İpek Yolu 14 / Semerkant

 
 

Sabah güzel bir kahvaltıdan sonra aşağıya indik. Otel yetkilisi genç herşeyle ilgileniyor. Bizi dün gezdiren genç oğlanın telefon numarasını almıştık. Onunla konuşup bizim beklediğimizi söyledi. Gelince de Semerkand gezi rotamızı belirledi.Ayrıca ben Özbek folklorünü çok seyretmek istediğim için onu ayarlamaya çalıştı. Ancak öğlen bizi arayıp gidip gitmeyeceğimizi söyleyecek.Zira gereken sayı olmazsa gösteri olmuyormuş. Ayrıca bir de şarap fabrikası ziyareti ayarladı. Özbek pilavı yemek istedik ona da telefon etti.Öğlen için.

Otelin kahvaltı yeri

Genç şoför İran kökenliymiş.Farsça konuşuyor. Tok gözlü ve efendi.Yaşı genç ama iki çocuğu var. Özbekler erken yaşta evleniyorlar ve en az iki çocuk sahibi oluyorlar. Ve balaları( çocukları) çok seviyorlar. Önce dün gece gördüğümüz Registan Meydanından geziye başladık.

Girişteki terasta poz vermekle başlayan gezimizde ilk önce bu üç sanat eserini görebilmek için bilet almakla devam etti.Orta Asya’nın en eski kentlerinden Semerkant ‘ın kuruluşu M.Ö 400 yıllarına kadar dayanıyor.Eski adı “Marakanda.”Çok güzel bir şehir.Bu meydan ise onun güzelliğinin bir göstergesi.

Uluğ Bey Medresesi.

Girişte solda kalan Uluğ Bey Medresesi Timur İmparatorluğunun 4.sultanı olan Gök bilimci Uluğ Bey tarafından 1417-1420 yılları arasında yaptırılmış. İki yanında iki minaresi var. Üzeri baklava biçimindeki çiniler ile süslenmiş.Zamanında 15.yy’da Orta Asya’nın en büyük eğitim kurumlarındanmış. Eğitim parasızmış ama medreseye sınavla öğrenci alınırmış. Teoloji,felsefe,astronomi gibi dersler okutulurmuş.Hatta Uluğ Bey’in kendisi de burada ders verirmiş. İçerde ilkokul öğrencilerine rastladık.Öğretmenleriyle birlikte gezen öğrenciler İngilizce öğreniyorlar.Hemen etrafımızı çevirip bizimle konuştular.

Medresenin içinde el sanatları sergileniyor ve satış yapılıyor. Çok güzel ve değişik ürünler vardı.Uluğ Bey’ in ölümünden 200 yıl sonra Semerkant hükümdarı  Yalangtuş Bahadır tarafından 1619-1636 tarihlerinde bu medreseye benzer bir medrese daha yaptırılmış. Uluğ Bey medresesinin tam karşısında 

Şirdar Aslanlı Medrese taç kapısında Aral kaplanları resmedilmiş. Tuhaf olan da kafalarının insan başı olması.Ayrıca güneş ,geyik figürleri de ince ince işlenmiş.Medresede 54 hücre bulunuyor.Arkasında da 14.yy’dan kalma bir çarşı.

Ortada merdivenle çıkılan Tillakari Medresesi muhteşem. 1646-1660 yıllarında her iki medresenin ortasına inşa edilmiş. Altın işlemeli medrese olarak da geçiyor. İç süslemelerinde saf altın kullanılıyor. Yapı medrese olarak yapılmış ama cami olarak kullanılmış.Şimdi içerde halı ,ipek ve buranın tarihini anlatan parçalar sergileniyor. Ve yine satış yapılıyor.Registan Meydanı 2001 yılında UNESCO Dünya miraslarına dahil edilmiş.

Medreselerin dışında halkın dinlendiği güzel bir park var. Dün gece burada oturmuştuk.

Tekrar arabaya binerek Amir Temur Mozelesi’ne ( Timur’un Anıt Mezarı)gidiyoruz. Bir zamanlar dünyayı titreten Timurlenk İmparatorluğunda Semerkant başkentmiş.1336-1405 yılları arasında yaşamış Timurlenk dünyayı korkutan Moğol imparatoruydu. İmparatorluk sınırlarını genişletirken önüne gelen yeri yıkıp yok etmişti. Özgürlüğünü ilan eden bugünün Özbekistan’ı Timur’u Ulusal Kahraman olarak ilan etmiş.69 yıl yaşamış ama nasıl bir yaşam. Sağ ayağı aksadığı için Aksak Timur anlamında Timurlenk denilmiş.

Timur 1402 yılında Ankara Savaşında 4.Osmanlı Padişahı Yıldırım  Beyazıd’ı yenerek Osmanlı Devletini 11 yıl sürecek olan Fetret Devrine sokmuş. 1405’te Çin’e sefere giderken Kazakistan’ın Otrar bölgesinde 69 yaşında ölmüş.Cenazesi “Gur-ı Emîr” Türbesinde. Timur çinilerle kaplı kubbenin tam altında mezar odasında yatıyor.

Oğulları Mirza Miran Şah ,Şahruh Mirza, torunu ünlü Astronomi bilgini Uluğ Bey, ve diğer torunları Muhammed Sultan ,Pir Muhammed  ve yanından hiç ayırmadığı hocası ve en yakın dostu Aziz Nur Seyyid Bereke burada yatıyor. Bizim gördüğümüz kabirlerin esası aşağıdaki mezar odasındaymış.

