Kampala.. Uganda

Havaalanı, otobüsle gelmediğime bin pişman olduğum Uganda’nın eski başkenti Entebbe’de. Şimdiki başkent Kampala’ya 38 km uzaklıkta. Vizemi Nairobi’de aldığımdan pasaport işlemleri uzun sürmedi. Dışarıda bekleyen taksiler de yapışkan değiller. Birisiyle pazarlığa girişip 50 bin şilinge (19 dolar) anlaştık.. 80 binden başlayan pazarlık daha da sürecekti ama gencin yakarışlarıyla kestik.

Otele yerleşip kısa bir şehir turu yaptım. İlk gözüme çarpan Istanbul Restaurant reklam panosu oldu, doğal olarak.. Adresi yazmamışlar.. Ama yine de gitmezdim zira, yurtdışındaki Türk lokantaları hakkında hiç de iyi izlenime sahip değilim. Bunun nedeni burada açılan lokantalarda yeteneksiz aşçıların çalışması. Daha doğrusu girişimci bir lokanta açıp Türkiye’den bulabildiği en ucuz aşçıyı getiriyor. Ama bu aşçıyı uzun süre tutmuyor. Aşçının yanına verdiği daha ucuz fiyatlı yerel personel işi biraz öğrenir gibi olunca Türk aşçı geri gönderiliyor. Zaten geri göndermezse aşçının da rakip lokanta açma riski var. Ama ne gariptir ki, lokantayı aşçı olan da açsa kendi çalışmıyor. Yerel birine bir şeyler öğretip çalıştırıyor. Kendisi patron havalarında.


Neyse, Kampala’nın da zengin ve yoksul semtleri var doğal olarak.. Ana meydanın üstü zengin; altı, sağı, solu fakir gibi.. Daha sonra detaylı gezince daha net öğrenirim. Çok büyük olmadığı ortada olan şehirde Kenya’daki gibi bir güvenlik sıkıntısının olmadığı insanların gözlerinden, yürüyüşünden belli.. Burada insanlar daha bir kibar ve seninle bir dertlerinin olmadığını hissettiriyorlar.. En çok renginden dolayı bakışlarını çeliyorsun, o kadar.

Meydan çevresindeki kısa dolanışımda yemek yiyecek bir yer bulamadım. Sheraton’un karşısında gördüğüm Çin lokantasına döndüm. Fiyatları ucuz değil. Çorba şahaneydi ama et için aynı şeyi diyemem. 31 bin şiling hesap tuttu. 12 dolar civarında.

Şehir merkezinde sadece bir gece kaldım. Hotel Ruth, in cin top oynayan bir otel.. resepsiyonda unutulmuş bir kız, bahçedeki maymunlarla arkadaşlık ediyor.. Maymunların çığlığı özellikle geceleri ürkütüyor. Ne güzel ki, sadece bir gece için buradayım.

Ertesi gün, Uganda’da bulunduğum sürece kalacağım, Backpackers Hostel’e gittim. Şehrin 3 km kadar dışındaki bu hostel buranın en tanınmış olanı. Doğal olarak odaların hali bir facia. Bu fiyatlara farklı bir şey de beklemedim zaten. Odaya giren kocaman çekirgeyi de ikna yoluyla dışarı çıkardım. Buradan safari turları da düzenleniyor. Kenya’da olmasa bile yine de çok pahalı. Benim ilgi alanım değil zaten. Hayvanların rahat bırakılmasından yanayım, ticari obje olarak bütün dünyada canlarına okunuyor zaten. Doğal Park dedikleri de büyük hayvanat bahçeleri değil mi? Hem görüp de ne olacak gorilleri ? Bırak rahatça yaşasın doğal ortamını, eğer derdin gerçekten bu hayvanları korumaksa.. Ama böyle bir dert olmadığı Kenya’da, Tanzanya’da düzenlenen av safarilerden belli. Bütün mesele gelsin dolarlar. Bu hödüklerin Türkiye’de en bilinenlerinden Cem Boyner de ballandıra ballandıra anlatmadı mı bir hayvanı nasıl öldürdüğünü ? Niye yaptın bunu, ne zevk aldın, sapık mısın diye kimse sormadı.. Zevk için bir canlı nasıl öldürülür, benim anlamam mümkün değil. İğrenç, aşağılık bir şey benim için. Başkaları için ne anlam taşıyor, umurumda bile değil. Neyse, turlara ilgi duymayan insanların bu şehir dışındaki yer yerine şehir merkezine daha yakın pansiyonlarda kalması daha doğru olacaktır. Qaddafi National Mosque yakınlarında güvenlikli pansiyonlar gördüm. Eminim fiyatları da daha uygundur. Buranın her şeyden önce adı çıkmış. Son derece geveze bir ingilize ait olan Backpackers hostel akşam saatlerinden itibaren hapishaneye dönüşüyor. Tur fiyatlarını yazmakta fayda var ilgi duyanlar için. Michurson Şelaleleri gezisi 350 dolar, goril safarisi 500 dolardan başlıyor.


