesindeyiz. Burası 1933 yılında inşa edilmiş bir ev.Müze olarak kullanılıyor. Kapadokya Bölgesinde yaşayan insanların geleneksel yaşam biçimlerini, etnografik bir dille ve heykellerle canlandıran bir mekan.Kayaların  oyularak kilise ve ev haline getirilmesi,tarım aletleri,mutfak,pekmez yapımı,halı kilim,kumaş baskı,türk hamamı,köy odası v.s.


Restaurant bölümüne geçiyoruz. Tandır çorbası ile yemeğe başlıyoruz. Ezogelin çorbasına benziyor ama içinde nohut taneleri var. Ardından testi kebabı sipariş ediyoruz.


 


 


Fırından çıkan testi bir sehpanın üstüne konuluyor ve bir satır yardımıyla baş kısmı kesiliyor.İçinden mükemmel pişmiş bir et çıkıyor. domates,biber,sarımsak,soğan, kekik ve başka baharatlarla tatlandırılmış bir yemek bu, mükemmel bir lezzet.


Kızılçukur‘a hareket ediyoruz. Gün batımını mutlaka buradan izlememiz söyleniyor.Herkes kameralarla, şaraplarıyla bu gün batımını izlemek için hazırlık yapmış.


 



Kızılçukur’da kiliselerde var. Gezemiyoruz çünkü gün batmak üzere manzara gerçekten kaçırılmayacak kadar güzel vadi pespembe bir renk alıyor. Bol bol fotoğraf çekiyoruz.


 



Ürgüp’e dönüyoruz. Ertesi sabah ilk hedef Göreme açık hava müzesi. Burada müze kart geçiyor. Sabah 8.00’de müze açılıyor. Tavsiyemiz erkenden gitmeniz çünkü saat ilerledikçe turist otobüsleri gelmeye başlıyor, hiç bir kiliseye giremez oluyorsunuz.Bu bölge Hıristiyanlık tarihinde önemli bir kişi olan Kayseri Piskoposu Aziz Basil tarafından 4. yüzyılda bir dini eğitim ve düşünce merkezi olarak kurdurulmuş. Hıristiyanlık düşüncesine bir çok yenilik getiren Aziz Basil’in fikirleri ilk olarak burada öğretilmeye başlanmış. Bölgedeki manastır hayatı 1000 yıl kadar sürmüş.Buradaki şapeller, Aziz Basil şapeli,Elmalı kilise, Azize Barbara kilisesi,Yılanlı kilise,Karanlık Kilise, Çarıklı kilise.



Fotoğraflardaki freskler Çarıklı kiliseye ait. Çarıklı kilise adını Hz. İsa’nın göğe yükselişinin resmedildiği freskin altında bulunan ayak izlerinden almış. İki sütunlu ve 4 kubbeli bu kilisenin de duvarları çok hoş freskler ile süslenmiş.Sağ yandaki resim yemek yenilen bölüme ait. Masa bölümünün bir tarafına Malta Haçı sembolü işlenmiş, diğer tarafında da Hz. İsa’nın son akşam yemeği’nin sahnelendiği bir tasvir bulunuyor.Hz. İsa’nın Romalı askerlere yakalanmadan önce havarileri ile yediği son akşam yemeğinin gösterildiği bu sahnenin yemekhane içine resmedilmiş olması da yemekhanenin ilginç özelliklerinden birisi.


Açık hava müzesinin çok güzel bir mağazası var. Burada satılanlar Ürgüp’te her yerde olan hediyelik eşyalardan daha pahalı ama bir o kadarda şık ve değişik. Mutlaka girmenizi tavsiye ederiz. Çıkınca müzenin girişinden biraz aşağıya yürüdüğünüzde Tokalı kilise’ye geliyorsunuz. Buranın girişi ayrı,mutlaka görmelisiniz duvar resimlerine zarar vermemesi için fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor. Bölgenin bilinen en eski kilisesi.  12 havariye ait freskleri barındıran kilisede,  İsa Peygamberin ve azizlerin hayatından sahneler bulunmakta. Kilise dört odadan oluşmuş. En eski bölüm 10.yüzyıldan kalmış. Kilisenin yeni bölümünde İncil’den sahneler bulunmakta.


