İpek Yolu 11 / Buhara

 
 

Özbekistan’nın İpek yolu üzerinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış 2500 yıllık tarihi şehir Buhara iki çölün arasında kalan bir vaha. Kızılkum çölünü geçerek Hiva’dan beş saatten fazla süren tren yolculuğu ile ulaştığımız İslam dünyasının kutsal şehri . UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmış. Otelimiz tarihi şehrin bulunduğu yerde tarihi bir ev.“Kavsar Butik Otel” Gerek işletme müdürü bayan gerek ise sahibi çok içten insanlar.

Ayrıca avluya bakan odalar çok güzel. Özellikle restoran kısmı tamamıyla Özbek kültürünü yansıtıyor.Hava çok sıcak olduğu için dışarıya çıkmak için biraz oyalanıyoruz.Kahvaltı enfes.Taze meyveler çay muhteşem.

Kahvaltıdan sonra taksi ile tarihi yerleri gezmeye başlıyoruz. Otelin bulunduğu yere araba girmiyor.Aslında Leb-i Havuz’un bulunduğu yer ve çarşı yaya trafiğine açık. Eski şehir çok iyi korunmuş.Halk ve turistler bu tarihi şehirde rahat rahat gezebiliyorlar. Buhara Zerdüş,Budist ,Hiristiyan ve Müslümanlara merkez olmuş bir tarih barındırıyor.Büyük İskender, Cengiz Han ,Amir Timur’un geçtiği yer.Ünlü hekim İbn-i Sina’nın ( 980-1037)doğduğu yer.

Dünden anlaştığımız taksi ile gezimiz İsmail Samoni Türbesi’nden başlıyor. Güzel bir parkın içinde yer alıyor.Girişte bir lunapark kurulmuş.Dönme dolaplar atlı karıncalar. Samani Türbesi M.S 905 yılında yapılmış bir sanat harikası.Erken dönem İslam mimarisi kullanılmış.Duvarlarından çatısına kadar her yer tuğladan yapılmış. Her cephesinde farklı tuğla dekorasyonlu on penceresi var.Tuğlalar hava durumuna göre farklı renk alıyorlarmış.Öyle renkli süslemeleri yok ama çok zarif.Bambaşka bir yapıt.Yapı tuğladan olduğu için kumların arasında saklı kalarak Moğol istilalarından kurtulmuş.Böylece hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiş.

Parkın içinden biraz yürüyünce Hz Eyüp Çeşmesi ( Chasma Ayup) karşımıza çıkıyor.

Buranın da hikayesi şöyle: 12.yy da halk son derece kuraklık yaşamış.Su bulamaz olmuşlar.Hz Eyüp asasını buraya vurunca bir su kaynağı fışkırmış. İçeri girince akan su kutsal sayılıyor. İçip dilek dileniyor.Ayrıca sudan esinlenilmiş olacaklar ki Aral gölünün kuruyup gitmesi panolarla anlatılmış. Burada İmam Buhari’nin hocası gömülüymüş.
 
Çeşmenin tam karşısında değişik bir mimariyle yapılmış İmam el-Buhari Anıtı yükseliyor. İmam 600.000 hadis üzerinde çalışmış bir alim. Binadaki kutucuklar kitapları,netleştirdiği hadisleri anlatıyor.
Hava çok sıcak ama bu güzellikler karşısında biz pek etkilenmiyoruz.Tabiki su tüketimi çok fazla.Tekrar taksiye binip henüz restore yapılmamış medrese önünde duruyoruz. Abdülaziz Han Medresesi.
İçersi bakımsız ama duvarlar ,eski kapı buranın bir zamanlar ne kadar güzel olduğunu anlatıyor.İlim irfan yuvası yapılar.Tam karşısında Modarihan(Modarixon) Medresesi (1566-77)de aynı şekilde restorasyon bekliyor. Her iki medrese de iki katlı.
Taksi birbirine yakın yerlerde bizi dolaştırıyor.Sıcaklık o kadar fazla ki ne kadar az yürürsek o kadar iyi. Ve Bolo-Havuz Camii (1713)muhteşem mimarisi ile karşımıza çıkıyor. Bahçesinde 47 m.yüksekliğinde bir minaresi bulunuyor. Caminin bahçesinde şu an içinde su bulunmayan bir havuz var. 20 tane birbirinden güzel işlemeli ahşap sütun caminin girişini süslüyor.
 