Kasubi Tomb, Unesco tarafından koruma alınmış varlığı Uganda’nın.. Yalnız ortada korunacak pek bir şey yok.. ya da kalmamış.. Kraliyet sarayı demek mümkün buraya.. Kralın oturduğu büyük, ana bina (kulübe), çevresinde de eşlerinin oturduğu kulübeler. Giriş 10 bin şiling (9 dolar). Dolaşırken ücretsiz rehber de veriyorlar yanınıza, yalnız bu rehber daha sonra kendi yaptığı tabloları size satmaya çalışıyor. Her yerde karşılaşılan bir döngü işte. Neyse, Kralın kulübesi, sarayı, adına ne denirse artık bir yangında yok olmuş. Eski kralların mezarları hala bu kalıntının altında. Diğer evler ise betondan tekrar yapılmış ancak Unesco bunu kabul etmemiş, bu nedenle gelecek yıl hepsi toprak ve kamıştan tekrar yapılacak. Büyük, çok büyük bir bahçe içinde burası. Kralın çocuklarının mezarlığı da bu bahçenin bir kısmı.. 4 kral yaşamış burada. Son kral ise son derece refah içinde modern bir ortamda, başka bir şehirde yaşıyor. Sanırım sembolik olarak var. Diğer evlerde yaşam son derece yoksul bir şekilde hala devam ediyor. Kalanların yine kraliyet eşlerinin soyundan olduğu söyleniyor ama emin de değilim. Burada benim dikkatimi en çok çeken (gördüğüm iki küçük çocuktan sonra) şey sürekli yanan bir ateş. Bu ateş sadece kral öldüğünde söndürülüyor ve kral getirilip diğerlerinin yanına gömülüyormuş. Yeni kral tahta çıkınca da tekrar yakılıyor. İlginç. Burada gördüğüm bir diğer ilginç şey ağaçtan yapılan kumaş. Kralların (son kral da dahil olmak üzere) törenlerde giydikleri elbise ya da daha doğru ifadeyle takındıkları örtü bu kumaştan. Kına renginde. Dokunduğunuzda kumaş hissini de veriyor. Ayrıca bu çok büyük, devasa bahçede papaya, muz vs. gibi tropik meyve ağaçlarını çokça görmek de mümkün. Bir de kavun kadar, belki daha büyük bir ağaç var ki meyvesine ekmek meyvesi diyorlar. Sanırım burada ekilenlerden ve meyvelerden sadece burada yaşayanlar faydalanıyor. Ama birçoğu son derece kötü koşullarda yaşıyorlar, bunu da anlamak zor.


Kampala’da dolaştıkça Kenya ile arasındaki farkı da anlıyor insan.. İnsanlar daha iyi giyiniyor (daha bir kendine yakışanı giyiyor anlamında), ilişkiler daha düzgün, daha kibar ve en önemlisi herhangi bir güvenlik sorunu yok.


Şehrin en büyük katedrali şehre hakim bir tepeye kurulu.. Gittiğim sırada içeride bir düğün töreni olduğundan içeride fotoğraf çekmem mümkün olmadı, daha doğrusu ilahilerin söylendiği bir ortamda benim fotoğraf çekmemin yakışıksız duracağını düşünüp çekmedim. Bu alandan, fazla büyük olmayan şehri de tartmak mümkün. Bir harita gibi önünüze açılan şehirde gideceğiniz yerleri işaretlemeniz de.. Ayrıca bahçesindeki ağaç gölgelerine yayılmış insanların arasına da karışabilirsiniz.


