İch bin ein Berliner



 


      Havalimanından merkeze gitmek için Tren beklerken, Bora Ayanoğlu’nun 1977’ lerde söylediği şarkı aklıma geliyor. 


“ oturmuşum Bahnhofta


  oturmuşum Bahnhofta,


  gelir geçer trenler”. 


     Otelimize yerleştikten sonra, gezimize ilk olarak, Reichstag binasını ziyaret ederek başlıyoruz. Binanın adı Reichtag (Alman İmparatorluğunun Parlamentosu) , Federal Almanya Parlamentosuna  Bundestag deniyor. Reichstag binasını gezmek veya parlamento oturumunu izlemek için, önceden internetten rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Rezervasyonu Reichstag binasının karşısındaki Kafe’nin yanında bulunan  küçük kulübe’ den de yaptırmak mümkün. Güvenlikten geçtikten sonra, Çatıya çıkmak için asansör kuyruğu beklemek zorunda kalıyoruz. Asansör 22.00 ye kadar açık ama gündüz gezmekte fayda var. Binaların aydınlatması iyi olmadığı için, görüş mesafesi oldukça kısıtlı. Çatı katına çıktıktan sonra, lobide bulunan stanttan, Türkçe yayın yapan audio guide alarak, şehri tepeden seyretmeye başlıyoruz. Binanın Restorasyonu sırasında, çatısına Cam bir kubbe yapılmasına karar vermişler.





   Cam Kubbe, ana salonun tam üstünde yer alıyor, aşağıya  baktığınız zaman milletvekillerini görebiliyorsunuz. Kubbenin içine ana salonu havalandırmak için yapılan baca, aynı zamanda cam bölümü ısıtmak için kullanılıyor. Enerji tasarrufu sağlamak için, Bacanın etrafına konulan aynalar vasıtası ile gün ışığını ana salona yansıtıyorlar. Isıtmada Fosil yakıt kullanmıyorlarmış. 


    İkinci ziyaret noktamız Müzeler adası (http://www.museumsinsel-berlin.de/home/). Welcome card museumsinsel ile tüm metro ve otobüsler ile müzeler adasında bulunan beş adet müzeyi gezebiliyorsunuz.   http://www.bvg.de/index.php/de/123183/name/Berlin+WelcomeCard.html   İlk tercihimiz, Bergama’dan götürülen tapınağın, frizlerinin sergilendiği Pergamonmuseum u gezmek oldu. Bu müzeyi de Türkçe yayın yapan Rehber Kaset eşliğinde geziyoruz. 



    Müzede Sadece Bergama Zeus sunağı değil, Aydında bulunan antik liman şehri Milet’ten götürülen pazar kapısı, İştar kapısı, Halep odası, İznik çinileri, Halılar, Yazılı kayanın kopyası (Kayaları söküp götürememişler?) Osmanlı Padişahının, Alman imparatoruna hediyesi olan Çöl köşkünün duvarları gibi oldukça zengin eserler sergilenmektedir. Sergilenen eserlerin çoğu Türkiye’den götürüldüğü için, değişik dönemlerde Alman hükümetinden iadesi istenmektedir. Benim hatırladığım, rahmetli İsmail Cem aynı girişimi yapmıştı. İsmail Cem’in talebi karşısında, Alman yetkililer


   -Siz bu eserleri bize bağışlayın, bizde küçük bir plakete  “bu eserler Türk Hükümetinin armağanıdır” yazalım demiş. İsmail Cem,


  -Siz bu eserleri bize iade edin, bizde büyük bir plaket’e ”Alman hükümetinin armağanıdır” yazalım demişti.







