İstanbulun Semtleri: Büyükada

İnsanlar nerelisin diye sorduklarında istanbulluyum demem, adalıyım derim içgüdüsel olarak nedense. Adada yaşayanlar için – hele de çocuklar için – İstanbul ayrı bir dünyadır; kalabalığı, motorlu taşıtları ile bir karmaşadır. Doğduğum, büyüdüğüm ve çocukluğumun ilk on yılını geçirdiğim yer olan Adalar ise bütünüyle farklıdır bu karmaşadan. Sakindir, huzurludur.. Tek motorlu taşıtı çöp arabası, itfaiye arabasıdır.. İçtendir.. İnsanları, çocukları ve sokak kedileri ile çıkarsızdır..

Binrota yazarlarının doğdukları yerleri yazması bana da ilham verdi, ben de Adalar’ı yazayım dedim.. Doğduğum ada olan Heybeliada ve diğer iki adayı (Burgazada ve Kınalıada) başka yazılara bırakarak Büyükada’dan başlayalım..

Çocukluk yıllarımda Adalar’a ulaşım sadece şehir hatları vapurları ile sağlanıyordu. Her adalı çocuğun hayatında vapurların yeri ayrıdır. Şehirli çocuklar nasıl araba markalarını ezbere bilirlerse adalı çocuklar ise vapurları bilirler.. Vapurlar uzaktan görünmeye başladıkları anda vapuru tanıyıp ismini tahmin edebilirdik.. Kötü anılarım da olmuştur vapurlarımla ilgili.. Vapuru bir beşik gibi sallayan lodoslu havalarda korku ile vapurun en alt bölümüne sığındığımız, can yeleklerini giydiğimiz günler gözümün önünden gitmez..

Bugün ise durum daha farklı, İstanbul’un çeşitli merkezlerinden kalkan vapur, deniz otobüsü ve motorlar ile Adalar’a ulaşmak çok kolay.

“Eski adı yunanca Prinkipo (prens) anlamın gelen Büyükada 9 adet adadan oluşan İstanbul adalarının (Prens adaları) ilçe merkezidir. 5400 Km2 yüzölçümüne, 2000 yılı itibarı ile 7320 kişilik nufusa sahiptir. Bu nufus yaz aylarında 10-15 katına kadar çıkmaktadır. Evlerin büyük çoğunluğu yazlık olarak kullanılmaktadır.

Büyükada, diğer İstanbul Adaları gibi yaklaşık 7 yüzyıllık Bizans döneminde hapishane ve manastırlarıyla ün kazanmıştır. Bu dönemde Bizans’ta ortaya çıkan taht kavgaları, siyasi ve dini içerikli anlaşmazlıklar neticesinde Büyükada’ya prensesler, prensler, din adamları sürgün olarak gönderilmiş ve bunlara korkunç işkenceler yapılmıştır.

Ada’ya Türklerin yerleşmesi 1846’da küçük gemilerin hizmete başlaması ile oluşmuştur. 1875’de daha büyük gemilerin gelmesi ile düzenli seferlere geçilmiştir. Bundan sonra Ada’da nüfus hızla artmıştır. Zengin Türklerin yanısıra yabancılar da Ada’ya rağbet etmiş ve köşkler, konaklar, oteller dönemin mimari usluplarını yansıtan binalar, kiliseler ve camiler yapılmıştır.”

Büyükada’ya ilk ayak basıldığında Büyükada İskelesi karşılıyor misafirlerini. İskele 1914 yılında inşa edilmiş ve neoklasik bir Osmanlı yapısı. Mimarı kesin olarak bilinmemekle birlikte Bostancı ve Moda iskelelerini de yapan Mimar Vedat Tek olduğu tahmin edilmektedir. İskeledeki çiniler Kütahyalı Mehmed Emin Efendi tarafından yapılmıştır.

İskelenin çıkışında Saat Meydanı bulunuyor. Burası adeta adanın buluşma noktası.. Burada istenilirse civardaki pekçok lokantada birşeyler yenilebilir ya da piknik için marketlerden alışveriş yapılabilir. Büyük ya da küçük turlar için fayton kiralanılan yer olan Fayton Meydanı da hemen yakında. Büyükada’yı dolaşmanın üç yolu var: fayton, bisiklet ve yürümek.. Bir yeri tanımanın en iyi yöntemi yürümek olduğu için yürümeyi tercih ediyorum.  

Büyükada’da Büyük Tur ve Küçük Tur olmak üzere iki ana güzergah var. Küçük Tur iskeleden başlar, Çankaya Caddesi, Nizam yoluyla Birlik Meydanı’na ulaşır. Buradan Rum Mezarlığı, Karacabey Koyu, Maden, Yılmaz Türk Caddesi yoluyla Çınar Meydanı’ndan geçerek tekrar iskeleye dönülür. Büyük Tur ise 12 kilometredir. Sizi Birlik Meydanı’ndan daha güneye, Eski Bağ mevkiinden Aslan Kayası’na kadar götürür, oradan Hagios Nikolaos ve Maden üzerinden geri dönülür.

