kalbimin sende kaldığını açıklamakta sakınca görmüyorum riga!

“uzun zamandır merak ediyorum bunu/renksiz kokusuz bir saat/yağmur/hava karanlık ve ben anlayamıyorum/gözlerime giren bu kadın/uzaklaşıyor mu yoksa yaklaşıyor mu/yaklaşıyor mu yoksa uzaklaşıyor mu.” eduard aivars 




02062010

doğu avrupa’da ilk gecem bu. zaman gece yarısına doğru akıyor, ama güneş daha yeni batmış-gibi-aydınlık-bir gökyüzü altındayım. saatim onu geçtiği için %otuz fazla ödeyerek aldığım biramı yudumluyorum hostel odamdaki masada.
central hostel riga‘dayım.









hostel-odam


*
ikibuçuk saatlik
uçak-yolculuğuyla geliyorum istanbul’dan. hiçbir risk (son yirmidört saatime dair) realize olmadı. daha önce spekülasyon yaptığım. ve ayrıca ilk saatlerdeki ‘uyum’ sorununu aştığım söylenebilir. hani her zaman yaşadığım: hostele ve yolculuğa dair!
*
havaalanından otobüsle geliyorum şehir merkezine. hostele bıraktıktan sonra çantalarımı, bırakıyorum kendimi kalabalığa.
yeni bir ülke/kültür/şehir içinde her zamanki ‘açgözlülüğüm’ ile yapmış-olduğum ilk gözlemlerden çıkan ilk sonuç: sakin ve güvenli görünen, orta büyüklükte bir başkentteyim.









arnavut-kaldırımlı taş sokaklar


*
ve evrensel-sayılır yasa bir-kez-daha kendisini gösteriyor: farklı olan daha değerlidir/çekicidir! örnek mi: koyu tenli için açık, açık tenli için koyu…
*
ilk akşam hemen eski kente gidiyorum. bu bölgenin unesco dünya mirası listesine alınmasının bir-değeri bulunuyor elbette. ve ancak benim ilk olarak dikkatimi suşi-restoranlarının çokluğu çekiyor. sanki letonya’nın geleneksel yiyeceği: suşi:)
yine de çok turistik değil şehir. ve iyi ki değil…
*
doma laukums’tayım. ilk letonyalı arkadaşım i. ile yudumlarken ilk biramı bu ülkedeki, onun ve pek çok rus-olmayan insanın, şehir nüfusunun dörtte-birini oluşturan ruslar hakkında olumlu düşüncelere sahip olmadıklarını öğreniyorum. benim için bu duygu-ifşaatının kendisinden ve nedenine dair verilecek yanıtlardan daha önemli olan: bu ifşaatın kendisinin-bir-başına ırksal/kültürel önyargıların ve nefretin herhangi bir coğrafya ve zaman ile sınırlı olmadığının şefkat-gerektiren kanıtı olması…
arkadaşım i. daha önce alanya’da geçirmiş birkaç tatilini. türkiye ile ilgili en çok şikayet ettiği ya da tek şikayet ettiği konu: aşırı-sahiplenici ve kıskanç türk erkeklerinin peşinden ayrılmaması…
*
yudumlarken düşünüyorum: aldaris iyi bira ha:)
*
daha ilk saatlerden itibaren seviyorum riga’yı!
arkadaşımdan ayrılıp hostele doğru yollanırken, birden karşımda beliriyor. ışıklandırılmasıyla daha-da-görkemli görünen: ‘blackheads evi’. bugün içinde ilginç bir müzeyi, bir şarap mahzenini ve pekçok güncel sergiyi barındıran bu göz-okşayıcı yapı, bir zamanlar ticaret loncası olarak kullanılıyormuş…