   Üçüncü ziyaret noktamız, Berlin duvarı(Berlinermauer). 1989 yılında Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinden sonra, şehirdeki duvarların çoğunu yıkarak,  yerlerine yeni modern binalar yapılmış. Bunlardan en uzunu Mühlenstraße üzerindeki East Side galeridir (U Warschauer).


http://www.berlin.de/mauer/index.de.html






     Berlin duvarı üzerindeki birçok geçiş noktalarından biriside Friedrichstraße üzerinde bulunan Checkpoint Charlie (Çarli Kontrol Noktası). Berlin duvarının yıkılmasından önceki dönemi yansıtan Üniformalı Askerler, Berlin’i ziyarete giden turistlerin Objektifine kompozisyon oluşturuyor. Berlin duvarının kalıntılarını, Niederkirchnerstraße ve Bernauer Straße (S Nordbahnhof) caddeleri üzerinde görmek mümkün. Bunların dışında Potsdamer platz’da sembolik olarak birkaç adet duvar sergilenmektedir. Bu duvar kalıntıları, doğu-batı sınırının tam üstünde yer alıyor. Potsdamer platzda, mimarlık dergisinin sayfalarını çevirir gibi, Berlin’in modern binalarını görebiliyorsunuz. Bunların için de en dikkat çekici olan Sony Center.





   Önemli anıtlardan olan Brandenburg Kapısı, Berlin’in ve Almanya’nın birleşmesinin sembolüdür. Üstündeki Quadriga, kısa bir Fransa ziyaretinden sonra, geri getirilmiş. Brandenburg Kapısı, Unter den Linden bulvarının sonunda bulunan Pariser Platz’da yer almaktadır. Bu meydan yüzyıllardır önemli olaylara tanıklık etmiştir. Bizim gittiğimiz dönemde, “Sınır dışı etmek, Devlet suçudur” gösterisi vardı. Brendenburg Kapısının güneyinde, Katledilen Avrupalı Yahudiler anıtı bulunmaktadır. 19.000 m2 alana yapılmış olan anıt, soykırımın ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.







     Spree nehri kıyısında bulunan Berlin Katedralini, iki kez gitmemize rağmen içini görme fırsatımız olmadı. Katedralin arkasındaki iskeleden, nehir turu yapan tekneler kalkmaktadır. Soğuk havalarda Spree nehrinin güney kısmını 265 nolu otobüs ile gezmek mümkün. Şehri gezmenin en ekonomik yolu 100 ve 200 no’lu otobüslerdir. Zoologischer Garten ile Alexanderplatz arasında beş dakikada bir otobüs seferleri yapılıyor. Zoologisher Garten Avrupanın en eski ve büyük hayvanat bahçesidir. Diğer bir yöntem 3,5 saat süren Ücretsiz tura katılarak, şehri tanıyabilirsiniz. http://www.newberlintours.com/






    Şehrin önemli meydanlarından Alexanderplatz, ulaşım ağlarının birleştiği bir noktadır. Meydanın yakında bulunan Televizyon kulesi (Frensehturm), kutup yıldızı gibi şehrin her yerinden görülmektedir. Meydanda Galeria Kaufhof ve Alexa alışveriş merkezi bulunmaktadır. Meydanın soğuk bir görüntüsü var, görmeseniz de olur. Eskiden Yahudi yaşam merkezinde olan Oranienburger Straße, gece hayatı, restoran ve barların bulunduğu turistik yerler arasındadır. Bu caddenin üzerinde bulunan Hackesche Höfe, sekiz avludan oluşmaktadır. Tarihi ve mimarisi ile görülmesi gereken mekanlar dan birisidir. Avlu içerisinde bulunan dükkanlar dan en ilgi çekeni Ampelmann’dir. Doğu Almanya’nın trafik lambası ikonu olan şapkalı adam, günümüzde sevgi sembolü haline gelmiştir. Şehrin birçok yerinde mağazası olan Ampelmann, hediyelik eşya ve ilginç tasarım ürünleri alacağınız en iyi yerdir.  






   Schönefeld havalimanı başkentte yakışmayacak bir durumda, Anadolu’daki küçük havalimanlarımıza benziyor. Yeni yapılan Brendenburg havalimanı 2013 yılının sonunda açılacakmış. Havalimanı girişinde sadece bavullar ve çantalar kontrol ediliyor, sarı etiket yapıştırıyorlar. Güvenlikten geçtikten sonra, bavulunuzu açarsanız, güvenlik görevlileri etiketi yırtıyor ve  x ray cihazından tekrar geçmenizi istiyorlar. Duty free’de bazı ürünleri İstanbul’dan daha ucuza bulabilirsiniz.


