İki Günlük Roma Turu

Sene başında çıktığımız interrail maceramızın ilk durağı Roma’ydı. İki gün bu güzel şehir için ne yazık ki çok kısa bir süre, ama zaten Trevi Çeşmesi’ne atılan paraların amacı da bu süreyi uzatabilmek değil mi? Şimdi sıra “iki günde Roma yürüyerek nasıl gezilir?” sorusunun cevabını vermekte:


 


1.GÜN:


İtalyan bir çiftle paylaştığımız 4 kişilik odamıza yerleştikten sonra, Hostel görevlisinin bize verdiği, görülmesi gereken yerlerin resimlerinin bulunduğu süper bir haritayla kendimizi sokaklara attık. İşin ilginç tarafı tüm turistlerin elinde bu harita vardı.





İlk olarak bizi büyüleyen yer, Termini Tren İstasyonunun yanındaki Repubblica  Meydanı oldu.(Piazza della Repubblica) Trafiğin ortasında geniş bir meydan, fıskiyeler ve heykeller bizim gibi “Meydan Kültürü”nü kaybeden Ankaralılar için oldukça etkileyiciydi. Meydan manzaralı Mc Donalds’ta karnımızı doyuruyoruz. İçecekler siz sormadan büyük boy ve ketçap-mayonez paralı!!


 





Piazza della Repubblica
 


Havuz kenarından ayrıldıktan sonra, Meydanın hemen arkasında bulunan “Santa Maria degli Angeli  Kilisesine de girmeden edemedik. 1563 yılında Michelangelo tarafından yapımına başlanmış; ancak büyük usta bir sene sonra hayatını kaybetmiş 





Santa Maria degli Angeli



 


İlk hedefimiz olan  Trevi Çeşmesi’ne ilerlerken, Via Nazionale üzerindeki binaları gördükçe nereye bakacağımızı, nerenin fotoğraflarını çekeceğimizi şaşırıyorduk. İnsan böyle zamanlarda dijital makineleri daha çok seviyor..







 Pallazo delle Esposizioni (Sergi Binası)


 


Ve sonunda Trevi Çeşmesi..İnsan karşısında oturup saatlerce bakmak istiyor; ama turist kalabalığından ve satıcılardan kurtulmak ne mümkün. Para atma rutinini de gerçekleştirdikten sonra, notlarımdan dondurma zamanının geldiğini okuyorum. Çeşmenin hemen çaprazındaki dükkandan devasa boyutlardaki dondurmamızı (pardon gelato’muzu) alıp belki de dünyanın en güzel çeşmesine bakarak ve üstümüzü başımızı batıraraktan yiyoruz. O fotoğrafımı buraya koymaya pek niyetim yok açıkçası..



Fontana di Trevi


Yine her yeri fotoğraflamaya çalışarak harita okumaya devam ediyoruz ve rengarenk çiçekleriyle karşımıza İspanyol Merdivenleri (Piazza di Spagna) çıkıyor. Dinlenme ve insanları (maalesef genelde turistleri) izleme vakti..Kalkarken çiçeklerden birini koparıp rehber kitabımın arasına koyuyorum.



Piazza di Spagna


 


Haritamızda bize göz kırpan diğer bir durağa gidiyoruz: Pantheon..Bunun için Via del Corso’ ya çıkıyoruz. Oldukça uzun bir caddede çok sayıda dükkan var. Alışveriş yapmak isteyenlerin aklında bulunsun. Ve karşımızda Pantheon. Girişi ücretsiz olan bu mekana girip oturup notlarımı açıyorum: Pagan döneminde tapınak olan Pantheon –ki “tüm tanrılar” demek- MÖ 27 yılında yapılmış. Kubbesinin büyüklüğü nedeniyle zamanının statik harikasıdır. Kubbesindeki göz, yani Oculus, Jüpiterin gözüdür. Dünyanın kubbe şeklindeki ilk yapısıdır. Başta Beyaz Saray olmak üzere bir çok yapıya ilham kaynağı olmuştur. Oculus’ tan sızan güneş Tanrı heykellerini sırayla aydınlatır. Girişinde “Luciusun oğlu Marcus Agrippa tarafından üçüncü konsülde yapılmıştır ”yazar. Bu arada bastığın zemin 2.yüzyıldan kalma orijinal zemin!!”


