İnsan sadece iki kez ölür: Cakarta, Makassar ve Rantepao

Endonezya’nın Sulawesi adasında
yaşayan 450,000 kişilik bir kabile olan Toraja’ların geleneklerine
göre, kişi öldükten sonra hemen gömülmüyor. Merhum (ya da
merhume) sanki ölmemiş gibi aynı evde aileyle beraber yaşamaya
devam ediyor. Bu beraber yaşama süresi birkaç haftadan yirmi yıla
kadar çıkabiliyor. Sonunda cenaze zamanı geldiğinde büyük bir
şenlik yapılıyor. Sizinle bu kez üç ay önce ölen, düzeltiyorum
“hasta olan” bir merhumenin cenaze eğlencesine katılmak için yola çıkacağız. Ama uyarayım yol  uzun, cenazede herkesle birlikte eğlenmeden önce bolca dolaşacağız.

Endonezya’nın Başkenti Cakarta


Uçağım Cakarta havaalanına akşam 6
gibi iniyor. Endonezya Türklere vizeyi artık kapıda veriyor, hızlı bir
şekilde vize faslını tamamlayıp taksiyle kalacağım pansiyona doğru yola
çıkıyorum. Normalde 40-50 dakika süren yolu 2 saat 40 dakikada ancak
alabiliyoruz. Yağmur mevsiminde herhangi bir Asya şehrine gelenlerin
sabırlı olması lazım kaldı ki trafiği ile ünlü Cakarta’dayız. Yapacak
bir şey yok etrafı seyrediyorum. Trafik her ne kadar akmıyorsa da
bizdeki gibi zırt pırt şerit değiştirenler sağa sola kızanlar yok. Sakin
bir kabullenmişlikle tıngır mıngır gidiyorlar: lüks cipler, dökülen
mikroletler ( bizdeki yolcu minibüslerinin Endonezyacası), kamyonlar,
pencerelerinden insan fışkıran otobüsler. Hemzemin bir tren geçidinden
biz geçtikten az sonra trafik ilerlemeyi kesiyor, hareketsiz duruyoruz.
Birden trenin geldiğini haber veren alarm çalmaya başlıyor. Hani herkes
sakin bağrış, çağrış yok, sağa sola kaçış yok diyordum ya. Geri
alıyorum. Hiç ilerlemeyen trafikte ne ileri ne geri gidebilen ve tren
raylarının üzerinde sıkışan araçların boşluklara sığmaları 2-3 dakika
sürüyor. Sonra tren geçiyor. Ya o araçlar cidden trafikte boşluk
bulamasaydı?



 Bundan üç sene önce yine
Cakarta’daydım. Endonezya’da yaşayan arkadaşım Barış ile buluşmuş ve
şehri dolaşmıştık. Ayrılmadan önce Barış demişti ki” Dikkat et bu ülkeye
bir gelen bir daha geliyor”. Bu üç sene içinde Barış Cakarta’dan
ayrılıp İstanbul’a döndü. Ama dediği gibi Endonezya onu geri çağırdı ve
Barış’la yine Cakarta’da buluştuk. Geçen seferki gibi şehrin kuzeyindeki
Batavia kafede buluştuk. Son üç seneyi karşılıklı özetleyip uzunca
laflıyoruz. Sonra uçak biletlerimi ayarlamak için bir seyahat acentası
aramak üzere vedalaşıyoruz.Önceki Cakarta yazısı burada.


 

Şehrin Kota dönen bölgesinin hemen
güneyinde Çin mahallesi Glodok başlıyor. Dün akşamki yağmur yol
kenarlarında toplanmış. Bu durum kaldırımları işgal eden işportacıların
işine geliyor olmalı çünkü kaçacak yer yok. İşportada en çok saat,
numaralı gözlük, gümüş yüzükler var. Bir de ortodontik teller. Hani şu
dişleri düzeltmek için kullanılanlar var ya. Ama işportada satılanların
hepsi bir örnek: amaçları dişleri düzeltmek daha zengin gözükmek. Moda
sen nelere kadirsin! Kalabalık, gürültü, lağım kokuları, kaldırımda
kurulan lokantalar, çürüyen çöpler, kaldırıma park etmiş arabalar ve
tabi satıcılar arasından yüüryerek herhangi bir seyahat acentası
arıyorum ama bir saat fazla dolanmama karşın bir tane bile karşıma
çıkmıyor. Üç sene önce bilet aldığım bir acentanın yerini hatırlıyorum.
Başka bir gezegene gitmekten başka çare yok, ama gideceğiz mecburen:
yarım saat sonra Cakarta’nın en havalı alışveriş merkezlerinden Plaza
Indonesia’nın önündeyim.