blackheads-evi


03062010



sabah görece-erken uyanarak birkaç fotoğraf çekiyorum eski kentte. ama artık bir ‘doygunluk’ hissediyorum sanki üzerimde. yeni‘nin içinde eski‘nin yarattığı.
*
marketten yine-aldığım soğuk sandviç ile sadece karnımı-doyuruyorum öğle zamanı.
hostelde kahvaltı (peynir, meyve suyu, kahve, ekmek ve tereyağı) fiyata dahil.
*
martıların sesi nasıl da tahrik edici. ‘daugava’ nehrine doğru yaklaştıkça.
*
otobüs, minibüs ve tramvay ile sağlanıyor şehiriçi-ulaşım.
*
bir dolar sıfır.elliyedi-sıfır.ellisekiz lat ya da bir lat iki.elli lira civarında. tabii havaalanında elimdeki dolarları sıfır.ellibir lat oranıyla değiştirdiğimi kimseye söylemeyeceğiz:)
*
ilk öğrendiğim ve defterime kaydettiğim letonca ifadeler:
-labdien! ka jums klajas? (merhaba! nasılsın?)
-paldies! (teşekkürler!)
-viens-divi-tris (bir-iki-üç)…:)
*
dağsızlık. düz ova.
*
taksiler genelde mercedes.
*
sekiz yüzyıllık geçmişinde isveç ve rusya egemenliklerini tanıklamış olan kent, bir milyona yaklaşan nüfusuyla baltık bölgesinin önemli bir merkezi konumunda.
*









yeni-sanat


roma ve gotik formlarının, alman yeni sanatının ve sovyet tarzının örneği sayısız bina görülmeye değer.
özellikle alman yeni sanatının (
art nouveau) ayrıcalıklı mimarı eisenstein’ın eserlerini duyumsamak için alberta ve elizabetes iela (sokak)’ya gitmeni tavsiye ederim. jugendstil-örnekleri açısından dünyada en fazla eserin görülebileceği kent burası işin doğrusu.









masalımsı


*
öyle bir-başıma parklarda ve alışveriş merkezleri çevresinde oturup gözlüyorum bu ülkenin-insanlarını: çocukların güvercinlerin peşinden koşmasını, eskimiş-giysileri içindeki dilencileri, enstrüman çalan genç kadınları ve erkekleri, üniforma içindeki işçileri…
ve yine çok-derin bir sonuca kimbilir kaçıncı kez ulaşıyorum: ‘dünyamızda herkes çok özel ya da hiç kimse özel değil!’
*
avrupa birliği üyesi ülke müreffeh görünüyor.
*
ortaçağdan kalma bir küçük kent havası, çekiciliğin temel nedeni belki de.
*
letonya’nın geçmişinde, sovyetler öncesinde polonya ve almanya egemenliğine girmişliği de bulunuyor.
aslında riga’nın ilk kurulduğu günden ikinci dünya savaşına kadar belki, almanlar kentin elit kesimini oluştururken sıradan-letonyalılar alt-sınıf olarak yaşamlarını sürdürmüş. ve belki de bunun sonucudur: kentin mimarisinin alman-dominant oluşu.
*
hostelin lobisinde yerel bir televizyon kanalını izliyorum bir ara. bir hollywood filmi gösterimde: dublaj yapılıyor. ama arkadan ingilizce orijinal sesler geliyor. ve daha komiği: tüm çevirileri tek bir erkek yapıyor:)
*
renkli-cam pencereleri, kırmızı tuğla-duvarları ve kırmızı seramik çatıları ile kiliseler, büyüleyici. ama yeni değil bana.
kiliselerin duvarlarında, tavanlarında ve pencere camlarında anlatılan/resmedilen figürler/hikayeler nasıl canlı ve rengarenk. bu açıdan görülebilecek en önemli üç kilise: doma katedrali, st peter kilisesi ve st john kilisesi. ki ilk ikisinin sekizyüz yıllık tarihi bulunuyor. katedralin bir diğer ilgi-çekici özelliği ise: içindeki yaklaşık yedibin çubuklu kocaman dinsel-org.