Cuma namazına denk geldiğinden Qaddafi National Mosque’a girmedim. Ama insanlar akın akın camiye geldiklerine göre burada da hatırı sayılır bir Müslüman topluluğu var. İrili ufaklı bir çok cami şehre serpilmiş..


Şehrin uzaktan görünen en fiyakalı binasının dibinde bulunan Buganda Road üzerinde Lonely Planet’de adı geçen 1000 cups coffee cafe var. Burada Uganda’nın kendine özgü kahvelerini tatmak mümkün. Ayrıca 10 bin Uşilinginden (4 dolar) başlayan fiyatlarla özel hazırlanmış paketlerden alınabilir. Hem cafenin bulunduğu alanda hem de yolun karşısında hediyelik eşya satan onlarca dükkan var ve hiçbir satıcı yapışmıyor.. Pazarlık geçerli. Pazarlık oranı ise yüzde elliye kadar gidiyor. Daha fazlasında ısrar etmeye içim elvermedi.. Bu dükkanlar kadın örgütleri gibi sivil toplum örgütlerine destek veriyor.. Daha doğrusu öyle yazıyor. Cafe her hafta Cuma günleri Coffe Safari düzenliyor. Perşembe öğlene kadar rezervasyon yaptırmak gerekiyor.. Benim bulunduğum Cuma günü yerel tatil olduğundan bu gezi yapılmadı ne yazık ki.

Kampala’da en ekonomik şehir içi ulaşım aracı Boga Boga dedikleri motosiklet. Üzerinde tutunmak zor da olsa, maharet de istese yine de arasıra ortaya çıkan trafik sıkışıklığı için ideal. Ucuz olması da cabası.. Muhakkak ki, yerel halk için tarifesi çok çok daha düşüktür ama bizler için kilometresi 1000 UŞiling diyebilirim (35 cent civarı). Tabii, bunun iki katından açılıyor pazarlık.

Şehirdeki marketlerde bir çok şeyi bulmak mümkün. Ama peynir çeşidi ikiyi geçmiyor. Marketler oldukça pahalı aynı zamanda. Her köşe başında döviz bürosu görmek mümkün ancak kur hepsinde farklı neredeyse. Aralık 2012 dolar kuru 2642 şiling idi.

Bir şey daha öğrendim :
Luganda : uganda dili
Buganda : Halk
Muganda : Adam
Uganda (Yuganda) okunuyor. : ülkenin adı

Jinja, Entebbe gibi şehirlere ayırdığım son üç günüm çok şiddetli yağmurlar nedeniyle pansiyona tıkılmakla geçti. Şehirde iki gündür devam eden uzun süreli elektrik kesintisi de cabası. Son derece sıkıcı ve moral bozucu bir durum. Gök delinmiş sanki. Asıl görmek istediğim yerleri görmeden buradan ayrılmak üzüntü verici. Ama zaman da kısıtlı. Buradan Rwanda’ya gideceğim. Sonra da yılbaşı nedeniyle eve dönüş..

4 yorum

  • arkutbay dedi ki:

    Dönmeyip sürekli yazabilirsiniz , bizim için sorun yok 🙂 yağmurlu günlerden fotoğraf görme şansımız olabilir mi? Bu güzel yazı için çok teşekkürler .

  • tutu... dedi ki:

    Afrika’da hayvanların doğal ortamlarına müdaheleyi haklı olarak eleştiriyoruz ama, bir gün Afrika’ya gidersem, bulunmak isteyeceğim yerler şehirleri olmazdı.Çekirgeyi ikna yoluyla dışarı çıkarmanıza bayıldım, ”luganda, buganda,muganda”ya da…Ben de yazının devamını bekleyenlerdeyim. Bire bir yansıtıyor oraları…

  • NEŞE dedi ki:

    Uganda deyince bizim kuşağın aklına iki şey gelir..1-İdi Amin 2- İsrail in ünlü Entebbe baskını..Bunun dışında da tüm bildiklerimiz,bu yazıda sizden öğrendiklerimiz oldu…teşekkürler…

  • Midgard dedi ki:

    Bize her şeyiyle uzak bu coğrafyaları sayenizde ilgiyle okuyor, fikir sahibi oluyoruz. Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*