     Bazı üründen iki tane alınca % 10 indirim yapıyorlar. İstanbul’da her bayram dönüşü Döviz kurlarını yüksek tutuklarını düşündüğünüzde,  Berlin’deki bazı ürünler daha  ucuza gelebilir.




      Yazının başlığı olan cümleyi, John F. Kennedy söylemiştir. Soğuk savaş döneminde Batı Berlinlilere moral vermek için yaptığı konuşmada, “Civis Romanus sum” (Ben bir Roma vatandaşıyım) cümlesini taklit ederek, Ben bir Berlinliyim demek istemiştir. Cümlenin dilbilgisi olarak, ne kadar doğru olduğu tartışılır.


     Beğendiğim her şehirden ayrılırken söylediğim gibi, tekrar gelmek üzere veda ediyoruz.


Mehmet



11 yorum

  • enisnuhoglu dedi ki:

    harikasınız!!! berlin yazısı hemde böyle güzel çok faydalı.Birde fotoğrafları yazınızın içine dağıtmış olsanız tadından yenmezmiş:) saolun..

  • arkutbay dedi ki:

    Bu yazı ile Berlin’in çekim alanına kapıldım . Fotoğraflar çok güzel ama özellikle son fotoğraf (nehir kıyısındaki kadın heykeli) mükemmel bir kompozisyon olmuş , ışıklar harika . Ellerinize sağlık .

  • Dodi dedi ki:

    Enis bey sizde sağolun, iki kez yazının içine fotoğrafları koymayı denedim ama olmadı. Arkutbay sizin gibi üstatın fotoğraflarımı beğenmesi beni mutlu etti. Fotoğrafı cep telefonu ile çekmiştim.

  • arkutbay dedi ki:

    Sevgili dodi , herşey makinayla olmuyor . Biraz da görmek lazım , ruh lazım . Siz işin ruhunu kapmışsınız .

  • arkutbay dedi ki:

    Ayrıca iltifatınız için teşekkürler ama ben daha emekliyorum 🙂

  • NEŞE dedi ki:

    Yıllarca casus filmleri izledikten sonra casus değişiminin yapıldığı “Check point Charlie” beni çok etkilemişti Berlinde..Aynı duyguları yeniden yaşattınız bana..Bergama dan götürülen Zeus Altarını Halikarnas Balıkçımız Cevat Şakir bir yazı yazarak geri istiyor Almanlardan ve şöyle diyor” Bu eser En çok Ege nin mavisine yakışır..Birkaç ay sonra Berlinden cevap geliyor”Tavsiyenize çok teşekkürler,sunağın bulunduğu salonu Ege mavisine boyadık…”

  • Dodi dedi ki:

    Neşe hanım, yağmurlu bir havada Bergama’ya gitmiştim, birkaç sütun, yarım bir alınlık ve temel kalıntıları vardı. Geri getirdiğimiz hazineleri koruyamadığımız bir ortamda, II. Dünya savaşından sağlam kurtulmuş sunağın, biraz daha orada kalması bence daha doğru olur.

  • edelweiss dedi ki:

    Berlin;benim için dinledikçe daha çok sevdiğim bir şarkı gibi.Her mevsim güzel,her daim heyecan verici.Berlin yazınızı keyifle okudum.Ellerinize sağlık.Sunakla ilgili düşüncelerinize de canı gönülden katılıyorum.

  • gezmen dedi ki:

    Elinize sağlık, çok güzel anlatmışsınız, aralara kaynak olarak eklediğiniz web adresleri faydalanmak isteyenler için harika olmuş. Fotoğraflar’da çok güzel.
    Teşekkürler.

  • enisnuhoglu dedi ki:

    Bu yazıya fotografları ekleyın hemen favorımsınız:)

  • Dodi dedi ki:

    Enis bey, yazıya Fotografları ekledim, yeniden yayınladım. Umarım beğenirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*