04062010









zelta keyfi:)


saatim onüç civarı şu anda. uzun ve yavaş ve gözlemleyici ve yerel/turistik-olmayan-alanlardaki yürüyüşüm sonrası zelta içiyorum. (1). yağlı ve sarımsaklı ince-sert ekmek dilimi veriliyor biranın yanında atıştırmalık. doma katedraline dikmişim gözlerimi. sıcacık bir güneş-altındayım.
*
şehirdeki rus ortodoks katedrali de hem iç hem dış manzarasıyla büyüleyici!
*









seviyorum ışık-gölge oyununu…


bugün geniş ve yemyeşil parklarda yürüyorum bolca. budapeşte binalarını anımsatan yüksek tavanlı, geniş ve beş kattan yüksek-olmayan yapılara bakarak dolaşıyorum.
*
işsizliğin çok önemli bir sorun olduğunu öğreniyorum letonya’da. elbette son ekonomik-krizin yarattığı.
*
şimdilerde anlıyorum rusları kimsenin neden sevmediğini bu ülkede: yarım-yüzyıllık işgal baş-neden…
*









baltık’ta günbatımının keyfi:)


baltık denizinde de izledim günbatımını!
jurmala’daydık dün akşam. plajda ve jomas sokağında dolaştım letonyalı arkadaşlarım i. ve e. ile.
jurmala, sovyetler zamanında sovyet halkının en çok ilgi gösterdiği tatil-yerlerinden birisiymiş. riga’dan yirmi dakika uzaklıktaki kentin ahşap evleri ve binaları, beyaz ve yumuşacık-kumlu plajı görülmeye değer bence.
*
binlerce, milyonlarca ve özenden yoksun-çirkin fotoğraf çekimi neyin tüketimi?
grup-turistler ‘yamyam‘ gibi görünüyor gözlerime ve zihnime çoğu zaman…
*
küçük işletmelerin (esnafın) varlığı avrupalı bir özellik.
asyalı-olmayan ise: kamusal alanda sevgi-gösterme rahatlığı…
*
avrupa/batı kültürü/insanı uzak değil içinde yetiştiğim ege kültürüne. asya, hele uzakdoğu ile karşılaştırdığımda…
*
çevremde neler konuşulduğunu anlamıyorum. ne hoş bir gariplik…
*
sekiz orta-yaşlı avrupalı kadın-turist grubu oturuyor az ötemde şu anda. ikinci zelta biramı içerken ben, martı sesleri dolaşıyor tepemde…
*
yavaş yavaş alışıyorum güneşin geç batmasına.

05062010


öğle zamanındayım. birazdan iki arkadaşımla buluşacağım.
*
otobüs terminalinin hemen arkasındaki ‘merkezi pazar’ çok geniş bir alana yayılmış. en çok: çilek, kiraz, domates ve salatalık satılıyor. çileğin kilosu çoğu yerde bir.elli lat. leziz görünüyorlar.
yüzlerce küçük tezgahın başında orta/yaşlı kadınlar duruyor genelde. öyle bağırış-çağırış duyulmuyor ortalarda. eski ve yeşil teraziler pek bir nostaljik geliyor bana birden. ve poşetler ücretli tabii ki. marketlerde olduğu gibi.
*
saksofoncular, akordeoncular, rimi’deki kasiyer genç/ortayaşlı kadınlar, çöp tenekelerini karıştıranlar, sarı minibüs bekleyenler! hiçbiriniz kaçmıyorsunuz gözümden. herbirinizi süzüyorum uzun uzun. sanki yeni-doğmuşum gibi…


06062010


saatim onyedi civarı. singapurlu ve beyaz rusyalı arkadaşlar ile hostelde sohbet ediyorum.
*
dün
sigulda‘ya gittim arkadaşlarım i. ve e. ile. yolda hafif bir kaza tehlikesi atlatıyoruz. i.’nin dikkati sayesinde sıyrıldığımız ve çarpmamız halinde motorlu için ölümcül olabilecek bir kaza tehlikesi…
*









kaleye doğru


sigulda, riga’nın elli kilometre doğusunda küçük bir kent. özellikle ‘turaida‘ kalesi ve onun çevresindeki modern heykeller ilgi-çekici geliyor bana.