Adanın en önemli özelliği 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında Art Nouveau üslubunda yaptırılan heybetli ahşap köşkler. Diğer adalarda bu kadar çok görkemli yapıyı görmek mümkün değil..   

Çankaya Caddesi üzerindeki Haçapoulos Köşkü, İskenderiye Patriği Sofranious’un yazlık köşkü mimari değerler arasında. Sovyet Devrimi’nin lideri Troçki, sürgün yaşamının ilk dört yılını (1929-1933) İzzet Paşa’nın köşkünde geçirir. Rus Devrim Tarihi adlı kitabını da yine bu evde yazar.

Nizam Yolu üzerindeki Nizam Camii 1967 yılında yapılmıştır (Adalar’ın en eski camisi ise Tepeköy yamacında 1895’te yaptırılan Hamidiye Camii’dir). Nizam Yolu’ndan Birlik Meydanı’na çıkarken Aşıklar Yolu’nun sonundaki Aşıklar Gazinosu bulunuyor, deniz manzaralı çay molası için ideal. Piknik için de bu bölge tercih edilebilir..

Birlik Meydanı faytonların durak noktası, büyük tura devam etmek isteyenler bu noktada ayrılıyor. Büyükada’danın en önemli ziyaret mekanı olan Aya Yorgi Manastırı’na çıkmak için ise patika yolun izlenmesi gerekiyor.

“Büyükada’nın dört tepesinden en yüksek olan adını, buradaki Hagios Georgios Koudounas (Aya Yorgi) Manastırı’ndan alan Hagios Georgios ya da bugünkü adıyla Yüce Tepe. Bu tepe 203 metre ile Adalar’ın en yüksek noktası. Aya Yorgi Manastırı 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde dua edip dilek dileyen her dinden insanlarla dolar. Bu tepeye yürüyerek çıkanların hacı olacağına inanılır.”

Tabana kuvvet diyip bitmek bilmeyen patikadan manastıra doğru çıkıyorum.. Patikada yükseldikçe eşsiz güzellikler beliriveriyor. İlk önce daha kuzeydeki, 164 metre ile adanın ikinci yükseltisi olan ve adını buradaki Hristos Manastarı’ndan alan İsa Tepesi kendini gösteriyor.  

“Tepenin hemen yamacında ise Büyükada’nın en büyük ahşap binası olan 235 odalı Rum Yetimhanesi bulunuyor. Yetimhanenin otel olarak inşaatına bir Fransız şirketi tarafından 1898-1899 yılları arasında başlandı. Yapımın mimarı İstanbul’da doğmuş ve yaşamış olan Fransız asıllı bir mimar olan Alexandre Vallaury’dir. Yetimhane binası 26.000 m2’lik bir alan içinde bulunmaktadır. Boyu 101 metre, yüksekliği araziye göre 22-24 metre arasında değişmektedir. Bu bina ahşap karkas sistemde bu büyüklükte yapılmış dünyadaki tek yapıdır. Bina otel olarak yapılmasına rağmen devletten izin alınamaması yüzünden çalıştırılamamıştır. Daha sonra bir zengin Rum aile tarafından satın alınarak Patrikhaneye bağışlanmıştır. Parikhane tarafından da yetim Rum çocukları için okul olarak kullanılmıştır. 1970’lerin başlarında bina boşaltıldı. Yaklaşık 30 yıldır ise boş olarak tutulmaktadır.”

Böylesine görkemli bir tarihi eserin terk edilerek kaderine bırakılması üzüntü verici.. Yüce Tepe’ye çıkış çok yorucu geçtiği için yetimhanenin bulunduğu tepeye çıkmayı göze alamıyor ve uzaktan da olsa fotoğraflamakla yetiniyorum.

Aya Yorgi’ye bitkin bir şekilde ulaşanlar gördükleri manzara karşısında tüm yorgunluklarını bir anda unutuyorlar. İstanbul ve adaların manzarası büyüleyici..

“Kilisenin Patrikhane kayıtlarına göre inşa tarihi 1751’dir. Bu tarihte yapılmış olan küçük kilise, şapel ve dua yeri eski kilise diye bilinir ve iki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapıdır. Tepede çan kulesinin hemen arkasındaki kesme taştan yapılmış olan kilise ise yeni Aya Yorgi Kilisesidir ve 1905 de inşa edilmiş, 1909 yılında açılışı yapılmıştır.”

