İstanbul / Kuş evleri

”Tanrıları güldürmek istiyorsan , gelecekle ilgili planlar yap” diye çok sevdiğim bir söz vardır . 15 gün kadar önce bir pazartesi günü son imzalar atıldıktan sonra çalıştığım tıp merkezi kapandı ve göstermelik bir veda yemeğinin sonrasında ne kadar süreceğini bilemediğim işsizlik dönemim başladı . Zaten kiraz mevsimi çalışma zamanı değildir değilmi ?

Yeni bir iş ararken geçecek süre için önümde birkaç alternatif vardı :

1- Fırsat bu fırsat , zaten çok yorulmuştum diyerek geç kalkmak , evde tembellik yapmak , saçı sakalı birbirine karıştırmak . Ama kendimi hiç yorgun hissetmiyorum . Ayrıca bu alternatif depresif bir tablo gibi . Bunu beğenmedim .

2- Spor yapmak , kısa sürede göbeği eritip kol-bacak geliştirmek . Gülmeyin , boşta kalan veya kaldığı zaman ne yapabileceğini düşünen her orta yaş erkeğinin hayalidir bu . Bu andropozik tavrı kendime yakıştıramadım . Geçiyorum .

3- Tatil yapmak . Ama zaten bütün tatiller programlanmış , ücretleri bile ödenmiş durumda . Yeni bir tatil için fon ayıramayız . Bunu da geçelim .

4- Kafamdaki yarım kalan şeyleri tamamlamak . Bu iş uygulanabilir geldi aklıma . Erken kalkmak , bol bol yürümek , sevdiklerine biraz daha zaman ayırmak , yeni kitaplar keşfetmek -internetten değil , kitapçılardan ; gezerek , elleyerek , koklayarak – ve bol bol okumak . Hatta akşamları değişik yemekler de hazırlayabilirim evde . Hafiften spor da yapayım bari . Bunu sevdim ve ilk iş olarak uzun süredir aklımda olan bu yazının hazırlanması için rotayı çizerek salı sabahı bir bilinmeze doğru yelken açtım 🙂 Konumuz kuş evleri .

Evet doğru okudunuz , bir başka günde AVM leri gezip anlatırım ama bugün sırada kuş evleri var . Yapıların yüksek yerlerinde kuşların barınması için yapılan yuva diye tanımlanıyor ansiklopedilerde . Genelikle 16. yüzyıl ve sonrasında barok mimari ile birlikte Osmanlı mimarisinde görülmekle beraber daha öncesinde de , taaa Selçuklu mimarisinde bile örnekleri varmış .

Kuş evleri yapıların genellikle rüzgardan korunaklı ve en çok güneş gören yerlerinde yapılır denmekle beraber gözlemlerimde bunun pek doğru olmadığını , yapıların kuzey cephelerinde de bol miktarda kuş evi olduğunu ve yüksekte olanların her türlü rüzgara da açık olduğunu keşfettim . Ama elbette doğal yapısı nedeniyle rüzgara karşı korunaklılar .

Kuş evleri özellikle camilerde olmak üzere medrese ve kütüphanelerde , çeşmelerde , köprülerde ve evlerde de yapılmış . Bunların iki çeşidi var . Birincisi basit şekli , yapıların duvarlarındaki küçük delikler . Önlerinde bazen kuşların konması için hafif çıkıntılar olurmuş . Bugün daha çok göreceklerimiz ise cephelerden cumba gibi uzanan , kemerli kapıları , kafesli pencereleri , çatıları , kubbeleri olan ; köşkleri , sarayları bazen de camileri andıran yapılar . Lafı uzatmayalım , gezerken konuşuruz .


Selimiye Camisi

Evdeki en pahalı elektronik eşya olan fotoğraf makinamı akşamdan hazırladım . Hafıza kartının formatlanması , pilinin şarj edilmesi , lenslerinin hazırlanması vs. Eşim her zaman benim çok kolay kandırılabilir bir alıcı olduğumu iddia eder . Bu makinayı alırken de bir alt modeli alacak iken içimdeki ”almışken iyisi olsun , bir üst modeli olsun” canavarının uyandığını itiraf ediyorum . Fiyat-kazanç olarak zarar ettiğimi de . Ama makinanın hakkını vermek için elimden geleni yapıyorum , inanın .

Sabah erkenden kalkıp çantamı kaptığım gibi sokağa fırladım . Önce bizim taraftan , Anadolu yakasından başlayacağım . Bostancı’dan dolmuşla Kadıköy’e , Kadıköy’den Üsküdar dolmuşları ile Duvardibi’ne . Duvardibi’nde inip Selimiye Kışlası’nın kapısına giden tam karşımdaki sokağa giriyorum . İleride kışlanın ana kapısı ve hemen sağda Selimiye Camisi var .