Cakarta’nın en pahalı iki alışveriş
merkezi yanyana birisi Plaza Indonesia diğeri ise Grand Indonesia. Bu
AVM’lerin Endonezya içinde olduklarını gösteren fazla bir şey yok. Ne
bir Endonezya markası var ne de alışveriş merkezinin planı Endonezya
dilinde. AVM’lerin tuvaletler bile Endonezya usulü değil de batılı
şekilde yapılmış. AVMlere sanki sadece yabancılar ya da kültürüne
yabancılaşmış Endonezyalılar gelecek gibi planlanmışlar sanki.
İstedikleri müşteri tipini de çekmişe benziyorlar. Yolculukta okumak
için kitap almaya girdiğim büyük mağazada Endonezyalı bir anne taş
çatlasa üç yaşında olan çocuğuyla ısrarla İngilizce konuşuyor, amaç
çocuk İngilizce öğrensin. Annesiyle üç beş kelime İngilizce konuşan
çocuk sıkılıp babasına koşuyor. Baba Endonezyaca konuşunca rahatlıyor.
Anne baba aralarında biraz Endonezyaca konuşuyorlar, anne çocuğu babanın
kucağından alıp yine İngilizce konuşmaya başlıyor. Bu sahnenin
neredeyse birebir aynısını İstanbul İstinye Park’ta bir kitapçıda
yaşamıştım. Türk anne çocuğula İnglizce konuşmaya çalışıyordu. Çocuğunun
yaptıkları vasıtasıyla prestij elde etmeye çalışan bir annenin çocuğu
olmak hiçbir yerde kolay değil. Fakir Endonezyalılar prestij için 2-3
dolara uyduruk tel alıp dişine takıyor, zengin Endonezyalılar ise üç
yaşındaki çocuklarını zorluyor da zorluyor. Toplum içinde bir yer edinme
çabası insanlara neler yaptırabiliyor değil mi?


 


 

Cakarta’dan sonraki durağımız değişik
cenaze gelenekleri ile tanınan Toraja kabilesi. Sulawesi adasında
yaşayan bu topluluk aileden biri ölünce onun cesediyle yaşamaya devam
ediyor, onu “hasta” sayıyor ve bazen aylar bazen yıllar sonra gömüyor.



Sulawesi Adasının Önemli Şehri Makassar ( Ujung Pandang- Endonezya)

Sulawesi 
Endonezya’nın büyük adalarından biri. Haritasına baktığınızda “böyle
garip şekilli ada mı olur?” dedirtecek kadar ilginç bir şekli. Aslına
bakarsanız dört yarımadalı bir “tamada” kendisi. Sulawesi hem dağlık hem
de çoğu  kara parçalarının arası denizle kaplı olduğu için bir yerden
diğerine gitmek çok uzun sürüyor. Adanın iki önemli şehrinin biri
Makassar diğeri Manado: tam da zıt kutuplardalar biri adanın batı aşağı
ucunda diğeri doğu yukarı ucu. Birinden diğerine otobüsle gitmeye
kalkarsanız ve eğer yollar yağmurdan kapanmadıysa + gecikme olmazsa +
otobüsler vaktinde kalkarsa ve + saatleri uyarsa 50 saat sürüyor.

 Sulawesi
adasının önemli bir özelliği Avustralya ve Asya bitki ve hayvan
türlerini ayıran sanal bir çizgi olan Wallace çizgisi üzerinde olması.
19.yy da Alfred Wallace bölgede inceleme yaparken şimdi Wallace çizgisi
adı verilen hattın batısında ve doğusunda tamamen farklı hayvan ve bitki
türleri olduğunu farketmiş.Son buzul çağında deniz çekildiğinde
Endonezya’nın çoğu adası Asya’ya bağlantılı kalırken Bali adasında ötesi
Avustralya’ya kara ile bağlanmış ve o bugün dahi o kıtaların bitki ve
hayvan türleerini barındıryorlar. Sulawesi ise bu çizginin üzerinde
sonuç olarak bitki ve hayvan çeşitliliği fazla.Adanın orta ve kuzey
kısmında dalış mekanlarına gidenler öve öve bitiremiyorlar.

 Makassar
ya da diğer adıyla Ujung Pandang 1.3 milyon nufüslu fazla görecek bir
şey olmayan bir şehir. Yakında göreceğimiz Toraja kabilesi topraklarına
girmek için buradan geçmek gerekiyor, sadece buraya uçak seferi var.

 Makassar’ın
Rotterdam kalesi eski Hollanda sömürge günlerinden kalma. Kısaca göz
atabilirsiniz, fazla ilginç değil. Makassar’ın ünlü gün batımına da
yağmur mevsiminde geldiğim için denk gelemedim. E boş duracak değiliz ya
buranın diğer ünlü iki şeyi balığı ve çorbası. Yüzyıllardan beri
balıkçılık yapan Makasssarlılar çok lezzetli balık pişirmeyi
beceriyorlar, buraya yolunuz düşerse kaçırmayın. Birde “coto makassar”
çorbasının tadına bakın. Bu çorbayı ısmarladığınızda lokantada gözler
size dönüyor çünkü pek yabancının yediğini görmemişler. Nedeni basit,
coto makassar bildiğiniz kelle-paça çorbasının tropik esintilerle
hazırlanmış hali: dil, işkembe, beyin, fıstık, limon ve bir sürü
baharat. Afiye olsun.