Tekrar yola çıkıyoruz. Rotamız Kaymaklı yeraltı şehri.Nevşehir ile arası yaklaşık 20 km. Kaymaklı’ya geliyoruz. Müzekart burada da geçerli. Girişte içeride size yönünüzü gösterecek okların rengini tarifleyen tabelaya mutlaka bakın, aksi takdirde rehberiniz yoksa ilk anda kaybolacağız diye ürküyorsunuz.


Yeraltışehirlerinin yapılmasının tek bir amacı savunma.Yapımına Hitit ve Frig döneminde başlanmış olan şehirler 1500 yıl genişletilerek kullanılmış.İlk katları genellikle hayvanları aşağıya indiremediklerinden ahır olarak kullanılmış.İkinci katta kiliseler ve mezarlar bulunuyor.


 



Ayrıca bu katta geçişleri kapatmak için kullanılan bir sürgü taşına da rastlıyoruz. Fotoğraftan da görülebildiği gibi sürgü taşları yuvarlak ve ortasında delik olan 200-500 kilo arasında değişen büyük taşlardır. Tünel ağızlarında bulunan özel yapılmış bölümler içinde dik pozisyonda yuvarlanarak geçişleri kapatırmış. Ortasındaki deliğe takılan bir tahta parçası ile sürülmesi sağlanırmış.


 



3. katta kiler, mutfak, şarap yapım yerleri var. Oldukça geniş odalar.Duvarlarda üçgen şeklinde bezirlikler var. Buralara bezir yağı ile yanan kandiller konuluyormuş.


Kaymaklı’dan ayrılıp, Derinkuyu yeraltı şehrine gidiyoruz.Derinkuyu çevredeki en büyük yeraltı şehri.12 katlı,85 mt derinliğinde sadece 55 mt’ye kadar inilebiliyor.İlk iki katta ahır, mutfak ve kiler bulunuyor.3. ve 4.  katlarda yaşam alanları haç şeklinde kilisesi bulunuyor,daha alt katlar sığınma amaçlı yapılmış, taş kapılar burada da mevcut. Bu şehrin Kaymaklı ile bağlantılı olduğu söyleniyor. Bazı koridorlar tek kişi geçebilecek büyüklükte ucundan ”tüneli boşaltın”diye bağırıp ilerliyebiliyorsunuz yoksa tünelde karşıdan gelenlerle karşılaştığınızda geri dönmekten başka yapacak şey yok. Zaten öylesine kalabalık ki tünellerden kuyruk halinde inebiliyorsunuz.


 


Derinkuyu’dan çıkıp Ihlara vadisi’ne yöneliyoruz.Aradaki mesafe 52 km. Ihlara köyüne geldiğimizde köyün görüntüsü bizi büyülüyor. Küçük bir kanyonun iki yanına sıralanmış düştü düşecek gibi duran taş evler.Tepeye varıp lokantanın içinden geçilerek inilen Ihlara vadisine varıyoruz. Müzekart yine geçerli. Merdivenin başındaki haritayı mutlaka inceleyin çünkü burası kilometrelerce uzunluktaki bir kanyon.Saymadık ama sanırım 500 den fazla merdivenle iniliyor. İniş rahat ama çıkanların yüzündeki ifade korkutucu. Ama tepeden Ihlara’ya hayran kalıyoruz. Sonbaharın ve Melendiz çayının tüm güzellikleri önümüze serilmiş vaziyette.


 



İlk olarak Ağaçaltı kilisesi’ne ulaşıyoruz.9. ve 11. yüzyıla ait fresklerde vahiy, ziyaret, doğum,Hz. İsa’nın vaftizi, Meryem’in ölümü çizilmiş.


