Kahire’de 2 gün

1. Gün

Mısır’a gelmek gibi bir planım yoktu aslında. Rahatsızdım ve hafta sonunu evde geçirmeyi planlıyordum. Bir dostumla konuşurken, Mısır’a gidip gitmediğimi sordu. Demek ki, gitmem gerekiyormuş. Hemen internetten uçak saatlerine baktım. Cuma akşamı gidiş, pazartesi sabah dönüş.. Eh işlerim de aksamayacak. Hemen online biletimi aldım. Oteli de internetten ayarlayıp ödedim. Teknoloji bu işte ! Bahane bırakmıyor insana.. Bilet için bir yere gitmene gerek yok. Bilgisayar başında alıyorsun. Yerini seçiyorsun, yemeğini seçiyorsun. Kapitalizm rahatlık demek.. Ama kimin için, o da ayrı bir soru.. Neyse, ideolojik yanımı bir yana bırakayım.

Bir anda planlayıp hayata geçirdiğim bu geziyi gerçekleştirmek üzere havaalanına yola koyuldum. Allah’tan Moskova’nın o korkunç trafiğini ıskaladım ve zamanında havaalanına vardım. Rus havayolları Aeroflot ile keyifli bir yolculuk. 4,5 saat sonra Kahire. Yukarıdan ışıklara bakılırsa son derece büyük bir şehir. Havaalanında 2 tane rehber kitap almıştım. Yolculuk boyunca Kahire’de yapacaklarımı planladım. Zaman kısıtlı olduğundan önceliklileri belirlemem gerek. Piramitler, 2 Müze, 2 Cami ve Han el Halil çarşısı.. Öncelikler bunlar.. Kalanı zaman kalırsa..

Kahire havaalanı tam bir arap havaalanı. Karmaşa hakim. Göstermelik bir pasaport kontrolü. Ne bilet, ne otel ne de sigorta sormadı pasaport kontrolundeki amca. Bagajlar ise yaklaşık 20 dakika sonra geldi. Ardından çıkış. Havaalanında döviz bürosu var. 1 euro 7,7 Mısır Paundu. Bu para birimine de alışmam gerekecek. Aldığım rehber kitapta aşağı yukarı neye kaç lira vermem gerektiği yazılmış. Bu bir ölçü olacak en azından. Mısırlıların turistleri kazıklamak için her yolu denedikleri de yazılmış ki, bu benim için sürpriz değil. Döviz bozdururken karşılaştığım Rus turist çift, sadece beyaz taksileri tercih etmemi salık verdi.. Sadece onlarda taksimetre varmış. Taksiler ateş pahası.. Pazarlık diz boyu.. Taksimetre var ama kullanan yok. Daha ucuzunu bulurum diye dolandım durdum. Yarım saat sonra yoruldum ve en pahalısıyla otele gittim..

Okuduklarımdan temizlik açısından sadece 5 yıldızlı otellerin tercih edilmesi gerektiği sonucunu çıkarmıştım. Sheraton Cairo 5 yıldızı bir otel. Fiyatı da makul. Nil kıyısında konuşlanmış. Görmek istediğim yerlere oldukça yakın. Görevliden mümkün olduğu kadar üst katlarda bir oda vermesini rica ettim. Güzel manzaralı bir oda verdi. Piramitleri görmüyor tabii ki.. Ama Nil nehri hemen yanıbaşımda akıyor. Gelirken yanıma sigara alamamıştım aceleden. Umarım yarın bulurum. Zira otelde Parliament yok. Aslında artık bırakmak lazım ama adamın birinin dediği gibi : Benim için tek yanan o ! O yüzden seviyorum. Saat gecenin üç buçuğu oldu, 2 kola içtim ama uyku yok. Sabah erken kalkıp piramitlere gitmenin bir yolunu bulmam gerek.

2. Gün

Sabah erken kalkamadım. Dün gece gec saatlere kadar oturunca olacağı buydu. Piramitleri yarına erteledim. Aşağı inip son dakikada kahvaltıya yetiştim. Ardından yürüme mesafesindeki Mısır Müzesine gittim. Daha açılmamış. Yine yürüyerek Al-Azhar Camisine gittim. Bayağı dolaştım. Bulmak kolay olmadı. Al-Azhar deyince kimse bilmiyor. Azhar camisi deyince anlıyorlar. Beklediğim gibi çıkmadı. Geniş bir avlusu var. Dört köşe olarak inşa edilmiş. İçerisi de geniş. Orada sere serpe yatan, yayılan insanlar. Ayakkabıların başında bekleyen adam para talep ediyor. Aman, çalınmasınlar da.. Mısır’da trafik tam bir karmaşa.. Butun şoförler olur olmaz kornaya basıyor. Alışkanlık olmuş. Bir eli devamlı kornada. Trafik kuralı diye bir şey yok. Araba kiralayayım diye düşündüm ama bu trafikte başıma iş alırım. Ne ışık, ne yaya geçidi kimsenin umurunda değil. Sinyal verme gibi bir dertleri yok. Bakmadan dalıyorlar. En fazla, kolunu çıkarıp işaret ediyor döneceğini.. Tam bir hengame. Ortalığı pislik götürüyor. İnsanlar çöplerin hemen yanıbaşında, içiçe yemek yiyorlar sokağa kurulmuş tezgahlarda. O kadar ki, midesi kaldırmaz insanın.
Adım başı polis.. Halkın İngilizce bilgisi zayıf. Çat pat anlaşılabiliyor. Temiz giyimli, gençten birinden yol tarifi istedim : ”Val’lahi, I dont know” dedi. Koptum. Gördüğüm apartmanlar pislik içerisinde. Bu kadar pis bir şehir hiç görmemiştim. Her taraf çöp.

