İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ VE BİR SERGİ ” SAĞLIKTA KULLAN HANIMEFENDİ…”

Önsöz : Bu yazıyı daha önce biri birbuçuk ay önce olmak üzere iki kez yazdım. Her seferinde bilgisayarımdaki teknik bir problem nedeniyle kaydetmeden silindi.Bu hafta Justinian Louvre’da kısa bir tur yaptırınca bize, yazımı bir kez daha deneme isteği uyandı. Yine bir problem olursa, Arkeoloji Müzesi benim tarafımdan yazılmak istemiyor diye düşünüp, bir daha denemeyeceğim…

                             *              *               *             *             *

       

Arkeoloji Müzesine yaptığım ziyaretlerden sonuncusunun sebeplerinden biri “Gün Işığında İstanbul’un 8000 Yılı” sergisini gezmek.

Bu sergide, Marmaray Yenikapı kazılarında çıkan 24 tekneden biri olan “Marmaray 6 Teknesi” yükü ile beraber,Sirkeci kazılarında bulunan elmas taşlı bir yüzük, Sultanahmet eski cezaevi civarı kazılarında ortaya çıkan ve III.Selim dönemine ait altın bir sikke, yine Sirkeci kazılarında çıkartılan Roma dönemi mermer heykel başı, VII. Konstantin dönemine ait altın sikke,milattan sonra ikinci yüzyıla ait fildişi bir tanrı heykeli ve Bizans dönemine ait ahşap bir sandalet tabanı Arkeoloji Müzesinin giriş katında sergileniyor.

 
 
                
Sadece sandaletin üzerindeki  “SAĞLIKTA KULLAN HANIMEFENDİ, GÜZELLİKTE VE MUTLULUKTA OLUP GİY” temennisini okumak için bile gidilebilecek serginin süresi, bana görevlinin söylediğine göre yıl sonuna (2009) kadar uzatılmış.Sergide prehistorik dönemden, Osmanlı dönemine 8000 yıllık kültür hayatının gelişimine  ışık tutacak 500 eser yer alıyor.

                  

1881 yılında İstanbul’da başka birçok güzel bina da yapmış olan mimar Alexander Vallaury’nin eseri olan  Arkeoloji Müzesi’ne daha sonraki yıllarda ek binalar da yapılmış.

1472 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve İstanbul’da en eski sivil mimari örneği olan Çinili Köşk’te Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait çini ve seramikler sergileniyor.

           
Artemis Tapınağı Maketi      

Osmanlı topraklarında padişah izinleriyle yapılan ve “bizde o taşlardan çok var” düşüncesiyle,daha sonra Louvre gibi, British Museum gibi, Berlin Müzesi gibi müzelerin salonlarını dolduracak kültür miraslarımızın gidişlerine Osman Hamdi Bey’in girişimleriyle çıkartılan kanunlarla dur deniliyor.Bizzat kendinin de katıldığı arkeolojik kazılar da olan Osman Hamdi Bey  Arkeoloji Müzesi kuruyor.

       

Ana binanın sol tarafında, hediyelik eşya ve kitap reyonundan sonra Osman Hamdi Bey Hatıra Salonu bölümünde  sergilenen lahitler arasında,  milattan önce 4.yüzyıla tarihlenen ve dört bir tarafında av ve Makedonlarla Perslerin savaşlarından  sahneler olan lahid İskender Lahdi olarak biliniyor. Ağlayan Kadınlar, Satrap Lahdi, Tabnit Lahdi, Sayda Kralının Lahdi diğerlerinden bazıları.

      

Sağ taraftaki salonlarda ise arkaik dönemden Roma Devrine antik çağ heykellerini görüyoruz. Bunların arasında Afrodisias buluntularının sergilendiği Kenan Erim Salonu da var.

 

Anadolu’nun Üç Mermer Şehri Salonu’nda  sergilenenler arasında  Efes ve Milet buluntularını görüyoruz.

Ana binayla bağlantılı olan ek bölüm altı katlı ve benim en severek gezdiğim “Çağlar Boyu İstanbul”  birinci katta sergileniyor. İkinci katta “Çağlar Boyu Anadolu ve Troia” ,en üst  katta “Anadolu’nun Çevre Kültürleri Kıbrıs, Suriye ve Filistin ” sergileme salonları var. İki katı depo olan binanın giriş katında bir çocuk müzesi oluşturulmuş. Giriş katında kot farkıyla oluşturulan bölümde de yine favori bölümüm ” İstanbul’un Çevre Kültürleri Trakia, Bithynia ve Bizans” sergileme salonları var.