 



Sırasıyla Yılanlı kilise,Sümbüllü kilise,Pürenliseki,Kokar kilise yi geziyoruz.Kiliseler birbirinden uzakta ve her birine tırmanıyoruz. Ama bu yol Melendiz çayının kenarında patika bir yol, doğa harika,hiç duymadığınız kuş seslerini duyuyorsunuz.



Basamakları yer yer yapılmış seyir teraslarında dinlenerek çıkıyoruz ama çok yorulduk.


Şimdi tekrar yola çıktık Niğde’ye doğru gidiyoruz.Normal yolu bırakıp dağa doğru tırmanıyoruz. Yolda birilerine sorduk bu yolun daha kısa olduğunu öğrendik. İyiki de bu yoldan gidiyoruz uzakta Hasandağ, doğa yine harika sürekli tırmanıyoruz. Güzelyurt’a geldik. Burası Ortaçağ’dan kalma bir yerleşim gibi geldi bize.


 



Dağlardan inip Niğde’ye ulaşıyoruz. Buradan otobana girip akşam Adana’daoluyoruz. Kebaplar gözümüzde tütüyor çok açız. Adana’da Bosnalı otel diye bir otelde yer ayırttık. Otel Sabancı camii’nin karşısında. Burası Bosnalı Salih efendi’nin 1889 da yaptırdığı Yılanlı Konak adıyla bilinen konağı. Adanalı iş adamı Halil Avcı bu konağı restore edip otel olarak düzenlemiş. Bu yazıda anlatmadan geçemeyeceğimiz kadar beğendiğimiz bir otel. Odalar,restaurant,kahvaltı ve çalışan insanlar mükemmel. Odaya girdiğimizde şaşırıyoruz gerçektende salon salomanje denilen cinsten bir oda burası.


 


Çok yorulduğumuzdan bu gece otele yakın bir yerde yemeyi düşündük.Ama kebap yiyeceğimiz kesin. Otel görevlilerine soruyoruz.


Tarifledikleri yer, Ulu cami’ye yakın kazancı ve tesbihcilerin olduğu bir çarşı. Kazancılar deniliyor. Tarihi İstanbul Kebapcısı’nagidiyoruz.Ara sokaklara gece masaları çıkartmışlar. Yüzlerce kişinin bir anda yiyebileceği bir yer haline gelmiş. Zaten bir kaç kalabalık gurup gözümüze çarpıyor. Masalarda çiğ köfteler,yeşillikler hazır bekliyor. Birine oturup garsona kendimizi teslim ediyoruz. Humus ve birkaç meze geliyor. Ardından bir şişe dizilmiş bonfile geliyor. İkimizde daha önce böyle yumuşak ve lezzetli bir et yememiş olduğumuzu düşünüyoruz. Ardından Adana kebap geliyor ve karar veriyoruz biz daha önce Adana kebap da  yememişiz. Bu nasıl bir lezzet inanılmaz. Üstüne üç farklı tatlı geliyor. Bu sırada çalgıcılar istek parçalarını seslendiriyorlar, çalgıcı ekip oldukça kalabalık çok eğlendiriyorlar. Otele dönüp terastan Adana’yı izliyoruz.


 



Burası çok medeni ve güzel bir şehir.


Ertesi gün Urfa ve Gaziantepe doğru yola çıkmaya hazırız.





2 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Bu kadar çok güzelliği kaç günde gördünüz diye sayayım dedim,sonra vazgeçtim,başım döndü ,her köşede bin güzellik…Bence bu bölümün en güzel gecesi Adana da yaşandı….Afiyet şeker olsun…

  • gezenyer dedi ki:

    Harika bir o kadar da hızlı bir gezi olmuş, yenilen yemekler damak çatlatıcak cinsten:)hele testi kebabı, resmi bile ağzımı sulandırmaya yetti. Keşke şu güzelim Adana kebabınında resmini görebilseydik:( herhalde açlığın verdiği aceleyle resmi çekilmedi:)kaleminize sağlık
    http://www.gezenyer.com dan sevgilerle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*