Kahire aslında oldukça ucuz bir şehir. Ama halk bu ucuzluğu turistlere yansıtmamanın azami çabası içerisinde. Size yöneltilen fiyat direk normal fiyatın 4-5 katı. Artık pazarlıkta ne koparabilirseniz. Aynı yere 10, 20 ve 40 paunda gittim. Aynı mesafe farklı fiyatlar. Sizin durumunuza göre fiyat koyuyorlar. Eger caresiz durumda oldugunuzu hissederlerse vay halinize !
Daha sonra Khan-El-Halili pazarına gittim. Ama satıcılar rahat bırakmadı. Zaman da dolduğundan Mısır Müzesine döndüm. Müzede fotograf cekilmiyor. Makinayı emanete teslim ediyorsunuz. Ama içi muhteşem. Firavunlar döneminden kalan bütün eserler, her daim resimlerini gördüğümüz Tutankamon, Nefertiti maskeleri, herşey birarada. Gerçi bu müzeyi de pislik götürüyor ama tarihsel heyecanla farkına varmıyorsunuz. Bu müzeye iyi bir rehberle gelmek lazım. Bir Rus grubun arkasına takıldım bir süre ama sonra fazla yüzsüzlük yapamadım. Bıraktım. Kral Mumyaları odasına giriş ayrıca ücrete tabi. Müze girişi 9 euro, mumya odası girişi 14 euro. İçeride 8-10 tane mumya ve bir de bağırarak ”Sessizlik” diyen bir görevli var. Tam bir komedi. Müzeyi dolaşmak hayli zaman alıyor. Her parça sizi kendine bağlıyor.

Müzeden çıktıktan sonra biraz dinlenmek için otele gittim. Akşam üstü tekrar Khan-El-Halili pazarı. Pazarı baştan başa dolaştım. Arsız satıcılardan kendimi kurtarmaya çalıştım. En son temiz yüzlü birinin dükkanına girip alışverişimi yaptım. Ne kadar kendimi engellemeye çalışsam da bu güzel hediyelik eşyalar karşısında kendimi tutamadım ve büyük bir bavul almamı gerektirecek kadar alışveriş yaptım.
Yarın ki piramitler gezisi için araç organizasyonunu otelden yaptım. Gidiş dönüş 50 euro. Umarım beklediğim gibi olur. Bugün artık çok yorgunum. Kahire Kulesine çıkmak niyetindeydim ama vazgectim. Otelde yemeğimi yiyip istirahat edeceğim.

3. Gün

Sabah erkenden kahvaltı sonrası araçla piramitlere doğru yola çıktım. Geldiğimden beri Kahire’nin üzerinde gün boyu süren yoğun bir sis var. Bu yüzden doğru dürüst fotoğraf çekemedim. Piramitlerin olduğu bölgeye giriş için ayrı, piramitleri görmek için ayrı, araç için ayrı bilet alınıyor. Hepsi ayrı yerden ve hepsinde de para üzeri vermemek için kırk takla atan araplar. Para üstü üstediğinizde sizi bezdirene kadar anlamamış pozu veriyorlar. Siz bezip gidene kadar.. Biletin üzerinde farklı bir fiyat var, tabelada farklı fiyat, gişedeki embesil farklı bir fiyat talep ediyor. Oraya kadar geldiğinizden çaresiz alıyorsunuz bileti. Ama gişelerin önünde bu embesil araplara edilen her dilden küfürü duymak mümkün. Ben ilk kez bir ingilizin bu kadar sunturlu bir küfür ettiğini duydum. Mutlaka ediyorlardır da ben ilk kez duydum. Orada bir saat kalıp dünya dillerinden küfür literatürünü öğrenmek mümkün.
Piramitlere doğru yürürken biletinizi kontrol etmek isteyen uyanık araplar sizi karşılıyor. Şu polisin yanına kadar gidelim, orada göstereceğim bileti, dedim.. Yürüdü gitti. Bunu da internetten okuduklarımdan öğrenmiştim. Adım başı develi polisler ama yetmiyor. Bu polisler oracıkta bu adamlara karşı sopalarla girişmelerine rağmen yetmiyor.
Yoğun sisten dolayı doğru dürüst fotoğraf çekemeyeceğimi görünce moralim bozuldu. Bu durum 3 piramitten ikisinin restorasyon nedeniyle kapalı olduğunu öğrenince daha da arttı. Açık olan piramitte ise hem içeride fotoğraf çekmek yasak hem de görünecek bir şey yok. Son derece kısıtlamışlar. İki duvar görüp çıkıyorsunuz.
Dışarısı şehirde olduğu gibi pislik içerisinde. Yoğun bir koku ortalığı sarmış halde. Satıcılar adım başı yakanızda. Önce size 3 kuruşluk bir hediye vermeye çalışıyorlar. Alan yandı ondan sonra yakasını kurtarana helal olsun.
Buraya gelip bu tarihi havayı solumak önemlidir, diyorsanız, soluyacağınız tek şeyin yoğun bir kanalizasyon kokusu olacağını söyleyebilirim. Giza kasabası ya da mahallesi piramitlerin dibine kadar dayanmış durumda. Bu bakımsızlık ve ilgisizliğe rağmen hala dayanabildiklerine göre piramitler gerçekten birer şaheser sayılmalı.
Piramidin dibinde bekleyen polislerden resmimi çekmelerini istedim. Poz verdirip çektiler. Alışmışlar herhalde.. Bu arada Türkiyeli olduğumu duyan her mısırlının dediği gibi, hemen eklediler : ”Yavaş yavaş, Hasan Şaş”. Tekerleme haline getirmişler bunu.