Selimiye Camisi

Camiyi 3. Selim yaptırmış . Türk barok mimarisinin en güzel örneklerinden biri olduğu söyleniyor . Padişahımız işi biraz abartıp zaten üslup olarak incelmiş olan minarelerin biraz daha inceltilmesini buyurunca 1820 yılında bir lodos fırtınasında minarelerin her ikisi de yıkılmış . Caminin arka yüzündeki iki harika kuş evini görüntüleyip çıkıyorum .


Selimiye Camisi

Denizi soluma alıp İhsaniye Mahallesi’nin ara sokaklarından Doğancılar’a doğru yürüyorum . Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın bir kısmının geçtiği yerler buralar . Soldaki dar aralardan denizin ve tarihi yarımadanın olağanüstü manzaraları eşlik ediyor yürüyüşüme .

Üsküdar , bu sabah bir Ege kasabası gibi sessiz ve şirin gözüküyor bana . Doğancılar’a gelince aynı isimli sokaktan Şemsipaşa’ya çeviriyorum yönümü . Hedef Ayazma Camisi .


Ayazma Camisi

Sultan 3. Mustafa tarafından 18. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmış Ayazma Camisi . Bölgede eski bir ayazma olduğu için halk tarafından bu isimle anılmış . Camiye adını vermek isteyen 3. Mustafa da sesini çıkarmamış . Avlusundaki yeniçeri mezarları da görülmeye değer .

Caminin yanında 1978-81 yılları arasında ortaokulu okuduğum Üsküdar Ortaokulu var . Sabahları ilkokul olarak hizmet veriyordu o zamanlarda . Aslında burası caminin külliyesidir . Benim okuduğum dönemde yerler tahta idi ve bildiğiniz odun-kömür sobaları ile ısıtılırdı sınıflar . Ana binanın karşısında ise ortaokul ikinci sınıfların okuduğu , öğrencilerin baraka dedikleri çatısında camları olan hamam benzeri yapılar vardı . Binanın dış görünüşü oldukça değişmiş , taş olduğunu hatırlıyorum .


Ayazma Camisi

Caminin bahçesi , okulun kapıları açılana kadar bizim oyun alanımız olurdu , tıpkı biraz aşağıdaki o yılllarda yol geçmeyen Şemsipaşa sahilleri gibi . Erken gittiğimiz zamanlarda denizin kenarına inip sopalarla deniz anası çıkartır , inceleyip geri atardık .

Caminin avlusuna giriş kapılarında ve dış duvarlarında küçük kuş evleri var .


Ayazma Camisi

Ama asıl güzelleri içeride . Bu barok camide birbirinden güzel kuş evleri bulabilirsiniz . İşte birkaçı …


Ayazma Camisi


Ayazma Camisi


Ayazma Camisi

Sırada Üsküdar Yeni Valide Camisi var. Ama önce bir kahve molası . Mola sırasında Avrupa yakasını görüntülüyorum .

Üsküdar meydanında metro çalışmaları devam ediyor . Ara sokaklardan caminin kapılarından birine ulaşıyorum . Burası Sultan 3. Ahmet’in annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılmış .


Yeni Valide Camisi

Valide Sultan’ın türbesi de büyük bir kuş kafesini andırıyor .


Yeni Valide Camisi

Ve avludan değişik kuş evleri …


Yeni Valide Camisi


Yeni Valide Camisi


Yeni Valide Camisi

Bu caminin bir başka anısı var bende . Lise yıllarımızda birkaç arkadaşım ile avare yıllar modunda dolaşırken cami görevlisi olduğunu söyleyen bir kişi caminin küçük işleri için yardım edip edemeyeceğimizi sorduğunda tereddütsüz kabul etmiştik gençlik enerjisi ile . Ve bütün gün sürecek bir çalışma ile caminin avlusuna 12 tane aydınlatma direği dikmiştik çimento , kum taşıyıp harç yaparak . Bilmiyorum bu direkler onlar mı , herhalde değişmiştir .


Yeni Valide Camisi

Anadolu yakasında işimiz bitti . Eminönü’ye -ya da Eminönü’ne- geçip yeni kuş evleri arayacağım . Üsküdar vapurunun Eminönü’ye yaklaşma açısı tarihi silüeti görüntülememe engel oluyor . Şimdilik aşağıdaki ile yetinin asıl silüet akşama Kadıköy vapurundan .

Vapurda dinlenirken düşünüyorum bu kuş evleri niçin yapılmış diye . Bazı dini hikayeler alıntılanarak kuş evlerine ve kuşlara islam dininde kutsallık kazandırılmak istense de birçok islam ülkesinde güvercin başta olmak üzere kuşların afiyetle yenmesi bu teoriyi çürütüyor . Ayrıca güvercinin hıristiyan ikonografisinde çok daha yoğun kullanıldığını da unutmayalım .

