İpek Yolu 9 / Hiva (Khiva)

 

Bugün Khiva’nın iç kalesini gezeceğiz. Biz 1851 yılında yapılan Mohammed Amin Khan medresesinde kalıyoruz.

İki katlı tarihi medrese Devlet tarafından işletilen bir otel. Odamız ikici katta. Dar merdivenlerden tırmanıp koridorda yürüyoruz. Tüm medreselerde olduğu gibi koridor avluya bakıyor. Oda kapıları eski.

Odanın içi modern düzenlenmeye çalışılmış.Arka tarafa bakan küçük bir balkonu var.Taş duvarlar kimbilir nelere şahitlik etmişler.Burada uyumak tuhaf duygulara sebep oluyor.Yaşlı bir komi otelde çalışan üç elamandan biri. Sabah kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz. Yemek başka bir yapıda yeniyor.Hava çok sıcak.

İç kalede halen 2000 ila 3000 kişi arasında halk yaşıyor.Halkın nüfusunun belli bir sayıda kalmasına özen gösteriliyormuş.Hiva İpek yolunun kalbi olduğu gibi köle ticaretinin de merkeziymiş.Biz köle denildiğinde başka şeyler düşünüyoruz ama burada  Tatarlar tarafından civar  köyleri talan ederek toplanan Rus köleler 300-400 altına Hiva’nın meydanında satılıyorlarmış.Kadın köle olarak ta Farsi köleler makbulmüş. Kısacası Hiva köle ticaretinden zengin olmuş. Daha sonra Rusların Hiva’ya savaş açma nedeni de buymuş.

Eğer bir köle kaçmak isterse Kalto Minor’dan aşağıya atılırmış.Bazen de şehir kapılarına kulaklarından asılırlarmış.Ya da sarayın zindanında işkence görürlermiş.Şehir meydanı da kölelerin infazı için kullanılan bir diğer yermiş.

Geçmişte kale içinde sadece soylular,ticaret yapanlar,dini eğitim görenler ya da ilim irfan ile uğraşanlar yaşarlarmış.Halk kale dışında otururmuş.Sadece bir iş yapmaları gerektiğinde kaleye girerlermiş.

Şehirde hala babadan oğula geçen el sanatları devam ediyor. Burada ortaçağı anlatan birçok film çevriliyormuş.Hiva bir açık hava müzesi. İçeri girdiğiniz an bu Dünya ile ilişiğiniz kesiliyor.Geçmiş zamanda bir yerlerde yaşıyorsunuz.UNESCO Kültür Mirasında olan şehir binlerce turistin buraya akın etmesini sağlıyor.

Kışları çok soğuk olduğu için Kalpaklar satılıyor. Bu sıcakta giymesi zor ama kışın güzel olur.Ayrıca el işi çantalar takılar örtüler gömlekler elbiseler ve birçok hediyelik eşyayı hemen girişte ya da aralardaki dükkanlardan alabiliyorsunuz. Şehri gezmeye gelen Özbek kadınlardan oluşan bir gurup benimle resim çektirmek istiyor. Özbekler fotoğrafı seviyor. 

Meydana gelmeden turizm bürosuna uğrayıp bilgi alıyoruz. Bize bir harita veriyorlar. Yine Nasreddin Hoca kitaplarına rastlıyoruz.

Şehrin meydanına gelince  hemen solda gördüğünüz Taş Avlu Sarayı sekiz yılda 1000 köle çalıştırılarak yapılmış.İnce mavi işlemeleri çok güzel.Buradan yukarı tırmanıp surlara çıkıyor ve bu güzel şehri yukarıdan seyretme fırsatı yakalıyorsunuz.  Tabii bunun için ayrı ücret ödüyorsunuz. Şehirdeki her yerin giriş ücreti var.

Surlar saman toprak kullanarak yapılmış. Şehir sanki çölün bir devamı. Ara ara pencerelerden meydandaki eserleri seyrediyorsunuz.

Burası bir Harzem ülkesinin şehri. Çok sayıda bilim adamının yetiştiği yer .Cebirin babası sayılan El-Harezmi burada yaşamış.

Meydanda ekmek yapmak için fırınlar var.Tam karşıda Muhammad Rakhimkhan Medresesi tüm heybetiyle duruyor.Buradan Horezm müzesine geçiyoruz.Ne kadar zarif işlemeler.Hiva’nın tarihi.İslam-Khoja Kompeksi 

XVII.yüzyıldan kalma sütun. El oyması tahta.Çeşitli eşyalar.Kalpaklı tarihi kişiler.Özlü sözler.Buradan kimler gelmiş kimler geçmiş.(1511-1920) Hiva Hanlığı’na ait eserler göz kamaştırıyor.

Kabirlerin bulunduğu kısım.Sayyid Alauddin Mozelesi.(XIV.yüzyıl)

Yaqubboy khoja Medresesi (1873)

Pehlivan Mamud ( 1247- 1326) Külliyesi 

Horezm Tıp Tarihi Müzesi (Shergozikhan Medresesi-1720)

Muhammed Bahadırkhan Türbesi( 1793-1842)

Epeyce dolaştıktan sonra dışarıda turisleri gezdiren mini bir tur arabasına binerek surların etrafını turladık.Şoför bir yandan anlatıyor.

Surların genişliği fazla ve değişik yapılmış.Bildiğimiz dik surlardan değil. Aynı zamanda ilginç olan şey ise surların üzerinde mezarların oluşu.Bu mezarlar düşmanı yanıltmak için yapılmış. Düşman mezara dokunmayacağı için surlara tırmanamıyormuş.

Surları etrafındaki evler bakımsız ve yollar tamamlanmamış.Etraf çamur içinde.Kale içinde halk su ihtiyacını karşılamanın zor olduğundan bahsediyor.

Tekrar iç kaleye girdiğimizde Müzik müzesine gidiyoruz.O kadar hoş ezgiler çalıyor ki arap müzikleriyle ilgisi yok. 1905 yılında yapılan Kazı Kolon Medresesinde.Bir yetkili her müzik aletini anlatıyor ve seslerini dinletiyor.Sonunda bir cd alıyoruz.

Yavaş yavaş gece çöküyor.Güneş tarihi aydınlatarak batıyor.Buradaki son gecemizde manzarayı seyrederek rüya gibi bir yemek için terasse restorana gidiyoruz.Kelimeler güzelliği anlatmada yetersiz..

 

ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*