Hayran olmamak mümkün mü?


 
Pantheon




Oculus


 


Ara sokaklarda ilerlemeye devam..Sırada “4 Nehir Çeşmesi”yle ünlü Navona Meydanı (Piazza Navona) var. Maalesef ünlü çeşme tadilatta olduğu için etrafı kapalı; ama güneşin altında parlayan havuz, çiçekler, ressamlar, çalan müzikler, cafede oturan insanlar o kadar güzel gözüküyor ki bunları fotoğraflamayı unutuyoruz!! Çantamızdan çıkardığımız sandviçlerimizi yedikten, şişemizi de meydandaki çeşmeden doldurduktan sonra  “Buraya mutlaka tekrar gelmeliyiz.” diyerek arkamızda bırakıyoruz bu güzel meydanı.


 



Piazza Navona

 


“Corso Vittorio Emanuelle” caddesinde ilerlerken, amacımız caddeye adını veren Vittorio Emanuelle Anıtına gitmek. Köşeyi döner dönmez birden tüm ihtişamıyla karşımızda beliriyor. Tam notlarımı açıyorum ki değil oturmak merdivenlerde beklemek bile yasak! Görevli bayan hemen uyarıyor; biz de merdivenleri tırmanıyoruz ve ben bir yandan okuyorum: Romalıların düğün pastasına ya da daktiloya benzettiği bu anıt, Modern İtalya’nın ilk kralı olan  Vittorio Emanuelle için yapılmış. 1.katta bulunan 16 sütun İtalya’nın 16 bölgesini simgeliyor. Sütunların iki yanında “Kentin Bağımsızlığı” ve “Birleşmiş Halk” yazar. 3.katta bulunan heykel ise Roma’ nın koruyucu tanrıçası “Dea Roma”dır. Bu anıt, hükmeden rejimin tüm özelliklerini ve nasıl bir İtalya’nın planlandığını yansıtır. Vatikanla ilgili hiçbir şey yoktur çünkü 1871 sonrası rejim Papalık yönetimini reddeder.”




 


Monumento a Vittorio Emanuele 2


Merdivenlerde (maalesef) dinlenemedikten sonra sıra Roma’nın bir diğer simgesi olan Collesium’da! Son durağımıza geldiğimizde hava kapamaya başlamıştı. İçeriye girmedik ama çimlerde oturup Constantine Takı’ nda çalan bandoyu dinledik.



Colosseo

 


Arco di Constantino

Hostel’ e döndüğümüzde “Free Pasta Night” yazısını görünce çok mutlu olduk. Haddinden fazla tuzlu olan makarnalarımızı yedikten sonra, duş alıp dışarıya çıkmayı planlamıştık. Ama duş sonrası görmek istediğimiz tek yer yataklarımız oldu!!


 


 


2.GÜN:


Hostel’ da kahvaltımızı edip, sandviçlerimizi çantamıza attık ve Roma’yı ikiye bölen Tiber (Tevere) Nehri’nin öbür tarafını gezmeye karar verdik. Bu sefer yürümek yerine otobüse binmeyi tercih ettik. Termini İstasyonun önündeki duraklardan Vatikan’ a giden bir otobüse orta kapıdan binerek, diğer turistler gibi para vermeden geze geze Vatikan’a attık kendimizi.


 




 


Sabahın erken saati olmasına karşın beklenecek gibi olmayan bir sırayla karşılaştık. Zaten Roma’ da son günümüz, onu da kuyrukta geçirmeye niyetimiz yok. Burada Türklüğümüzü konuşturarak fotoğraf çeke çeke kalabalık bir turist kafilesine kaynak yapıyoruz! Kimse ses çıkarmıyor ve en önden St. Pietro Bazilikasına giriyoruz.





 



Vatikan’ ı da arkamızda bıraktıktan sonra Castel Sant’Angelo’ ya geçiyoruz. Tiber Nehri’nin kenarında tekrar notlarıma dönüyorum: Roma Döneminde İmparatorların yakıldığı bu yer, Hristiyanlıkla birlikte Papalık merkezi olmuş. Vatikanın yapılmasıyla bu ününü kaybedince aralarında Cem Sultan’ın da bulunduğu ünlü mahkumlara ev sahipliği yapmış.