Hayvan sevgisi olabilir mi ? Kimse kızmasın ama ben toplumumuzda genel bir hayvan sevgisi olduğuna inanmıyorum . Biz sadece sevdiğimizi sanıyoruz . Sevap kazanmak için kestiğimiz kurbanlara nasıl davrandığımızı her yıl görüyoruz . Ancak uçabilen kanatlılar ile yerdeki kanatlı-kanatsızlara karşı davranışımız da farklı . Yerdekilere hiç saygımız yok . Aralarında da ayrım yapıyoruz , kediseverler , köpekseverler diye . İkisini birarada seveni araki bulasın .

Uçanlara biraz daha farklı bakıyoruz . Belki de ulaşmayı istediğimiz nihai hedefin , cennetin yukarıda olduğunu düşünüp uçanlar da oraya daha yakın olduğu için . Bilemiyorum . Ama orada da ayrım var . Kartallar , şahinler bir tarafa ; geri zekalı güvercinleri seviyoruz da en akıllı kanatlılardan kargaları niye sevmiyoruz ? Kuşları seven bir insan bu kadarcık bir kafese bu kuşları kapatabilir mi ?

Hayvan sevgisi haydi vejetaryanlığı bir kenara bırakalım onlardan üretilen ürünleri tüketirken bile saygı duymaktan , israf etmemekten geçmez mi ? Bu et çok sert , berbat derken o sofrada bulunması için öldürülmüş bir canlı neden akla gelmez ? Neyse , kuş evlerine biraz kuş sevgisi biraz dekorasyon diyelim ve yola devam edelim .

Vapurdan inip Mısır Çarşısı’na giriyorum . Önce eşimim ısmarladığı papatya tohumlarını alıyorum . 30 ve 80 cm. yükselenleri varmış . Otuzlukları seçiyorum ve o aptal soruyu soruyorum : Çıkarlar değil mi ? Günde kaç kere duyuyor bu soruyu genç adam bilemem ama cevabı hazır : Başka şansları yok .

Sonra Mehmet Efendi’den taze çekilmiş kahvemizi alıp çantaya atıyorum . Akşam çantanın içi mis gibi kahve kokacak . Kahvecinin olduğu sokak Hasırcılar Caddesi olarak biliniyor . Bu sokaktan Rüstempaşa Camisi’ne kadar gidip sola dönüyorum . Sağdaki ikinci sokakta Tahtakale Şeyh Davut Hanı var .


Tahtakale Şeyh Davut Hanı

Tarihi han , kurtarın beni dercesine bakıyor etrafına . Saçma sapan su olukları ve elektrik kabloları yürüyor üzerinde . O anlamsız alarm kutusunu çakmışlar kapısının yanına ve bir hırdavatçı saplamış hançerini son olarak kalbine . Hanın bir köşesindeki kuş evi de hoyratlıktan nasibini almış , gitti gidiyor .


Tahtakale Şeyh Davut Hanı

Fuad Paşa Caddesinden İstanbul Üniversitesi’ne doğru çıkıyorum . Hava giderek ısınıyor , ortalık kalabalıklaşıyor . Sahaflar Çarşısı’na giriyorum önce . Sadece bir iki gerçek sahafın kaldığı çarşıda aradığım kitabı bulup alıyorum . Bir işi daha hallettim .


Fatih Feyzullah Efendi Medresesi

Vezneciler üzerinden büyükşehir belediyesinin önünden geçerek Fatih’teki hedefime doğru ilerliyorum : Feyzullah Efendi Medresesi . Günümüzde kütüphane olarak hizmet veriyor . 1700 yılına tarihlenen medresenin kuş evleri hayal kırıklığı yaratıyor .


Fatih Feyzullah Efendi Medresesi


Fatih Feyzullah Efendi Medresesi

Kalan birkaç hedefimde hayal kırıklığına uğramamak dileğiyle yolumu Laleli’ye çeviriyorum . Laleli Camisi’nin yanındaki Sultan 3. Mustafa ve 3. Selim’in türbelerine gidiyorum .


Laleli Camisi

Laleli Camisini de Sultan 3. Mustafa yaptırmış . Mimarı dönemin ünlü mimarlarından Mimar Tahir Ağa . Ayazma Camisine adını veremeyen sultan , bu camiye adını vermek istemiş ama yakınlardaki Laleli Baba Türbesi yüzünden bu caminin adı halk arasında Laleli Camisi olmuş . Sultan Mustafa’nın bu durum karşısında ”İki hayrat yaptırdık , birini suya öbürünü Veli’ye kaptırdık” dediği söylenirmiş .

Caminin hemen yanındaki türbede birkaç bakımsız kuş evi buluyorum . İlginç , buranın restorasyonu oldukça yenidir halbuki .


