İSKOÇYA..MASAL ŞATOLARI, KİLTLERİN TATLI SAVAŞI VE ORTA DÜNYA!-1-

BÖLÜM 1…. BROUHTYFERRY DENEN KÜÇÜK MASAL DİYARI..


 


Ben eşimi ABD’ye ikna edemedim ama O beni araç kiralayarak yapacağımız bir İskoçya Highland gezisine ikna etti. İyi ki de etmiş! Güzel bir Mayıs sabahı çıktığımız yolculukta Edinburgh’a Londra aktarmalı vardık.. Sorunsuz bir yolculuktu.. THY sonrası BA…


Edinburgh’da bizi karşılayan Dave oldu.. Dave eşimin yaşça bizden oldukça büyük (60) iş arkadaşı… Dundee’ye yaptığımız araba yolculuğumuzun ardından eşi Mary (62) ile yaşadıkları küçük bir sahil kasabası olan  Brouhtyferry’deki tripleks müstakil ve karakteristik evleri ilk durağımız oldu..


 


Brouhtyferry’den bir görünüm

Ben her zaman bir kenti, bir kültürü yaşamanın en güzel yolunun kendini orada yaşayanlara katabilmek olduğuna inananlardanım.. O yüzden orada geçirdiğimiz 2 günün bana kattıkları çok değerliydi..


 


Mary bizim geleceğimizi bildiğinden ve akşam saatlerine denk geldiğinden, bize İskoçların en özel yemeği Haggis yapmıştı.. Haggis, işkembeye doldurulan sakatatın kaynar suda pişirileni.. Fakat bu kadar basit tanımladığıma bakmayın lutfen, Haggis İskoçlar için bizim bir İskender, bir Adana kebap ne bileyim bir döner kadar tapınılası bir yiyeceği.. İşte tam da bunun yaşattığı bir gurur okunuyordu Mary’nin yüzünde Haggis’i sunarken J..Hatta Haggis o kadar bi şey ki; anahtarlıkta maskotu, tablolarda resmi yapılmış bir yiyecek… Yani İskoçya denince Haggis’i anmamak ayıp olur o kadar yani J Güzel mi?… E yenir!.. J


 


Sonrasında biraz sohbet ve bana son derece uyku çöktü tabii yol yorgunluğundan ama saat 21.30 suları ve hava neredeyse daha henüz aydınlık.. Tipik kuzey toprağında uyu uyuyabilirsen…


 


Nihayet 22.00’yi geçe havanın alacakaranlık olmasını fırsat bilerek gözümüzü kapattık ve yorgunluk ağır bastı…



 


 


Sabah kahvaltı çok keyifliydi.. İskoçya’nın uçsuz bucaksız kırlarında otlayan ineklerin sütünden yapılmış tereyağ, kızarmış ekmek, biraz peynir vs.. vs..


Ardından eşim bu tatili de işle birleştirdiği için Dave O’nu toplantısının olduğu yere bıraktı.. Eşim toplantıdayken biz de biraz Broughtyferry’yi gezme şansı yakaladık.. Son derece sevimli bir kasaba burası.. Fakat aylardan Mayıs olmasına karşın inanılmaz soğuk.. Bir kez daha öngördüğüm için şükredip kışlık montuma sıkı sıkı sarıldım gezerken..


 


Bu kadar küçük bir kasabada bile şato var desem? Tamam küçük ama var.. Hem de içinde bütün silahları ve yöreye özgü her türlü eşyası korunmuş şekilde var… Saygı duydum..

Broughtyferry Şatosu

Dave şato gezisi sonrası bizi kasabanın sokaklarında dolaştırırken  bir sanat galerisine soktu.. O anda anladım uygar bir ülkenin ne demek olduğunu.. Düşünsenize, Anadolu’nun küçük bir kasabasındasınız, evinde ilk kez kaldığınız bir yakınınız size kasabayı dolaştırırken kasabanın kalesinden hemen sonra bir sanat galerisine sokuyor.. Biraz kıskandım ne yalan söyleyeyim.. Resimlerin ardından arabaya atlayarak hemen eşimin toplantıda olduğu diğer kasaba St. Andrews’a geçtik…


 


St. Andrews’un turistik açıdan iki önemli özelliği var..