 

Çağlar boyu İstanbul bölümünü gezerken günlük hayatımızın döngüsünde, defalarca geçtiğimiz caddelerin yapılırken ya da onarılırken altından çıkan tarihi eserleri görüp “daha neler vardır” diye iç geçiriyorum. Kadıköy Altıyol onarım kazılarından çıkanlar gibi.

Sultanahmet Meydanı’ndaki Burmalı Sütun’un, Perslerden kazanılan savaş ganimeti silahlardan yapılan üç yılanından birinin başını vücudundan ayrı da olsa bu bölümde görüyorum.

      

Troia bölümünü gezerken ” ah Schliemann ah” deyip, Moskova’da Puşkin Müzesi’ndeki  Troia hazinesini düşünüyorum. Troia’nın dokuz katının buluntuları arasında Troia’lı kadınların ateşte ısıttıkları taşları, daha sonra yemekleri sıcak tutmak için kullandıklarını anlıyorum.

  

Hititolog hocamız İlmiye Çığ’ı anarak  Hitit yazıtlarındaki ,”Aşk Mektuplarını” evlilik ve  ticaret anlaşmalarını okuyorum. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan, tarihin ilk yazılı antlaşması olan Kadeş Antlaşması’nı ders kitaplarımızda bırakmayıp, gözlerimle de görüyorum. 

      

Bizans mezar taşlarına bakıp, üzerlerindeki kabartmalardan kişinin mesleğini çıkartmak oyun haline geliyor. Kılıç ya da miğfer bu askermiş dedirtirken, tarak ya da lir onun bir kadın olduğunu anlatıyor. Aynı topraklarda kültürler birbirinin devamı değil mi aslında? Osmanlıda da mezar taşlarının üst kısmı çiçekli ise adını okuyamasak bile, o mezar taşının bir kadına ait olduğunu anlamıyor muyuz?

 

Arkeoloji Müzesinin  bahçesi de bir o kadar hazine sunuyor . Küçük çay bahçesinde sütun başı masalar üzerinde,Helenistik ya da Roma Yazıtları arasında hayatımın en arkeolojik çayını içiyorum. Yazıları çözmeye çalışıp, hızımı alamayınca kağıt kalem çıkartıp yazıyorum…..



Yeğenlerim ve Zeus

Çocuk Müzesinden bölümünden…..





18 yorum

  • abidindemir dedi ki:

    Öncelikle bilgisayarınıza teşekkürler. Zira bu sefer izin vermiş. Tabi ki çok iyi de olmuş. Sağolsun. Sizinde elinize ve emeğinize sağlık. Çok faydalanarak okuduğum ve her zaman faydalanacağım bir yazınız.

  • mctumer dedi ki:

    Sevgili Tülay Hanım,yazınızı okuyunca İzmir’de yaşayıpta hala İzmir Arkeoloji müzesini ziyaret etmemenin ezikliğini duydum. Yine çok güzel bilgilendirici ve rehber olacak bir yazı. Fotoğrafların bir kısmı deforme olsa da görsel dizayn için harcadığınız emeği kutlarım

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Tülay Hanım; Bir önceki yazınızda Sevgili Doktor’un getirdiği öneri, bence bu yazınız için de geçerli… Ufkunuza sağlık!

  • EYLÜLADA dedi ki:

    Bir de nacizane bir öneri: Yazı başlığınızı bu şekilde düzenleseniz hem daha vurucu olacak, hem de “…” işaretleri anlamını bulacak: İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ VE BİR SERGİ: “SAĞLIKTA KULLAN HANIMEFENDİ”

  • tütü dedi ki:

    Önce güzel ve yüreklendirici yorumlarınıza teşekkür ediyorum.Sevgili doktor fotoğrafları bazen çok büyük oldukları için küçültüyorum, o zaman olan deformasyon sizin hassas gözünüzden kaçmıyor,ama bazen de özellikle deforme ediyorum.Sevgili eylülada, başlık konusunda ben de kayda verdikten sonra Sağlıkta… kısmını tırnak içine alsaydım daha uygun olurdu diye düşünmüştüm.Ama önce İst. Ark….daha iyi oldu.Tekrar teşekkürler…

  • rome_o dedi ki:

    iki sene evvel ilke defa gitmiştim arkeoloji müzesine ve ondan sonra en az 5 kez gitmişimdir beni en çok etkileyen müzelerdendir arkeoloji müzesi .. en hayret ettiğim eser de büyük iskenderin perslerle olan savaşının betimlendiği lahit . taşa böyle işleme yapmak için seneler ve yetenek lazım ..müthiş bir parça ..
    hatırlatığın için teşkkürler sevgili tütü