Piramitler arasındaki mesafeyi arabayla geçmek lazım. Yakın değiller. Sfensk hemen piramitlerin dibinde görünmesine karşın uzak. En çok Sfenski beğendim. Zaten en çok görmek istediğim de oydu. Gizemli havası, mağrur duruşu, yalnızlığı, binlerce anlam yüklü bu anıt. Ne güzel ki, Sfenski çekerken sis biraz izin verdi. Ardından tekrar kapandı.
Bu kısıtlı gezinin ardından şehire geri döndüm. Havanın kapalı oluşu hevesimi kırdığından öğleden sonrayı şehirde dolaşarak geçirdim. Yemek yiyebileceğim bir yer bakındım ama hiçbirine cesaret edip giremedim. Böylece akşam oldu. Sonrası otelde yemek, toparlanma ve dönüş..

Sonuç : Dünya mirasının bu ilkel anlayışa emanet edilmesi, bu kadar hor kullanması acı verici. Sadece burada değil, Türkiye’de de aynı zihniyet hakim. Burada görebileceğiniz her türlü olumsuzluğu Türkiye’de de (belki fazlasıyla) görmek mümkün. Türkiye’de de pislik, açgözlülük alabildiğine. Sultanahmet’e yolu düşen turiste acımak işten değil. Bu anlamda doğulu anlayış çok alçakça. Kahire’deki görülebilecek yerler için iki gün yeter de artar bile. Mısırlılar parkların önüne bile gişe koymuşlar, müze muamelesi yapıyorlar 3 tane heykele. Buna aldanmaz da hazırlıklı gelirseniz iki gün size fazlasıyla yettiğini görürsünüz. Ben sıkıldım bile. Ancak Bu bölge sadece Kahire’den ibaret değil. İskenderiye’ye 1 gün, Luksor’a 1 gün, Aşağı Nile 1 gün -en azından- ayırmak gerek. Bir de denize girmek isteyenler için Sharm-El-Shekh var ki o beni aşar. İlgi alanımda değil.

6 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Kuzey Afrika ve ortadoğu ülkelerindeki “genel durum “u yansıttınız,hani “şark kurnazlığı” da derler ya…Biz Türkiye olarak bir halka dışarda kalıyoruz galiba ,birçok yabancı dostumuz oralar ile bizi karşılaştırdıklarında öyle söylüyorlar,hem düzen hem de temizlik açısından..

  • Zeynep dedi ki:

    firavunların gizemli dünyası… bu güzel kahire yazınız için elinize sağlık

  • mertakinci dedi ki:

    sfensklerin fotoğrafını çekerken sisin biraz olsun izin vermesine sevindim eğer fotoğraflarını çekemeseydiniz üzülürdüm

  • incialp dedi ki:

    tüm bu kurnazlıklara curcunaya rağmen Mısır’a muhakka gitmeli bir kere diye düşünüyorum. ama herhalde 3 günden fazla kalmamalı 🙂

  • shadowtr dedi ki:

    Kahire’nin orta yerinde, islam sanatları müzesinin önünde (ki bu yer aynı zamanda merkezi bir caddenin ve en ünlü çarşının yanıbaşında) asılı bulunan Türk bayrağı ters.. fotograflardan da görülebileceği gibi. Büyükelçilik dahil bir çok yere yazdım ama cevap veren olmadı.. Bunun gibi Endonezya ve Küba’da da Türk bayrakları yanlış yapılmıştı.. Buralardaki görevliler ne iş yapar merak ediyorum.

  • ekibya dedi ki:

    Okurken hem çok güldüm ,hemde böyle bir dünya mirasının göz göre göre katledilmesi beni çok üzdü. “Embesil gişeci” yazıya renk katmış. Ellerine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*