estetik…


07062010


klondaika (bir texas-meksika restoranı)’dayım şu anda. ‘tervetes’ biramı içiyorum. (2). hava kapalı bugün. ama az-serin. latin müzik-altında bir öğleden sonra…
*
riga: avrupalı turistler arasında yükselen bir değer son on yılda. özellikle arnavut-kaldırımlı eski kentindeki barlarda bağırış-çağırış-eğlenen genç-erkek turistler arasında benim-anladığım…
*
neler oluyor ki bu aralar dış-dünyada?
*









favorim!


*
pazar günü iki arkadaş ile şehir turu yapıyorum bir kez daha. doymak-bilmeksizin anlayacağın.
lido restoranda bira-eşliğinde sohbet ediyoruz sonra: hem singapur’da hem beyaz rusya’da askerliğin zorunlu olduğunu öğreniyorum. beyaz rusya’yı anlıyorum da singapur’a ne oluyor yahu:)
*
singapurlu arkadaşın rehber-kitaptan alıntı ‘double-coffee’ye gitme arzusu bastırılamaz. her ne kadar ‘özellikli’ bir mekan olmadığını anlatsam da dinletemiyorum. onun için ‘görülecekler/gidilecekler’ arasında…
*
her yerde rastladığım, duvarlara-iliştirilmiş küçük çöp kutuları, nasıl da rahatlık sağlıyor insanlara. ve çok daha temiz tutuyor ülkeyi.
*
gece onikiden sonra alkol satışı yapılmıyor marketlerde.
*
paranın üzerinde bir kahraman-resmi olmaması ne ilginç!
*
gece ‘essential-club’tayız. keyifli…
*
önyargıları/genellemeleri yıkmak/parçalamak için Geziyoruz!!!


11062010


nevalaşka


12062010









özgürlük-heykelinin çevresi


saatim ondokuz civarı. ‘özgürlük-heykeli’ yakınında bir bankta black-balsam içiyorum. bir yandan hafifçe güneşleniyorum. pek kokteyl sevmesem de hoşuma gidiyor bu yeni-tat. ama black balsam-cherry benim favorim.
seviyorum kesinlikle riga’yı. sevdiğim gibi manila’yı ve san francisco’yu…
*









lido’dan bir görüntü


lido’da öğle-yemeği. bir kez daha: ‘labu apetiti!'(3).
*
letonyalı iki arkadaşım v. ve s., birlikte kaldıkları eve yüzseksen lat kira ödüyormuş. klondaika’da çalışıyorlar. ayda onbeş gün, günde oniki saat…
*
sigara-içmek yasak kamusal kapalı alanlarda.
*
dün geceyi ya da bugünkü sabahı ‘kefirs-barda’ saat altı civarında sonlandırdık:)
turist-erkeklerin yerli-kadın avlama-stratejisi nereye gidersen-git-aynı: ‘takılabileceğimiz/dans-edebileceğimiz iyi bir bar biliyor musunuz?’:)
*
her an’ım seyahat’e ait olsun, oh ne güzel! okumaya bile pek istek ve/veya ihtiyaç duymuyorum!
*
‘sour cream’ ayrılmaz hiçbir yiyecekten letonya mutfağında.
*
bir-haftalık seyahat sigortası satın alıyorum. (4). beyaz rusya yolculuğum için. zorunlu…
*
gece onbir civarı. klondaika’dayım yine. ‘tervetes alus’. bir miskinlik geziniyor üzerimde.
*
letonya gençliği arasında sigara-içimi oldukça-yaygın. türk-gibi-sigara-içmek deyimini ‘letonyalı-gibi-sigara-içmek’ ile değiştirsek kim farkına varır:)
*
her alanda ve her anlamda, türkiye’de olduğundan daha ‘rahat’ davranıyorum gezerken!
*
‘kvass’. tadı fena-olmayan serinletici bir içecek.
*
‘bir-saatlik-gezi (deneyimi, heyecanı, gözlemleri, hissettirdiği ile) bir-aylık-monoton-yaşam’a bedeldir!’ diye düşünüyorum. elbette kimbilir kaçıncı-kez…
*
kadınlar birbiriyle karşılaştığında ve ayrılırken birbirinden, dudağa küçük bir öpücük konduruyor…