  • Honeyseller dedi ki:

    Sevgili soyadaş,
    öncelikle o günler için sana geçmiş olsun diyor,tıpkı sandalette yazdığı gibi sağlık ve mutluluk diliyorum.Bu bölgeye çok gitmeme rağmen Arkeoloji müzesine hiç gitmedim.Bilgilendim ve Yazıyı severek okudum ama”ah schileman ah” demenisi anlayamadım.Ellerine sağlık Soyadaş

  • kizirbey dedi ki:

    :)))
    bu ne şimdi? Sadece bu kadarcık mı? Neden yazdınız yazıyı ki? Neyi anlatmak için di onca fotoğraf? Tam müzeye giriyoruz, tam havasına giriyoruz ki siz yazıyı bitirmişsiniz, yazmasaydınız bari. Zevkle ama çok kısa olduğunu düşündüğüm bu yazıyı keşke daha uzun ve detaylı yazabilseydiniz.Günümüzde müzeler, maalesef ihmal edilmii yerlerden, milletten garip sanki. bana öyle geliyor ya da. Keşke daha uzun olsaydı da gitme isteiği duymasaydık. ama yol uzun gidemeyiz. birileri gitsede o eserleri kendi gözü üle görebilse. Sanırım Bergama Antroloji müzesindeydi,Afrodit’in oğlu Aşk tanrısı Eros’un o başsız heykeli. halla düşünürüm, o heykelin başı nerdedir diye? ne tatlı bir çalışma olmuş ellerine sağlık.saol

  • enise dedi ki:

    Sevgili arkadaşım sayende İstanbul’u içime sindire sindire geziyorum.Müzeyi öyle tatlı anlatmışsın ki .Ben derim ki! bu kadarla kalmayıp,devamı gelmeli.Yüreğine sağlık…

  • tütü dedi ki:

    Sevgili honeyseller, Schliemann Troia’da Osmanlı döneminde kazıları yapan Alman arkeolog.Hazineleri önce Yunanistan’a sonra Almanya’ya götürüyor.Berlin Müzesine bağışlıyor.II.Dünya Savaşında sandıklara konup saklansa da Berlin’in Kızılordu tarafından işgalinde bulunup Moskova’ya götürülüyor.!996’da Puşkin Müzesinde sergilenmeye başlanıyor.Cumhuriyet Gazetsinin yazarlarından Özgen Acar yurt dışına kaçırıran hazineleri takip edip ilgilendiğinden bu hazineyle ilgili girişimlerde bulunulması için (Elmalı Hazinesi gibi) öncü olmuştu.Ama sanıyorum yetkililerimiz hala bu konuları yeterince ciddiye almıyor…(Bu arada geçmiş olsun temennisi için tşk.ama fotoraftaki kızkardeşim)

  • keremcem09 dedi ki:

    Çok vurgulayıcı olmuş, teşekkürler.

  • BÜLTER dedi ki:

    bu kadar yakın müzeleri zaman ayırıp gezmediğim için pişmanım.

  • Freebird dedi ki:

    Arkeoloji müzesine hiç gitmedim.Ama yazınızı severek okudum fotoğraflar ve bilgiler için teşekkürler

  • Ladino dedi ki:

    Osman Hamdi Bey’e ne kadar teşekkür etsek az olduğunu düşünüyorum. Mümkün olsa bu müzede günlerce kalabilirim.Teşekkürlerler sevgili ablacığım, teşekkürler tütü’cüm.

  • ayşegül- dedi ki:

    Çocukluğumda gittiğimi hatırlıyorum Arkeoleji müzesine. Yanlış hatırlamıyorsam bir dürbün vardı. Karşı yakayı boğazı filan izlemek mümkündü. Yeniden bir ziyaretin vakti çoktan gelmiş, hatırlattığınız için teşekkürler.

  • oymakas dedi ki:

    Eline sağlık sevgili Tülay. Istanbul’u senden izlemek ayrı bir zevk.

  • hburcu dedi ki:

    Müzelerdeki gezi yazılarımız çok güzel gidiyor. Ellerinize sağlık. Paylaştıgınız için teşekkürler Sevgili Tütü. (Sevgili Vg, sizde İstanbul’daki kiliselerle ilgili bir seri yapıyordunuz. Devamını beklemekteyim. Bilgilerinize:) )

  • gelmedi-rukiye dedi ki:

    Müzeyi gezmiş kadar oldum.Teşekkürler….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*