İMPARATOR KENTİN UNUTULMUŞLARI


İMPARATOR KENTİN UNUTULMUŞLARI


ABD bizlerin alıştığı deyişle eyaletlerin birleşiminden, onların alıştığı ve söylenmesini istediği şekilde devletlerden oluşmakta. Sonuçta federal kural ve yasalara sıkı sıkıya bağlı olsalar da her eyaletin özgün yasa ve kuralları var.


Yine, her eyaletin resmi adının yanı sıra bir de takma adı var. Örneğin, Kalforniya “Altına Hücum”u anımsatırcasına “Altın eyalet” olarak da biliniyor. Yine, görkem ve güç gösterisinin ada yansıması olarak da algılanabilecek olan ve New York kentini de içeren aynı adlı eyalet de “İmparator eyalet” takma adı ile anılıyor.


Abartıyı seven ve içselleştiren Amerikalılar New York kentinden kaynaklanan pırıltılı ve görkemli görüntülerin etkisiyle takmış olmalıdırlar bu  “İmparator eyalet” adını. Özellikle yabancılarda olmak üzere New York adı bir eyaletten çok o adı taşıyan kentle özdeşleşmiştir denilse yanlış olmaz!


İmparator eyalete, bu imgeyi kazanmasında tartışılmaz bir katkı veren İmparator kent New York’un bu imgeyi oluşturması için gereken ne varsa yapılmıştır ve yapılması olabildiğince sürdürülmektedir.


New York’un ana yerleşim alanı sayılabilecek ve imparatorluk imgesi oluşumunaki katkısı tartışılmaz olan Manhattan adasında gündüzleri ortaya çıkan görkemli ve dudak uçuklatıcı gökdelen silüetleri de, geceleri izlenebilen ve bambaşka bir ilgi odağı yaratan pırıltılı Manhattan renk cümbüşlerinin en iyi Manhattan dışından izlendiği ve görüntülendiği söylenir. New York kentinin beş bölgesinden ikisi olan Staten Adası ve Brooklyn de bu görkeme hemen her gün tanıklık eden iki yerleşim alanı.


Staten Adası’ndan başlayacak olursak, 153 km2 ‘lik yüzölçümü ile yarım milyonu aşkın insanı barındıran bu adanın sakinleri kendilerini “unutulmuş ilçe” olarak adlandırmaktalar. Kendi gözlemimizle de doğruladığımız bu izlenimin ada sakinlerinin belirlemesi ile de örtüşüyor oluşu önemliydi.


İlginç olan, “bedelsiz” sözcüğünün neredeyse söz konusu olmadığı ABD ve New York’ta bu küçük adaya denizyolu ulaşımının “ücretsiz” oluşuydu.  Bu ücretsizlik kimi yıllarda 40 milyona yaklaşan New York gezginlerinin bu adaya da uğramasını amaçlayabileceği gibi, “unutulmuş ilçe” sakinlerini bir  jestle de olsa anımsamayı amaçlıyor olabilir.


Başka birçok gezide olduğu gibi bu kez de hoş bir sürprizle karşılaşmakta gecikmedik. Staten Adası vapuruna binerken Türkçe konuştuğumuzu fark eden Belçikalı hemşehrilerimizle tanışmak kilometrelerce uzakta ilginç bir durumdu. Belçikalıların hemşehrimiz olması da yaşamlarının önemli bölümünü Bodrum’da geçiriyor olmalarından kaynaklanmaktaydı. Mükemmele yakın Türkçeleri de hemşehrilik konumlarını güçlendiren bir başka önemli durumdu. Belki de bu nedenle bizleri iyi tanıyor oluşları bizlere genelde tepeden bakan Avrupalı imgesinin Türkleşmiş Avrupalı imgesi ile yer  değiştirmiş olmasına yol açmış olmalıydı belli ki!


Gidişte yirmi dakikalık kısa sürede sağınızda kalacak olan “Özgürlük Anıtı” ve ABD’e Avrupa yoluyla gelen göçmenlerin karşılanma noktası olan “Ellis Adası ve göçmen bürosu” yapılarını resimlemek için zamanı iyi kullanmanızda yarar var.


Gerinizde kalan görkemli Manhattan silüetini  görüntülemeyi ise dönüşe bırakabilirsiniz.



Adaya karlı bir günde varmış olmakla birlikte dinlence günü olmamasına karşın kafamızda oluşan “ölgün” ve “durağan” kent görünümü şaşırtıcı olduğu kadar üreprticiydi de!


Bir süre dolaştıktan sonra, herhalde bizler başaramadık adanın merkezine erişmeyi diyerek, rastladığımız bir bakkaldan aldığımız adanın merkezi tam da burasıdır yanıtıyla kendilerinin deyişi ile “unutulmuş ilçe” bizlerin  deyişi ile “ölgün kent” nitelemesi de doğrulanmış oluyordu.


Sıfır dolaylarındaki hava sıcaklığının caydırıcılığını da göz önünde bulundurarak bu ölgün kentte daha fazla zaman yitirmenin gereksiz olacağı düşüncesiyle geri dönüş kararını vermemiz pek de güç olmadı.