13062010


yağmurlu, serin bir gökyüzü…
*
letonya’nın-işgali müzesi sovyetler ve alman işgalleri altındaki zamanları anlatıyor. oldukça bilgilendirici. ama gözlerim ve zihnim yoruluyor yine: sayısız fotoğraf, bilgi ve eşya arasında…









müzede eski bir karikatür


ruslar, ikinci savaş sonrası baltık ülkelerini hem kültürel hem nüfus olarak ruslaştırmış. bu yapılabilecek en önemli çıkarım, bu müze gezisinden…
*












bir başka kiliseye bakarken


bugün gittiğim küçük kilisedeki (radisson otele yakın olan) yaşlı ve yurtsever letonyalı bir kadın, rusları kötülüyordu kısa sohbetimizde. oldukça iyi-sayılır ingilizcesi ile kusarken nefretini: ‘ruslardan arkadaş edinme sakın!’ diyordu ayrılırken ben…
*
dün akşam radisson otelin içindeki barda salsa festivaline katılıyorum. (5). eğlenceli bir gece oluyor…


21062010


arkadaşım v.’nin ailesi sekizyüz kişilik bir köyde yaşıyormuş. rusya sınırında. inekleri, domuzları ve tavukları ile.
*
gecenin dokuzu olmuş. hava açık hala. ama yağmurlu ve bulutlu. tıpkı dün olduğu gibi.


22062010









eczacılık müzesinden bir kesit



akşam sekiz civarı. eczacılık müzesinde bir saat zaman geçirdim arkadaşım v. ile. (6).









ilginç bir dekorasyon…


*
kasaptan et ve marketten iki şişe black balsam alarak eve geliyoruz bu akşam. (7).
ve yarınki festival için et doğradım az önce.
*
kadınlar-arası muhabbet-konularının evrensel olduğunu söylesem ne öğrenmiş olursun benden:)
*
arkadaşım s.’nin onbir yaşındaki oğlu r.’nin yetiştirilmesi nasıl farklı, ortalama bir türk çocuğunun yetiştirilmesinden! daha bağımsız, özgüveni-yerinde ve daha rahat. göreli olarak elbette…
*
‘bar-dümenleri’ dikkatli olunması gereken ve elbette sağ-duyu ile üstesinden gelinebilen ve pekçok turistik şehirde karşına çıkan bir fenomen. yaygın olanı: kadının-cazibesini kullanarak aklı beyninden-uzakta olan genç erkekleri bir barda içki içmeye davet ederek onlara yüklüce hesap ödetmek.
beyaz rusyalı arkadaşım e. daha iki gün önce böyle bir dümene düşmek üzere iken son anda kurtulduğunu anlatıyor bana:)

24062010


valdozes kasabasındayım letonyalı arkadaşlarımla. riga’nın oniki kilometre dışı. öğleden-sonra.











mutlu bir yaşamın çizgileri…


dün ne ilginç bir tecrübe-seti oluyor benim için. gece saat üçe dek süren. festivallerini letonyalı arkadaşlarımla birlikte kutlamak nasıl da keyiflendiriyor beni!
‘jani’ festivalinin tarihi ortaçağlara, belki daha öncesine gidiyor. yaz-ortasında, eski pagan tanrılardan janis’in adına düzenlenen bir kutlama bu. insanlar genelde kırsal kesimde yaşayan ailelerinin yanına gidiyor bu günde.
akşam yemeği: her çeşit sebze (pişirilmemiş), mangalda balık. ve onur-konuğu şaşlits. masada birkaç çeşit sos olmazsa olmaz elbette. ama asıl konuk: ingilizcesi ‘caraway’ olan frenk_kimyonlu peynir.
ortada bütün-gece yanan bir ateş.
s.’nin yetmişbeş yaşında-büyükannesi ve ellilerinde-ağabeyi ile açık-hava keyif…