 


Birincisi İskoçya’nın ilk üniversitesi burada kurulmuş olan  University of St. Andrews (1413) ki bu aynı zamanda dünyada İngilizce konuşan ülkeler içindeki üçüncü en eski üniversite…


 


İkincisi ise, dünyada golf’ün anavatanı olarak biliniyor… Royal and Ancient Golf Club, 1754’te kurulmuş.. Her yıl dünyadan binlerce golf tutkununu ağırlıyor diğer golf okulları ve klüpleri ile birlikte…



 


İşte bu yüzden muazzam  yeşil golf alanları göze çarpıyor. Uçsuz bucaksız.. Çok hoş bir manzaraydı..


 


 


 


Eşimi de aldıktan sonra Broughtyferry’ye geri döndük ve bu kez yemeği dışarıda yemek için hazırlandık..


 


Kasaba olmasına rağmen birçok pub var.. Ve adet o ki; önce bir pubda birşeyler içiliyor, ardından bir sonrakinde ve böyle iki üç bar dolaşıldıktan sonra nihayet yemeğe gidiliyor.. Denize bakan bir restaurantta otururken Dave birden heyecanlandı ve bizden denize doğru bakmamızı istedi.. Camdan baktığımızda bir cankurtaran botunun kıyıya yanaştığını gördük.. Bizim yaklaşmasını sükunetle izlediğimiz bot meğer o kasabanın efsanesiymiş!.. Dave’in gözleri parladı ve o botta gençliğinde çalıştığını nasıl bir hevesle anlattı bilemezsiniz J


 


İşte o bot

O gün biz bir araç da kiraladık… Çünkü ertesi gün itibariyle kendi rotamızı oluşturduğumuz asıl Highland gezisi başlıyordu…


 


Dave ve Mary’ye çok teşekkür ederek, ertesi sabah için erken yola çıkacağımızı ve rahatsız etmek istemediğimizi söyledik..


 


Şimdi burası bence gerçekten ilginçti..


 


Mary, sabah kalktığımızda kahvaltının hazır olacağını söyleyerek bizle sıcacık vedalaştı.. Ve Dave de..


 


Sabah erkenden kalktık, ortada kimse yoktu, fakat mutfağa baktığımızda çayımız, kahvaltımız, kızarmış ekmeğimiz hazırdı..


 


Yani herşeyi hazırlayıp geri yatmışlardı..


 


Bir misafir için ne büyük rahatlık.. Tamam bizde adettir, yolcu yedirilir, içirilir, uğurlanır ardından su dökülür vs. vs. ama inanın ben onlara bir şekilde rahatsızlık vermediğimi bilerek çok daha huzurlu çıktım yola ve eşime sorduğumda da aynı yanıtı aldım..


 


Sonrasını 2. bölümde anlatmak istiyorum..Çünkü resimlerle çok uzun olur ve sıkılırsınız diye düşündüm.. O yüzden,


 


“İSKOÇYA… ATEŞ SUYU VE  LOCH NESS CANAVARI” az sonra J


 


 




6 yorum

  • Zeynep dedi ki:

    yazınızdan da anlaşıldığı gibi keyifli ve güzel bir 2 gün geçirmişsiniz

  • maliho dedi ki:

    Sıcak ve samimi anlatım karşısında şapkamı çıkartıyor ev sizi selamlıyorum 🙂 (10 points)

  • rome_o dedi ki:

    haggisin tadını hep merak ettim . bir gün iskoçyaya gidersem muhakak tadıcağım . aslında bu sene iskoçyaya gitme planımız vardı ( sana 10 puan veren ingiliz gentleman maliho’ yala beraber :)) ama olmadı . bakalım yazılarını okuaylım belki harekete geçeriz .. 🙂

  • MIYU dedi ki:

    çok hoş bir başlangıç olmuş, gezinizin devamını merakla okuyacağım… Bu arada Haggis’i hiç duymamıştım ama şimdi merak ettim doğrusu.

  • mugeyidogan dedi ki:

    işkembe sevmeyen haggis yiyebilir mi?

  • desree dedi ki:

    bol baharatlı birşey, karabiber, kimyon, aslen daha çok kokoreç’i andırıyor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*