Önceden de vurguladığımız gibi dönüş yolunda cepheden Manhattan görünümü başka hiçbir şeyle ilgilenmeye zaman bırakmayacak kadar etkileyiciydi.


Batarya Parkı’nın yanı başındaki vapur iskelesinden kolaylıkla erişilebilen metro istasyonu Manhattan’ın bir başka açıdan görüntülenmesinin yanı sıra barındırdığı daha büyük kalabalıkla Brooklyn’e çağrı gibiydi. Bu çağrıya uyarak yeraltından birkaç dakikalık yolculukla kendimizi Brooklyn’de bulmuş olduk.


Brooklyn adının tarihçesi , bölgenin ilk yerleşimcileri olan Hollandalılarca “Breukelen” adına dayanmakta. Bu ad, süreç içinde kentin ve bölgenin el değiştirmesi sonrasında İngilizce eşdeğeri olan Brooklyn’e dönüşmüş. Bölge 2.5 milyonu aşkın nüfusu ile New York’un en kalabalık bölümü.


Yine, bölgenin adıyla anılan ve son derece estetik bir görünüme sahip olan Brooklyn Köprüsü’nden de söz etmeden geçilmemeli. Yapımı 13 yıl süren bu özgün görünümlü köprü 1883’te ulaşıma açılmış. Bugün de başka birçok köprü gibi New York ulaşımındaki önemli ve vazgeçilmez rolünü sürdürüyor. İlgilenenler  köprüyü yaya geçmeye olanak veren turlara da katılabiliyor.


Önsezilerimize dayanarak indiğimiz Pasifik Bulvarı istasyonu bizi Brooklyn’in merkezi ile de buluşturmuş oldu.


Yeni yapıldığı anlaşılan LIRR (Long Island Rail Road) Atlantik garı görmezden gelinecek türden bir yapı değildi. Alışveriş tabusunun hemen hiç değişmez şekilde kendine yer bulduğu ABD’de hergün binlerce insanın uğrak yeri konumundaki bu yer bu anlamda da işlev görmekteydi. Hemen burada da anlaşıldığı gibi Manhattan’daki görkem ve ışıltıdan iz yoktu. Alışveriş merkezindeki mağazaların da ortalıkta dolaşan insan görünümlerinin de şaşmaz bir şekilde doğruladığı gerçekle karşı karşıyaydık. Birkaç dakikalık uzaklıkta bu denli çarpıcı farklılıklar nasıl yorumlanmalıydı?


Buradan ayrıldıktan sonra, ilçe yönetim merkezi binasının yer aldığı meydana doğru Fulton caddesi boyunca yaptığımız kısa ama fikir verici yürüyüş de ilk izlenimlerimizi doğrulamakla kalmadı çok daha şaşırtıcı  görüntülerle yüzleşmemize de yaramış oldu.







Bunca olumsuzluğun yanı sıra varsıllar da yok muydu  Manhattan komşuluğundaki   bu bölgede? Çelişkinin tamamlayıcısı olan varsıllar daha çok Brooklyn Heights bölgesine kümelenmişler. Bu arada, Brooklyn’de hatırı sayılır bir Yahudi yerleşimi de söz konusuymuş.


Varlığı bile başlı başına çelişkiler silsilesi sayılabilecek olan ABD’de “İmparator eyalet”in “İmparator kenti” New York’ta yan yana yer alan yerleşimlerdeki çelişkileri yansıtan sayısız örnekten birkaçıydı belki de Staten Adası, Brooklyn ve Manhattan’da rastlanabilecek gündelik görüntüler.






Ceyhun BALCI, 02.01.2009


 


Not : Sunudaki resimler ağırlıklı olarak 2009’un son günlerinde çekilmiş olmakla birlikte 2008 Temmuz’undaki ziyaretimizde çekilenlerden de yararlanılmıştır.

6 yorum

  • rome_o dedi ki:

    harika bir yazı olmuş. stanten island hakkında bilgiler ilginç. tek bir şey ifade etmek isterim oda newyork a kışın gitmeyin hem soğuk hem de yağışlı .

  • NEŞE dedi ki:

    Kalabalık New York un yanıbaşında ,böyle tatil yöresi havasında ,bağlık bahçelik ve villalarla dolu bir ada şahane olmalı,yazın çok güzel olur diye düşünüyorum.Ayrıca bu ada koruma altındadır herhalde…

  • venividiviki dedi ki:

    böyle fotoğraflarla süslenmiş kısa ve öz yazıları seviyorum.

  • Suzandan dedi ki:

    bende seviyorum böyle güzel kaynak yazılarını 🙂
    bakmayan gözlerin kaçırdığı güzel şeyleri yakalamışsınız ..
    tüm new york yazılarını biriktiriyorum agustos ayı için ısırmayı planlıyorum bu elma’yı :-))))

  • mugeyidogan dedi ki:

    her ne kadar soğuk da olsa kışın ve özellikle yılbaşında NewYork’ un tadı bir başka olur diye düşünüyorum.Ama benim tercihim de baharda gitmek olur herhalde. Staten adasıyla sayenizde tanıştım, elinize sağlık

  • Suzandan dedi ki:

    haklısınız muge hanım , bende bahar dusunmustum ama sonra agustos ayı icin plan yapmaya basladım 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*