3. Mustafa – 3. Selim Türbesi


3. Mustafa – 3. Selim Türbesi


3. Mustafa – 3. Selim Türbesi

Laleli’den Beyazıt’a doğru çıkarken solda , üniversite binalarının arasında Seyyid Hasan Paşa Medresesi var .


Seyyid Hasan Paşa Medresesi

 Ve duvarında da bir kuş evi .


Seyyid Hasan Paşa Medresesi

Acıktım . Divanyolundan aşağı inerken buralara gelipte köfte yemeden dönmek olmaz diyorum . Hatırlatayım , gerçek Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’dır ve bildiğim kadarıyla tek şubesi Selamiçeşme’de . Birbuçuk köfteyi salata ile beraber götürüyorum .

Biraz dinlendim , kendime geldim . Nuruosmaniye Camisi’ne gidip caminin ağırlık kulesindeki kuş evini bulacağım .


Nuruosmaniye Camisi


Nuruosmaniye Camisi

Sonra ver elini Eminönü ve Kadıköy vapurundayım . Sabah size sözünü verdiğim silüeti fotoğraflıyorum . Buyrun efendim .

Kadıköy’e gelip Haldun Taner Sahnesi’nin yanında vapurdan inerken nedense bu kez başım her zamankinden daha dik . Kadıköy vapurundan inen aydınlık yüzlü insanları seviyorum diye düşünüyorum güzelim çarşımızın yanındaki dolmuş duraklarına doğru yürürken .

Sağlıcakla kalın …




 

9 yorum

  • NEŞE dedi ki:

    Ben de seviyorum Kadıköy vapurundan inenleri…..Sevgili doktor ,en sevdiğim yerleri dolaştınız,yine ilginç ve çok güzel bir yazıya imza attınız…Her gün önünden geçenler ,başlarını yukarıya kaldırıp bakarlar artık…İstanbul daki kuş evleri hakkında bizim bölümde bir tez hazırlandığını hatırlıyorum….Ellerinize sağlık…Yeni Göreviniz biraz daha bekleyebilir bu güzel yazılar için…

  • gezmen dedi ki:

    Sevgili Arkutbay, iş durumunuz hayırlı olsun. Nasıl olsa bir yerde başlar ve yoğun iş temposuna karışırsınız, bu günlerin tadını çıkarın diyeceğim lakin,ziyadesiyle keyfili planlar ve geziler yapmışsınız. Okumaya doyamadım açıkçası. Hafta içi sakinliğinde Bende sizinle birlikte yarımadayı gezmek ne çok isterdim. Belki müsait bir hafta sonu Bora Arasan’ı da yanımıza katıp İstanbul’un derinliklerine hep birlikte dalabiliriz. Kuru kahveci Mehmet Efendi yerine biraz daha ileride Nuri Toplar’ı denemenizi öneririm. Yolunuz Altunizade taraflarına düşerse,sizi misafir etmekten mutluluk duyarım. Selamlar.

  • merakles dedi ki:

    Sevgili Dostum, her iştev bir hayır var demişler. Yazılar her zamanki gibi çok güzel. Kocaeli de bir hastanede çalışmayı düşünür müsünüz?

  • merakles dedi ki:

    Sevgili Dostum, her işte bir hayır var demişler. Yazılar her zamanki gibi çok güzel. Kocaeli de bir hastanede çalışmayı düşünür müsünüz?

  • arkutbay dedi ki:

    Öncelikle güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim . Sevgili gezmen , fikir muhteşem , arkasına bir de Bostancı Cunda Balık eklersek tadından yenmez . Hatta önce bir Cunda Balık’la da başlayabiliriz // Dostum merakles sorunuza cevabımı özelden gönderdim . Sonsuz sevgiler .

  • REDGREEN dedi ki:

    Güya tarihe meraklı bir insan olarak kuşevleri benim hiç dikkatimi çekmemiş.İlginç ve güzel bir detaymış.emeğinize sağlık!

  • merakles dedi ki:

    özelden döndüm geri…

  • Midgard dedi ki:

    Umuyorum iş durumunuz gönlünüzce bir neticeye kavuşur. Tüm bu eserlere “genel” olarak bakarken, küçük ayrıntıları gözden kaçırabiliyoruz. Kuş evleri dikkatimi çekerdi, fakat bu kadar güzel olduklarını hiç fark etmemişim. Elinize sağlık.

  • ArzuT. dedi ki:

    Slm Arkutbay, yazınız için öncelikle tebrik ederim. Görüp dikkat etmediğimimz bir ayrıntıya dikkat çekmişsin, ne kadar da iyi yapmışsın. Yazdığın mekanlara gittiğimde özellikle bakacağım atık. Sayende güzel nir köftede öğrenmiş oldum. En yakın zananda deneyeceğim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*