Manastırın şaraphanesinde yerel şaraplar üretiliyor, buradan şarapların tadına bakmak ve satın almak mümkün. Ayrıca tepedeki Yüce Tepe gazinosunda eşsiz bir manzara eşliğinde yemeğinizi yiyebilir ya da çay bahçesinde çayınızı yudumlayabilirsiniz.

Adada Hagios Georgios dışında, aralarında Panagia, Hagios Dimitrios, Hagios Nikolaos kiliselerinin de bulunduğu dokuz Rum Ortodoks kilisesi, bir Ermeni kilisesi, bir Musevi sinagogu, San Pasifico Latin kilisesi ve tarihi ayazmalar bulunuyor.

Bu kez hızlı bir şekilde Birlik Meydanı’na iniyor ve küçük turu tamamlayarak vapura yetişiyorum.

 

15 yorum

  • abidindemir dedi ki:

    Resimleriniz çok güzel. Yazınız harika. Çok şanslısınız bana göre Büyükada da doğduğunuz için. 10 puan

  • abt_smyrna dedi ki:

    İstanbul semtleri arşivini senin yazı ve fotoğraflarından yapmak gerek. Ellerine sağlık!

  • BÜLTER dedi ki:

    süper yine…Buğra’ya katılıyorum.yağlıboya fotoğrafların ve yazılarınla istanbul arşivi rahatlıkla yapılabilir.Büyükadalı olup da “adalıyım” demeyeni görmedim zaten 🙂

  • Honeyseller dedi ki:

    Çağrı bey,fotoğrafların nefes kesiyor.Çok farklı.Hiç anlamam fotoğrafcılıktan ama insan senin fotoları merak ediyor.Anlatacak mısın sıırrını yoksa sonsuza kadar susacak mısın?Ellerine ,emeğine sağlık…

  • cagritem dedi ki:

    abidin ve bülent bey –> yorumlarınız için çok teşekkür ederim, yalnız Büyükada’lı değil Heybeliada’lıyım..:) Sevgili Buğra –> güzel yorumun için içten teşekkürler.. Oktay Bey –> fotoğraflarımın bir sırrı yok, uygun kadraj ve kompozisyonu kolluyorum sadece.. yorumunuz için teşekkür ederim..

  • goze dedi ki:

    Merhaba Çağrı,
    Teşekkürler, bizleri tekrar fotoğraflarınla bir Büyükada gezintisine çıkardığın için. Ayrıca vermiş olduğun bilgiler akıcı bir anlatımla bizleri aydınlatıyor. Ellerine sağlık!

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Fotoğraflar her zamanki gibi yağlıboya tadında… Metin özenli, akıcı ve bilgi dolu. Daha ne olsun? 10 numara bir gezi-yazı…

  • tütü dedi ki:

    Büyükada her yıl en az bir kez gittiğim ve tepelerinde dolaşmayı sevdiğim güzelliklerinden biridir İstanbul’un.Hakkında tarihi ve güncel çok da kitap okumuşumdur.Son yıllarda Fıstık Ahmet’in ada hatıralarını, simalarını anlattığı birkaç kitap çıktı…. Fotoğraflar her zamanki tadında mükemmel….

  • haymatlos dedi ki:

    çağrı bey ellerinize ve de ayaklarınıza sağlık, çok şık fotograflar kesinlikle..

  • Alinda dedi ki:

    Güzel yazı…Harika resimler.Ellerine sağlık.

  • ayşegül- dedi ki:

    Her İstanbullu’nun bahar ve yaz klasiğidir: “Ada’ya gidelim”. Mutlaka da gidilir yani. Genelde faytonla çıkılır, piknik yapılır ve yürüyüş yaparak dönülür. Meydanda mutlaka waffle yenir , sahilde çay içilir hatta yazın akşam balık, sahilde yürüyüş ve nerdeyse son vapura yetişerek dönülür… Sadce Adalılar’ın değil bizim de Adamızdır Büyükada… resimler harika, Ada kadar güzel, elinize sağlık.

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Çağrı, bu site de daha önce de güzel ada yazıları okudum. ama seninki en sıcak ve doyurucu olanı. sanırım goğduğun yer olması ve anılar etkili oluyor. Fotoğraflarda her zamanki gibi çok hoş eline sağlık

  • enise dedi ki:

    Sevgili Çağrı gene muhteşem fotoğraflar ve keyifle okunacak yazı.Yüreğine sağlık.

  • cagritem dedi ki:

    sevgili tolga, oğuz bey, tülay hanım, adnan bey, alinda, ayşegül hanım, cengiz bey ve enis hanım –> güzel yorumlarınız için içten teşekkür ederim..

  • ZİKO dedi ki:

    Herzamanki gibi güzel fotoğraflar.Yazı da öyle.Teşekkürler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*