Castel Sant’Angelo
 



Tiber Nehri-Fiume Tevere


Gezilmesi gereken yerleri bitirdikten sonra tüm günümüzü sokaklarda kaybolmayla geçirmeye karar veriyoruz.

Palazzo di Guistiza (Yargıtay Binası)

Bir anda karşımıza çıkan gotik bir kilise.


Ponte Umberto 1 köprüsünden geçip yukarıya Piazza del Popolo’ya geçiyoruz.  Hava iyice kapamaya başladı. Meydandaki merdivenleri tırmanarak yukarıya çıkıyoruz ve müthiş bir Roma manzarasıyla sandviçlerimizi yiyoruz.

Piazza del Popolo


Öğle yemeği manzarası


Roma’ya gelip espresso içmeden olmaz. Ama açıkçası bu kadar az ve acı olduğunu tahmin etmemiştim. İnsanın tüm yorgunluğunu bir anda siliyor!


 


 


 



Tiber Nehri’nin ortasındaki Isola Adası’nı geçerek Roma’daki son durağımıza  Trastevere Bölgesine geldik. Burası nispeten daha az turistik bir yer, öğle yemeği için dışarı çıkan çalışlanları takip ettik ve Roma’daki ucuz yemeğin adresini Via de Lungaretta’yı keşfettik. Çok sayıda uygun fiyatlı bu yerler yemek için ideal.


 


Yağmur bizim Roma turumuzu bitirmemizi bekleyememiş, dönüş yolunda son bir kez daha görmek için uğradığımız Piazza Navona’ da yüzünü göstermişti. Biz de şansımızı daha fazla zorlamadan hostel’ımıza dönüp çantalarımızı aldık ve tren istasyonuna doğru “Roma’ya aşık olmuş iki insan” olarak yola koyulduk..

8 yorum

  • justinian dedi ki:

    Ne güzel bir yazı olmuş bol bol fotoğraflı.. 🙂 Expresso masasında gördüğüm o haritadan bende de vardı. Republica meydanında, tur otobüslerinin hostesleri harita almayanı kovalıyordu resmen 🙂 Sanırım Roma’ya gidenler zaman buldukça aynı mekanları bir kaç kez ziyaret etme eğilimindeler. Bende orda bulunduğum 4 günde; ikişer kere Pizza Navona ve Trevi Çeşmesine, üç kere de Vatikan’a gittim. Phanteon inanılmaz bir yer gerçekten. Diğer mabedlerden çok farklı. Yeniden gezdim sayende, çok sağol. 🙂

  • mcatullus dedi ki:

    Ben Roma’ya hiç gitmedim ama gördüğüm kadarıyla sanatçıların elele verip birlikte yarattıkları bir cennet. Siz de bunu yazı ve fotoğraflarla iyi anlatmışsınz. Elinize sağlık.

  • cherryblossomgirl dedi ki:

    çok keyifli oku oku bitmez bak bak doyama şeklinde fotolu güzel bir yazı olmuş, devamını da beklerizzz 🙂

  • camkenari dedi ki:

    justinian, keşke vaktim olsaydı da o haritadaki tüm yerleri görebilseydim.. inşallah tekrar fırsatım olur =)
    mçatullus, sanatçılar yaratmış ama italyanlar da o kadar güzel korumuşlar ki.. insan “biz neden yapamıyoruz” diye üzülüyor..
    cherryblossomgirl, çok teşekkür ederim..vakit buldukça yazacağım =)

  • rome_o dedi ki:

    bu yazı tam romada ne yapmalıyımın cevabı .. bol bol resim ve güzel bir anlatım …

  • MIYU dedi ki:

    tam puan vermeden duramadım, fotoğraflar çok güzel, anlatım da çok keyifli. Ellerine sağlık, teşekkürler.

  • mctumer dedi ki:

    az yazı bol fotoğraf paylaşım için teşekkürler

  • miracle dedi ki:

    elinize sağlık yazı eklediğiniz fotoğraflarla birlikte çok güzel olmuş,okumak keyifliydi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*