Makassar’dan kuzeye esas hedefimiz olan Rantepoa’ya yola çıkıyoruz.


Rantepao, Sulawesi: Toraja Topraklarına Giriş

Sulawesi
adasında yaklaşık 16 milyon kişi yaşıyor. Bunların 450 bini Toraja
kabilesinden ve çoğu Makassar’a 8 saatlik mesafede dağlık bir bölgede
yaşıyorlar. Bölgenin adı yerel dilde Tana Toraja, ya da bizim
anlayabileceğimiz haliyle “Toraja Ülkesi”.

Toraja’lar
adanın en dağlık yerlerinden birinde yaşıyorlar. 1950’lere kadar
animist inançlara sahiplermiş. O tarihlerde Sulawesi’nin bazı Müslüman
kabileleri Endonezya’dan ayrılmak istemişler ve silah zoru ile
Toraja’ları ayrılıkçı yapıya sokmak istemişler. Bu hareket tam ters
tepmiş ve Torajaların hemen hepsi Hıristiyanlığa geçmiş. Ama bir yandan
da eski animist geleneklerini de korumuşlar.

Rantepao,
Toraja ülkesinin tam ortasında küçük bir yerleşim birimi. Kasabanın
içinde görülecek fazla bir şey yok ancak turistik bölge kasabanın hemen
yakınında.


Rantepao hem turistler hem de bölgede uzun yürüyüşler yapacaklar içinde
ikmal merkezi konumunda. Kasaba pazarında en rağbet gören ürünlerden
biri de Toraja kahvesi. Bölgede yetişen arabica cinsi kahvenin ünü tüm
Endonezya’ya yayılmış, pazardaki tezgahlardan istediğini kahve cinsini
seçip çektirebiliyorsunuz.



Toraja Evleri ( Rantepao, Sulawesi, Endonezya)

Toraja
kabilesinin önemli yerleşim birimlerinde bir olan Rantepao’da aslında
görecek fazla bir şey yok. Asıl görülmesi gereken şeyler hemen kasabanın
yakınlarında.

 Bunun için günlüğü 8 dolardan bir motorsiklet kiralayıp vuruyoruz yollara.


 Toraja evleri şekillerinden dolayı bir hayli ilginç. İki ucu kalkık bir
kayığa ya da gayet büyük bir eğere benzeyen bu evlere Endonezya’da 3
kabilede daha rastlanıyor.


Üç sene önce hatırlarsanız bu üç kabileyi de sizinle ziyaret etmiştik.
Buradaki fotolarla diğer kabileleri karşılaştırmak için şu linklere
bakabilirsiniz: Minangkabau’lar, Batak’lar.

Toraja’lar
evlerinin bu şeklinin eskiden denizci olmalarına bağlıyor. Atalarının
güneyden geldiğine ve onları anmak için böyle evler inşa etmeleri
gerektiğine inanıyorlar.

 Toraja’lar
animist inançlara sahip bir topluluk ve ölülerini bir kaç haftadan bir
kaç sene sonraya uğurladıkları cenaze törenleri ile tanınıyorlar.

 Toraja geleneklerine göre gördüğünüz evler çok önemli çünkü aile birliğini simgeliyor.

 Ve Torajalı kişi köyünden ayrılsa bile aile toplantıları için aile evine dönmek zorunda.

 Bugün biraz köylerde dolaşalım. Torajaların geleneklerine bir dahaki yazıda dalarız.



6 yorum

  • Corto_Turco dedi ki:

    Eline sağlık hocam. Torajaların gelenekleri de evleri de gerçekten ilginç. Coto makassar çorbası konusunda senin kadar açık fikirli olamayacağım. Bizde o malzemeden 3 ayrı yemek çıkıyor malum. Benim adanın yazısını ne zaman yazacaksın? Onu dört gözle bekliyorum.

  • arkutbay dedi ki:

    Başar Bey , gene bulmuşsunuz dünyanın bir ucunda biryerler . Ayaklarınıza kuvvet . Dr. Marufe Hanım da selamlarını iletmemi istedi . Evleri de çok beğendik . Bir 2 b arazisi bulup aynısından yapacağız .

  • nilufvet dedi ki:

    güzel bir yere gitmişsiniz. çok seviyorum böyle değişik yerleri. köy değil sanki özel mimari tatil köyü. yazıyıda resimleride beğendim. içim açıldı..

  • gklimt dedi ki:

    bir mimar olarak bahsettiğiniz evler oldukça ilgimi çekti, hatta daha fazla araştırmak için notumu bile aldım.. teşekkürler..

  • Zeynep dedi ki:

    evler çok ilginç ve bir o kadar da güzeller yine güzel bir gezi yazısı ve birbirinden güzel fotoğraflar teşekkürler…

  • NEŞE dedi ki:

    Çok güzel fotolarla yine ilginç bir bölgeye gittik.Macassar ı hayatımda ilk defa bir parfüm markası ile tanıdım,çoculuğumun bu güzel kokusu daha sonra esrarlı bir şehire dönüştü ve sizin yazınızla daha da ilginç hale geldi…çok teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*