 
Caminin içi çok güzel. Mavi çinilerle bezenmiş.Özbekistan’da camiye girerken ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz ama başınızı örtmek zorunda değilsiniz.
Dışarıda el sanatları yapılıyor. Özellikle makas işçiliği çok güzel.Almayı ihmal etmedik. 
Registan Meydanına doğru gidiyoruz. Buhara Hanlarının yaşadığı  kışlık saraylarının bulunduğu Ark Kalesi meydanda beyaz kahverengi duvarlarıyla dikkat çekiyor. Üç bin yıllık kalede tüm devlet birimleri varmış. Tarihi M.Ö 4.yy’la kadar uzanıyormuş. Kapısında 1893 tarihini okuyorum. 1993 yılında UNESCO Dünya miraslarına dahil olmuş.Kale 4 hektar genişliğinde ve 20m.yükseklikte. İranlı Siyavuş bin Keykavus tarafından yaptırılmış.Kale birkaç kez yıkılmış ve yeniden yapılmış.20.yy başlarında kalede yaşayanlar 3000 kişiyi buluyormuş. Heybetli bir kapıya yönelip bilet aldıktan sonra  yokuş çıkarak ufak bir meydana geliyorsunuz. Buhara’nın bir köyünde doğan ünlü Tıp alimi İbn-i Sina bu kaleye sık sık gelirmiş. Daha 17 yaşındayken ölmek üzere olan Sultan’ı iyileştirmiş. Sultan ona yüklü miktarda altın vermek istemiş ama o bunun yerine kendisine sarayın kütüphanesinden faydalanma izni istemiş.
Meydanda kalenin en önemli yapısı Cuma mescidi yer alıyor. Son cemaat alanı tahta sütunlarla çevrili.Caminin içi ise görülmeye değer.
Cuma Camiinin iç süslemeleri ince ve çok zarif. Kapıdan girerken o zamanın askerlerinin maketleri kaleyi bekliyor. İçeri girmeyi bekleyen kişiler kuyruk oluşturmuşlar. Yokuşu tırmanırken sağda ve solda cemakanların içinde tarihi giysiler sergileniyor.
Kalenin içinde büyük bir kasabada dolaşıyor gibiyiz. Her yerde bir müze ve tarihi yapılar.
XVII yy da yapılan Taht Salonu
Havanın çok sıcak olması geziyi zorlaştırıyor ama gerçekten görmeye değer bir yapı. Kimbilir kimlerin hayatları burada bitti. Tahta oturanlar hatıra fotoğrafı çektiriyorlar. Herhalde o zamanlar buranın yıllar sonra bu amaç için kullanabileceğini kimse düşünemezdi.
Kaleden çıktıktan sonra kubbeli çarşıya gidiyoruz. Çatısı hamam kubbelerine benziyor.İçerde el emeği göz nuru eşyalar satılıyor.Çok güzel bir çarşı. Hava sıcaklığı içerde hissedilmiyor ama dış kısımlara gelince faciaya dönüşüyor. 
Hemen meydanda Buhara’nın simgesi haline gelen Kalon Minaresini görüyoruz. 1127 yılında Karahanlı Hükümdarı Arslan Han tarafından yaptırılan minare 48m.yüksekliğinde.105 basamak ile yukarıya çıkılıyor.Minarenin üzerinde 13 kuşak var ve bunlardan her biri ayrı bir motifle bezenmiş.Anlatılanlara göre şehri kuşatan Cengiz Han bu minarenin önüne geldiğinde başındaki miğferi yere düşürmüş. Onu almak için de eğilmiş. Başını kaldırdığında minareyi görmüş. Hiç kimsenin önünde eğilmediği için bu minarenin korunmasına karar vermiş.Minare ilk yapıldığında kaygan bir zemine oturduğu için yıkılmış ve sonra tekrardan yapılmış.
Meydanda milli giysilerin sergilendiği bir yer var. Ayrıca tarih boyunca kullanılan şapkalar da teşhir ediliyor.
Meydanda karşılıklı iki yapı  muhteşem gözüküyor.Mir Arap Medresesi.(1530-1536)
 
500 yıldır din alimleri yetiştiren medrese halen aktif. Medrese Ubeydullah Han tarafından Şeyh Abdullah Yemeni adına yaptırılmış.  Şeyh Abdullah yemenli bir şehzadeymiş. Hz Peygamberin soyundanmış. Buhara’ya gelince Ubeydullah Han ile tanışmış ve arkadaşlıkları ilerlemiş.Her ikisinin de mezarları bu medresede. Medresenin adı Şeyh Abdullah’ın lakabıymış. Medrese iki katlı ve Kur’an-ı Kerim’deki 114 sureyi temsil eden 114 odası bulunuyor. Kalon minaresinin tam karşısında. Mir Arap Medresesinin karşısında Cuma mescidi var.
Sırada Buhara’dan biraz uzakta Chor Bakr (Dört Bekir) Nekrapolü var.Büyük bir kapıdan giriyorsunuz. Dut ağaçlaraı ile çevrili yolda biraz yürüdükten sonra karşınıza cami çıkıyor. Tüm binalarda restorasyon çalışmaları var. O kadar dingin o kadar huzurlu bir yer ki.. 
Bu Anıt kompleks UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmış.M.S 970-97’de inşa edilmiş.
Epeyce yorulduk. Artık gidip dinlenme zamanı. Yarın gezmeye devam edeceğiz bu güzel şehri.
 
 
 
 
 
 
 
ETİKETLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*