letonyalı arkadaşlarım…


gece yarısından sonra kasabanın küçük meydanında dans-etmeye gidiyoruz hep birlikte.
*
ve doğaya yakın olmak huzur verici.
*
iki gün boyunca yoğun bir letonya-dili dolaşıyor çevremde. beden dilinden bir şeyler anlasam da bazen, dalıp-gidiyorum bir başıma: analizlere, gözlemlere!
*
riga’nın dışındaki evlerin (müstakil) bahçesinde, evin duvarında görünecek-biçimde letonya bayrağı asmak pek-bir-yaygın. hem iki gün önce bu kasabaya gelirken hem de daha önce vilnius’a giderken fark etmiştim bunu!




25062010




yine ‘garşiki’ bir kahvaltı. üzerinde tereyağı, peynir ve salam döşeli ekmek dilimlerini fırında kızartarak.
*
ayrılıyorum bugün türkiye’ye doğru. ve doğu avrupa’da bir Macerayı/Seyahati/Dönemi daha doyasıya yaşamış/deneyimlemiş/bitirmiş oluyorum böylece!!!
*









bir başka jugendstil örneği


*
yeniden görüşmek üzere sevgili-riga…
aklımda bildik-dizelerle biniyorum uçağa: ‘biliyorum tanrım/ama ayrıca aldığın şu hayat/fena değildir/üstü kalsın…’
*

harcama bilgileri:
(1) 1.20 lat ödüyorum bunun için.
(a)
rimi markette bir şişe black balsam-kola kokteyli 1.30 lat. ikiyüzyetmiş mililitrelik şişe için 0.99 lat ödüyorum.
(b) bir sabah iki mini pizza için 0.40 lat ve iki fincan espresso için 1.18 lat ödeyerek yapmıştım kahvaltımı.
(c) markette biranın, yarım litrelik şişe, en ucuzu 0.60 lat.
(d) iki üçgen sandviç içeren paket 0.80 lat.
(e) doma katedraline giriş 2 lat.
(f) şehiriçi otobüs bileti ise 0.70 lat.
(g) birbuçuk litrelik su 0.80 lat.
(h) bir bardak bacardi black için 1.50 lat, captain morgan için 2 lat ödüyorum. barda otururken.
(i) bir gece için hostele 8 lat ödedim.
(2) yarım litre, 1.80 lat.
(3) lido’da ‘alus uzavas’ için 1.50, ‘krejums’ için 0.25, ‘pankuka’ için 0.30, ‘zirnisu saut’ için 1.20 ve %yirmibir oranında vergi ile kopa (toplam) 3.25 lat ödüyorum.
(4) 1.72 lat.
(5) 5 euro ödüyorum giriş için.
(6) 1.50 lat ödeyerek giriş biletine.
(7) bir paket spagettiye 0.59 lats ödüyorum markette.





4 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    İlginç üslubunuza alıştım artık…Gece 10 dan sonra zam gelen biralar ilginçti.Jugendstil cephelerinize bayıldım,favoriniz benim de favorim oldu.”Kamusal alanda sevgi gösterme rahatlığı” deyiminizi ödünç alabilirmiyim?

  • ibnbattuta dedi ki:

    tabii ki Nese hanim, memnun olurum hatta:)

  • rome_o dedi ki:

    iyi gezilmiş ve iyi anlatılmış .. daha evvelki yaznında da dediğim gibi kısa ve net yazılar . baltik ülkelerine gelince : avrupada her yeri geri gazmeden oralra gitmeyin çok bir şey yok ..

  • oscamnalbur dedi ki:

    Rastgele üç yazı seçip okudum üçü de çok hoşuma gitti, ilginci üçüde aynı kişiye aitti:) Bu güzel yazı (lar) için çok teşekkürler…

rome_o için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*