Timur’un çok hareketli,olaylı hayatı öldükten sonra da devam etmiş.Timur’un kabri yeşim taşıyla kapatılmış. 1740’ta İran Hükümdarı bu taşı çok beğendiği için onu çaldırtmış.Fakat taş yolda ikiye bölününce korkmuşlar geri getirip koymuşlar. 1941’de Rus arkeolog Mihail Gerasimov Stalin’in emriyle kabirdeki kemiklerini Rusya’ya taşımış.Kemikler üzerinde yaptıkları araştırmalar sırasında kafatası kemiği baz alınarak yüzü resmedilmiş. Ama kemikler alındığı sırada yaşlılar bunun çeşitli lanetlere sebep olacağını söyleselerde Ruslar dinlememiş.Kemikler 19 Haziran’da taşınmış ve felaket 22 Haziran’da meydana gelmiş Nazi Almanya’sı Rusya’ya savaş açmış. Seneler sonra kemikler yeniden yerine konmuş.

Timur’un kabri hocasının ayak ucunda. İçersi muhteşem. İşlemeler ışık .Herşey çok güzel. Buradan çıktıktan sonra Timur’un torunu imparatorluğun 4. sultanı dünyaca ünlü Matematik ve Astronomi bilgini Mirza Uluğ Bey‘in rasathanesine doğru gidiyoruz.

1394-1449 Mirza Uluğ Bey

1429’da rasathane tamamlanmış.Uluğ Bey tüm ülkedeki alim usta ve mühendisleri Semerkant’a çağırarak burayı yaptırmış. Her türlü gözlemin yapılabilmesi için hiçbir masraftan kaçınmamış.Ünlü eseri Zic-i Uluğ Bey’i burada tamamlamış. Zic astronomi eserlerinde gözlem sonuçlarının çizelge olarak verildiği kitaba deniliyormuş. Ve bu eser İngilizce ve Fransızcaya çevrilmiş.Gökyüzü ile yaptığı çalışmalara itafen Uluslararası Astronomi Derneği Ay ‘daki bazı kraterlere onun adını vermiş.

Rasathane hafif bir tepede .Merdivenlerden çıkıyorsunuz. Geometrik şekillerin bulunduğu gözlemevi çok ilginç.İçerde pek çok alet ve ölçüler var. Eminim bir bilim insanının en çok görmek istediği yerlerden bir yer burası.

Rasathanenin büyüsü bizi mest etti. Artık karnımız acıktı ve ünlü Özbek pilavı bizi bekler. “Samarqand Osh MARKAZI” Anladığım kadarıyla Semerkand İş Merkezi. Bir alışveriş merkezinin (A.V.M) altında çok büyük bir restoran.Tüm turistler burada .Yemek nefis.

Yemekten sonra Hz Danyal Peygamberin kabrine gidiyoruz. Geçen yıl Mersin Tarsus’ta kabrine gitmiştim. Danyal Peygamber M.Ö 4.ve 5.yy’larda yaşamış. Bolluk bereket sembolüymüş. Tarsus yazımda uzun uzun anlatmıştım. Her ülke kendine ait olsun istediği için tam mezarı bilinmiyor.

Bir rivayete göre mezarı İran-Irak sınırında Sus şehrindeymiş.Timur toprağıyla birlikte kabrini buraya taşıtmış. Ama tam gömülü olduğu yer bilinmediği için sandukası 18m.uzunluğunda.

Yukarıya dağa merdivenlerle çıkılıyor. Aşağıda ise kutsal olduğu bilinen bir su akıyor.Yukarıda bir imam sürekli dua okuyor.

Etkileyici bir mekan. Çok geniş bir arazi içinde.Sırada “Semerkand Tarih Müzesi “var.

Semerkant’ın tarihi bulunan eserler sergileniyor.

Ayrıca tarihi bulunan eserlerle ilgili bir film izleyebiliyorsunuz. Çok fazla eser yok ama oldukça düzgün bir müze.
Buradan tepeden Bibi Hanım camisini seyreden İslam Kerimov’un kabrinin bulunduğu Shakhi-Zinda Nekropolüne geliyoruz.14. ve 15.yy’da inşa edilen onbir türbeden oluşmuş. Asil ve soyluların mezar yeri.
 

Burada da bir imam sürekli dua okuyor. Bana garip geldi.Sürekli yakılan ateş gibi.

Buradan Ruslar zamanından kalma yine Rus bir bayanın işlettiği şarap müzesi ve tadım evine gidiyoruz.Çok güzel bir bina . Bizimle birlikte iki Japon bayan da geziyor.Onlara Semerkant’a gelirken trende rastlamıştık. Bir rehber müzenin tarihçesini ve hikayesini anlatıyor.

Parkeden yapılmış çok büyük bir masada şarap tadım yapıldı. Herşey mükemmel ama sonunda bizden istenen para karşısında şaşırıp kaldık.Çok yüksek bir ücret. Suratsız olan Rus bayan daha sonra öğrendiğimize göre herkes tarafından şikayet alıyormuş.

Şimdi Özbek danslarını seyretmek için tiyatro binasına “El Morasi Tiyatrosu” na gideceğiz.

Devlet sanatçıları tarafından kostüm ve danslar ile yapılan bu gösterinin güzelliğini anlatmak için kelimeler yetmez. Arap müziğinden hiç etkilenmemiş özgün Özbek melodileri ve rengarenk kostümler seyircileri mest etti. Çıkşta sanatçılar bizimle poz verdiler.

Rüya gibi akşam Bibi Hanım Camii manzaralı otelin terasında nefis bir yemek ile sona erdi.


ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*